Üye Girişi | Yeni Üyelik
   15 Mart 2010 Pazartesi
Enerji Enstitüsü
Terör Enstitüsü
Ermeni Enstitüsü
Karadeniz Enstitüsü
Türk Dünyası Enstitüsü
Ekonomi Enstitüsü
STK Enstitüsü
Hakkımızda
Başkan
Yönetim Kurulu
Danışma Kurulu
Bilim Kurulu
Kadromuz
Temsilcilerimiz
TÜRKSAM'da Staj
Bağlantılar
E-Kitap
TÜRKSAM
Adres : Oğuzlar Mahallesi, Barış Manço Cad. 1388. Sok (eski 32. Sok), No: 52
Balgat / ANKARA

T :  0090. 312. 285 31 00 - T: 0090. 312. 285 00 66
F : 0090. 312. 285 00 71
Prof. Dr. Johan Galtung: ABD’nin ‘Terörle Savaşı’ Kazanılabilir Değildir
25 Ağustos 2006 Küresel Terorizm [10] [12] [14] [16]
Sahin Alpay


Hakkında - Arşivi

Johan Galtung, barış ve anlaşmazlıkların çözümü alanında yapılan araştırmalara öncülük yapan, dünyaca ünlü Norveçli uluslararası ilişkiler uzmanıdır. Oslo’daki Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü’nü (PRIO) 1959’da kuran Galtung, 1977’de Oslo Üniversitesi’nin ve dünyanın ilk barış araştırmaları profesörlüğüne atandı. Princeton, Columbia gibi Amerikan üniversitelerinde dersler veren, çeşitli uluslararası kuruluşların danışma kurullarında ve çeşitli uluslararası uzlaştırma çalışmalarında görev alan Galtung, “negatif-pozitif barış” ve “barış gazeteciliği” gibi kavramları ilk geliştiren kişidir. 2004’ten bu yana “Demokratik Birleşmiş Milletler Komitesi”nin danışma konseyine üyedir. Johan Galtung ile dünyada ve Türkiye’deki güncel barış ve uyuşmazlık konuları üzerine yazışma yoluyla yaptığım mülakatı aşağıda dikkatinize sunuyoruz.

Profesör Galtung, öncelikle Ortadoğu’daki son krizle ilgili görüşlerinizi öğrenmek istiyorum. İsrail, Lübnan’a yönelik saldırılarını ve Lübnan’ı yeniden işgal etmesini kendini savunmak amacıyla yaptığını söylüyor. Katılır mısınız?

Evet, İsrail bunu nefsi müdafaa olarak meşrulaştırıyor. Hizbullah ile Lübnanlıların artan bir kısmı da aynısını yapıyor. Hamas ve neredeyse Filistinlilerin tamamı yine aynı şeyi yapıyor. Bana göre eğer 1948, süren savaşın I. perdesi ise, şimdiki VI. perdesi… Savaşın I., II. (1956), III. (1967) ve IV. (1973) perdelerinde Arap hükümetleri, İsrail ve ABD’ye karşı savaştılar ve mağlup oldular. Daha sonra hükümetler dışı kuvvetler, -ki devletler bunları “terörist” olarak niteliyor- artan ölçüde Arap olmayan unsurları da bünyelerine dahil ederek bu güçlü ittifaka karşı mücadeleye devam ettiler. Savaşta böyle davranılır: Öldürülür, sakat bırakılır, tahrip edilir… Saldırı savunmaya, savunma saldırıya, saldırı yine savunmaya sevk eder. Buna meşru müdafaa demek savaşın mantığını değiştirmez. Ama İsrail’in bombalarının ve toplarının Hizbullah’ın füzelerinin çok üzerinde bir düzeye tırmanmış olduğunu söylemenin bir anlamı vardır. Ölüm oranının bire karşı on oluşu ve Lübnan’ın merkezinin hedef alınması bunun delilleridir. Eğer Hizbullah İsrail’in merkezini vuracak olursa, İsrail’in nükleer seçeneğe başvurması muhtemeldir.

Güney Lübnan’a İsrail’in arzu ettiği gibi bir BM istikrar gücü konuşlandırılması sorunun çözümünü sağlayabilecek mi?

