Üye Girişi | Yeni Üyelik
   10 Mart 2010 Çarşamba
Ortadoğu ve Afrika
Rusya – Ukrayna
Kafkasya
Türkistan
Asya – Pasifik
Güney Asya
Türkiye
Balkanlar
Avrupa Birliği
Amerika
Kıbrıs
Jeopolitik ve Strateji
Silahsızlanma Çalışmaları
Uluslararası Hukuk
Çok Taraflı İkili İlişkiler
Bilgi Yönetimi
Bilim ve Teknoloji Araştırmaları
Proje ve Kalkınma Yardımları
Medya
Uluslararası Örgütler
Hakkımızda
Başkan
Yönetim Kurulu
Danışma Kurulu
Bilim Kurulu
Kadromuz
Temsilcilerimiz
TÜRKSAM'da Staj
Bağlantılar
E-Kitap
TÜRKSAM
Adres : Oğuzlar Mahallesi, Barış Manço Cad. 1388. Sok (eski 32. Sok), No: 52
Balgat / ANKARA

T :  0090. 312. 285 31 00 - T: 0090. 312. 285 00 66
F : 0090. 312. 285 00 71
Peşmerge Talabani mi? Irak Cumhurbaşkanı Talabani mi?
08 Mart 2008 Irak [10] [12] [14] [16]
Doç. Dr. Celalettin Yavuz
Doç. Dr. Celalettin Yavuz
TÜRKSAM Başkan Yardımcısı
Terör Enstitüsü
Hakkında - Arşivi

1 Mart 2003 öncesinde biri çıkıp da, “Celal Talabani Irak’ın müstakbel Cumhurbaşkanı olacak!” deseydi, herhalde çoğunluğumuz bu kehanette bulunan kişiyi ciddiye almadan gülüp geçerdik. ABD-İngiltere ittifakının Irak’a müdahalesi sonunda, işgal güçlerinin kurduğu yeni Irak yönetiminin Dışişleri Bakanı Zabari ile Cumhurbaşkanı Talabani, ABD’nin “Soframızın en iyi yerinde onlar var!” dedikleri Iraklı Kürt müttefikleri arasında yer alıyordu. Zabari bir tarafa bırakılacak olursa, Talabani’nin Irak Cumhurbaşkanı olması belki de dünyada en çok Türkiye’de sıkıntı yarattı. Zira Irak’ın kuzeyinde yeni bir “Kürt devleti” kurulması için seferberlik ilan edilmişti adeta. Böylesi bir gelişmenin Türkiye’yi gelecekte etnik çatışma tehlikesine sürükleme olasılığı oldukça yüksekti. Üstelik Irak’ın kuzeyinde yuvalanan PKK terör örgütü Iraklı peşmergelerden de yardım almaktaydı. Evvelce PKK’ya karşı göstermelik de olsa Türkiye ile ittifak var iken, yeni bir devlet kurma heves ve heyecanıyla gelinen günde PKK ile ittifaka gidiliyordu.
 
10. Cumhurbaşkanı A. Necdet Sezer Talabani’nin ziyaret isteklerine ciddi bir yaklaşımı asla sergilemedi. Zaten TSK’nın da tutumu daha farklı değildi. Ateş olmayan yerden duman çıkmayacağına göre, Talabani’ye karşı direncin mutlaka elle tutulur bir sebebi olmalıydı. Bu dirence rağmen Talabani, 7 Mart 2008’de “Çalışma Ziyareti” altında ve düşük tutulan bir devlet protokolü ile karşılandı. Buna rağmen Çankaya’nın camlı köşkünde ağırlanarak tezatlar yumağı içinde bir devlet konuğu ağırlanması kargaşası yaşandı.
 
