Üye Girişi | Yeni Üyelik
   14 Mart 2010 Pazar
Ortadoğu ve Afrika
Rusya – Ukrayna
Kafkasya
Türkistan
Asya – Pasifik
Güney Asya
Türkiye
Balkanlar
Avrupa Birliği
Amerika
Kıbrıs
Jeopolitik ve Strateji
Silahsızlanma Çalışmaları
Uluslararası Hukuk
Çok Taraflı İkili İlişkiler
Bilgi Yönetimi
Bilim ve Teknoloji Araştırmaları
Proje ve Kalkınma Yardımları
Medya
Uluslararası Örgütler
Hakkımızda
Başkan
Yönetim Kurulu
Danışma Kurulu
Bilim Kurulu
Kadromuz
Temsilcilerimiz
TÜRKSAM'da Staj
Bağlantılar
E-Kitap
TÜRKSAM
Adres : Oğuzlar Mahallesi, Barış Manço Cad. 1388. Sok (eski 32. Sok), No: 52
Balgat / ANKARA

T :  0090. 312. 285 31 00 - T: 0090. 312. 285 00 66
F : 0090. 312. 285 00 71
Gül’ün Rusya Ziyareti ve Türk-Rus İlişkilerinde Yeni Dönem
16 Şubat 2009 Rusya Federasyonu [10] [12] [14] [16]
 Sinan OĞAN
Sinan OĞAN
TÜRKSAM Başkanı

Hakkında - Arşivi

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül 12-15 Şubat 2009 tarihleri arasında Rusya Federasyonu’na gecikmiş bir ziyaret gerçekleştirecektir. Aslında bu ziyaret Aralık 2008 için planlanmıştı. Ancak o dönem Gül’ün kulağında meydana gelen bir rahatsızlık sonucu ziyaret ertelenmişti. Moskova ve Kazan’ı kapsayan bu ziyaret Rusya Devlet Başkanı Dmitri Medvedev’in resmi daveti üzerine gerçekleşmiştir. Seyahat “resmi devlet ziyareti” niteliğindedir.
 
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün Rusya ziyareti bölgemizde oldukça hassas günlerin yaşandığı bir dönemde gerçekleşmektedir. Son 6 aylık zaman dilimi ele alındığında Türkiye ve Rusya’nın da içerisinde bulunduğu jeopolitik mekanda oldukça önemli gelişmelerin yaşandığına şahit olunmuştur. Bu olayları kısaca sıralamak gerekirse;
 
-          8 Ağustos 2008 tarihinde Gürcistan ile Güney Osetya arasında başlayan çatışmalar Rusya’nın müdahil olmasıyla küresel bir sorun halini almıştır.
-          Bu savaş sonrasında ABD ve NATO savaş gemilerinin Gürcistan’a yardım götürme vesilesiyle Karadeniz’e girmeleri bölgede tansiyonun yükselmesine sebep olmuştur.
-          NATO’nun doğuya doğru genişleme politikası çerçevesinde Gürcistan ve Ukrayna bu örgüte alınmak istenmiş ancak Rusya’nın bu hadiseye şiddetle karşı çıkmasıyla bazı AB üyesi ülkeler, ABD ve Türkiye’nin destek vermemesi sebebiyle bu ülkelere tam bir üyelik perspektifi verilmemiştir.
-          ABD’nin Polonya ve Çek cumhuriyetine radar üssü ve füze savunma sistemleri kurma isteğine yine Rusya şiddetle karşı çıkmış, ancak George Bush’tan sonra Barack Obama da bu sistemleri kurmaktan vazgeçmeyeceklerini açıklamıştır.
-          Rusya ile Ukrayna arasında yaşanan sorunlar sebebiyle kışın en şiddetli geçtiği günlerde Avrupa’ya doğalgaz akışı kesilmiş bölgede ciddi bir enerji krizi yaşanmıştır. Krizden sonra Nabucco hattı ve Mavi Akım 2 hattı yeniden ve bu defa daha güçlü bir şekilde gündeme gelmiştir.
-          Rusya yalanlasa da bu ülkenin etkisiyle Kırgızistan bu ülkede bulunan ABD’ye ait Manas askeri üssünü kapatacağını açıklamıştır.
-          Türkiye’nin önerdiği Kafkas İşbirliği ve İstikrar Paktı önerisi şekilsel de olsa hayata ilk toplantısını İstanbul’da yaparak sözden fiiliyata geçmiştir.
-          Ekonomik kriz Türk cumhuriyetleri ve Rusya’yı derinden etkilemeye başlamıştır. Türkiye’de pek gündeme gelmese de bir süre sonra bu krizin bu bölgede iş yapan Türk işadamlarını vurmaya başlayacağının işaretleri gelmeye başlamıştır.
 
