“Ermeni sorunu”nun, ortaya çıkmasında Rusya başta olmak üzere, Fransa ve İngiltere gibi devletlerin azımsanmayacak faaliyetlerinin etkili olduğu kaynak niteliğindeki kitaplarda da yansıtılmıştır. Ne var ki, sorunun farklı bir boyuta ulaşması ve derinleşmesinde, hatta uluslararası platforma taşınmasında, baş aktörün Amerika Birleşik Devletleri olduğu söylenebilir.
19. yüzyılın başlarında Osmanlı coğrafyasında Ermenilere yönelik özel bir ilgi sergileyen Amerikalılar, aynı yüzyılın başlarında Osmanlı Devleti ile de ekonomik anlamda 7 Mayıs 1830 antlaşmasıyla “the most favored nation” (en çok kayırılan ülke) statüsünü almıştır.
Osmanlı İmparatorluğu ile ekonomik ağırlıklı gelişen ilişkiler, kültürel alanda da Amerikalı misyonerlerin girişimleri ile resmi olarak devam etmiştir.
Amerikalı misyonerler, 1820’lerden 1890’lara kadar 70 yıllık süre içerisinde o kadar muazzam çalışmışlardır ki, 1893 yılına kadar Türkiye’de 624 okul, 436 ibadethane açmışlar, 3 milyon İncil, yaklaşık 4 milyon da değişik kitap dağıtmışlardı. American Board’ın sekreteri Judson Smith, yukarıdaki rakamları sıraladıktan sonra “Bütün bu asil hizmetlerimiz, Ermeni milletini bize karşı sonsuz sevgi ve şükran duygularına gark etti. Ve Ermenileri yüreklerini çelik bir çengelle misyonerlere bağladı. Artık Ermeni milleti, bu koruyucularının ve velinimetlerinin ellerinde bir balmumu parçası gibidir.” diyerek Ermenilerin ABD’ye artık bağımlı olduğunu aleni bir şekilde ifade etmiştir.
Amerikalılar, Anadolu’daki faaliyetleri ile Batı’da Bulgar ihtilalinin militanlarını yetiştirirken Doğu’da ise Ermeni isyanlarını yönlendiren Ermeni militanlarını yetiştirmişlerdir. 19. yüzyıl boyunca Amerika’ya yapılan göçler ile de artık Amerika’da Türkiye karşıtı bir Ermeni topluluğu oluşmaya başlamış ve bu yapılanma artık 19. yüzyılda çeşitli siyasi bunalımları yaşayan, hasta adam olarak nitelenen Osmanlı İmparatorluğu için önemli sorunları da beraberinde getirmiştir.
Ermeni Tasarılarının Amerikan Kongresi’ne Getirilişi ve Kongre’de Kabul Edilen Ermeni Tasarıları
İlk olarak 3 Aralık 1894 yılında ABD Kongresi’ne sunulan Ermeni tasarıları ve/veya Ermeni sorunu görüşmeleri, çeşitli zaman aralıklarında, dünyadaki çeşitli siyasi gelişmeler çerçevesinde zaman zaman sekteye uğramış veya uykuya yatırılmış olsa da konu, 1984 yılından itibaren düzenli olarak ABD Kongresi’nde yeniden işlenmeye başlamıştır.
İlk olarak 1894 yılında ABD Kongresi’ne taşınan mesele, 3 Aralık 1894 tarihli bir kararla, Osmanlı Devleti’nin haksız yere suçlanmasına ve kınanmasına sebep olmuştur. Daha sonra, Ocak 1896’da yine ABD Kongresi’nde her iki meclisin de (Temsilciler Meclisi ve Senato) gündemine getirilmiş ve Osmanlı Devleti aleyhine bir karar kabul edilmiştir.