Talabani’ye Verilen Tepkinin Haklı Gerekçeleri
 
Türkiye ile Talabani ve onun IKYP’siyle ilişkiler aslında 2003 Irak müdahalesine kadar pek fazla gergin olmayan, ama Türk yetkililerin de “kaygan bir zemin” olarak bildikleri ilişki içerisindeydi. Bir kıyaslama gerekirse, Türkiye’nin Mesut Barzani ve başında olduğu IKDP’sine olan itimadı ve işbirliği hacmi Talabani’ye göre çok daha sağlam temeller üzerine oturuyor görünüyordu. Iraklı Kürtler 1980-1988 İran-Irak savaşında her iki tarafta da savaştılar. İranlı Kürtler ve Talabani’nin Iraklı IKYP’si Irak’ın yanında, İran’ın safına geçmiş olan Barzani’nin IKDP’sine karşı idi. IKDP bir kez daha İranlı Kürtlerin bastırılmasında doğrudan rol oynadı. Tahran ve Bağdat’ın, savaş sonunda kendilerine ihanet eden ülkelerindeki Kürtlere karşı İntikamları şiddetli ve kanlı oldu. Irak’ta, Halepçe’de 5.000 sivil bir zehirli gaz saldırısının kurbanı oldu. 160.000 kadar Kürt, Irak’tan Türkiye’ye ve İran’a kaçmak zorunda kaldı. 1991 Körfez Savaşı sonrasında, IKDP ve IKYP, Iraklı Kürtlerin kaderini bütünüyle Amerikan emperyalizminin kaderine bağladı. Irak’ın kuzeyinde Saddam’a dayatılan uçuşa yasak bölge onlar için geniş ölçekli bir özerklik sağlamalarını mümkün kıldı. IKDP ve IKYP, 2003 Irak savaşı sırasında Amerikalı saldırganın yanında yer aldılar ve o zamandan beri işgal güçlerinin en önemli Iraklı müttefikleri oldular. Basra Körfezi’ndeki petrol kaynaklarını kontrol altına almaya çalışan bu küresel güçle kurulan ittifak, Irak’ta Kürtler dışındaki halklara ölüm ve yıkım getirirken, Kürt halkı biraz da “Şark Kurnazı” Talabani’nin sayesinde imtiyazlı Iraklılar konumunu kazanmışlardı.[1] Ancak, Türkiye ile de dostluk köprüleri atılmış, Talabani ve Barzani, o güne kadar taşıdıkları Türk pasaportunu iade ettikleri gibi, özellikle Barzani’nin peşmergeleri 2002 yılına kadar sönme noktasına gelen PKK terör örgütüne yeniden kucak açmışlardı.
 
2003 Irak müdahalesinin ardından adeta küllerinden yeniden doğan PKK’yı, 2003 yılı sonbaharından itibaren ABD, “halledeceğim” diyerek, aslında hiçbir girişimde bulunmayarak semirmesine bile sebebiyet verdi. Türk devlet adamları, 2007 yılı son çeyreğine kadar gelişmesini sürdüren ve yeniden Türkiye için ciddi bir tehdit haline gelen PKK’nın halledilmesi konusunda ABD’den sadece avutmaya ve oyalamaya yönelik kuru cevaplarla savuşturuldular. ABD ile bir yere varılamayacağını anlayan TSK, oldukça gerilimli geçen “TSK – Hükümet” ilişkisi içerisindeki 2007 yılı başlarından itibaren Irak sınırına yakın yığınaklanmasına ağırlık verdi. TSK’nın Irak’ın kuzeyine yapabileceği bir sınır ötesi harekatın tartışıldığı günlerde Talabani ve Barzani Selahaddin kentinde bir araya gelerek durumu görüştüler. “Hem ABD hem de Türkiye PKK’yı terör örgütü olarak görüyor. Siz nasıl görüyorsunuz?” şeklindeki soruya Barzani,  PKK’yı terör örgütü olarak görmediklerini belirterek, “Barış arayışları var. Eğer PKK bu barış çağrılarını geri çevirirse, biz de onları terörist olarak göreceğiz. Sınır ötesi harekâtta bize saldırı yapılırsa, biz de müdafaa hakkımızı kullanacağız!” şeklinde pervasızca konuşmasını sürdürmüştü. Talabani’nin cevabı da Türk kamuoyunu rahatlatmak bir yana; “Türkiye bizden PKK yetkililerini istiyor. PKK’lılar dağlarda bulunuyorlar. Orası güç bir yer. Türkiye gücüne rağmen onları yakalayamıyorsa biz nasıl yakalayalım? PKK liderlerini Türkiye’ye teslim etmek asla gerçekleşmeyecek bir düş. Biz hiçbir Kürdü Türkiye’ye teslim etmeyiz. Hatta bir kediyi bile!”[2] şeklinde ve Türk kamuoyunda son derece tepki doğurucuydu… 
 
