Üye Girişi | Yeni Üyelik
   09 Eylül 2010 Perşembe
Enerji Enstitüsü
Terör Enstitüsü
Ermeni Enstitüsü
Göç Araştırmaları
Türk Dünyası Enstitüsü
Ekonomi Enstitüsü
Silahsızlanma Çalışmaları
Hakkımızda
Başkan
Yönetim Kurulu
Danışma Kurulu
Bilim Kurulu
Kadromuz
Temsilcilerimiz
TÜRKSAM'da Staj
Bağlantılar
E-Kitap
TÜRKSAM
Adres : Oğuzlar Mahallesi, Türkocağı Cad. 1388. Sok (eski 32. Sok), No: 52
Balgat / ANKARA

T :  0090. 312. 285 31 00 - T: 0090. 312. 285 00 66
F : 0090. 312. 285 00 71
Bekleme Sürecindeki Türkiye…
02 Kasım 2007 Enerji Stratejileri [10] [12] [14] [16]
Prof. Dr. M. Özcan ÜLTANIR
Prof. Dr. M. Özcan ÜLTANIR
Enstitü Başkanı
Enerji Enstitüsü
Hakkında - Arşivi

Türkiye’yi donatan bayraklar ne diyor? Bu ay siyasetin gündemi yine enerji gündeminin önünde. Siyasetin gündeminde öfkeli, üzüntülü ve sıkıntılı bir bekleyiş var. Bunun başta gelen nedeni, tabii ki terör karşısında şehit verdiğimiz onlarca yiğit evladımız, canımız Mehmetçiğimiz, Kuzey Irak’a girmek için artık dönülmez yolda olan ve sınırda bekleyen ezici askeri gücümüz, içerideki operasyonlar, dışarıda sınırlı biçimde yapılan sıcak takipler ve F-16’larımızın Kuzey Irak’ın sınıra yakın semalarındaki sortileri.
 
Türkiye tek yürek, tek yumruk oldu, heyecanla harekatı bekliyor. Sokaklarımızı, binalarımızı, evlerimizin dış cephelerini süsleyen ay yıldızlı bayraklarımızın söylemek istediği de bu. Müttefikliğe sığmayan ikili tutum içindeki Amerika, bir yandan Kongresi’nin gündemine sözde Ermeni Soykırım Tasarısı’nı alırken, bir yandan da Kuzey Irak’ta Türkiye’nin harekatına tam saha baskı ile engel olma çabasında. Avrupa Birliği de aynı tutum içinde. Bizi anladıklarını söylemeleri bile kandırmaca olan bu sözde dostlarımızın tutumu, dostlukta mertlik arayan Türkiye’yi üzüyor ve hiddetlendiriyor elbet.
 
Kamuoyu öfkeli ve hiddetli olsa da, devlet yönetiminde duygusal davranılmayıp akılcı davranılması zorunlu, ama AK Parti’nin işi yavaştan alan tavizkâr tutumu da, en azından Türk halkının yarısından çoğunun tepkisini çekiyor. Başbakan Erdoğan konuşmalarında sert çıkışlar yapıyorsa da, halk konuşmaktan öte icraat bekliyor.
 
Kuzey Irak’ta petrol çıkarılır, ama kedi bile vermeyene elektrik satılmaz!
 
Enerjinin gündemine gelince, her zamanki gibi çelişkili ve karışık. Bugünlerde enerji deyince, kamuoyunun anlayamadığı bir ticaret var. Vatandaş her şeyden önce, bize Kuzey Irak’tan sadece terör saldırısı gelirken, ülkemizden Kuzey Irak’a, Türk halkına satılandan daha ucuza elektrik satışının sürdürülmesini anlayamıyor. Her ne kadar bu bir özel kuruluşun ticari faaliyeti olsa da, devlet izni ile yapılmıyor mu ve o elektriğe Türkiye’de pazar yok mu?
 
Yine enerji deyince, petrol arama ve üretimi konusunda çalışan şirketlerimizin de, Kuzey Irak’ta petrol çıkarmak için faaliyetleri var. Ancak, onların faaliyetleri elektrik satışından çok farklı. Onlar, Irak’ın petrolünden Türkiye’nin nemalanması için oradalar ve Türkiye’ye çıkar sağlayacak faaliyette bulunuyorlar. Elektrikten sağlanan döviz gelirleri, petrolcülerin sağlayacağı döviz gelirleri ile eşdeğer görülemez. Çünkü, elektrik satışında stratejik bir emtia olan öz kaynağımız enerjinin ihracı, topraklarında barındırdığı Kürt teröristleri değil, “bir kediyi bile Türkiye’ye vermeyiz” diyebilen terörist hamisi Talabani ve Barzani ikilisinin bugünkü konforuna hizmet sağlamak olmuyor mu? Oysa zaman, hoyratça davranan ve haddini bilmez bu Kürt ikiliye bedel ödettirme zamanı değil mi?
 
Günde 117 milyon dolar faiz ödeyen Türkiye
 
19 Ekim’de basında, bu paragrafa başlık yaptığımız haber vardı. Türkiye, bu yıl Ocak-Eylül döneminde saatte yaklaşık 5 milyon, günde ortalama 117 milyon, haftada 1 milyar 97 milyon, ayda 4 milyar 700 milyon, 9 ayda toplam 31 milyar 900 milyon dolar (42 milyar 771,6 milyon YTL) faizi Hazine’den ödemişti.
 
25 Ekim tarihli gazetelerde ise, “Borçlanma rekoru AK Parti Hükümeti’nde” başlıklı haberler yer alıyordu. Rahmetli Turgut Özal’ın Başbakanı olduğu 45’inci hükümetten bu yana, en büyük borç yapanın Recep Tayyip Erdoğan’ın Başbakanlığı’ndaki 59’uncu hükümet olduğunu gösteren sayısal tablo da haberi süslüyordu. Merkezi yönetim borç stokunu 80 milyar dolar artıran rahmetli Ecevit, Türkiye’yi 2001 krizine sürüklemiş, Dünya Bankası’ndan Kemal Derviş’i kurtarıcı olarak çağırmıştı.
 
Şimdi istikrar ve kalkınma dönemi olarak varsayılan AK Parti hükümetleri döneminde ise, bu artış 132 milyar doları geçmiş bulunuyor. Sadece hükümetin tasarrufundaki toplam iç ve dış borçtan oluşan merkezi yönetim borç stoku, Eylül 2007 itibariyle 282 milyar 111 milyon dolara ulaşmış görünüyor. AK Parti iktidarı 80 yıldaki borç toplamını aşan oranda borçlanarak, patlamaya hazır bomba gibi sanal ekonomik istikrar, sanal mutluluk oluşturmaktan öteye geçememiş. Bu yiğide kamçı olacak borç değil, yiğidin özgür hareketini engelleyecek borç.
 
Dergimizin “Ayın Söyleşisi” köşesinde, Sayın İlhan Kesici ile yaptığımız röportajda okuyacaksınız, kamu sektörünün iç borcu, kamu sektörünün dış borcu ve özel sektörün dış borç toplamı, Ocak 2003’dekine göre Ocak 2007’de ikiye katlanmış durumda. Kamu sektörünün iç ve dış borcu ile özel sektörün dış borcu Ocak 2007 itibariyle 434 milyar dolara ulaşmıştı. Bu borç artışı karşısında, Türkiye’ye geçmişin iki katı yapılan yatırım ya da eklenen yeni iktisadi değerler görünmediğine, kaldı ki geçmişte yapılanların 30 milyar dolarlık bölümünün özelleştirme adı altında satıldığına göre, acaba Türkiye nereye doğru gidiyor dersiniz?
 
Türkiye, ekonomisini döndürebilmek için sıcak para girişini kolaylaştıran, yüksek faiz, düşük kur politikası ısrarla sürdürülüyor. Sıcak para girişi kesilirse, Türk ekonomisinin yeni bir kriz yaşaması kaçınılmaz olacak. 222 milyar 313 milyon YTL’lik 2008 Devlet Bütçesi’nde en fazla ödenek, cari transferlerden sonra 56 milyar YTL ile faiz ödemelerine ayrılmış durumda. Kıyaslama için vurgulayalım, yatırıma ayrılan ödenecek 13.8 milyar YTL. Bu arada hızı yavaşladı dense de cari açık artıyor ve IMF cephesini endişeye sokacak bir gelişmeyle, faiz dışı fazla 2007 bütçesinde öngörülen değerin altında kalıyor.
 