Yukarıda sıralanan gelişmelerin yaşandığı ve etkilerinin hala hissedildiği bir ortamda Cumhurbaşkanı Abdullah Gül Rusya Federasyonu’na gitmiştir. Bu ziyaret esnasında başlıca şu konuların üzerinde durulmuştur.
 
Devlet Ziyareti
 
Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Abdullah Gül 23-26 Şubat 2004 tarihleri arasında Moskova’ya resmi ziyaret gerçekleştirmişti. Gül, bu ziyaretine çoğunluğu işadamlarından oluşan kalabalık bir heyetle gitmişti. Bu aslında bir dışişleri bakanı ziyareti için alışılmış bir durum değildi ve Türkiye ile Rusya arasındaki ilişkilerin gelişen dinamiği göz önüne alınarak ilk defa bu ziyaret “istisnai” bir hal olarak “Başbakan” düzeyine çıkarılmıştı. Şimdi baktığımızda Cumhurbaşkanı sıfatıyla bu ülkeye giden Gül’ün ziyareti “Resmi Ziyaret” sıfatından “Devlet Ziyareti” sıfatına yükseltilmiş olduğunu görmekteyiz. Rusya’nın çok az ülke liderine uyguladığı bu ziyaret türünü kısa açıklamakta fayda vardır. Türkiye’deki uygulamada “çalışma ziyareti”, “resmi ziyaret” gibi tanımlamalar mevcutken Rusya en üst düzeyde ağırlama anlamına gelen “devlet ziyareti” kategorisini de uygulamaktadır. Bu ziyaret türünde konuk askeri törenle karşılanıyor, tüm devlet protokolünün katıldığı resmi akşam yemeği veriliyor ve protokolün en üst seviyesi uygulanıyor. Devlet ziyaretinin bir başka özelliği de bu ziyaret esnasında ilişkilerin çerçevesini belirleyecek bir siyasi anlaşma imzalanması ve bunun dışında fiili ilişkilere ilişkin herhangi bir anlaşma imzalanmamasıdır. Cumhurbaşkanı Gül’ün ziyaretinin bu seviyeye çıkarılmasında muhtemelen bir iş bölümüne gidilmiştir. Gül Moskova’da siyasi ilişkilerin çerçevesini imzalayacak siyasi anlaşma imzalayacak, buna karşın Medvedev’in bu yıl içerisinde planlanan ziyareti esnasında ise fiili konulara ilişkin anlaşmalar imzalanacaktır.
 
Ortak Deklarasyonun
 
Gül’ün Rusya’ya gidişinin seviyesinin “devlet ziyaretine” yükseltilmesi sebebiyle bu ziyarette sadece ikili ilişkilerin ve çok boyutlu ortaklığın derinleştirilmesini öngören bir deklarasyon imzalanmıştır. “İlişkilerin yeni bir aşamaya doğru ilerlemesi ve dostluğun ve çok boyutlu ortaklığın daha da derinleştirilmesine ilişkin ortak deklarasyon” imzalanmıştır. Medvedev, deklarasyon için “Bu antlaşma, formal bir antlaşma değildir. Bu antlaşma ile iki ülke arasındaki siyasi, ticari, ekonomik, kültürel ilişkilerinin gelişimini içeren bir antlaşmadır” dedi. Deklarasyon ilişkilerimizin her alanına pencere açacak nitelikte oldukça kapsayıcı olmuş ve Türk-Rus ilişkilerini adeta yeniden tanımlamıştır. Deklarasyonun ilgi çeken noktalardan birisini de 1921 yılında Rusya ve TBMM hükümeti arasından imzalanan dostluk ve kardeşlik anlaşmasına ve sonraki yıllarda (1992, 2001 ve 2004) imzalanan anlaşmalara atıfta bulunması olmuştur.
 
