Atmosfere salınan gazların sera etkisi yaratması sonucu dünyanın ısınması anlamına gelen küresel ısınma 1970’li yıllar itibariyle dünyada etkisini göstermeye başlamıştır. Bilindiği gibi, yeni güvenlik çalışmaları güvenlik anlayışının içeriğini genişleterek bu kavramın çevresel, kültürel vs. şekillerinde algılanması gerektiğini de vurgulamaktadır. Bu çerçevede, küresel ısınmanın gerek insanlar gerek ülkeler için bir çevre güvenliği konusu olarak algılanması gerektiğini açıkça söyleyebiliriz.
Yaşadığımız dünyada küresel ısınmanın önüne geçilememesi durumunda oldukça olumsuz koşullar yaratılmış olacaktır. Çok değil bulunduğumuz tarihten 10 ila 20 yıl sonrası için kıyı şeritlerinde yaşayan ülkelerde su baskınları, özellikle fakir ülkeleri etkileyecek olan susuzluk, artan sıcaklıklar dolayısıyla baş gösterecek çeşitli hastalıklar, dünyadaki bitki ve hayvan türlerinin yok olması küresel ısınmanın çeşitli araştırmalar sonucu varılan etkilerindendir. Dünyamız için bu kadar mühim olan bu konuya ise küresel ısınmaya yol açan gazların atmosfere salınımında oldukça etkisi olan Amerika Birleşik Devletleri, nüfusunun çokluğu ve sahip olduğu ileri teknoloji bağlamında yine küresel ısınma sonucundan etkili olan yine dünyanın büyük ülkelerinden Çin, 1994–2004 yıllarında atmosfere 72,6 oranıyla karbon gazı salmasıyla dünyada en büyük artışı gösteren Türkiye gibi ülkeler bu konuya gerekli hassasiyeti ve önemi göstermemektedirler. Peki, bu durumun nedeni nedir? Neden bu ülkeler kendi bekaları ve halklarının güvenliği için bu konuya daha fazla önem vermiyorlar? Bu noktada, küresel ısınma önlemlerinin ülkeler için mali kaynaklarını zorlaması yeterli gerekçe olarak gösterilebilir mi?
İşte küresel ısınma olgusu kapsamında Türkçe ve yabancı basın kaynakları kullanılarak yapılacak olan bu raporda bu soruların yanıtları verilmeye çalışılacaktır.
En basit şekli ile son zamanlarda nüfus artışlarına paralel olarak insanların tüketim eğilimlerinin artması, ormanlık alanların azalması ve fosil yakıtların yakılmasıyla atmosfere karbondioksit, metan ve diazot monoksit gazların salınması küresel ısınmanın nedenleri olarak tanımlanmaktadır. 2500 bilim insanının katılımıyla gerçekleşen ve Şubat ayında yayınlanan Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Raporuna göre, küresel ısınmadan %90 oranında insan sorumludur Bu çerçevede, küresel ısınmayı önleme amaçlı bireysel eylemler genel olarak enerji ve su tasarrufuna gidilmesi şeklinde tanımlanabilir.
Bunun yanı sıra, Birleşmiş Milletler Biyoçeşitlilik Konvansiyonu’nun yaptığı çalışmaya göre, 1970’lerde başlayan ısınma şimdiden birçok canlı türünün yok olmasına sebebiyet verirken, birçok canlı türü için de soylarının tükenme tehlikesi söz konusudur. Ayrıca, artan sıcaklıklara paralel olarak deri kanseri gibi hastalıkların oranında artış olacağı belirtilmektedir. Yine artan sıcaklıklar nedeniyle sıtma taşıyan sivrisineklerin sayısında da artışlar olduğu ilgili uzmanlar tarafından gözlenmiştir. Tüm bunlara ek olarak, dünyaca ünlü nehirler kurumanın eşiğindedir. Ayrıca, kıyı şeridinde yaşayan devletlerin tamamen sular altında kalabileceği belirtilmektedir.