Şimdi IMF, Türkiye’nin borç faizlerini ve borçlarını muntazaman ödeyebilmesi için ek tedbirler istiyor. Kuşkusuz bu tedbirler kemer sıkmayı gerektirecek. IMF için önemli olan, güvence oluşturan faiz dışı fazlada hedefinin altında kalınmaması. Geçmişte Türk ekonomisini kurtarmak için Dünya Bankası’ndan gelen Kemal Derviş’in fonksiyonunu, bu kez yabancı özel bankalar olan Merrill Lynch gibi global büyük fon kuruluşlarında deneyim kazanmış, Merrill Lynch İngiltere ofisinde Avrupa, Ortadoğu ve Afrika bölgesi Makroekonomik Araştırmalar Bölüm Başkanlığı yapmış, deneyimli ve çifte vatandaşlığa sahip (İngiliz vatandaşlığı da var), Hazine’den sorumlu Devlet Bakanımız Mehmet Şimşek üstlenmiş bulunuyor. Kariyeri nedeniyle tanıdıkları için yabancıların da güven ve saygı duyduğu Sayın Şimşek’in uzmanlığı, acaba kemerin fazla sıkılmasını engellemeye yetecek mi?
 
Kemerin sıkılması bir yana, mevcut borç yükü, Türkiye’nin uluslararası arenada ABD ve AB baskılarına aldırış etmeksizin hareket etmesine olanak tanıyor mu? Artık yiğide kamçı olmak boyutunu çoktan aşan, olsa olsa ayağına pranga olan borç yükü, tezkere sonrası Kuzey Irak’tan yapılan saldırılara karşılık verilmesini, Talabani ile Barzani gibi küstahlara hadlerinin bildirilmesini engelleyecek mi, ne dersiniz?
 
Tezkere çıkmış olsa da, tüm politik oyalamaların, kararsızlıkların altında bu borç sorunu ve sıcak para akışını sürdürmek istemi yatmıyor mu? Bugünkü başkanlığıyla TÜSİAD, sözde temkinli görünüm altında ayrık ses çıkarsa da, temsil yüzdesi küçük bu işadamları kuruluşu bir yana bırakılacak olursa, TOBB gibi “milli çıkarlar ekonomiden önde gelir” diyen ve bu anlayışla çoğunluğu oluşturan işadamlarımızın gücü, elbette Türkiye’ye güç katıyor. Borç adına boyun eğecek ulus olmadığımızı, Osmanlı’dan Türkiye Cumhuriyeti’ne geçerken dünya aleme göstermedik mi?
 
Gündemde patlayan gelişmeler
 
Amerika’da pişirilip kotarılan Ermeni Soykırımı Tasarısı, sözde Bush yönetiminin ne denli içtenlikli olduğu bilinmez karşı çıkışlarına rağmen, ABD Kongresi’nin alt kanadı olan Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesi’nce 10 Ekim’de 21’e karşı 27 oyla kabul edildi. Bush yönetimi bunun sorumluluğunu Temsilciler Meclisi Başkanı Nancy Pelosi’ye yüklese de, bu gelişme ABD’nin Türkiye’ye karşı dost değil, düşmanca davranışıdır. Ne yazık ki, Kongre’nin Temsilciler Meclisi kanadı, Türk-Amerikan dostluğu üzerine kolay silinemeyecek bir kırmızı çarpı işareti koymuştur. ABD Kongresi'nin üst kanadı Senato’da da benzer bir tasarı olduğu biliniyor.
 
Dış İlişkiler Komitesi’nde kabul edilen tasarıyla ilgili en son haber, Kasım sonu yerine Ocak ayında Temsilciler Meclisi’nin gündemine getirilmek istenmesi. Bunun nedeni de, kabul oylarının artırılması için biraz zamana ihtiyaç duyulması. Yani, ABD Temsilciler Meclisi tasarıdan vazgeçmiyor.
 
Anlaşılan, tasarının akıbetini, ABD’nin şimdiki şımarık müttefiki olan Kürt Yönetimi’ne karşı, Türkiye’nin Kuzey Irak’ta atacağı adımlar belirleyecek. ABD ayağına kurşun sıktığının bilincine varamamış, ikisi hibe biri ucuz kullanılmış savaş gemileri vererek, finansman kozu ve Ermeni Tasarısı’nı kullanarak, havuç-sopa politikasını sürdürmek kararlılığında. Söz konusu savaş gemilerinin verilmesi kararının da, Ermeni Tasarısı’nı kabul eden Dış İlişkiler Komitesi’nde alınmış olması nedeniyle, bu hibe ve satış sus payı gibi de değerlendirilebilir. Kasım ayının ilk haftasında yapılacak Erdoğan-Bush görüşmesi her açıdan çok önemli, ama kararlılık gösterilip ABD’ye karşı ulusal duruş ve koz kullanılacak mı, o belli değil.
 
Yaza girilirken Genelkurmay Başkanı Büyükanıt Paşa, Kuzey Irak’a yapılacak bir askeri harekatla terör odaklarının vurulmasının yarar sağlayacağını söylemişti, ama onlarca şehit verilmeden hükümet bu isteğe uzun süre kulaklarını tıkamıştı. Nihayet 17 Ekim günü Meclis’te oylamaya katılan 526 milletvekilinden 507’sinin kabul oyuyla, Türk askerinin Kuzey Irak’a girebilmesi için gereken tezkere çıkarıldı ve dünyada yankı buldu.
 
Başkan Bush hemen, “Operasyon Türkiye’nin çıkarına değil” derken, NATO’dan itidal tavsiyesi geliyordu. Washington Post, “İtidal çağrılarına karşın TBMM büyük çoğunlukla tezkereyi onayladı” diyor, New York Times,”Oylama ABD’nin Ermeni Tasarısı tavrından duyulan hayal kırıklığının sonucu” yorumunu yapıyordu. Guardian, “ABD’nin Türkiye’ye etkisi azaldı” yorumunu yapmıştı. Le Figaro gelişmeyi, “Türk hükümeti sertlik taraftarlarına katıldı ve duygusal şantaja boyun eğdi, operasyonun Washington ziyareti öncesi yapılması beklenmiyor” diye yazmıştı. La Republica, “ABD yönetimi, tek demokrat Müslüman ülke Türkiye ile korkunç kriz eşiğinde” yorumunu getirmişti. Gerçeği vurgulayan da vardı, örneğin Die Welt, “Egemen bir devlet PKK militanlarının Irak’taki Kandil Dağı’na gizlenip, oradan Türk topraklarına saldırılar düzenlemesine izin veremez” diyordu.
 
Adını vermek istemediğimiz bir gazetemiz ise yorumuna, “ABD ile bilek güreşi” başlığını atmıştı. Sonra meselenin diplomatik yola kaydırılmasını öneriyordu. Oysa, onu yazanın da bildiği gibi, kimse bilek güreşi peşinde değildi, ama medya patronlarının şirketleri ekonomik kayba uğrar diye, olmayacak diplomatik çözüm önermek de, kimsenin haddi olmamalıydı. Askeri güce dayalı diplomasinin gerekliliği artık görmezlikten gelinemez. 24 Ekim günü, Milli Güvenlik Kurulu’nun kararlaştırdığı, “Bölgede bölücü terör örgütünü doğrudan veya dolaylı şekilde destekleyen gruplar üzerinde öncelikle alınması gereken ekonomik tedbirlere ilişkin olarak Bakanlar Kurulu’na tavsiyede bulunulması kararı” yanında, Güneydoğulu işadamlarının ekonomik ambargoya karşı soğuk olduklarını açıklayan görüşleri ne kadar yersiz ise, oyalayıcı diplomatik çözüm önerileri de o kadar yersiz oluyor.
 
Türkiye-ABD arasında kriz derinleşirken, Amerika’nın Ortadoğu’daki bir diğer hedefi olan İran’da önemli bir gelişme oluyor, Sovyet Lideri Stalin’den 64 yıl sonra, Rusya Devlet Başkanı Putin, Tahran’a resmi ziyaret için gidiyordu. Putin bu ziyaretinde ABD Başkanı Bush’u da, “İran’a saldırtmayız” diye uyarıyordu. İran’a desteğini sürdüren Rusya, zaten Batı'nın "İran nükleer silah yapıyor" iddiası için kanıt bulunmadığını söyleyerek, İran'ın nükleer tesislerini inşa ediyor. Her ne kadar Moskova BM Güvenlik Konseyi’nde Batı’yla aynı yönde tutum sergilese de, Rus yönetimi İran’a karşı herhangi bir askeri hareketin düzenlenmesine karşı çıkıyor.
 