1909 yılında Adana olayları sırasında, ABD Hükümeti, Osmanlı Devleti’ne Ermeni sorunu ile ilgili olarak gözdağı verme amacıyla iki savaş gemisini Osmanlı kara sularına göndermiştir. Bu olaydan 7 yıl sonra ABD Kongresi’ne taşınan 9 Şubat 1916 kararı, daha sonra 11 Mayıs 1920 kararı olarak Kongre’den çıkmıştır. Bundan sonra Kongre’ye yönelik Ermeni propagandasının 55 yıllık suskunluk dönemini takiben 9 Nisan 1975’te tekrar Temsilciler Meclisi’ne getirilmiştir. 1975 yılında Temsilciler Meclisi’nde kabul edilen Ermeni Tasarısı’na tepki olarak -Türk-Yunan anlaşmazlığında ortaya çıkan Kıbrıs olayıyla bağlantılı olan ambargo gibi diğer nedenlerle de Türkiye tarafından- 1975 Temmuz’unda Türkiye’de bulunan Amerikan tesislerinin faaliyetine son verilmiştir. Bu durum ABD’nin Türkiye üzerinden yürüttüğü comint ve elint istihbaratını durdurmuş, ayrıca İncirlik Üssü’ndeki faaliyetlere kısıtlama getirmiştir.
Türkiye ile ABD’nin, uygulanan silah ambargosu yüzünden ilişkileri gergin bir düzeyde olduğu için bu girişim Türkiye’de pek yankı uyandırmamıştır. Amerikan yönetimi de Türkiye tarafından kendisine uygulanan yaptırımlar yüzünden tasarıyı Senato’ya taşımamıştır. Zaten bu dönemden sonra da Ermeni örgütlerinin, yöntem değiştirerek farklı bir yola, teröre yöneldikleri gözlemlenmiştir. Ermeniler, 1980’lı yılların ikinci yarısından itibaren ise, Ermeni iddialarını içeren bir tasarının Amerikan Kongresi’nden geçmesini sağlamaya çalışmışlardır.
Türkiye’ye karşı fanatik Ermeni grupları tarafından uygulanan 1970’ler ile 1980’lerin Ermeni terörünün yerini, 1980’lerin ortalarından itibaren ABD Kongresi’ne defalarca getirdikleri Ermeni tasarıları almıştır. Bu amaçla, 12 Eylül 1984’te Temsilciler Meclisi’ne (sözde) Ermeni soykırımını, ABD’nin kabul etmesini isteyen Ermeni tasarısını götürmüşlerdir.
ABD’deki Ermeni lobisi ve destekleyicileri, tasarılarını 1984’te yasalaştırmayı başaramayınca bu defa 1985 yılında amaçlarına ulaşmak için Kongre’de oldukça kapsamlı çalışmalara başlamış, bu amaçla sadece 1985’te 4 tasarı sunma hazırlığına girişmişlerdir. Sonuçta diğerleri az sayıda taraftar topladığı için H. R. 192 sayılı tasarı görüşmeleri yapılmış ancak tasarı, 4 Haziran 1985’te reddedilmiştir. Bu tasarıları 1987 yılında 132 sayılı tasarı izlemiş bundan da sonuç çıkmayınca, 1990’lı yıllarda Senatör Robert Dole’ün 212 sayılı Ermeni Tasarısı gündeme gelmiştir.
1991 yılında değişen dengeler Birinci ABD-Irak Savaşı’nın çıkması ve ABD’nin stratejik müttefiki! olan Türkiye’ye duyduğu ihtiyaç, bu tasarının da Ermeni lobisi için bekleneni vermeyen bir netice ile sonuçlanmasına neden olmuştur. Bu defa 2000 yılında 398 sayılı tasarı (H. R. 596) olarak, yeni bir Ermeni tasarısı, Kongre’de, Uluslararası İlişkiler Komitesi’nden çıkarak Temsilciler Meclisi’nde görüşülmek istenmişse de Türkiye’nin baskısı ve dönemin ABD Başkanı Clinton’ın gündeme getirdiği ciddi ulusal güvenlik kaygıları nedeniyle, tasarı görüşmeye dahi açılmadan geri çekilmiştir.