Bu kadar geniş etki alanına sahip olan küresel ısınma konusunda ülkelerin çevresel düzenlemelere başvurmasını öngören Kyoto Protokolü’nü 165 ülke imzalamıştır. Amerika ve Avustralya tamamen reddederken, aralarında Çin ve Türkiye’nin de bulunduğu 25’e yakın ülkeyse bu Protokolü henüz imzalamamıştır. Hırvatistan ve Kazakistan Protokolü kabul etmiş fakat imzalarını askıda bekleten ülkelerdendirler.
Uluslararası önlem bazında, İngiltere 2050 yılına kadar % 60’lık karbon salınımı tasarrufunu öngören yasa tasarısını parlamentosuna sunmuştur. Kanada Hükümeti 2050 yılına kadar karbon salınımında bugünkü seviyenin yarısına düşeceğine dair bir tasarıyı yasalaştırmıştır. Almanya ise, 2020 yılına kadar karbon gazı salınımını %40 oranında azaltma sözünü vermiştir. AB’ye üye ülkelerin çevre bakanları ise, 2020 yılına kadar karbon gazı salınımını %20 oranında azaltma konusunda prensipte anlaşmışlardır. Ancak bu öneriye Finlandiya, Macaristan ve Polonya’nın aralarında bulunduğu bazı ülkeler muhalefet etmektedir. Buna karşılık, İngiltere, İspanya ve Slovenya öneriyi destekleyen ülkelerden bazılarıdır.
Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Raporları
Küresel ısınma bağlamında en kapsamlı çalışma Birleşmiş Milletlere aittir. Şubat 2007 tarihinde yayınlanan bu rapor sonrası küresel ısınma konusunda Birleşmiş Milletler iki rapor daha yayınlamıştır. Yine 2500 bilim insanının katılımıyla gerçekleşen BM İklim Değişikliği Raporunun ikincisinde genel olarak ısınmadan her kıtanın ne şekilde etkileneceğine değinilmiştir. Yapılan bu çalışmaya göre; Asya, Afrika ve Avrupa Kıtaları susuzlukla karşı karşıya gelecekken, Amerika’nın hortumlarla baş etmeye çalışacağı ifade edilmiştir. Bu rapora göre; buzulların erimesiyle birlikte 2020 yılında su sıkıntısı çeken kişi sayısı 1,2 milyar kişiyi bulacaktır. Ayrıca, ortalama hava sıcaklıları 1990’daki seviyenin 1,5 derece üzerine çıkarsa dünyadaki canlıların üçte birinin soyu tükenecektir. Bunun yanı sıra, Kuzey Kutbu’ndaki buzullar 2100 yılına kadar %22–33 oranları arasında azalacaktır. Rapora göre, ısınma konusunda önlem alınmadığı takdirde, önümüzdeki 25 yıl içinde su kaynakları azalan fakir ülkelerde açlık ve ölüm tehlikeleri baş gösterecektir. Bu durumda, 60’ı aşkın ülkede susuzluktan kaynaklı çatışmaların yaşanmasına sebebiyet verecektir. Dolayısıyla bu rapora göre, susuzluk küresel savaşlara yol açabilecektir.