Tahran’da İran Devlet Başkanı Ahmedinejad’ın ev sahipliğinde bir araya gelen Rusya Devlet Başkanı Putin, Kazakistan Devlet Başkanı Nazarbayev, Azerbaycan Devlet Başkanı Aliyev, Türkmenistan Devlet Başkanı Berdimuhammedov, Hazar’ın statüsünün belirlenmesi için yapılan Hazar’a Kıyıdaş Devletler Zirvesi’nde, konuya ilişkin somut bir sonuca ulaşamamış olsalar da, kıyıdaş devletlerin birbirlerine saldırmayacaklarını ve kendi topraklarını, bölgedeki bir diğer devlete karşı planlanan herhangi bir saldırıda kullandırmayacaklarını taahhüt etmiş bulunuyorlar. Bu durumda ABD İran’a yapabileceği bir operasyon için Türkiye’ye her zamankinden daha fazla muhtaç hale geliyor, ama Türkiye İran’la uzun bir dostluğa dayalı ilişkisini, Kürt yandaşlığı ile Türkiye’yi dışlayan ABD için bozar mı? Elbette hayır. Bunu ABD de biliyor, yine de Erdoğan-Bush görüşmesinde, Kuzey Irak operasyonu için yeşil ışık yakılması şartının, İran operasyonu desteğine bağlanmak istenmesi karşımıza çıkarılabilir.
 
Gündemde geri planda kalan gelişmeler
 
21 Ekim’de Türk seçmeni pek de ilgi göstermediği referanduma, teröre yeni şehitler vermiş olmanın üzüntüsü ile gitti. Katılımın yüzde 67.32 oranında gerçekleştiği referandumdan yüzde 69.12 “Evet”, yüzde 30.88 “Hayır” çıktı. Anayasa değişikliği çoğunlukla kabul edilmiş görünse de, toplam Türk seçmeninin yarısından azının oyuyla kabul edilmiş oluyor. Referandum bitti, ama geriye sorular kaldı. Bu değişiklik iptale gider mi gitmez mi konusu bile tartışılıyor. Halk, Cumhurbaşkanını hangi yöntemle seçecek? Halkın seçeceği Cumhurbaşkanının yetkileri ne olacak? Henüz bilinmiyor. Bu referandumdaki kadar oy çokluğuyla AK Parti adayı, iki turlu ve yüzde 50 barajlı bir seçimde halk tarafından Cumhurbaşkanı seçilebilir mi? Hadi bu tartışma bir yana, şimdi Cumhurbaşkanının görev süresi 5 yıl mıdır, 7 yıl mıdır? Milletvekili seçimleri 4 yıl sonra mı, yoksa 5 yıl sonra mı? Bu tartışmalar var ve sürecek. Gerçi, Meclis Başkanı Köksal Toptan Cumhurbaşkanı 5 yıl, Meclis 4 yıl görev yapmalı dedi, ama 4 yılı bile tamamlamadan, Türkiye bir erken seçime gitmek zorunda kalır mı tartışması bile gündemden düşmedi ki, şaşırmamalı!...
 
Seçimden sonra üç ayını dolduran hükümet, etkinlik gösterebilmiş değil. Seçim sonrasının temel tartışması olan “Sivil Anayasa”, şimdilik rafa kalkmış görünüyor. Bunda hem karşılaşılan tepkinin, hem de şiddetlenen terör olaylarının etkisi var elbette. Ekonomide yeni adımlar atılamayışı ise sıkıntı yaratıyor. Yurtdışı piyasalardaki hareketler ve Türk ekonomisin yapısal sorunlarından kaynaklanan olumsuz gelişmeler, ekonomide acil önlemler paketinin devreye sokulmasını gerektiriyor da, nerede Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Prof. Dr. Nazım Ekren’in yönetiminde hazırlanan Kısa Vadeli Eylem Planı? Yeni rota çizilmiş olsa da icraat görülmüyor. Kuzey Irak operasyonunun ekonomiye ciddi bir etkisi olacakken, Ekren Hoca’nın yol haritası ile açık ve gediklerin onarılması gerekmez mi?
 
Ekonomiyi borçla döndürebilmek için, yüksek faiz ve düşük döviz kuru politikası uygulayan hükümete karşı, Merkez Bankası’nı hedef seçerek, gazetelere “yeter artık faizi indir” başlıklı ilanlar veren ihracatçılar, herhalde Ekim ayının tozdan dumandan ferman okunmayan ortamında boşuna toplanırlarken, hükümetin politikası destekleyen TÜSİAD’ın Başkanlık yönetimi, ihracatçılara da “kurumların kredibilite kayıplarına neden olunmaması” uyarısını yaptı. İşadamları arasında giderek çatlaklar oluşacak gibi.
 
Tozdan dumandan ferman okunmayan ortamda, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nda yüksek bürokratların, hatta bir müsteşar yardımcısının bile adının karıştığı BOTAŞ kökenli yeni bir yolsuzluk ortaya çıktı. Ne hikmetse, Enerji Bakanı Güler döneminde, kendisinin seçip atadığı bürokratlar yolsuzluklara karışıyor. İlk önce EÜAŞ ile başlayan yolsuzluk süreci, hep Bakanlığın şikayetçi olmasıyla ortaya çıkıyor, ama bu kez BOTAŞ’ta görüldüğü gibi önü arkası hiç kesilemiyor. Bu yüzden olsa gerek, Türkiye Taşkömürü Kurumu gibi bir kurumunu kapatmak yerine, zarar etmekten kurtarmaya çalışmak için Bakanlık herhalde zaman ayıramıyor!...
 
Süleyman DEMİREL ile Gündem Söyleşisi
 
23 Ekim 2007
 
Ültanır: Sayın Cumhurbaşkanım, Ekim ayı gündem bakımından hareketli, ama terör nedeniyle de iki hafta arayla verdiğimiz onlarca şehit nedeniyle ulusça mateme boğulduğumuz bir ay oldu. Silahlı Kuvvetlerin sınır ötesi operasyona gönderilmesi için Meclis’ten geçen tezkere öncesi ve sonrasında yaşanan bu şehit olayları, maalesef çok acı ve milletimizin sabrını taşırmış bulunuyor. Bu arada terör saldırılarının gölgesinde kalan bir halkoylaması yapıldı. Bu oylamayla Cumhurbaşkanını halkın seçmesi de kabul olundu, ama yeni tartışmalara kapı açacak görünüyor. Şimdi, terör ve Kuzey Irak’a ilişkin görüşlerinizi almadan önce halkoylamasına ilişkin görüşlerinizi alabilir miyim?
 
Demirel: Tabii, 21 Ekim Halk oylamasına için yüzde 67 iştirak olmuş, yüzde 69 evet, yüzde 31 hayır çıkmış. 81 ilin 7’sinde “red”, 74’ünde “kabul”. Bazı illerde yüzde 98’e kadar çıkan kabul görünüyor.
 
TARTIŞMALI REFERANDUM,
ŞEKLEN KUSURLU GÖRÜNMÜYOR
 
Tabii bu referandum pek çok tartışıldı. Referanduma ne konmuş oldu? Referandumla kabul edilen nedir? Meclis’ten çıkıp da Çankaya tarafından referanduma sevk edilen metin mi? Yoksa, daha sonra Meclis’in değiştirdiği metin mi? Bu tartışmalar halen vardır. Sonra bu Meclis’e, bu Cumhurbaşkanına şamil olacak mı olmayacak mı tartışmaları vardır. Bu tartışmalar bir süre gider. Yalnız referandumun kendisine baktığımız zaman, şekil bakımından bence kusurlu sayılabilecek bir durum görünmüyor.
 
Referandumlarda genellikle her zaman çok katılım sağlanmıyor. Gerçi 1982 Anayasa referandumuna yüzde 90 katılım olmuş, yüzde 91’i aşan evetle kabul olunmuştu. 1987’deki siyasi yasakların kaldırılması referandumuna katılımsa yüzde 95 ile, en yüksek katılımdır. Yani, katılım değiştikçe, nispetler de değişebiliyor. Bütün bunlar işin tekniğidir.
 
Şimdi ne olmuştur diye baktığımız zaman, takriben ülkenin yüzde 46’sı evet oyu vermiş görünüyor. Bunlar bence bir meşruiyet tartışması ortaya çıkarmaz. Memlekete, millete hayırlı olsun.
 
Ültanır: İlk metindeki 11’inci Cumhurbaşkanı ile ilgili geçici madde, tartışmalı sonraki değişiklikle metinden çıkarıldı, ama, yeni metinde 12’nci Cumhurbaşkanı ibaresi de yok. Acaba bu, halkın değil Meclis’in seçtiği yeni Cumhurbaşkanının durumunu değiştirtebilir mi?
 
Demirel: Bana göre değiştirtmez. Ama, bunlar önümüzdeki günlerde tartışılacaktır. O tartışmalara göre de yeni düzenlemeler yapabilirler. Yani, referandumdan çıkmış olması, “hiç dokunulmaz” manasına gelmez. Eğer birtakım çarpıklıklar varsa, Parlamento bunları düzeltir.
 
Ültanır: Yoksa, bu tartışmalar yine mahkemede son bulabilir mi? Anayasa Mahkemesi’ne gidecek bir olay şeklinde mi görülüyor?
 
Demirel: Öyle de olabilir. Fakat, daha çok Parlamento birtakım şeyleri düzeltir.
 