2003 yılında İkinci ABD-Irak Savaşı’nın başlaması, Amerikan yönetiminin bölgede Türkiye’ye olan ihtiyacı 2007’ye kadarki süreçte Ermeni tasarıları bağlamında Türkiye için önemli sıkıntı yaratmamıştır. Ancak, 2007’de Kongre’nin Temsilciler Meclisi kanadında 1990’lı yıllardan beri Ermeni lobisi’nin fanatik savunucularından olan Nancy Pelossi Başkanlığındaki Demokratların çoğunluğu sağlaması Amerika’daki Ermeniler için yeni bir dönemin başlangıcı olarak değerlendirilmiştir. (Konu ile ilgili daha ayrıntılı bilgi için bakınız: Şenol Kantarcı, Amerika Birleşik Devletleri’nde Ermeniler ve Ermeni Lobisi, Aktüel Yayınları, İstanbul, 2004; Şenol Kantarcı, Ermeni Sorunu: Pencereden Bakmak Ya da Manzaranın Bütününü Görmek, Süleyman Demirel Üniversitesi Yayınları, Isparta, 2005.)
2007 Ocak Ayında Temsilciler Meclisi’ne Sunulan Ermeni Tasarısı’nın Tam Metni
30 Ocak 2007’de Temsilciler Meclisi’nin 110. oturumunda Ermeni lobisinin önde gelenlerinden Demokrat Parti milletvekilleri Adam Schiff ve Frank Pallone ile Cumhuriyetçi Parti milletvekilleri George Radartovich ve Joe Knollenberg tarafından sunulan tasarının tam metni şöyledir:
“Ermeni soykırımı 1915 -1923 yılları arasında Osmanlı İmparatorluğu tarafından tasarlanıp uygulandı ve yaklaşık 2 milyon Ermeni'nin sınır dışı edilmesiyle, bunlardan 1,5 milyon kadın, erkek ve çocuğun öldürülmesiyle, kurtulan 500 bininin de evlerinden kovulmasıyla ve 2500 yıllık Ermeni varlığının anavatanından tasfiye edilmesiyle sonuçlandı.
24 Mayıs 1915 Müttefik Kuvvetler; İngiltere, Fransa ve Rusya daha önce insanlığa karşı suç işlemiş hiçbir devlete yapmadıkları şekilde açıkça suçlayan ortak bir bildiri yayınladı. Bu ortak raporda 'Müttefik Kuvvetler'in, bu suç için Osmanlı Devleti’nin tüm üyelerini, tıpkı bu katliama (massacre) bulaşmış ajanlarını olduğu gibi bizzat sorumlu tutacağını alenen Bab-ı Ali'ye beyan edeceği' kaydediliyordu.
I. Dünya Savaşı sonrası Türk devleti, Ermeni soykırımını organize edip uygulayan, katliamın ve yıkımın içinde yer alan üst düzey yöneticileri suçladı. Yeni Türk rejiminin memurları kurulan askeri mahkemelerde, Ermeni halkına karşı organize edilip uygulanan katliamdan dolayı suçlanıp yargılanarak hapse mahkum edildi.
Ermeni soykırımını organize edenlerin başında yer alan Savaş Bakanı Enver, içişleri Bakanı Talat ve Donanma Bakanı Cemal'in İşledikleri suç için idamlarına karar verildi, ancak karar uygulanmadı. Ermeni soykırımı ve bu hukuki hatalar karşı konulamaz delillerle Avusturya, Fransa, Almanya, Büyük Britanya, Rusya, Amerika Birleşik Devletleri, Vatikan ve diğer birçok ülkenin ulusal arşivlerinde belgelendi. Delillerin büyüklüğü aynı olaya ve aynı neticeye işaret ediyordu. ABD ulusal arşivleri ve hükümet kayıtlan Ermeni soykırımı ile ilgili belgeleri çok kapsamlı ve çok titiz tutuyordu. Özellikle de halka ve çıkar gruplarına açık olan ABD Dışişleri Bakanlığı 59. kayıt grubu altındaki 867.00 ve 867.40 numaralı dosyalar... 1913-1916 yıllarında Osmanlı İmparatorluğu’nun ABD Büyükelçisi olan Henry Morgenthau, aralarında Osmanlı İmparatorluğu’nun müttefiklerinin de yer aldığı çeşitli ülkelerin memurlarının yürüttüğü Ermeni soykırımı protestolarını organize ederek liderlik yaptı.