[1]
BM tarafından yayınlanan üçüncü rapora göre ise, gerekli önlemler alındığı takdirde küresel ısınma durdurulabilir. Buna göre, insanların mevcut teknolojileri kullanarak 2030 yılına kadar karbon salınımında 26 milyar tonluk bir tasarruf sağlanabilir. Taslağı önceden yayınlanan bu rapor, ısınmaya yönelik öneriler çerçevesinde yenilebilir enerjilerin kullanımını, biyo-yakıtların kullanımlarının arttırılması ve nükleer enerjilerin kurulması yer almaktadır. Bu rapor haziran ayında G–8 ülkelerine sunulacaktır. Çin taslağı önceden yayınlanan bu rapora başlangıçta karşı çıkmıştır. Çünkü aciliyetle ülkelerin küresel ısınma konusunda önlem almalarını dile getiren bu rapor Çin’e göre, ekonomik büyümesini önler düzeydedir. Çin ülkesinin çevreye verdiği zararın Amerika’nın altıda biri olduğunu fikrine gerekçe olarak ifade etmektedir. Ancak, nüfusunun çokluğu nedeniyle bu yılki zararın çoğunda Çin’in payı olduğu belirtilmiştir. Çin bu doğrultuda İklim Değişikliği Raporunu ve alınması gerekli önlemleri daha sonra kabul etmiştir. Yine bu raporda yer alan bilgiye göre, Türkiye’nin 1990–2004 yılları arasında % 72,6 oranı ile karbondioksit gazı salınımında dünyada en hızlı artış gösteren ülke olduğu belirtilmiştir.
[2]
Küresel Isınmaya Yönelik Devletlerin Tutumları
Kyoto Protokol’ünü aralarında Türkiye’nin de bulunduğu 25’e yakın ülke henüz imzalamamıştır. Türkiye’nin Protokolü imzalamamasına yönelik bilindiği gibi Çevre ve Orman Bakanı Osman Pepe bunun maliyetinin 20 milyar dolar olduğunu ve Türkiye’nin bu yükün altından kalkamayacağını belirtmişti. Buna ek olarak Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği Sanayi Daire Başkanı Mustafa Lale’de Türkiye’nin mevcut haliyle Protokolü imzalayamayacağını bildirmiştir.
[3] Bu duruma karşın AB ise Türkiye’nin Kyoto Protokolü’nü imzalaması gerektiğini belirterek bunun için Türkiye’ye iki yıllık süre tanımıştır. Bu iki yıllık süre zarfı içerisinde Türkiye Protokolü imzalamazsa AB yetkililerinin yaptığı açıklamaya göre bir daha Türkiye Protokole dâhil olamayacak. Dolayısıyla, Türkiye’nin bu tutumu AB’ye üyelik sürecinde olumsuz etkiler yaratmaktadır. Bu konuda üye ülkeler için AB’nin tutumuysa kesindir.
[4]
ABD’nin ise daha önce de belirtilen üzere küresel ısınma konusundaki tavrı devam etmektedir. Bilindiği üzere ABD Başkanı George W. Bush Kyoto Protokol’üne kesin şekilde karşı çıkmaktadır. Bush’un çevre güvenliğine yönelik politikaları ise AB’li yetkililer tarafından eleştirilmektedir. Ayrıca, AB’li yetkililerin yaptıkları açıklamalara göre, Bush bu konudaki tutumlarını değiştirmelidir. Bunun yanı sıra, Bush’un bilimsel çalışmaları sansürlediği konusunda iddialar bulunmaktadır. Tek başına küresel ısınmaya neden olan gazların salınımında %25’lik bir paya sahip olan ABD’ye yönelik ifade özgürlüğünü ihlal ettiği yönünde açıklamalar yapılmıştır.
[5]
Birleşmiş Milletler eski Genel Sekreteri Kofi Annan’a göre ise, iklim değişikliği önemli bir konudur. Bunun için 2050 yılına kadar ülkeler gaz emisyonlarını küçültmelidirler. Aksi halde Annan’ın yaptığı açıklamaya göre, iklim değişikliği insanlığı tehdit etmeye devam edecektir.
[6]
Küresel ısınmadan neden olan gazların salınımında ilk üç ülke içerisinde yer alan Japonya ise, küresel ısınma konusunda mücadele sözü vermiştir. Bu çerçevede Japonya, Asya Gelişim Bankası’na küresel ısınmayla mücadele kapsamında özel fonlar kurulması için 100 milyon dolar bağış yapmıştır. Japonya Mali Bakanı Koji Omi’nin yaptığı açıklamaya göre, küresel ısınma herkesi tehdit etmektedir. Dolayısıyla her ülke bu konu için kendi mücadelesini vermelidir.