TERÖRE ÖFKE FIRTINASI
 
Ültanır: Sayın Cumhurbaşkanım, maalesef son günlerde çok acı şeyler yaşadık. Önce bu ayın başında PKK’ya karşı 15 şehit haberi ülkemizi yasa boğdu. Bir hafta önce sınır ötesi operasyon için gerekli Tezkere Meclis’ten çıktı, Tezkere kullanılacak mı kullanılmayacak mı tartışmaları arasında, üç gün önce referanduma giderken, yeniden 12 şehit ve 8 askerimizin kaçırılması haberi Türkiye’yi sarstı. Şehit cenazelerinin törenleri halkın büyük tepkisi ve öfkesi içinde yapılıyor. Her tarafta ayrıca yürüyüşler, mitingler var. Türk bayraklarının gölgesinde milletimiz yek vücut oldu, öfke içinde Kuzey Irak’a askeri hareket bekliyor. Bu konuda değerlendirmenizi almak istiyorum.
 
Demirel: Şöyle bakacağız meseleye: Tabii ki meydana gelen olaylar vahim. Ülke bir baştan bir başa hiç olmazsa son birkaç gündür çok büyük bir öfke fırtınası içerisinde, topraklarını ve insanlarını bekleyen vatan çocuklarının şehit edilmiş olması, ülkeyi bir baştan bir başa hüzne boğmuştur. Her evde hüzün vardır. Kıvançta ve tasada beraberlik milletimizin gücünü de gösteriyor. Hepimizin içi yanıyor, içi parçalanıyor. Bu çocuklarımıza, Allah’tan rahmet diliyorum. Ailelerine ve bütün milletimize de başsağlığı ve sabır diliyorum.
 
TÜRKİYE CUMHURİYETİ DEVLETİ, DAĞLARINDA
 ELİ SİLAHLILARIN BULUNDUĞU ÜLKE OLAMAZ
 
Türkiye, bu olayla 20 seneyi aşan süredir, karşı karşıyadır. Bugünden yarına olayın sona ereceği de pek görünmüyor. Yani, bir süre Türkiye bu asimetrik savaşa devam edecek. Şöyle asimetrik: Bunu yapan teröristler çok çabuk yapıyor, çok çabuk kayboluyor. Bunları hedef olarak bulabilmek fevkalade zor. Normal sahra metotlarıyla bunların hakkından gelmek fevkalade zor. Dünyanın her tarafında bu böyle. Ama, Türkiye Cumhuriyeti Devleti, dağlarında eli silahlıların, devletine silah çekenlerin, askerini şehit edenlerin, masum halkını şehit edenlerin ve şehirlerinde, kasabalarında patlayıcı madde dolu kamyonlarla ve bombalarla dolaşanların bulunduğu bir ülke olamaz.
 
KARARLIYIZ DEMEK KAFİ DEĞİL, İCRAAT LAZIM
 
Ülkeyi yönetenlerin,”Ne yapalım, işte böyle oluyor” demek hakları yoktur. Ülkeyi yönetenler milletten ve Parlamento’dan her türlü fedakârlığı isterler ve o fedakârlık yerine getirilir. Nitekim, 507 oyla bir tezkerenin kabul edilmiş olması, önemli bir hadisedir. Bu da milletin birliğini gösterir. Şu isteniyor. Bu akan kan dursun. Başka türlüsünü düşünmek mümkün değil. Devletin akan kanı durdurmak için her türlü icraatı yapması lazım. Kararlıyız demek kafi değil, karar lazım ve kararı icra etmesi lazım.
 
Ültanır: Fiilen göstermesi lazım diyorsunuz.
 
Demirel: Evet, yani “kararlıyız demek” yetmiyor. Kararlıyız diyebilmek için kararı ortaya koymak lazım ve neyse o karar, onu icra etmek lazım.
 
Devlet bunları yapacak güçtedir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti ebedidir, tükenmez. Bu mücadeleyi bitirir, bitirecektir de. Bütün mesele, bir an evvel bitirmesidir.
 
KAMUOYU KÜRDÜM DİYEN HERKESİ SUÇLU SAYMAMALI
 
Bu mücadele yapılırken, çok dikkat edilmesi lazım gelen bir husus var. O da bu cinayetleri işleyenlerin kimin adına işlediğidir. Bunlar kendilerini Kürt sayıyorlar ve Kürt liberasyonu, yani bağımsız bir Kürt devleti kurma peşindeler, bir hayalin peşindeler.
 
Kendisini Kürt sayan, Türkiye Cumhuriyeti’ne sadakatle bağlı pek çok vatandaş, bunların yaptığı, bu cinayetlerden dolayı, kamuoyunca suçlu sayılmamalıdır. Eğer kamuoyu, “Ben Kürdüm” diyen herkesi bu sebeple suçlu sayarsa, o zaman Türkiye bölünür. Bu büyük bir tuzaktır. Ben, bu tuzağa düşülmemesini telkin ediyorum. En önemli hadise, halkın ikiye bölünmemesinin gereğidir. Gerçi bugün zihinler bunları tam ayırt edecek vaziyette değil. Söylediğim gibi bir öfke fırtınası var. Bir ızdırap, acı seli var ve beklentiler var.
 
KUZEY IRAK TÜRKİYE İÇİN TUZAK OLAMAZ,
TÜRKİYE AKILLA HAREKET EDECEKTİR
 
Ültanır:Peki efendim, Türkiye’nin Kuzey Irak’a çekilmek istenmesi gibi bir tuzak tehlikesi de görüyor musunuz?
 
Demirel: Hayır, öyle görmüyorum. Aslında tuzak tehlikesi konusunda Kuzey Irak’tan önemlisi Türkiye’nin içi. Türkiye’nin içinde bu mücadele yapılırken, suçu işleyenler ile adlarına bu suçun işlendiği zannedilen kişiler ayrılmalı. Yani, “ben Kürdüm” diyen insanlarla bu cinayetleri işleyenler aynı kefeye konmamalı.
 
Ültanır: Benim Kuzey Irak sorumdaki kastım, uluslararası ortamda bir siyasi değişim amacıyla, Türkiye’nin Kuzey Irak’a çekilmek istenmesi gibi bir tuzak olabilir mi düşüncesine dayanıyordu. Öyle bir şey hissediyor musunuz?
 
Demirel: Hayır, etmiyorum, şöyle ki: Türkiye, nihayet istilacı bir devlet değildir. Türkiye, kendi topraklarına tecavüz tertiplenen bir ülkeye, “Bunu yapmayın” diyor. Eğer o ülke bunu yapmaya devam ederse, bu düşmanlıktır. Her bağımsız devlet bu düşmanlığa cevap verecektir. Buna kimsenin bir diyeceği olmasın.
 
Tabii ki Türkiye bütün bunları yaparken, uluslararası hukuku, uluslararası düzeni, onların hepsini düşünecektir ve öfkeyle hareket etmeyecektir. Halk öfkeli olacaktır, ama devlet öfkeli olmayacaktır. Bütün bunları yaparken akılla hareket edecektir.
 
 
 
 
DEVLET İÇERDEKİ MİHRAKLARI
SÖNDÜRMEDE ELİNİ ÇABUK TUTMALI
 
Bir de attığı taş, ürküttüğü kurbağaya değmeli. Yani, yapacağı hareket belki meseleyi bitirmez ama, mutlaka bir netice sağlamalı. Ne zaman, neyi yapmak lazım? Onu da tabii güvenlik makamları düşünüp taşınacaktır.
 
Tabii bu mesele, sadece Türkiye’nin dışında değil. Esas dikkat olunması gereken içerisi! İçerdeki mihraklar hiçbir şeye bağlı değil ve içerdeki mihrakları söndürmede devlet elini çabuk tutmalıdır.
 
Ültanır: Ancak, içerdeki mihraklar da dışarıdan destek buluyor!...
 
Demirel: Öyle, ama içerdeki mihrakları söndürürsen, dışarıdan destek verilecek yer kalmaz içeride.
 
BARZANİ, TALABANİ HOYRAT, AMERİKA ŞAŞKIN
 
Ültanır: Efendim, burada Barzani ve Talabani’nin tutumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
 
Demirel: Fevkalâde hoyratça.
 
Ültanır: Peki, Amerika’nın Türkiye’ye karşı tutumu için ne diyorsunuz?
 
Demirel: Amerika tam manasıyla şaşkın. Yani, Amerika, ne yardan ne serden vazgeçiyor. Hem Türkiye gibi bir dosttan vazgeçmek istemiyor, hem de oradaki Kürtleri incitmek istemiyor. Bakalım önümüzdeki birkaç gün zarfında ne tezahür edecek, ne görülecek?
 
PUTİN’İN İRAN ZİYARETİ
ORTADOĞU’DA DENGELERİ ETKİLER Mİ?
 