Türkiye ile Iraklı Kürtler arasında gerilime sebebiyet veren bir diğer önemli gelişme de Kerkük’ün statüsü konusunda yaşandı. Kerkük’ün geleceği konusuna Türk basını dikkat kesilince, Irak’ın kuzeyindeki Kürt yönetiminin başkanı Mesud Barzani; “Türkiye’nin Kerkük’ün içişlerine karışma hakkı yok. Türkiye Kerkük’e karışırsa, bizim de Diyarbakır ve Türkiye’nin diğer kentlerine karışma hakkımız olur!” tehdidinde bulundu. “Bu Türkiye’ye tehdit mi?” sorusuna da, “Sadece olacakları anlatıyorum. Türkiye’de 30 milyon Kürt yaşıyor. Biz onlara karışmıyoruz. Türkler, binlerle ifade edilen Türkmenler için Kerkük’e müdahale ederse biz de Türkiye’de yaşayan Kürtler için harekete geçeriz!” diye cevapladı ve sözlerini, “Kerkük, Kürt kimlikli ve Federal Kürdistan Bölgesi’ne bağlı kenttir…” diyerek sürdürdü. Bu söz Şubat 2007 içinde Diyarbakır DTP İl Başkanı Hilmi Aydoğdu’nun göz altına alınmasına sebebiyet veren, “Kerkük’e yapılan saldırıyı Diyarbakır’a yapılmış sayarız” ifadesini hatırlatmış,[3] Türk kamuoyunda büyük bir infiale neden olmuştu.
 
Barzani’nin Türkiye’yi hiçe sayan bu çıkışına Türkiye, Irak’a notayla karşılık verdi. Notada, “sınır ötesi harekat” uyarısı yapıldı. Tehlikeyi ilk fark eden ve evvelce PKK militanları istenildiğinde “Türkiye’ye verecek bir kedisi bulunmayan” Cumhurbaşkanı Celal Talabani, acilen Başbakan R. Tayyip Erdoğan’ı arayarak, “PKK’ya karşı savaşmaya hazırız” diyebildi.[4] ABD’nin, Türkiye’nin Irak’taki gelişmelerden duyduğu rahatsızlığı dikkate almamasına bir çare bulamayan Başbakan Erdoğan, bu konuda; “Kuzey Irak, ciddi hatalar yapıyor. Barzani, burada çizgiyi aştı. Kendi sözlerinin ağırlığının altında ezilebilir![5] demekten kendisini alamamıştı.
 
PKK’nın hain saldırıları 2007 yılı boyunca ve şiddetini artırarak sürdü. Ekim 2007 içinde ise Türk kamuoyunun öfkesi engellenemeyecek bir boyuta ulaştı. DTP dışındaki tüm milletvekillerinin oybirliği ile PKK’yla mücadele maksadıyla Irak’ın kuzeyine askeri harekat yapılması için Hükümete onay veren “17 Ekim Tezkeresi” gerçekleşti. Bu gelişmeyi ABD’nin usta bir manevrasıyla Türkiye’yi “anında istihbarat” adlı askeri terminolojiye yeni giren bir oyunu eklendi. Ancak, en azından Türkiye PKK’ya karşı 1 Aralık 2007’de hava harekatı, 21 Şubat 2008’den itibaren de sınırlı da olsa kara harekatını Irak’ın kuzeyinde yapabilecek hareket serbestliğine kavuştu. 
 