[7]
Küresel ısınmaya yönelik 2050 yılına kadar karbon gazı salınımında %60’lık bir tasarruf yapacağına yönelik Mart ayında yasa tasarısı hazırlayan İngiltere ise, Başkenti Londra’da Richmond Belediyesi yüksek oranda karbondioksit yayan otomobil sahiplerinden yıllık park ücretinin düğer otomobil sahiplerine görece üç kat daha fazla alınacağına karar vermiştir. Londra’daki dokuz belediye daha Richmond Belediyesinin bu kararını uygulamayı düşünüyor. Belediye tarafından alınan bu karar Mayıs 2007 itibariyle uygulanmaya başlanmıştır.
[8]
İngiltere’nin yanı sıra, küresel ısınma konusunda duyarlılık gösteren Portekiz’de ise dünyanın en büyük güneş enerji santralinin açılışı yapılmıştır. Bu santral Almanya’daki ikinci büyük güneş enerji santrali Gut Erlasse’ye göre %40 daha fazla enerji üretme kapasitesine sahip. Başkent Lizbon’un 200 km güneydoğusundaki Serpa Bölgesindeki dağlık alana kurulan bu santral 8 bin haneye hizmet verecek ve 30 bin ton sera gazının atmosfere yayılmasını da engelleyecek.
[9]
Fransa’nın yeni Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy ise yeni görevine başlaması dolayısıyla yaptığı konuşmasında öncelikleri arasında insan hakları ve küresel ısınmayla mücadelenin yer aldığını ifade etmiştir. Bu çerçevede Fransız Diplomasisinin önceliklerine bu iki konunun ağırlık olarak yer edineceğini belirtmiştir. Ancak küresel ısınmayla mücadele için yapacaklarının ne olacağına yönelik herhangi bir açıklamada bulunmamıştır.
[10]
Küresel ısınmaya yönelik mücadele çalışmalarına karşın Çek Lideri Vaclav Klaus küresel ısınma konusunda isteri yaratıldığını ve bu konunun çevreciler tarafından abartıldığını ifade etmiştir. Klaus’a göre, çevrecilik komünizm kadar tehlikelidir. Çek Liderine göre; özgürlükten kaçınan bazı siyasi hareketler yeni ortaya çıkan bu isterilerden yararlanmaya çalışmaktadır. Bu durum sona erdirilmelidir.
[11]
Küresel ısınmayla birlikte son zamanlarda dünyada fazlasıyla tartışılan konu ise nükleer enerji santralleridir. Bazı Avrupa ülkeleri nükleer enerji kaynaklarını kademeli olarak azaltacağını söylerken, bazıları nükleer enerji konusunda oldukça ısrarlı. Özellikle 1986’daki Çernobil felaketi sonrası nükleer enerji karşıtı hareketler güçlenmeye başlarken, Almanya, İsveç ve Belçika gibi çok sayıda nükleer santrale sahip ülke aşamalı olarak bu santralleri azaltma kararı almıştır. Fransa ve Finlandiya ise nükleer enerjide ısrar ediyor. AB’nin ısrarlı baskıları çerçevesinde Bulgaristan ve Romanya ise eski santrallerini kapatmak zorunda kalmıştır. Bunun aksine, Japonya ve Güney Kore ülkeleri ise nükleer güçlerinin artırmayı düşünmektedirler. Aralarında Türkiye’nin de bulunduğu ABD, İngiltere, Kanada ve Çek Cumhuriyeti gibi birçok ülkede ise nükleer enerji konusunda tartışmalar sürmekte. Basında yer alan verilere göre, bugün 30 ülkede çoğu 1970 ve 1980’li yıllarda inşa edilmiş toplam 435 nükleer santral bulunmaktadır. Bu sayının önümüzdeki dönem içerisinde giderek azalması beklenmektedir.