Ültanır: Efendim, Ortadoğu’da önemli bir gelişme daha var. Putin’in İran’ı ziyareti. Putin, Amerika’ya karşı İran’ın yanında olacaklarını çok açık şekilde söyledi. Yanına Hazar kıyısındaki Türki Cumhuriyetleri de alarak, siyasi bir birlik oluşturmaya çalışıyor. Bu gelişme İran yüzünden Ortadoğu’da dengeleri değiştirecek bir gelişme mi, nasıl yorumlarsınız?
 
Demirel: Siyaset yapıyor. Avrupa aslında enerjide Putin’in tekelinden çıkmaya çalışıyor. Netice olarak Avrupa, tek kaynağa bağlılıktan kurtulmak için elinden gelen her şeyi yapacaktır. Putin’in bu hareketleri bence kendi ülkesinin menfaatlerini korumak istikametindedir. Bunda ne derece muvaffak olur bilemiyorum.
 
BÜYÜK ORTADOĞU PROJESİ KALMADI
 
Ültanır: Yalnız Putin’in İran’a uzanması Amerika’nın Büyük Ortadoğu Projesi’ne engel olma amacı da içeremez mi?
 
Demirel: Büyük Ortadoğu projesi yürürlükte değil ki.
 
Ültanır: Çökmüş olarak mı görüyorsunuz?
 
Demirel: O hayalden ibaretti. Aslında birtakım ülkelere demokrasi empoze etmek, hiç olmuş şey değil. Kaldı ki, eğer bir halk demokrasiyi yürütecek durumda değilse, zaten empoze etseniz de yürütemez onu. Rejim ülkenin kendi işidir. Eğer ülkenin insanları demokrasiyi talep etmiyorsa ve ona hazır değilse, demokrasi dışarıdan olmaz.
 
HÜKÜMET, SEÇİM KAZANMIŞ HÜKÜMET
HÜVİYETİNİ TAŞIMIYOR
 
Ültanır: Sayın Cumhurbaşkanım 22 Temmuz Milletvekili Seçimi yapılalı üç ay geçti. Ama, AK Parti Hükümeti’nin faaliyetleri tatminkar bulunmuyor, özellikle ekonomiye el atılmayışı nedeniyle işadamları da şikayetçi. Hükümet hemen her açıdan yetersiz bulunuyor. Hükümetin faaliyetlerini nasıl değerlendiriyorsunuz?
 
Demirel: Hükümet bana göre, önceliği olmayan anayasa tartışmalarına Türkiye’yi sürükledi. Onunla beraber, aslında bu terör işleri çok büyük ölçüde vatandaşı ve Türkiye’yi meşgul eder hale geldi. Bir hükümetin bir seçim sonrası yapması lazım gelen acil işlerden halkın haberi yok. Hükümet gerek konjonktürün gereği, gerekse kendisinin bana göre yanlış öncelik vermiş olması dolayısıyla, bir seçimden çıkmış, yüzde 47 oy almış bir hükümet hüviyetini taşımıyor.
 
Seçim zaten Türkiye’nin meselesini çözmedi. Seçim öncesinde tartışılan meseleler aynen bugün de gene tartışılıyor. Yarın umuyorum ki, bu terör işi hafifleyecektir. O zaman, seçim öncesinde tartışılan konular tekrar ortaya çıkacaktır. Seçim, laiklik tartışması, türban tartışması vs. bunların hiçbirisini ortadan kaldırmadı. Ve Türkiye’nin büyük meseleleri var ve hepsi de çok önemli: Para meselesi, ödemeler dengesi meselesi, eğitim meselesi, kalkınma meseleleri, sanayileşme meselesi, enerji meselesi, işsizlik meselesi, yolsuzluk meselesi, iklim-kuraklık meselesi vs. Bugün, bunların hemen hepsi tartışma dışında.
 
 
E. Tümgeneral Armağan Kuloğlu ile Tezkere üzerine
 
Röportaj tarihi: 18 Ekim 2007
 
 
Ültanır: Paşam, Ekim’in ikinci haftasına Şırnak Gabar Dağları’nda PKK terörüne 15 askerimizi şehit vererek girdik. PKK’nın şu anda birinci hamisi Kuzey Irak Yönetimi ve Barzani ve ağabeyi Talabani. Barzani ve Talabani’nin hamisi de ABD. O hafta ABD Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesi’nde Ermeni Soykırımı Tasarısı kabul olundu. Genelkurmayın PKK’ya karşı sınır ötesi operasyon önerisine kulaklarını tıkayan hükümet, halkın tepkisinin doruğa çıkması üzerine, tezkereyi TBMM gündemine getirdi ve dün yani l7 Ekim’de 507 gibi çok yüksek oyla kabul olundu. Hükümet kanadından maalesef, “inşallah kullanmak zorunda kalmayız” sesleri yükseldi, harekat yapılacak olursa, yalnız PKK ile ilgili olacağı vurgulanarak, Kuzey Irak Yönetiminin Türkiye’ye meydan okur davranışına seyirci kalınacağının işareti verilmiş oldu. Türkiye’de bunlar olurken, Putin’in Tahran ziyareti ile ABD’ye karşı Rusya-İran yakınlaşması ortaya çıktı, bu yakınlaşma Hazar’a kıyısı olan Türki Cumhuriyetlerin de katılımıyla, elinde enerji silahı bulunacak yeni bir Doğu Bloku oluşumuna yönelecek gibi. Bunun Ortadoğu’yu etkilemesi kaçınılmaz. Sıraladıklarım, üç ayrı konu gibi görünüyor olsa da, aslında birbiriyle ilintili konular veya ilişki kurulabilecek gelişmeler. Hem bir stratejist olarak, hem de Global Strateji Enstitüsü’nün baş danışmanı olarak, bu gelişmeleri nasıl değerlendiriyorsunuz?
 
Kuloğlu: Türk Silahlı Kuvvetleri’nin PKK terör örgütüyle ilintili olarak sınır ötesinde kullanılması konusuyla ilgili tezkere Meclis’ten geçti. Tabii ki bu tezkere, aslında son derece geç kalınmış bir girişimdi. Bunun çok daha önceden yapılması gerekiyordu. Eğer biz bir günde 15 şehit vermeseydik, kamuoyunun baskısı olmayacaktı ve bu tezkere de böyle gündeme gelmeyecekti. O bakımdan tezkerenin çıkması kadar, bunun kullanılması da son derecede önemli. Tabii tezkere çıktı diye, “Bunu hemen kullanacak değiliz” diye beyanatta bulunuldu. Fakat bunun kullanılmaması yönündeki birtakım ifadeler, tezkerenin gücünü azaltacak ve PKK örgütü ile mücadeledeki o azmi, şevki ve etkinliği ortadan kaldıracaktır. Bu bakımdan kullanılmasa dahi, kullanılacakmış gibi hareket edilmesi son derece önemli.
 
OYALANAN TÜRKİYE
 
Bu tezkere kullanılır mı? Bu tezkerenin, hükümet tarafından kullanılacağı yönündeki inancım zayıftır. Çünkü, bundan önce bu tezkerenin çıkarılmaması ve Silahlı Kuvvetlerin sınır ötesine gönderilmemesi konusunda, birtakım bahaneler aranmıştır. Biliyorsunuz, terörün 2004 yılında tırmanmaya başlamasından sonra, Türkiye’nin yapabileceği bir sınır ötesi harekatı önlemek maksadıyla, Terörle Mücadele Özel temsilciliği konusu, Amerika Birleşik Devletleri tarafından ortaya atılmıştır. Türk yönetimi de Silahlı Kuvvetlerin sınır ötesine gönderilmemesi konusunu benimsediği için, hemen bu konunu üzerine atlamış ve bir yıl Türkiye oyalanmıştır.
 
Aradan zaman geçmiş terör durmamış ve bu sefer de Amerika’nın baskısı ve isteğiyle, Irak’la bu konuda bir anlaşma yapılması, kararların müşterek alınması, eylemlerin müşterek yapılması konusunda birtakım açılımlar ortaya konmuştur ve Irak’la bir anlaşma cihetine gidilmiştir. Bu anlaşmanın içerisindeki can alıcı madde, sınır ötesi operasyon kapsamında sıcak takiptir. Fakat, bu konu anlaşmanın içine girmemiş, müzakere sürecine bırakılmıştır ve dolayısıyla, Türkiye yeniden bir oyalama safhasına sokulmuştur.
 
KAMUOYU BASKISIYLA ÇIKAN TEZKERE KULLANILMAZSA...
 