Talabani ile Teması Yakınlaştırmanın Gerekçeleri
 
11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, diğer İslam ülkelerinin devlet başkanları (ve kralları) ile olduğu gibi Talabani ile de bire bir görüşme yanlısı idi. Üstelik PKK’yla mücadelede ABD’nin 5 Kasım 2007’de Beyaz Saray’da Başbakan Erdoğan’la noktalanan yeni manevrası sonucunda Iraklı Kürtlerin devlet kurma hevesleri en azından bir süreliğine daha rafa kalkmıştı. Bu durumu Barzani anlayamaz ve başlangıçta ileri geri konuşurken, şark kurnazı Talabani durumu kavramış ve mevcut siyasi gelişmeler çerçevesinde Türkiye ile düşman olmaktansa, dost geçinmenin yararlı olacağını anlamıştı. ABD-İran çekişmesi devam ederken, İran Cumhurbaşkanı Ahmedinecad, Irak’a ilk resmi ziyaret gerçekleştiren Cumhurbaşkanı sıfatını aldı. Zaten 2003 Irak müdahalesinin ardından kurulan iki Irak hükümetinin başbakanları en ziyade yakınlığı İran’a göstermişlerdi. Irak, ABD’nin askerlerinin büyük bir bölümünün çekilmesinin beklendiği bu yıl içinde, Talabani’nin kurnazlığı ile olmasa dahi, çöken Irak ekonomisini toparlamada nemalanmak isteyen bölgesel ve bölge dışı ülkelerin ilgi odağı olmayı sürdürmektedir. Üstelik, Talabani’nin Ankara’ya indiği ilk günde düzenlenen saldırılarda Bağdat’ta 64, Musul’da kişinin katledildiği ortama rağmen…
 
Irak ve Talabani konusunda Türkiye’nin dışında tezat yaşayan başka bir ülke bulunmamaktadır. Türkiye’de Talabani’ye karşı duyulan rahatsızlığı da bir kalemde silip bir tarafa koymaya imkan yoktur. Bası kesimlerin tavır alması bir dereceye kadar normal karşılanabilir. Ancak, uluslar arası ilişkilerde nasıl ki sonsuza kadar dostluk ve ittifak yok ise, sonsuza kadar düşmanlık da bulunmamaktadır. Şu anda 24 milyon Irak halkının resmi Cumhurbaşkanı olan Talabani’yi, yaptığı hatalardan dolayı muhatap kabul etmemezlik yaparken, aynı zamanda bu Irak halkını ve resmi Irak devletini de muhatap almamak gibi, uluslar arası ilişkilerde ciddi devletlerle bağdaşması pek mümkün olmayan bir tavır sergilenmektedir.
 
Aslında böylesi durumlarda Atatürk diplomasisine bir göz atmakta yarar vardır. İstiklal Harbi’ne sebebiyet veren ve Anadolu’da binlerce Türk’e vahşet uygulayan Yunan kuvvetlerini İzmir’e çıkartan, Megali İdea’nın o dönemdeki baş yetkilisi Venizelos idi. Bu cinayetlerin baş müsebbibi ile bir araya gelerek iki devletin yeni bir beyaz sayfa açmasına imkan veren Atatürk’ün diplomasisini hatırlamanın zamanı geldi belki de. Büyük önderin bir başka diplomasi gösterisi de, dosta ve düşmana Türkiye’nin gücünü göstermesi idi. O dönemde Türkiye’nin ekonomik alandaki gücüyle ilgili fabrikalar ve sanayi tesisleri gibi, silahlı kuvvetlerini de bu gezilerde sergileme imkanı yaratmış, bazılarını Türk Deniz Kuvvetlerini, bazılarına Hava Kuvvetlerini göstermiş, bir taraftan hayranlık uyandırırken, bir taraftan da “aba altından sopa” göstermişti. Keza, PKK’ya en büyük desteği veren, ele başısını Şam’da barındıran, PKK’nın kendi kontrolleri altındaki Bekaa’da eğitim yapması için her türlü imkanı sağlayan Suriye’nin Devlet Başkanı Hafız Esad’ın cenazesine Türkiye Cumhurbaşkanı düzeyinde katılmış, iki devlet arasında ilişkilerin düzelmesinin gereğine inanmıştı.
 