[12]
ABD Eski Başkanı Bill Clinton ise dünyanın 15 büyük kentinde enerji tasarrufu sağlamaya yönelik 5 milyar dolar tutarındaki planını açıklamıştır. Bu plan çerçevesinde enerji tasarrufu için 15 kentte daha az enerji tüketen binalar inşa edilecek. Bu amaçla, Clinton Vakfı, 5 Büyük Banka, 4 Enerji Şirketi 5 milyar dolarlık bir fon hazırlamıştır. Bu planla enerji tüketiminin %20–50 oranlarında azaltılması öngörülmüştür. Clinton Planında yer alacak şehirler ise; Bangkok, Berlin, Chicago, Londra, Houston, Melbourne, New York, Roma, Tokyo, Toronto, Meksiko, Karaçi, Johannesbourg, Sao Paulo, Seul olarak belirtilmiştir.
[13]
Küresel Isınmanın Etkilerine Yönelik Gelişmeler
Bilindiği gibi küresel ısınma çok geniş etki alanına sahip bir olgudur. Bu nedenle basında yer alan haberlerin bir kısmı küresel ısınmaya yönelik “küresel felaket” başlığını kullanmayı seçmişlerdir.
Küresel ısınmanın etkileri kapsamında yeni gelişmeler yaşanmıştır. Bu gelişmelerden ilki Hindistan Adalarında suyun yükselmesiyle ilgilidir. Buna göre, Hindistan’ın Moushuni Adasında 3,14 milimetrelik bir su artışı olduğu yapılan çalışmalar sonucunda ortaya çıkmıştır. Burada yaşayan yerli halk ise, erozyonun yaşanması tehlikesinden korktuklarını belirtmişlerdir. Yapılan çalışmalar kapsamında Hindistan gibi Bangladeş’te de erozyon tehlikesinin olduğu saptanmıştır.
[14]
Bunun yanı sıra, küresel ısınmanın Güney Okyanusu’nun havadaki karbondioksiti soğurma kapasitesini azalttığını, bunun çok ciddi kaygı verici bir durum olduğu açıklanmıştır. Science Dergisinde yer alan çalışma sonuçlarına göre, Güney Okyanus’u tek başına havadaki karbondioksitin %15’ini soğurma kapasitesine sahipti. Ancak okyanusun doyma noktasına ulaşmasıyla artık atmosfere daha fazla karbon gazı salınacağı belirtilmiştir. Bu durum kuşkusuz küresel ısınmanın genişleme hızını artıracaktır.
[15]
Tüm bunlara ek olarak, Uluslararası yardım kuruluşunun Christian Aid’in yayınladığı rapora göre; önümüzdeki 40 yılda küresel ısınma sonucu en az 1 milyar insan yaşadığı yeri terk etmek zorunda kalacaktır. “İnsan dalgası” olarak nitelendirilen bu göç tarihin en büyük göçü olarak literatürde yer edinecektir. Christian Aid’in raporuna göre, şu anda bile 155 milyon insan çatışam ve afetler nedeniyle evlerinden olmuş durumdadırlar.
[16]
Ayrıca, NASA 2005 yılında Antarktika’da önemli oranda ermenin gerçekleştiğini uydu görüntüleri yoluyla saptamıştır. NASA yetkililerine göre, bu sonuçtan büyük ölçüde küresel ısınma sorumludur.
[17]
Daha önce artan sıcaklıklar nedeniyle sıtma taşıyan sivrisineklerin sayısında artışlar gözlemlendiği ve yine sıcaklıklara paralel olarak deri kanseri gibi hastalıkların da artış göstereceğini belirtmeye çalışmıştım. Bu hastalılara ek olarak, kenelerden bulaşan ve ölümle sonuçlanan Kırım Kongo Kanamalı Ateşi hastalığı da küresel ısınma nedeniyle bu yıl erken başlamıştır. Ayrıca sıcaklıklara paralel olarak daha fazla yayılma etkisi göstermektedir. Türkiye’de son 5 yılda 36 kişinin ölümüne neden olan bu hastalık için 9 Mayıs’a kadar 10 kişi hastanelere başvurmuştur. Ancak, yetkilerin açıklamalarına göre önlem alınamadığı takdirde özellikle Türkiye’nin küçük bölgelerinde hastalık can almaya devam edecektir.