Bir günde şehit adedi yükselince, bu sefer kamuoyu baskısı artmış ve tezkerenin Bakanlar Kurulu’na, Terörle Mücadele Yüksek Kurulu’na ve oradan da Meclis’e gelmesi ve Meclis’ten çıkması, bir kamuoyu baskısı sonucunda oluşmuş bir hadisedir. O bakımdan tezkerenin kullanılmaması durumu, ancak mucizelere bağlı bir konudur. Olağanüstü hallere bağlı bir konudur. Nedir bunlar?
 
Eğer Irak Yönetimi, Irak’ın kuzeyindeki yönetimle koordineli bir şekilde ve Amerika’nın da yardımıyla, oradaki PKK’nın elebaşlarını yakalayıp Türkiye’ye teslim ederse, bu terör örgütüne o bölgeden yapılan lojistik desteği keserse, finans desteğine engel olursa, Irak’taki bütün bürolarını kapatırsa, bu konuda propaganda faaliyetlerine son verici bütün tedbirleri alırsa ve PKK terör örgütünü tasfiye edip etkisiz hale getirecek girişimlerde bulunursa, bu tezkerenin kullanılmasına ihtiyaç kalmaz.
 
Ancak, ben bugüne kadar yapılmayan, yapılamayan veya yapılmak istenmeyen bu gibi girişimlerin tezkere çıktıktan sonra yapılabileceği kanaatini taşımıyorum. O bakımdan da tezkerenin, bunların yapılmamasına rağmen kullanılmaması durumu, Türkiye’nin uluslararası ortamdaki prestijini zayıflatır, güvenirliğini zayıflatır ve bundan sonra Türkiye’nin sözüne kimse güvenmez, “söyledikleri sadece kağıt üzerinde kalır” derler, aynen Ermeni Soykırımı Tasarısı’ndaki göstermiş olduğu tepkinin Ermenistan’da, Fransa’da yankı bulması gibi olur.
 
O bakımdan bu tezkerenin kullanılması bir noktada elzemdir. Neden elzemdir? Şimdi kış şartlarına doğru giriliyor. Kış şartlarına doğru gidildikçe terör eylemlerinde azalma olabilir. Bu durumdan istifade ile yine zaman kazanma çabası içinde olunabilir, kamuoyu da konuyu, yönetimin unutturma ve uyutma politikası ve maalesef milletimizin de unutma alışkanlığı olduğundan, konunun üzeri örtülmeye çalışılabilir. Kamuoyu yavaş yavaş bu konuya alışabilir, her zaman olduğu gibi unutabilir, terör eylemlerindeki azalmadan dolayı kamuoyu baskısı da yavaş yavaş azalabilir. Terör yeniden ortaya çıktığında, bu süreç yeniden yaşanır ve tezkere yine kullanılmaz ise, o zaman da artık Türkiye’nin yapabileceği, söyleyebileceği, alabileceği kararlara kimse güvenmez ve terörle mücadele de sekteye uğrar. Bu bakımdan kamuoyu baskısının bu tezkerenin kullanılması yönünde devam etmesi son derece önemlidir.
 
TEZKERE GÖSTERMELİK DEĞİL, ETKİN KULLANILMALI!
 
Tezkerenin öyle bir kereye mahsus göstermelik şekilde değil, PKK terör örgütünü etkisiz hale getirecek şekilde ve etkin olarak kullanılması zarureti vardır. Bunun için son derece iyi bir istihbarat ağının kurulması gerekir. jandarma’nın, Emniyet Genel Müdürlüğü’nün, MİT’in, Silahlı Kuvvetlerin, sızdırılacak ajanların, o bölgedeki kuvvetlerimizin, bütün bunların çok iyi organize edilmesi, istihbaratın çok iyi elde edilmesi, elde edilecek istihbarat neticesinde etkin sonuç alınacak operasyonlar yapılması son derece önemlidir.
 
Bunlar bir seri olarak yapılabildiği taktirde, ayrıca Hava Kuvvetleri ile Kandil Dağı’ndaki lojistik tesisler, o bölgedeki kamplar, üsler bombalanıp etkisiz hale getirilmelidir. Tesisler yer değiştirmiş olabilir, ancak bölge etkisiz hale getirilebildiği taktirde, lojistik malzemeleri imha edilebildiği taktirde, buna benzer diğer bölgelerdeki üsler tespit edilip, bunlar ateş altına alınıp imha edilebildiği taktirde, terör örgütü mutlaka zayıflayacaktır ve derinlikte yapılan bu harekat, terör örgütü ve destekleyicileri üzerinde baskı ve korku yaratacak, Türk kamuoyunun da cesaretini ve güvenini artıracaktır. Aksine bütün bunları yapmamak, terörün yeniden canlanmasına imkân tanımak anlamına gelir. O bakımdan bu tezkerenin kullanılması yönündeki iradenin gösterilmesi son derece önemlidir. Bunun da mutlaka yapılan operasyonlarda sonuç alacak şekilde tertiplenmesinin, baskın şeklinde olmasının, operasyonların ve baskı yaratmanın geçici değil, baskıda süreklilik olacak şekilde planlanmasının da yaralı olacağını değerlendiriyorum.
 
TEZKERENİN KULLANILMASININ FAYDALARI VE ZARARLARI
 
Ültanır: Paşam, tezkere kullanılırsa Türkiye için zararlı olur diyen içte DTP’liler ve yandaşları ile ikinci cumhuriyetçiler korosu var. Dışta aynı tezi savunan, Türkiye’nin ulusal ve üniter devlet yapısını hedef alanlar var. Siz bir asker olarak, tezkerenin kullanılmasının fayda ve zararlarını nasıl değerlendirirsiniz?
 
Kuloğlu: Şimdi bu konuda karşımızda neler olabilir, bu tezkere ne faydalar sağlar, ne zararlar getirir ona bir göz atalım:
 
Birinci faydası: Tezkerenin kullanılması, yani Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından sınır ötesi operasyonun yapılması ve bunun bir seri olarak devam ettirilmesi, PKK’nın mücadele azim ve iradesini kırar. Onu zayıflatır ve örgütü dağılma noktasına kadar taşıyabilecek bir sürecin açılmasına sebep olabilir.
 
İkinci faydası: Irak’ın kuzeyindeki yapının Türk Silahlı Kuvvetleri’nin sınırı geçmemesi gerektiğini, geçtiği taktirde facialarla karşılaşabileceğini, perişan olabileceğini söyleyen ifadelerinden yoksunlaştırma bakımından son derece faydalı olur diye düşünüyorum. Tabii ki sınır ötesine yapılan operasyon, o yapının güçlenmesini engelleyecek, politik gücünün kırılmasını da sağlayacaktır. Eğer peşmerge güçleri PKK ile beraber Türk Silahlı Kuvvetlerine karşı koyarsa, böyle bir gelişme, Irak’ın kuzeyindeki yerel yönetimi ve askeri gücü olan peşmergeyi, terörle yaptığımız mücadeleye engel olan, onu koruyan terörist güç durumuna düşürecektir. Bu durumda TSK onunla da mücadele ederek onu zayıflatacak ve belki de tamamen imha edecektir. Bizim politik hedeflerimizden biri de Irak’ın parçalanarak kuzeyinde bir devletin oluşmasına mani olmaktır. Tezkerenin hedefi doğrudan PKK terörünün etkisiz hale getirilmesi olmasına rağmen, böyle bir gelişme bizim politik hedefimize dolaylı olarak ulaşmamıza da imkan yaratacaktır.
 
Üçüncü faydası: Irak bir egemen devlet olarak görülmektedir. Ancak, bu sorumluluğu taşıyamamaktadır. Bunu taşıyacak gücü de bulunmamaktadır. Ama, Türkiye’ye karşı hep, ABD’nin istek ve telkinine bağlı olarak “sınır ötesi harekat yapamazsınız. burası egemen bir ülkedir” diye sloganlarla ortaya çıkmaktadır. Irak da gerekli tedbirler alması gerektiğini ve Türkiye’ye karşı böyle söylemlerde bulunulmaması gerektiğinin de bilinci içerisinde olacaktır.
 
Dördüncü faydası: PKK terör örgütü ile etkili bir şekilde mücadele etmekten daima kaçınan, bunun bir noktada orada himaye edilmesine göz yuman ve sınır ötesi operasyon yapılmaması konusunda Türkiye’ye devamlı baskı uygulayan, telkinlerde bulunan Amerika Birleşik Devletleri’nin de bu direnci kırılacak ve Türkiye, güvenliği ile ilgili her tedbiri alabileceği konusunda Amerika Birleşik devletleri’ne de bir hatırlatma yapacaktır.
 
Beşinci faydası: Yurt içinde siyaset yoluyla etnik esaslı bölücülük/Kürtçülük hareketi yürütülmektedir. Bu siyasi hareketle terör birbirini desteklemektedir. Dolayısıyla, Türkiye içindeki siyaset yoluyla yapılan bu propaganda, bu siyasi faaliyet de mutlaka bu operasyonlardan kendi nasibini alacak ve etkisiz bir konuma gelecektir.
 