Büyükelçi Morgenthau ABD Dışişleri Bakanlığı'na açıkça Osmanlı İmparatorluğu Devleti'nin politikasını 'ırk imha kampanyası' olarak açıkladı ve 16 Temmuz 1915'te Dışişleri Bakanı Robert Lansing, Ermeni zulmünü durdurmaya yönelik bu prosedürün onaylandığını belirtti.
9 Şubat 1916'da Kongre'nin hem Senato hem Temsilciler Meclisi'nde kabul edilen 12 sayılı kararına göre, ABD Başkanı Amerikan vatandaşlarının yardım amaçlı bağışlarda bulunup bir fon oluşturarak, açlık ve sağlık problemleri yaşayan Ermeniler'e duygudaşlıklarını belirtmek için bir gün düzenlenmesi önerisinde bulundu. Başkan Woodrow Wilson 'Yakın Doğu Yardımı' adıyla bilinen bu kampanyaya destek verdi.
1915-1930 yılları arasında Ermeni soykırımından kurtulanlar için 116 milyon dolar toplandı. Mağdur Ermeniler arasında Amerikan vatandaşları tarafından büyütülen 132 bin yetim ve öksüz de vardı. Senato'nun 11 Mayıs 1920 tarihli, 359 nolu kararı belirtir ki; 'Senato'nun Dış İlişkiler Komitesi'nin alt komisyonunda gerçekleşen oturumlardaki tanıklıklar, Ermeni halkının uğradığı bildirilen katliam ve diğer zulümlerin gerçek olduğunu açıkça ortaya koymuştur.' Bu kararı takiben 13 Nisan 1920'de Ermenistan'da görevli ABD ordusu generali James Harbord tarafından Senato'ya sunulan raporda 'Sakat bırakılma, şiddet, işkence ve ölüm onların anılarını güzel Ermeni vadilerinde bıraktı ve içlerinden çok azı bu çağın en büyük suçundan yara almadı' deniyordu.
ABD Soykırımı Hatırlama Konseyi Müzesi'nde de gösterildiği gibi, Adolf Hitler, Polonya'ya 1939'da saldırırken yöneltilen eleştirileri 'Bugün Ermeni soykırımını kim hatırlıyor' diyerek yanıtlamış ve Yahudi soykırımının önünü açmıştı. Soykırım sözcüğünü 1944 yılında ilk olarak kullanan Raphael Lemkin, BM Soykırımı önleme ve Cezalandırma Sözleşmesi'nin ilk savunucularındandı. Lemkin, Ermeni meselesini 20. yüzyıla ait kesin bir soykırım örneği olarak tanımlıyordu.
Soykırımla ilgili ilk karar BM tarafından Lemkin'in önerisi üzerine 11Aralık 1946'da benimsendi. BM Genel Kurul kararı (96) ve BM Soykırımı Önleme ve Cezalandırma Sözleşmesi, BM'nin mevcut hükümlerini yasalaştırarak benzer suçları önleme ve cezalandırma amacıyla Ermeni soykırımını bir suç olarak tanımladı. 1948 yılında BM Savaş Suçları Komisyonu Ermeni soykırımı hakkında 'İnsanlığa karşı suçlar terimini kesin olarak karşılayan fiillerden biridir' tanımıyla Nurenberg Mahkemeleri için bir öncül olarak kullandı.
Sevr Antlaşması'nın 230. maddesinin hükümleri 1915'teki ittifak güçleri notasıyla uyum içinde 'Türkiye sınırlarında yaşayan Ermeni ve Yunan ırkından olan Türk vatandaşlarına karşı işlenen saldırıları' kapsıyordu. Bu nedenle bu madde Tokyo ve Nurenberg sözleşmelerinin 6 C ve 5 C maddelerine göre bir örnek teşkil etti.
8 Nisan 1975 kabul edilen Temsilciler Meclisi kararı (148) ile 'Bu yılın 24 Nisan'ı 'insanların insanlara insanlık dışı davranışının hatırlanmasının ulusal günü' olarak düzenlenmiştir. ABD Başkanı bugünün tüm soykırım kurbanlarını, Özellikle de Ermeniler'in hatırlanması için Amerikan vatandaşlarını çağırmaya yetkili kılınmış ve bu çağrıda bulunması kendisinden istenmiştir' denmiştir.