[18]
Ayrıca, İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Mikrobiyoloji Kliniği’nden Prof. Dr. Recep Öztürk’e göre, küresel ısınma bu yıl enfeksiyon hastalıklarında artışa neden olacaktır. Öztürk’ün Sağlık Düşüncesi ve Tıp Kültürü Dergisi’nde yayınlanan makalesine göre, enfeksiyon hastalıkları tıbbın ilerlemesine rağmen dünya için önemli bir sorundur. Makalesinde Öztürk, özellikle gelişmekte olan ülkelerde sık görülen bu hastalığın dünyadaki ölümlerde dörtte birinden sorumlu olduğunu vurgulamıştır. Bu makaleye göre, insanların yol açtığı orman alanlarının tahribatı ve iklim değişikliği enfeksiyon hastalıklarının artmasına neden olacaktır.
[19]
Açıkça görüleceği üzere, küresel ısınma dünyamız ve yaşamımız için etki alanını genişleterek ilerlemektedir. Artan sıcaklıklar nedeniyle çeşitli hastalıkların artması ölüm oranlarını artıracakken, gerekli önlemlerin alınmaması durumunda yalnızca iklimsel değil canlıların yok olmaya başlamasıyla biyolojik mutasyonda tehlike içinde olacaktır.
Değerlendirme
Tüm etkileri göz önüne alındığında, küresel ısınma dünyamız için oldukça önemli bir çevre güvenliği sorundur. Bu bağlamda, her devlet ve her birey en azından kendi güvenliğini üst seviyede tutarak önlem almalıdır. Ancak, daha önceki bölümlerde belirtmeye çalıştığım üzere birçok ülke nükleer santral harcamalarına karşın henüz Kyoto Protokolü’nü dahi imzalamamıştır. Bilindiği gibi, Türkiye’de bu ülkeler arasında yer almaktadır.
Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanı Hilmi Güler, Türkiye’nin Protokolü imzalamamasında milli çıkarlarının etkili olduğunu ifade etmiştir. Bakan Güler dünyanın kirlenmesinin kendisinin de istemediğini açıklarken, birçok kısıtlamayı içeren Protokolün milli menfaatlerimize aykırı olduğunu belirtmiştir.
[20]
Ben bu noktada Bakan Güler’in yaptığı açıklamalar çerçevesinde bir algılama hatası yapıldığını düşünüyorum. Benim görüşüme göre, milli çıkarlar küresel ısınma için önlem almakla sağlanabilir. Çünkü daha önce de ifade etmeye çalıştığım gibi küresel ısınma hastalıklardan, susuzluğa, ürün miktarlarının azalmasına ki dolayısıyla birçok üreticinin mali kriz yaşamasına, artan sıcaklıklar neticesiyle ölüm ve açlık oranlarının artmasına, su baskınlarına ve belki de en mühimi birçok insanın yaşadığı yeri terk etmesine neden olacaktır. Dolayısıyla önlem alınmadığı takdirde oldukça ciddi felaketler bizleri beklemektedir. Sonuç olarak, bu konuda eylemsiz kalmak yalnızca milli çıkarlara aykırı şekilde davranmak olabilir.
