Ermenistan 25 Ocak 2001 tarihinde Avrupa Konseyi’ne üye olurken, Metsamor Nükleer Santralinin kapatılmasını taahhüt etmesine rağmen bu yönde çalışmalara başlamamış, ülkede yaşanan elektrik sıkıntısını bahane ederek, santralin elektrik üretim gücünü daha da arttırmaya çalışmıştır. Avrupa Birliği santralin kapatılması sonucunda Ermenistan’ın enerji sıkıntısını gidermek ve santralin kapatılması için altyapı çalışmalarına başlamak amacıyla 100 milyon EURO verilmesini kararlaştırmıştı. Ancak Ermenistan hükümeti bu miktarı yetersiz bulmuş ve AB’den bir milyar EURO talep etmiştir. AB ile müzakerelerde santralin kapatılması konusu sık sık gündeme taşınsa da Ermenistan santralin kapatılması için talep edilen şartların hiçbirini yerine getirmemiştir.
Ermenistan’ı ziyaret eden AB Delegasyonu Başkanı Alexis Louber, Ermenistan hükümetinin bu yöndeki çalışmalarını yetersiz bulduklarından dolayı, Ermenistan’a verilmesi öngörülen 100 milyon EURO’nun belirsiz bir süre için askıya alındığını bildirmiştir. Santralin 2004 yılında kapatılması için Ermenistan ile 1998’de anlaşma imzalandığını ifade eden Louber, bir an önce santralin kapatılması gerektiğini vurgulamıştır.AB’nin santralin kapatılması ile ilgili talebi ve verilecek 100 milyon EURO’nun askıya alınması büyük bir ihtimalle AB ile ilişkilerinde gerginlik yaşanmasına neden olabilir. AB baskıları karşısında direnmeye çalışan Ermenistan santralin kullanım süresinin 2016’da biteceğini ve güvenlik konularına ciddi şekilde önem verdiklerini açıklamaya çalışmaktadır. Ancak santralin VVER tipli reaktörle çalışması ve dünyada başka hiçbir santralin kapatılmasından sonra elektrik üretimine başlamaması göz önünde bulundurulursa, (Aralık 1988 depreminden sonra santral 1989-1995 yılları arasında kapatılmıştır) Ermenistan hükümetinin AB’yi ikna etmesi zor görünmektedir.
Sovyetler Birliği’nde inşa edilen nükleer santrallerde VVER, PBMK, EGP ve BN olmak üzere dört tip reaktör kullanılmıştır. Yaklaşık kırk yıllık bir deneyim sonucunda en güvensiz reaktörün VVER tipli olduğu ortaya çıkmıştır ki Metsamor Nükleer Santrali de bu tip reaktörle çalışmaktadır. Metsamor Nükleer Santrali’nde ikinci reaktörün 1980’de inşa edilmesiyle üretim gücü 880 KW/saate ulaşmıştır. Santral başkent Erivan’dan 40, Türkiye sınırından ise 16 km uzaklıktadır. Daha santral kurulmadan önce bazı Sovyet bilim adamları bu santralın Ağrı Dağı fay hattı üzerinde olduğu ve bölgenin ana su kaynaklarına radyasyon karışımı tehlikesinin yüksek olduğunu bildirerek projenin hayata geçmesine karşı çıkmışlardı.
Ermenistan Deprem Araştırmaları Merkezi Başkanı Alvard Antonyan, Pararak ve Garni bölgesinde deprem potansiyelinin Richter ölçümüne göre 5.5 ve 7.5 magnitud olduğunu bildirmiştir. Santralin bu güçte bir depreme dayanacağı konusunda kesin görüş bildirmekten kaçınan Antonyan, joofizik verilerin normal düzeyde olduğunu bildirse de depremin tahmin edilmez bir vaka olduğunu bir kez daha hatırlatmıştır. Dolayısıyla ne jeofizikçiler ne de Ermenistan hükümeti santralin güvenliği konusunda garanti vermekten kaçınmaktadır. Santralin, elektrik üretimine başlamasından sonraki ilk 10 yılda 150’ye yakın kaza geçirmesi durumun ciddiyetini bir kez daha ortaya koymaktadır.
Hiroşima ve Nagasaki’ye atılan nükleer bombadan etkilenen insanlar üzerinde yapılan araştırmalara göre, radyasyona maruz kalanların gizli hastalık evreleri geçirdikleri ve bunun sonuçlarının yaklaşık 5-30 yıl sonra ortaya çıktığı tespit edilmiştir (Bkz: Tablo 1). Nitekim, Çernobil faciasının Doğu Karadeniz halkı üzerindeki etkileri18 yıl sonra görülmeye başlamıştır.
AB, santralin kapatılması için Ermenistan’a baskı uygularken, Türkiye hemen yanı başında ‘İkinci Çernobil’in bulunmasına rağmen, bu konuda Ermenistan’a hiçbir baskı uygulamamaktadır. Santralde ciddi bir arıza söz konusu olursa, hem coğrafi yapı hem de bölgenin meteoroloji yapısı (rüzgarın yönü v.s.) bakımından en fazla zarara Türkiye uğrayacaktır. Bu nedenle de Türkiye, AB’nin bu talebi gündeme taşımasını göz önünde bulundurarak, santralin kapatılması yönünde görüşlerini dile getirmelidir.
Ocak 2003 yılında Kars Belediye başkanı Naif Alibeyoğlu, fay hattı üzerinde bulunan Metsamor Nükleer Santrali’nin kapatılması için Uluslararası Atom Enerji Kurumu ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine baş vurarak dava açacaklarını söylemiştir. Eğer Kars Belediyesi Yeşillerle işbirliği yaparak, özellikle de Avrupa’daki çevreci örgütleri de bu davada yanlarına alarak, Uluslararası İnsan hakları Mahkemesi’nde dava açarsa, kazanma şansının olduğunu söylemek mümkündür. Çünkü her şeyden önce santral fay hattı üzerinde eski model teknoloji ile inşa edilmiştir. Bundan başka Ermenistan Avrupa Konseyi’ne üye olduğunda santrali kapatacağını taahhüt etmiştir. Santrali kapatılması için Türkiye ve Avrupa’da bir dizi eylemlerin yapıldığı taktirde bu sonuçsuz kalmayabilir. Bakü-Tiflis-Ceyhan petrol boru hattının inşaatına başlandıktan sonra Gürcistan çevrecileri, başta Gürcistan Ermenileri olmak üzere, boru hattının çevreyi etkileyeceğini ileri sürerek mitingler düzenleyerek bölgede yaşayanlar için tazminat talep ettiler. Türkiye’nin de nükleer santralin kapatılması için aynı itirazları yapma hakkına sahip olduğunu söyleyebiliriz. Dünyanın bir çok yerinde yeşillerin bu gibi konulara duyarlı olduğu bir gerçektir. Buna rağmen Türkiye’deki yeşiller santralin çevre ve insanlar için ne kadar ciddi tehlike kaynağı olduğunu kavramış değillerdir. Boğazların kirlenmesini önlemek için yeşillerin yaptıkları eylemler taktirle karşılansa da hemen yanı başlarındaki ‘İkinci Çernobil’ konusunda sessiz kalmaları düşündürücüdür.