Başkan Ronald Reagan 22 Nisan 1981 tarihli 4838 no'lu kanunda, Ermeni soykırımı, Kamboçya soykırımı ve Yahudi soykırımından çıkarılan derslerin asla unutulmaması gerektiğim belirtti.
10 Aralık 1984'te kabul edilen Temsilciler Meclisi kararı (247) ile 'Bu yılın 24 Nisan'ı 'insanların insanlara insanlık dışı davranışının hatırlanmasının ulusal günü' olarak düzenlenmiştir. ABD Başkanı bugünün tüm soykırım kurbanlarını, özellikle de 1,5 milyon Ermeni'nin hatırlanması için Amerikan vatandaşlarını çağırmaya yetkili kılınmış ve bu çağrıda bulunması kendisinden İstenmiştir' denmiştir.
ABD Ayrımcılığı Önleme ve Azınlıkları Koruma Alt Komisyonu 14/1 oyla soykırım suçunun işlenmesinin engellenmesi ve cezalandırılması sorununun çalışılması raporunu kabul etti. Bu raporda 'Nazi sapkınlığı 20. yüzyıldaki tek soykırım olayı değildi. Bunlardan biri de Osmanlı İmparatorluğu'nun Ermeniler'i katliamıdır' deniyordu. Bu raporda 'Bir takım tanık ve bağımsız otoritelerin söylediklerine göre Ermeni nüfusunun muhtemelen yarısından fazlasını teşkil eden 1 milyon kişi öldürülmüş ya da ölümcül koşullarda tehcir edilmiştir' deniyordu.
ABD raporları, İngiltere ve Almanya arşivleri ve Osmanlı İmparatorluğu'nun ve müttefiki Almanya'nın o dönem diplomatları bunu doğrulamıştı. ABD Soykırımı Hatırlama Konseyi (bağımsız bir federal teşekkül) oybirliğiyle 30 Nisan 1981'de kendi müzelerinde Ermeni soykırımına yer vermeyi kararlaştırdı. ABD (Washington District of Columbia) Columbia Bölgesi Temyiz Mahkemesi'nce 1993'te ortaya konan, Ermeni soykırımıyla ilgili eldeki dokümanların muğlak olduğuna ilişkin iddia ABD'nin uzun dönem politikasına uymayacağı gerekçesiyle geri çekildi. 5 Haziran 1996'da Temsilciler Meclisi yabancı yardımlar ve uluslararası dış ticaretle ilgili 3540. kanunda değişiklik yaparak, Türkiye Hükümeti'nin Ermeni soykırımını tanıyıp kurbanlarını onurlandırıncaya kadar Türkiye'ye yapılan yardımlarda 3 milyon dolarlık bir kesinti yapılması kararlaştırıldı.
Başkan Clinton 24 Nisan 1998'de 'Bu sene geçmişte de olduğu gibi Amerikan Ermenilerini tarihin en üzgün bölümlerinden biri olarak anacağız. Bu anma, yurdundan edilmeler ve 1,5 milyon Ermeni için yapılacaktır' demişti. Başkan Bush ise 24 Nisan 2004'te 'Bugün 20. yüzyılın en korkunç trajedilerinden birinin anılmasına ara vereceğiz. 1,5 milyon Ermeni'nin sürülerek öldürülmesini hatırlamayı durduracağız' dedi.
Ermeni soykırımının uluslararası alanlarda tanınıp kabul edilmesine rağmen yerli ve uluslararası otoritelerin soykırımı cezalandırmadaki başarısızlıkları benzeri soykırımların olmasına ve gelecekte de olabilmesine bir nedendir ve Ermeni soykırımını tanımak gelecekte soykırımın önlenmesi için tek çözümdür.”
2007’de Ermeni Tasarısı Temsilciler Meclisi’nden Geçecek mi?