Altıncı faydası: Türkmenler unutulmuş durumdadır. Hak ve menfaatleri neredeyse hiç gözetilmeyecek bir duruma gelmiştir. Kerkük konusu, referandumun ertelenmiş olmasına rağmen, her an çıkabilecek durumdadır. Dolayısıyla, Türkmenlerin hak ve menfaatlerinin korunması, onların İdarede etkili bir duruma gelmesi için cesaretli adımlar atabilmesi ve Kerkük referandumunun da ya ortadan kalkması, ya da daha yeni bir şekle sokulması konusunda da fayda getirecektir.
 
Zarar olarak nitelendirilebilecek üç konunun olduğunu söyleyebiliriz. Ancak, onlarında dolaylı yoldan fayda sağladığını da göz önünde tutmamız gerekir:
 
Birinci zarar ekonomiktir: Operasyon ilave harcama getirebilir. Harcama zaten şimdi de yapılıyor. Ama, Borsa düşecek diye, döviz çıkacak diye, ekonominin bozulması söz konusu olamaz. Çünkü, Borsa’nın yüzde 75’i zaten yabancıların elindedir. Döviz de zaten sanal olarak düşürülmektedir. Böyle bir operasyon, belki de sanal bir ekonomik yapıdan reel bir ekonomik yapıya geçiş için de vesile olabilecektir.
 
İkinci zarar Amerika ile olan ilişkilerin gerginleşmesi ve zedelenmesidir: Böyle bir operasyon, Türkiye’nin kendi güvenliği için her şeyi göze alabileceğini gösterecek, ABD’yi Türkiye ile olan ilişkilerde daha dikkatli olmaya yöneltecek, bir daha Türkiye’den kaldıramayacağı isteklerde bulunamayacağını anlatmaya yardımcı olacak, müttefikliğin karşılıklı menfaat ilişkisine bağlı olduğunu, tek taraflı olamayacağını anımsatacaktır. Bunun sonucunda, Türkiye’nin menfaatlerinin de gözetilmesinin gerekli olduğu bilinci ile Türk Amerikan ilişkileri yeniden gözden geçirilerek, düzgün bir çerçeveye oturtulabilmesine imkan yaratılacaktır. Zarar gibi görünen, ilişkileri kötüleştirecekmiş gibi görünen bu sınır ötesi operasyon, belki de Amerika ile olan ilişkilerin daha da iyiye gitmesine vesile olacaktır.
 
Üçüncü zarar Avrupa Birliği ile olan ilişkiler çerçevesindedir: AB bu operasyonu arzu etmemektedir. Müzakere ve giriş sürecinde birtakım aksamalar olabilir. Halbuki, Avrupa Birliği hep Türkiye’den güvenliğine negatif yönde etki edebilecek siyasi isteklerde bulunmaktadır. Avrupa da Türkiye’nin artık güvenliği ile ilgili konularda bir taviz vermeyeceğini de bir noktada anlamış olur. Bu nedenle operasyon, zarar gibi görünse de yine fayda getirir.
 
AMERİKA KIRMIZI IŞIK YAKACAK MI?
 
Ültanır: Paşam, Amerika Kürt yönetimini koruma amacının yanısıra, 1 Mart 2003 tezkere krizinin acısını da çıkarmak adına bu operasyona kırmızı ışık yakar mı?
 
Kuloğlu: Amerika Birleşik devletleri bu konuda her ne kadar yeşil ışık yakmıyorsa da, ben operasyon konusunda kırmızı ışık yaktığını da düşünmüyorum. Çünkü, İran ile başı derttedir. Ermeni soykırımı konusunda Temsilciler Meclisi’nde Alt Komite’de bir karar alınmış ve Genel Kurul’a getirilebilecek durumdadır. Yani, Türkiye’ye karşı ayıplı bir siyaset izlemektedir. O bakımdan, bu ayıplı siyaset içerisinde, Türkiye’nin aleyhinde bir konuma daha fazla girebileceğini de düşünmüyorum.
 
Amerika, Avrupa’da füzelerin yerleştirilmesi konusunda Rusya ile bir rekabet ve gerilim içindedir. Rusya’nın son zamanda Hazar Denizi’ne Komşu ülkeler toplantısı vesilesiyle, o ülkelerle birlikte görünmesi, özellikle enerji konusunda bir işbirliğine doğru giden adımları atması ve Putin’in İran’a yapmış olduğu bu çok etkili ziyaret, Rusya’yı bu coğrafyada etkili hale getirmektedir. Bu girişimler, Amerika’nın bir noktada negatif olarak bölgedeki etkisini azaltmaktadır. Gelişmeler sanki bir bloklaşmaya gidiş manzarası ortaya çıkarmaktadır.
 
O bakımdan, bir taraftan Ermeni soykırımı açmazı, bir taraftan Putin’in girişimleri ve yapmış olduğu İran ziyareti, Hazar ülkeleri ve komşu ülkelerle yapmış olduğu toplantılar, Amerika’nın işini zorlaştırmaktadır. O bakımdan Türkiye’nin Irak’a, Birleşmiş Milletler’in 51’inci maddesi gereğince uluslararası hakkı olan meşru müdafaa hakkını kullanmasında bir engel teşkil edebileceğini, hele hele bir askeri alanda çatışma ortamına sürükleyecek bir karşı koymaya girişebileceğini kesinlikle düşünmüyorum.
 
HÜKÜMETİN KORKUSU: ASKERİN İNİSİYATİFİ
 
Ültanır: Paşam, Meclis’ten geçen tezkerenin verdiği yetkinin Genelkurmay’a ulaştırılması geciktirilebilir mi? Yani, askerin inisiyatifi alması, politik yolları kapar diye endişeden bu yapılabilir mi? Oysa, artık silaha dayalı politikayla sonuç alınabileceği ortada. Bu geciktirme sizce ne kadar sürer?
 
Kuloğlu: Hükümet sınır ötesi operasyonu arzu etmiyor. Çeşitli nedenleri var, ekonomi, Amerika Birleşik Devletleri, Avrupa Birliği vs. ama arzu etmemesinin bir sebebi daha var. Devamlı olarak hükümetin mücadele ettiği bir konu var. O da Türk Silahlı Kuvvetlerinin ülke üzerindeki etkisini azaltmaktır. Avrupa Birliği yolunda her şeyi göze alıp, tavizlerle dolu bir politika izlenmesinin ve bu konudaki aşırı isteği de buradan kaynaklanmaktadır. Eğer sınır ötesi operasyon yapılırsa, böyle bir konu ortaya çıkarsa, hükümetin, inisiyatif askerin eline geçecek, askerin ülke üzerindeki etkisi artacak ve kendi düşünceleri ile ters düşen bir durum ortaya çıkacak diye endişelendiğini değerlendiriyorum. Bu son derece önemli.
 
OPERASYON NE ZAMAN BAŞLAYABİLİR?
 
Bir diğer konu da hükümet kamuoyu baskı sonunda askere yetkiyi devredebilir. Ama, askerin bu yetkiyi hemen kullanması söz konusu olmaz. Çünkü, bu karşıdaki PKK gücünün bulunduğu yerin doğru olarak tespit edilmesine, hedefin yer değiştirmeyip orada bulunmasına, istihbaratın çok iyi elde edilmiş olmasına bağlıdır. Yapılacak operasyonun mutlaka etkili olma mecburiyetinden dolayı zamanı, zemini ve kuvveti Silahlı Kuvvetlere bağlı kalmak üzere, baskın tarzında olması gerekir. O bakımdan “Müsaade ettik hemen git” şeklinde bir operasyon veya “Gidecekler” diye haber verme şeklinde bir operasyon kesinlikle olamaz.
 
Bu arada, 1 Kasım’da İstanbul’da Irak’a Komşu Ülkeler Toplantısı var. 4 Kasım’da Başbakan Amerika’ya gidecek. Dolayısıyla, buralardan bir netice alabilirim ümidiyle, harekat için Türk Silahlı Kuvvetleri’ne yetki verme konusu da en azından Kasım’ın 10’una kadar falan bir geciktirme durumu ortaya çıkabilir. Ancak, bu tarihten sonra yetkinin verilmesi söz konusu olabilir.
 
Ültanır: Bu yetki herhalde gizli verilecektir değil mi?
 
Kuloğlu: Tabii yetkinin verilmesinin de gizli olmasında fayda var. Çünkü, verildiği zaman tespit edilen hedefler ortadan kalkabilir. PKK yer değiştirebilir. O bakımdan bu yetkinin gizli olarak verilmesi, Silahlı Kuvvetlerin operasyona başladıktan ve netice alınır bir duruma geldikten sonra kamuoyuna açıklanması çok daha doğru bir harekat tarzı olur.
 