BM gibi üçüncü bir tarafın “Durun!” demesi onları etkilemeyecektir. Hizbullah’ın hedefi Lübnan toprağındaki İsrail askerleri değildir. İsrail’in hedefi de nerede olursa olsun Hizbullah değildir. Uluslararası bir istikrar gücü, düşmanlıkları geçici bir süreyle durdurabilir. Ama iki taraf da bunları sürdürmenin yollarını arayacaktır. Söz konusu düşmanlıklar çok sayıdadır ve Lübnan ile sınırlı değildir. Bunları saymaya gerek görmüyorum.

Peki İsrail ile Hizbullah arasındaki çatışma nasıl sona erdirilebilir?

Ancak gerçek sorunları hallederek. Hizbullah sebep değil, belirtidir. Düşmanlıkları sona erdirmenin yolu da problemleri çözmektir. Bunun alternatifi ise savaşın VII., VIII., vs. perdeleridir…

Bazılarına göre bu savaş, gerçekte İsrail ile Hizbullah arasında değil, İsrail ile Suriye ve İran arasında. Ne dersiniz?

Savaş, İsrail ile bütün Arap dünyası ve son İKÖ bildirisinde de görüldüğü üzere artan bir şekilde İsrail ile bütün İslâm dünyası arasındadır. Savaş, hükümetlerden çok halklarladır. Hatta bu hükümetlerden bir tanesi de şu anda İsrail ile müttefik olan Türkiye’dir. İsrail başlangıçta Mısır’ı asıl düşman olarak görüyordu, daha sonra asıl düşman Irak oldu, şimdi ise İran ve Suriye’yi asıl düşman olarak görüyor. Belki bir gün yeniden Mısır ve başka bir ülke asıl düşman olabilir. Bu ülkelerin birçoğunun Arap dünyasında ve İslâm ümmeti arasında yapay sınırlar çizilerek oluşturulmuş olduğunu unutuyorlar ve aralarındaki dayanışma ve asabiyeti azımsıyorlar. Bu arada ABD dışındaki İsrail’e verilen destek azalıyor.

Bazılarına göre Ortadoğu’daki son gelişmeler ABD, İsrail ve müttefiklerinin adım adım BM’yi yıktıklarını gösteriyor. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

ABD, BM’yi gerek siyasi gerekse ekonomik bakımdan sakat hale getirmiştir. Yaşananlar sadece hazin dramın son perdesidir. Fakat temel problem; veto yetkisinin 5 üyede ve güvenlik problemleriyle ilgili karar alma yetkisinin 15 üyede toplanmasıdır. Demokrasiyi savunanlar, “çatışmaların durması” kavramı etrafında kırılgan belirsizlikler üzerine bir şeyler inşa etmek yerine, genel kurul aracılığıyla “barış için birleşme” inisiyatifine destek vermeli.

Dünyanın BM’ye ihtiyacı var mı? Varsa, BM’yi güçlendirmek için ne yapılmalı?

BM gibi bir kuruluş iyi global yönetişim açısından vazgeçilmezdir. Fakat üç değişiklik gereklidir: Güvenlik Konseyi’nin, Ekonomik ve Sosyal Konsey gibi 54 üyeye genişletilmesi ve veto yetkisinin kaldırılması; üye ülkelerde yaşayan her milyon kişiyi temsilen özgür bir şekilde seçilen temsilcilerden oluşan ve artan güce sahip bir danışma organı niteliğinde bir “BM Halklar Meclisi”nin oluşturulması ve BM’nin ABD’den çıkarılıp, daha uygun bir ortama taşınması. ABD tarafından baltalanan, sadece hükümetlerin bir organı gibi çalışan ve “büyük” güçlere tanınan köhnemiş bir mutlak veto yetkisinin tutsağı olan bir BM, artık AB, Afrika Birliği (AU), SAARC (Güney Asya Bölgesel İşbirliği Teşkilatı) ve ASEAN (Güneydoğu Asya Ülkeleri Birliği), pek yakında Latin Amerika Birleşik Devletleri ve Kazablanka’dan Mindanao’ya uzanan bir İslam Birliği ve bir Doğu Asya Birliği gibi -hiçbirinde veto yetkisi bulunmayan- bölgesel örgütlerle rekabet edemez hale gelecektir.

İsrail-Filistin sorunu çözülebilir mi? Nasıl?