En nihayetinde küresel ısınmayı reddeden ya da bu konuda önlem almayan ülkeleri anlamak oldukça zor kanaatindeyim. Bana kalırsa, bu durum ülkelerin genel olarak güvenlik algılamalarıyla da ilgilidir. Bugün Kyoto’yu imzalamayan ve küresel ısınma karşısında hiçbir eylemde bulunmayan ABD, Hindistan, Hırvatistan ve benzeri ülkeler diğer ülkelerden herhangi bir saldırı tehdidi algılasalar bu duruma yönelik savunma amaçlı eyleme geçmekte tereddüt etmezler. Bu bağlamda, çevresel sorunların da güvenliği tehdit ettiğini artık anlamak gerekir.
Son olarak, yaşam güvenliğimiz için dikkate alınması gereken küresel ısınma konusunda geniş bilgilere ulaşmak için;
www.kuresel-isinma.org adresinden, bu konuda dünyada ve ülkemizde yaşanan haberleri takip etmek için;
www.ntvmsnbc.com adresinden yararlanmak mümkün. Bunun yanı sıra, bireysel önlemler bazında enerji tüketimini hesaplatmak için;
www.tema.org.tr su tüketimini hesaplatmak için ise;
www.suyunubosaharcama.com adreslerine başvurmak mümkün. Nihayetinde bu konuda duyarlılık göstermenin iyi bir başlangıcı olan çevreyi korumaya söz verenlerden olmak için;
www.globalwarner.org adresine erişmek yeterli olacaktır.
Kaynakça
2. “ Antarktika 2005 Yılında Önemli Oranda Eridi”,
www.ntvmsnbc.com, 16 Mayıs 2007.
5. “ Clinton’dan 15 Şehir İçin Tasarruf Planı”,
www.cnnturk.com, 17 Mayıs 2007.
7. “ En Büyük Güneş Enerjisi Santrali Açıldı”,
www.cnnturk.com, 29 Mart 2007.
8. “ Isınmanın İklimlere Etkisi Açıklandı”,
www.cnnturk.com, 17 Mayıs 2007.
9. “ Japonya’dan Küresel Bağış”, Radikal Gazetesi, 7 Mayıs 2007.
10. “ Küresel Isınma Hastalıkları Artıracak İddiası”, Zaman Gazetesi, 13 Mayıs 2007.
11. “ Küresel Isınma Kene Kâbusunu Erken Başlattı”, Zaman Gazetesi, 9 Mayıs 2007.
12. “ Küresel Isınma Yorumu: İsteri Nöbeti”,
www.cnnturk.com, 16 Mayıs 2007.
13. “ Kyoto Protokolü İçin 2 Yıl İçinde Adım Atılmalı”,
www.ntvmsnbc.com, 9 Nisan 2007.
17. “ Sarkozy: İnsan Hakları ve Küresel Isınma Fransız Diplomasisinin Öncelikleri Arasında”, Zaman Gazetesi, 16 Mayıs 2007.
18. “ Tarihin En Büyük Göçü”, Radikal Gazetesi, 15 Mayıs 2007.
19. “ TOBB Kyoto Protokolü’nün İmzalanmasına Karşı”, Zaman Gazetesi, 11 Nisan 2007.
20. “ Ulusal Çıkarlar Kyoto’ya Aykırı Oluyor”,
www.cnnturk.com, 20 Nisan 2007.
[3] “ TOBB Kyoto Protokolü’nün İmzalanmasına Karşı”,
Zaman Gazetesi, 11 Nisan 2007.
[7] “ Japonya’dan Küresel Bağış”,
Radikal Gazetesi, 07 Mayıs 2007.
[10] “ Sarkozy: İnsan Hakları ve Küresel Isınma Fransız Diplomasisinin Öncelikleri Arasında”,
Zaman Gazetesi, 16 Mayıs 2007.
[16] “ Tarihin En Büyük Göçü”,
Radikal Gazetesi, 15 Mayıs 2007.
[18] “ Küresel Isınma Kene Kabusunu Erken Başlattı”,
Zaman Gazetesi, 09 Mayıs 2007.
[19] “ Küresel Isınma Hastalıkları Artıracak İddiası”,
Zaman Gazetesi, 13 Mayıs 2007.