2007 yılında Ermeni tasarısının ABD Kongresi Temsilciler Meclisi’nden geçip geçmeyeceği sorusunun cevabı gayet açıktır. Bu analizimizde belki en sonda yazmamız icap eden cümleyi başta söylememiz gerekiyor. Öncelikle, -mevcut tablo itibarıyla- Ermeni tasarısının Pelossi Başkanlığındaki Temsilciler Meclisi’nden geçmemesi için teknik olarak bir neden yoktur. Ancak, şurası göz ardı edilmemelidir ki, Temsilciler Meclisi’nde böylesi bir kararın çıkması, yani Ermeni Tasarısı’nın kabul edilmesi Temsilciler Meclisi’ndeki Demokrat ağırlıklı tablonun ve Ermeni lobisi’nin bir başarısı değil aksine, tamamen Türk Hükümetinin basiretsizliğini bütün çıplaklığıyla ortaya koyan bir görüntü olacaktır.
Neden böyle bir kanaate varıyoruz? Her şeyden önce, daha önceki dönemlerde de olduğu gibi Amerikan kanadının böylesi bir tasarıyı Kongresinde, ne Temsilciler Meclisi’nden ne de Senato’sundan çıkarma gibi bir lüksü yoktur. Orta Doğu ekseninde cereyan eden gelişmeler Amerikalılara bu imkânı şimdilik vermemektedir. Tabi bu analizi yaparken şu soru da ortaya çıkmaktadır. Benzer tasarılar bu gün için ABD Kongresi’nden çıkmasa da ilerleyen yıllarda ABD Kongresi’nden çıkmayacak mı? Bu noktadan hareketle, Türkiye’de “bu tasarı bir an önce çıksın ve de ne olacaksa olsun” diye düşünenlerin sayısı da az değildir. Böylesi bir yaklaşımın rasyonel olmadığının altını çizmek gereklidir. Zira, Uluslararası İlişkilerde dengeler sürekli değişmektedir. Yarının ne getireceğini şimdiden tespit etmek zordur.
Demokrat ağırlıklı Temsilciler Meclisi’nin Ermeni hayranı Başkanı Nancy Pelossi’nin de böylesi bir tasarıyı, çıkartma gibi bir lüksü yoktur. “Devletlerin dostu değil çıkarları vardır.” sözünü aileden, çekirdekten yetişen usta bir politikacı olarak Sayın Nancy Pelossi’nin iyi hesaplamasının yanı sıra Amerika’daki az sayıdaki Ermeni’yi memnun edeyim derken Orta Doğu bölgesi’nde Amerikan çıkarlarını heba etme gibi bir lükse sahip olmadığının analizini de iyi yapmış olması lazımdır.
Türk-Amerikan ilişkilerindeki tarihi seyre bakıldığında Türkiye’nin daima Amerikan dostluğuna önem verdiği görülür. Türk-Amerikan ilişkileri henüz ABD, bağımsızlığını kazanmadan önce başlamıştır. ABD, 1824 yılında İzmir’de ilk konsolosluğunu açmıştır. İkili ilişkilerin başlangıcı kültürel alanda olmakla birlikte bir süre sonra ekonomik alana kaymış ve 1830 yılında ticaret antlaşması yapılmıştır.
1899 yılında Amerika-İspanya savaşı sırasında Osmanlı Padişahı II. Abdülhamit, Filipinlerde yaşayan Müslümanları, Amerikalılara karşı dostça davranmaya teşvik etmiştir. Gerek Osmanlı Devleti gerekse Türkiye Cumhuriyeti dönemlerinde ikili ilişkiler gelişerek devam etmiştir.
Kore Savaşı sırasında Türk askerleri hayatlarını feda ederek bir Amerikan tümenini imha olmaktan, Amerikan ordusunu ise kuşatılmaktan kurtarmıştır. Soğuk Savaş süresince ve sonrasında ABD’nin Orta Doğu’da en yakın müttefiki Türkiye olmuştur. 1991 yılında ABD-Irak savaşı sırasında ABD ambargo için Birleşmiş Milletleri kullanırken Irak’ın Kuzeyine yönelik ABD politikaları için ise, Türkiye’yi kullanmıştır. Türkiye, ABD’nin isteği üzerine Irak’a tam 12 yıl boyunca ambargo uygulamış ve bu ambargo yüzünden Türkiye’nin yaklaşık 100 milyar dolar gibi bir kaybı olmuştur. Türkiye bütün bunları müttefikliğe yakışır biçimde Türk-Amerikan ilişkilerini koruma ve güçlendirme çabaları olarak yapmıştır.