Sonuç
Türkiye’nin Irak’la ilgili rahatsızlıkları bellidir. Bunlar sırasıyla; (1) Irak’ın toprak bütünlüğü adı altında Türkiye’nin ısrarla üzerinde durduğu ve gerçekleşmesi halinde Türkiye’de belki de bir kardeş kavgasına kadar varabilecek riskler taşıyan yeni bir Kürt devleti kurulması endişesi, (2) Iraklı Türklerin (Türkmenler) hakları adeta gasp edilerek, Kerkük’le ilgili yeni bir düzenleme yapılması baskısı, (3) PKK terör örgütüne peşmergelerin verdiği destektir. Bu ve diğer önem değeri düşük sorunları uzaktan ve sağırlar diyaloğu şeklinde dillendirmek yerine, bire bir görüşmelerle masaya koymak, bunu yaparken Türkiye’nin gücünü göstermek ve aba altından sopa göstermek yolunu denemenin vakti geldi diye düşünülmelidir. Böyle olunca da, Talabani’ye kişi olarak katlanamayanlar, Türkiye’nin ali menfaatleri için katlanmanın önemi üzerinde durmalıdırlar. Unutmayalım ki, dünyanın en büyük ve tek küresel gücü bile ülke çıkarları için, Beyaz Saray’a davet ettikleri ve henüz başbakanlığı bile belli olmayanların ayakları altına kırmızı halılar serdiler…


[1] “Türk-Kürt Çatışmasındaki Tarihsel ve Siyasi Sorunlar”, http://www.wsws.org/tr/2007/nov2007/kurd-n28.shtml, (erişim: 7.3.2008)

[2] “Talabani: Kedi Bile Vermeyiz”, http://www.milliyet.com.tr/2007/10/22/siyaset/siy10.html, (erişim: 7.3.2008)

[3] “Kerkük’e karşı Diyarbakır’a karışırız”, Radikal, 8.4.2007, www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=217846
[4] Sevil Küçükkoşum - Bülent Sarıoğlu, “Kuzey Irak’a gireriz”, Akşam, 10.04.2007, s. 1 ve 11.
[5] “Türkiye İle Kürtler Büyük Bir Çatışmaya Doğru İlerliyorlar”, National Public Radio (ABD), 10.04.2007 günlü yayından.


http://www.turksam.org/tr/a1401.html
Arkadaşına Gönder 2217 kez okundu Yazdır
Paylaş: Google Yahoo FaceBook Mixx
Digg StumbleUpon Del.icio.us reddit Twitter
 
Yorumlar
   Başlık : 
  Yorum : 
(Yorum larınızı yaparken '<' ve '>' işaretlerini kesinlikle kullanamazsınız.) 

* Yorum yapabilmeniz için 'Üye Girişi' yapmanız gerekmektedir.

  
Bu sitede yer alan bilgiler TÜRKSAM adresi kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Tüm hakları Telif Hakları Yasası'nca korunmaktadır. Kâr amacı güdülmez. Yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Sitede Ençok Okunanlar
Osmanlı Devletinde Ermeni Sorunu Ve Avrupa Devletlerinin Ermeni Politikaları
34032 kez okundu.
Türklerde Yeni Yıl: Nevruz Bayramı ve Törenleri
21982 kez okundu.
İran’ın Nükleer Çabaları: Hedefler, Tartışmalar ve Sonuçlar
13082 kez okundu.
Yeni Global Oyun ve Hazar’ın Statüsü
12168 kez okundu.
Montrö Boğazlar Sözleşmesi Yetmiş Yaşında
11102 kez okundu.
Sitede Ençok Yorumlananlar
Atatürk’ün Türk Dünyasına Bakışı!
9 defa yorumlandı.
Ermenistan ile İmzalanan Protokoller ve Bundan Sonraki Riskli Sürecin Analizi
5 defa yorumlandı.
PKK Terör Örgütü’nün Dağdan İnmesi ve Karşılanmasındaki Sorunlu Süreç
5 defa yorumlandı.
Enerji Politikamızda Değişiklik Sinyalleri: Rusya Stratejik, Türkiye ise Ekonomik Çıkarlara Üstünlük Veriyor?
3 defa yorumlandı.
Mitat ÇELİKPALA: Türkiye-Ermenistan Protokolü ve Sonrası
3 defa yorumlandı.
Copyright © 2004 - 2010 TÜRKSAM - Tüm Hakları Saklıdır.
Şu an sitemizde gezinen 1462 ziyaretçi, 1 üyemiz bulunmaktadır.
Tasarım ve Programlama TÜRKSAM - Bilişim Teknolojileri Merkezi (BTM)
En iyi 1024x768 görüntülenir.