Evet, BM Güvenlik Konseyi’nin 242 sayılı 1967’deki savaş öncesi sınırlara çekilme kararı, Filistin Ulusal Konseyi’nin 15 Kasım 1988’de “iki devlet” çözümü lehine aldığı karar ve Suudi Arabistan’ın tanınması karşılığında İsrail’in 1967 savaşı öncesi sınırlarına çekilmesi esasları üzerinde sorunu çözmek mümkündür. Bu yapı taşları üzerinde, 1958’deki Avrupa Topluluğu’nu model alan ve İsrail’in yanısıra sınır sahibi olduğu -tam olarak tanınmış Filistin’le birlikte- beş ülkeden oluşan bir Ortadoğu Topluluğu oluşturulabilir. Avrupa Topluluğu Almanya’yı kapsadı. Ortadoğu Topluluğu çok daha makul davranan, çok daha ılımlı, öldürmeye ve ölmeye daha az eğilimli olan bir İsrail’i kapsayabilir. Fakat bunun için, İsrail’deki daha büyük bir İsrail isteyenlerle İsrail dışındaki İsrail’in ortadan kalkmasını isteyen güçlerin aşılabilmesi gerekir.

Son günlerde gerek İngiliz, gerekse Amerikan resmî sözcüleri, Irak’ın iç savaşa doğru gittiğinden ve büyük olasılıkla parçalanacağından söz ediyorlar. Irak’a istikrar kazandırmak için ne yapılabilir?

Entelektüel olarak ABD ve İngiltere başka bir gezegende yaşıyor olmalı: Irak işgalin birinci gününden itibaren, istilayı / işgali onaylayan bir azınlık ile karşı çıkan çoğunluk arasında bir iç savaş içinde. Savaşlar, çatışmanın altında yatan problemlerin çözümü olmayınca şiddetlenir. Temel problem Irak’ın İngiltere tarafından Osmanlı İmparatorluğu’ndan koparılarak kurulan yapay bir devlet oluşudur. Ülkede yer alan Sünni Kürtler öteki Sünni Kürtlere doğru meylederken, Şii Araplar da İran’daki Şii Araplara meyletmektedir. Sünni Araplar ise kendi güç zeminlerinin daraldığını hissetmekteler. Kendi geleceğini tayin ilkesi üzerine kurulacak olası bir çözüm, bir federasyondan ziyade konfederasyona benzeyebilir. Kürtler ile Şiiler petrole sahip oldukları için zengindirler, Sünniler ise uluslararası camianın biraz desteğine ihtiyaç duyabilirler. Türkmen azınlığın gereksinimlerinin karşılanması Kürtlerin çıkarına olacaktır.

ABD “terörle savaş”ı kazanıyor mu? Neden?

Bu savaş kazanılabilir değildir. ABD, kazanılabilir görünmesini sağlamak için tepesinde Bin Ladin’in olduğu dikey bir örgütlenme kurgulamıştır. Ne kadar fazla saldırı düzenlerlerse ABD’nin dünyadaki, İsrail’in de bölgedeki askeri hakimiyetine karşı direnişi o kadar özendireceklerdir. Öte yandan, terörizm kelimesi onları şiddetin altında yatan bütün travmatik tarihe karşı kör kılmaktadır. Hayır, askeri olarak asla kazanamazlar. Fakat ABD ile İngiltere örneğin 1953’te meşru olarak seçilmiş olan bir başbakanı devirip yerine 25 yıl süren Şah diktatörlüğünü geçirerek İran’a yaptıkları için özür dilemek ve tazminat ödemek suretiyle kendilerini zor durumdan kurtarabilirler. Böyle bir davranış, çok etkili olacaktır.

ABD’nin Ortadoğu’ya özgürlük ve demokrasi getirme iddiası için ne söylenebilir?

Demokrasi ancak demokratik vasıtalarla yayılabilir ve bizzat halkların kendisinden kaynaklanmalıdır. Bu güçler, Türkiye’deki muazzam değişikliklerde görüldüğü üzere mevcuttur. İnsan hakları gibi demokrasi de insan hakları ihlal edilerek dayatılamaz. Öte yandan demokrasi, sistematik bir şekilde demokrasi dışı yollarla kurulmuş olan hükümetlere destek veren ABD’nin lehine değil, daha çok aleyhine işleyebilir.