2003 yılında ABD tarafından Irak’a yapılan lojistik desteğin %60’ı İncirlik Üssü’nden gerçekleşmiştir. Halen Suriye'de ki istikrarsız ortam ve İran'da nükleer programını engelleme amaçlı, nükleer tesislere yönelik önleyici darbe ve ABD'nin stratejik girişimlerine, Türkiye'nin muhtemel katkıları ABD yönetimi tarafından tartışılmaktadır. Suriye de Iran da Türkiye'nin komşularıdır. ABD'nin stratejik girişimlerinin birçoğu zorunlu olarak Türkiye'nin çevresinde gerçekleşmektedir.
Pelossi Başkanlığı’ndaki Temsilciler Meclisi, Ermeni tasarısını geçirme gibi bir gafletin içerisine girdiği takdirde, Türkiye’nin, Türk-Amerikan ilişkilerini yeniden tanımlaması gereklidir. Böylesi bir gelişme ise, ABD’nin bölgede kolunun kanadının kırılması demektir. Irak’taki yanlış Amerikan politikaları yüzünden bütün dünya’da olduğu gibi Türkiye’de de Amerikan yönetimine karşı büyük bir tepki var. Türk kamuoyu henüz 2003 Temmuz Süleymaniye “Çuval Olayı”nı unutmuş değil. Temsilciler Meclisi’nde Ermeniler lehine, Türkiye aleyhine Temsilciler Meclisi’nin alacağı bir karar seçim arifesinde olan Türk kamuoyunda tam anlamıyla bir infiali ve Amerikan karşıtlığını körüklemenin ötesinde zirve noktasına taşıyacaktır. Politikaya yıllarını vermiş usta politikacı bir babanın, usta politikacı kızı olarak, Türk-Amerikan ilişkilerini istenmeyen noktalara taşımanın bedelini Amerikan halkına ve Amerikan çıkarlarına ödetmeye Pelossi’nin de hakkı bulunmamaktadır.
Diğer tarafta, Türk karar alıcılarının da Temsilciler Meclisi’nde çıkartılmaya hazırlanılan karar karşısında kararlı ve etkin bir politika izlemeleri gerekmektedir. Dengeler bağlamında, Cumhurbaşkanlığı seçimi ve genel seçimler süreci, Türkiye’nin, haklı olduğu bir davada pasif kalmasını gerektirmez/gerektirmemelidir. Türkiye’de hiç kimsenin şahsi menfaatlerini müstevlilerin siyasi emellerine tevhit etme hakkı yoktur. İktidarda her kim olursa olsun öncelikle devletin sürekliliği bağlamında Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin çıkarlarını kollaması ve gözetmesi zorunluluğu bulunmaktadır. Diğer taraftan, Türk kamuoyunun Ermeni sorunu konusundaki hassasiyeti göz ardı edilmemelidir. Türk kamuoyu son beş yılda Türk dış politikasında cereyan eden olayları yakından takip etmektedir.
Türk milleti, 2003 Temmuz Süleymaniye “Çuval Olayı” nı not etmiş, AB ekseninde Kıbrıs’ta verilen tavizleri, Irak’ta kaldırılan kırmızıçizgileri, Güneydoğu’da yaşanan gelişmeleri, ülke ekonomisinin %70’nin yabancılara teslim edildiğini, Patrikhane’nin geldiği noktayı ve daha birçok konuyu çok iyi bir şekilde analiz etme kabiliyetine erişmiştir.
Türk milletinin, stratejik ortak ve müttefik olarak gösterilen ABD’nin ve ABD Temsilciler Meclisi’nin Türk milletini katil olarak göstereceği bir karara ve bu kararın alınmasına ses çıkarmayanlara tepkisi yüksek olacaktır.