TÜRKSAM
Iğdır ve Metsomor
Metsamor Yorum - 12 Ekim 2008 - TURKSAM
Iğdır’ı anladık da, Metsamor nedir diyeceksiniz. Şimdi anlatacağım. Kars ve Iğdır’a ne kadar gönülden bağlarla sevgi duyduğumu birkaç yazıda anlatmıştım. Çocukluğumun üç yılı bu iki güzel yerde geçmişti. Iğdır ilçeydi henüz. Çok da “geri kalmış” bir ilçeydi ama biz onu çok sevdik. Elektriksiz ve lüks lambasıyla aydınlanan parkını, ilkokula başladığım üçüncü ilkokulunu, Keşiş Bahçesi denilen bir yeşillik gezi mahallini, tandır ekmeklerini, “cüce” (piliç)lerini, şeftali bahçelerini... Evet, şaşırmışsınızdır.
Şeftali bahçeleri vardı Iğdır’da, pamuk ekilirdi. Hatta biz memur ailelerinin görüştüğümüz memurlar klânında bir de “Pamukçu”muz vardı. Şimdi bu gün okuduğum bir yazıya göre artık Iğdır’da pamuk ekilmiyormuş.
Bir gün at arabasıyla uzak bir köye misafir gitmiş, orda çok lezzetli bir acem pilavı yemiştik. Kaşıklarla değil, adet olduğu üzere avuçlarımızla. O pilavın lezzetini hâlâ unutamam. Bir de unutamadığım hadise, dürbünle bize Ermenistan’ı göstermişlerdi. Gözlerime inanamamıştım ve ürkmüştüm. İşte orada sınır kuleleri vardı ve orası Ermenistan sınır kapısıydı. Altı yedi yaşındaydım. Silik, gölgeli bir şeyler hatırlıyorum daha ama netlikle hatırladığım bunlar.
Şimdi okuduğum metinde işte buralardan söz ediliyor. Sınır köyü Alican’dan görünen Metsamor nükleer santralından. Esas anlatılan da bu. Bu santral sınır köyümüze sadece 16 km. uzaklıkta. Oysa Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın koyduğu sınırlama ile, yerleşim bölgelerine 90 km. uzaklıkta olmak zorunda. Çıkardığı dumanlar Iğdır’ın köylerinden görünüyor. Bütün atom enerjisi otoritelerinin, “dünyanın en tehlikeli atom santralı” olarak gösterdikleri santral çok eski bir Rus yapısı. Üstelik 1. derecede fay hattı üzerinde. 1988’de 30.000 kişinin ölümüne sebep olan Erivan depremi sırasında zarar görmüş. Bir ara çalışması bu yüzden durdurulmuş.
Santralın gizli etkileri şimdiden görünmeye başlamış. Köyde kanser vakaları artmış. Hayvanlar düşük yapıyor ve bu sayı yıldan yıla artıyor. Hayvanlarda sakat doğumlar çoğunlukta. Kadınlarda da düşük vak’aları çoğalmış. Bu olumsuz etkileri, daha önce istatistik bilgileri tutulmadığından, kanıtlayamıyorsunuz. Yani bilimsel bir bilgi haline dönüşemiyorlar.
Kars’ın soğuğuna karşı Iğdır ılık havasıyla dikkat çekerdi. Bu özelliği sebebiyle de Iğdır ovasında pamuk yetiştirilirdi. Şimdi sulama imkanlarının bulunduğu ve pamuk yetiştirmek için hiçbir engelin bulunmadığı ovada artık pamuk yetiştirilemiyormuş. Sebebini köylüler bilmiyor ama zımnen bu santrale, bağlıyorlar. Pancar da öyle. Pancar ya büyümüyor yahut büyüyünce çürüyormuş. Aslında bütün tarım ürünleri ve ağaçlar bu zarara mâruz haldeler.
Santralde soğutma amacıyla kullanılan Aras Nehri’nin suları, işlem tamamlanınca geri bırakılıyormuş. Bu yüzden aynı tehlikelere Azerbaycan’ın da mâruz olduğunu söylüyor Ayşegül Ahıskalı. Bir Iğdırlı’nın söylediği şu sözler de çok anlamlı:
“Ermenistan’ın bu santralı kapatmaması için öne sürdüğü bahane enerji sıkıntısı. Dünyadaki soykırım yalanı ile uğraşan Ermeni lobilerine yapılan yardım, bu asılsız çaba için harcanan para, Ermenilerin enerji açığını gidermek için kullanılsa ya!”
Göçlerle azalan, 2 milyon kalan Ermenistan’ın Türkiye’ye verdiği bu zararı okurlarıma duyurmak istedim. İran ve Azerbaycan’ı da tehlike içinde bırakan bu köhne santralın kapatılması için, Ermeni inadını kırmak üzere, bir kampanya başlatmaktan başka çıkar yol yok. Benim yazım bir başlangıç olsun.
Afet Ilgaz
afetilgaz@milligazete.com.tr
 24.02.2006


http://www.turksam.org/metsamor/a1505.html