Türkiye-ABD’nin ve Iraklı Kürt liderlerin, bölgeyi Türkiye’ye karşı saldırıları için bir üs olarak kullanan PKK’ya karşı harekete geçmemesinden yakınıyor. “Terörle savaş” açısından bakıldığında ABD’nin bu hareketsizliği nasıl açıklanabilir?

Sanırım tek bir sebeple… Musul-Kerkük petrolü nedeniyle. ABD’nin muhtemelen Talabani ve Barzani ile bir anlaşması vardır. Onların geçmişi de PKK’ya benzer. Aynı zamanda ABD’nin Kürtlerin bağlılığını sağlamak için Türkiye ile bir rekabet içinde olduğunu hissediyorum. Türkiye bu rekabeti kaybediyor olabilir.

Kıbrıs sorununa kapsayıcı çözüm bulunabilir mi?

Benim kanaatime göre çözüm şudur:

1974 yazında yaşananlar esas alındığında, Türkiye’nin başka seçeneği olmadığı ve (KKTC’nin) tanınmaması yoluyla cezalandırılmaması gerektiği öne sürülebilir. Bu nedenle ilk adım, (KKTC’nin) tanımama şartının kaldırılmasıdır. Ancak bunu takiben:

Kıbrıs’taki iki toplum İsviçre ve Belçika modellerini esas alan, adil bir iktidar paylaşımına dayalı bir federasyon kurulabilir.

Bu federal birleşik Kıbrıs, Avrupa Birliği ve diğer uluslararası örgütlerde Kıbrıs Rum Kesimi’nin yerini alır.

Türkiye birtakım ayrımcı hükümler olmaksızın, fakat muhtemelen bazı geçiş dönemleriyle Avrupa Birliği’nin tam bir üyesi haline gelir.

İlk üç husus bir paket halinde son husus ile paralel olarak gelişebilir. Böylelikle Avrupa’daki ciddi bir fay hattı ortadan kalkar.



http://www.turksam.org/tr/a1035.html
Arkadaşına Gönder 1845 kez okundu Yazdır
Paylaş: Google Yahoo FaceBook Mixx
Digg StumbleUpon Del.icio.us reddit Twitter
 
Yorumlar
   Başlık : 
  Yorum : 
(Yorum larınızı yaparken '<' ve '>' işaretlerini kesinlikle kullanamazsınız.) 

* Yorum yapabilmeniz için 'Üye Girişi' yapmanız gerekmektedir.

  
Bu sitede yer alan bilgiler TÜRKSAM adresi kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Tüm hakları Telif Hakları Yasası'nca korunmaktadır. Kâr amacı güdülmez. Yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Sitede Ençok Okunanlar
Osmanlı Devletinde Ermeni Sorunu Ve Avrupa Devletlerinin Ermeni Politikaları
34347 kez okundu.
Türklerde Yeni Yıl: Nevruz Bayramı ve Törenleri
22143 kez okundu.
İran’ın Nükleer Çabaları: Hedefler, Tartışmalar ve Sonuçlar
13129 kez okundu.
Yeni Global Oyun ve Hazar’ın Statüsü
12205 kez okundu.
Montrö Boğazlar Sözleşmesi Yetmiş Yaşında
11258 kez okundu.
Sitede Ençok Yorumlananlar
Atatürk’ün Türk Dünyasına Bakışı!
9 defa yorumlandı.
Ermenistan ile İmzalanan Protokoller ve Bundan Sonraki Riskli Sürecin Analizi
5 defa yorumlandı.
PKK Terör Örgütü’nün Dağdan İnmesi ve Karşılanmasındaki Sorunlu Süreç
5 defa yorumlandı.
Enerji Politikamızda Değişiklik Sinyalleri: Rusya Stratejik, Türkiye ise Ekonomik Çıkarlara Üstünlük Veriyor?
3 defa yorumlandı.
Mitat ÇELİKPALA: Türkiye-Ermenistan Protokolü ve Sonrası
3 defa yorumlandı.
Copyright © 2004 - 2010 TÜRKSAM - Tüm Hakları Saklıdır.
Şu an sitemizde gezinen 2570 ziyaretçi, 1 üyemiz bulunmaktadır.
Tasarım ve Programlama TÜRKSAM - Bilişim Teknolojileri Merkezi (BTM)
En iyi 1024x768 görüntülenir.