Röportaj tarihi: 24 Ekim 2007
 
SON HAİN SALDIRI VE SON DURUM
 
Ültanır: Paşam, Tezkerenin kabulünün ardından konuyu değerlendirdiğimiz röportajımızdan üç gün sonra, halkımız beklenmedik biçimde şoke oldu, üzüntüye boğuldu. 21 Ekim’de gecenin ilk saatlerinde Hakkari’de PKK büyük bir saldırı düzenleyerek, 12 askerimizi şehit etti, 8 askerimizi de rehin alarak Irak’a kaçırdı. Birliğin haberleşmesinin elektronik savaş yöntemleriyle kesildiği, PKK’ya güçlü istihbarat sağlandığı söyleniyor. Sınırın sıfır çizgisinde belki birkaç km Irak tarafında çatışmalar yaşandı, 32 PKK’lı öldürüldü. Hava destekli takip yapıldı. Irak’ta 60 küsur yere top atışları yapıldı, ama biz halen tezkere gereği Kuzey Irak’a girebilmiş değiliz. Oyalama, geciktirme derken, Irak’a Komşu Ülkeler Toplantısı’nı, Başbakan’ın Washington’a gidişini beklerken, PKK saldırıyor. Irak hükümet sözcüsü Ali El Dabbagh, daha dün, “Türk ordusunun girmeye niyeti olduğunu sanmıyorum” dediğini bugün Hürriyet duyuruyordu.
 
Talabani ve Barzani ise, bırakın PKK’lı Kürtleri teslim etmeyi, “Biz hiçbir Kürt’ü Türkiye’ye teslim etmeyiz, hatta bir kediyi bile…” diyorlar. PKK Iraklı Kürtlerle bütünleşmesini sağlamış görünüyor. Bu arada okyanusun öbür kıyısında, Türkiye’nin Kuzey Irak’a girmemesi için ABD ve Irak güçlerinin Türkiye’nin göstereceği hedeflere sözde saldırması, daha doğrusu saldırı oyunu düzenlemesi gibi kandırıcı senaryolar düşünülüp sözde çözüm öneriliyor. Türkiye’nin gözü bağlanmaya çalışılıyor. Yoksa tuzak, dergimizin birinci sayısında gündeme taşıdığımız, sizin de o zaman görüş bildirdiğiniz, Amerika’nın Kürdistan Haritası şimdi uygulamaya mı sokulmak isteniyor?
 
Kuloğlu: Maalesef kısa bir süre sonra yine çok büyük çaplı bir terör hadisesi ile karşılaştık. Kamuoyunun tepkisi yeniden yükseldi. Meclisten sınır ötesi operasyon ile ilgili alınan yetkinin kullanılması yönünde kamuoyu baskısı ve beklentisi arttı. Ancak, yine hükümet bu yetkinin kullanılmasında tereddüt gösterdi. Bugünlerde diplomatik temaslar yürüterek, gerekli tedbirlerin alınması ve alınamazsa yapabileceğimiz sınır ötesi operasyon ile ilgili uluslararası ortamın hazırlanması yönünde girişimlerde bulunuyor.
 
Ancak, gerek tezkerenin çıkarılması, gerek kullanılması, gerekse bu konuda yapılmakta olan diplomatik girişimlerde çok geç kalınmıştır. Bir ülkenin varlığı, bütünlüğü ve güvenliği her türlü düşüncenin önünde gelen, olmazsa olmaz konulardır. ABD kızar, AB gücenir, komşular darılır, borsa düşer, inisiyatif askere geçer gibi iç ve dış endişeler güvenliğin önüne geçemez. Ulus devlet, üniter yapı ve bütünlük tehdit altındadır.
 
ABD’nin amacı Irak’ın kuzeyinde bağımsız bir yapı oluşturmaktır. AB zayıf ve etnik olarak ayrışmış bir Türkiye arzu etmektedir. Bölücü siyaset dıştan desteklenmekte, içten de geliştirilmektedir. Bölücü terör bunun bir parçasıdır. Terörizmle mücadele devletin, terörle mücadelede onun bir parçası olan güvenlik güçlerinin görevidir. Terörün hedefi devlet otoritesini zayıflatmak ve tartışılır hale getirmek, konuyu iç ve dış kamuoyunda tartışılan bir siyaset ortamına sokmak ve bu yolla bölücü olan siyasi hedefe ulaşmaya vasıta olmaktır. Terörün önlenmesine yardımcı olma yönünde, Türkiye’ye verilen hiçbir söze itibar edilemeyeceği anlaşılmıştır. Kimseye inanmadan, kimseye güvenmeden Türkiye Cumhuriyeti Devleti bu tehdidi ortadan kaldırmak, varlığını, bütünlüğünü ve yapısını savunmak durumundadır.
 
Harp, diplomasinin başka vasıtalarla devamıdır. Bundan sonra güç diplomasisini uygulamaktan başka bir çare kalmamıştır. Güç diplomasiyi, diplomasi gücü destekleyerek bu mücadele sürdürülecektir. Türkiye Cumhuriyeti, uluslararası hukukun verdiği hakkı kullanmak durumundadır. Halen fiili olarak kısıtlı, fakat zorunlu bazı sınır ötesi operasyonlar yapılmakta olabilir. Artık bunların resmen yapılmasının zamanı gelmiş, hatta geçmiştir. Bununla birlikte sınır içi operasyonların da aralıksız devam etmesi, operasyonlara paralel olarak diğer ekonomik, sosyolojik, psikolojik ve politik tedbirlerin alınması ve sürdürülmesi de gerekmektedir.
 
Türkiye bu safhadan sonra sınır ötesine operasyon yapamaz ve bunu deklere edemezse, uluslararası ortamda ve hatta iç kamuoyunda güvenirliliğini kaybeder. Hükümetin Türk Silahlı Kuvvetleri’ne sınır ötesi operasyon yetkisini vermesi, operasyonun başlama zamanı, devamı ve alınacak bütün tedbirlerin, konunun hassasiyeti, politik, askeri ve diğer karşı tedbirleri önlemek açısından gizlik içinde yapılması zarureti de bulunmaktadır. Hatta Kurtuluş Savaşı’nda, düşmanı politik ve askeri anlamda aldatmaya yönelik, Büyük Taarruz’un zamanı, kuvvet yapısı ve siklet merkezi konusunda yapıldığı gibi, stratejik örtü ve aldatma tedbirlerinin uygulanmasına da ihtiyaç duyulabilir. Yeri ve zamanı geldiğinde, iç ve dış kamuoyuna gerekli açıklamalar yapılabilir.


http://www.turksam.org/tr/a1350.html
Arkadaşına Gönder 1876 kez okundu Yazdır
Paylaş: Google Yahoo FaceBook Mixx
Digg StumbleUpon Del.icio.us reddit Twitter
 
Yorumlar
   Başlık : 
  Yorum : 
(Yorum larınızı yaparken '<' ve '>' işaretlerini kesinlikle kullanamazsınız.) 

* Yorum yapabilmeniz için 'Üye Girişi' yapmanız gerekmektedir.

  
Bu sitede yer alan bilgiler TÜRKSAM adresi kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Tüm hakları Telif Hakları Yasası'nca korunmaktadır. Kâr amacı güdülmez. Yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Sitede Ençok Okunanlar
Osmanlı Devletinde Ermeni Sorunu Ve Avrupa Devletlerinin Ermeni Politikaları
39319 kez okundu.
Türklerde Yeni Yıl: Nevruz Bayramı ve Törenleri
24874 kez okundu.
Montrö Boğazlar Sözleşmesi Yetmiş Yaşında
15023 kez okundu.
İran’ın Nükleer Çabaları: Hedefler, Tartışmalar ve Sonuçlar
14698 kez okundu.
Yeni Global Oyun ve Hazar’ın Statüsü
13362 kez okundu.
Sitede Ençok Yorumlananlar
Atatürk’ün Türk Dünyasına Bakışı!
9 defa yorumlandı.
PKK Terör Örgütü’nün Dağdan İnmesi ve Karşılanmasındaki Sorunlu Süreç
6 defa yorumlandı.
Ermenistan ile İmzalanan Protokoller ve Bundan Sonraki Riskli Sürecin Analizi
5 defa yorumlandı.
Gazze’ye Yardım Girişimi ve İsrail Saldırısının Soğukkanlı Analizi
5 defa yorumlandı.
Türklere Karşı Yapılan Soykırımlar ve Hocalı Soykırımı
4 defa yorumlandı.
Copyright © 2004 - 2010 TÜRKSAM - Tüm Hakları Saklıdır.
Şu an sitemizde gezinen 462 ziyaretçi, 0 üyemiz bulunmaktadır.
Tasarım ve Programlama TÜRKSAM - Bilişim Teknolojileri Merkezi (BTM)
En iyi 1024x768 görüntülenir.