Ekonomik ve Ticari İlişkiler
 
Uzun yıllar Türkiye ile Rusya arasındaki ilişkilerde ekonomi siyasetin önünde olmuş ve iş adamları bürokrasinin önünü açmıştı. Medvedev’in bir zamanlar 1 milyar dolar olan ikili ticaret hacminin günümüzde neredeyse 35 kat arttığını söylemesi anlamlıdır. Gül ise, elimizdeki rakamlara göre, 2008 yılında iki ülke arasındaki ticaret hacmi 38 milyar dolara ulaşmıştır. Bu rakamın, bazı sorunların da çözülmesiyle çok daha ileri düzeye, 40-50 milyar dolara çıkacağına inandığını söylemiştir. Bu rakamlara göre, Rusya, Almanya’yı geçerek bizim en büyük ticaret partnerimiz olmuştur. Türk inşaat şirketlerinin Rusya’da aldığı projeler 30 milyar dolara ulaşmıştır. 2008 yılında ülkemizde 3 milyona yakın Rus turist Türkiye’yi ziyaret etmiştir.
 
Görüşmelerde küresel ekonomik kriz de gündeme gelmiştir. Bu krizin ikili ekonomik ilişkileri etkilemesi ihtimaline karşın ekonomik ve ticari ilişkilerde Ruble ve TL'nin kullanılması konusu da detaylandırılmıştır. Görüşme sonrası yapılan açıklamalarda bu konunun ideolojik değil ekonomik ve pragmatik bir yaklaşım olduğunun altı çizilmiştir. Ancak Türk Lirasını Koruma Kararnamesi'nde konvertibl olan paralar arasında Ruble’nin olmaması sebebiyle yeni bir kanuni düzenlemeye ihtiyaç duyulmaktadır.
 
Enerji Alanında İşbirliği ve Mavi Akım 2
 
Bu ziyaretin en can alıcı yanlarından birisinin enerji alanında işbirliği ve Rusya’nın Türkiye’ye Mavi Akım 2 hattı önerisi olduğunu düşünmekteyiz. Rusya birkaç yıl önce benzer bir öneri ile gelmişti ancak o dönem Türkiye bu hattın Nabucco projesinin konumunu zayıflatabileceği gerekçesi ile kabul etmemişti. Şimdi bu proje yeniden masaya yatırılmıştır. Ruslar bu görüşmelerde Mavi Akım doğalgaz boru hattını aşağıya (İsrail yönüne) uzatmak istediklerini söylediler. Vesti.ru Haber Ajansına verdiği mülakatta Mavi Akım 2 projesi için “biz bu projenin hayata geçirilebileceğini düşünüyoruz”. dedi.
 
Nabucco’ya Rusya ve İran’ın katılımı olmadan başarı şansının zayıf olacağı muhakkak. Zaten Rusya Federasyonu Ankara Büyükelçisi Vladimiz İvanovsky, Uluslararası İlişkiler ve Stratejik Analizler Merkezi (TÜRKSAM) tarafından düzenlenen 'Türkiye ile Rusya Federasyonu Arasında Enerji Alanında Çok Boyutlu İlişkiler' konulu panelde bunu açık bir şekilde ifa etmişti. İvanovsky konuşmasında Rusya’nın Nabucco’ya dahil olması durumunda bu projenin felsefesinin anlamını yitireceğini açıklamıştır. Zira Nabucco Rusya’ya alternatif bir hat olarak kurgulanmıştır. TÜRKSAM olarak bizim önerimiz Rusya’nın Mavi Akım 2 hattı olarak gündeme getirdiği bir projenin hayata geçirilmesi ve bu hattın Türkiye’de Nabucco hattı ile birleştirilerek daha geniş bir kapasiteli boru hattı ile Avrupa’ya gönderilmesidir. Bununla hem de rakip boru hatları birleştirilerek Güney Akım’ın yapımı önlenecek ve hem de rakip projeleri birleştirilerek rekabet yerine işbirliği getirilmiş olacaktır.
 
Nükleer Santral Yapımı
 
Türkiye’nin yılan hikayesine dönüşen nükleer santral ihalesi sonuçları nihayet geçtiğimiz ay sonuçlanmış ve ihaleyi Rus-Türk ortaklığında bir firmanın kazandığı açıklanmıştır. Ancak verilen fiyat teklifinin yüksek bulunması ve ardından yeni bir teklifin verilmesi bu konuda bazı şüphelerin ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Hatta bazı çevreler bu ihalenin iptal edilerek batılı bir şirkete verilebileceğini dahi ileri sürenler olmuştu. Bu arada nükleer enerji ihalesinde tek teklifi veren Rus JSC Atomstroyexport-JSC Inter Raoues-Park Teknik Ortak Girişim Grubu, Gül’ün Rusya gezisi esnasında yeni bir teklif vererek fiyatını düşürdüğünü açıkladı. Türkiye Elektrik Ticaret ve Taahhüt AŞ (TETAŞ) firmanın 21,16 sent olarak önerdiği fiyatı, iyileştirme teklifinde 15,35 sentolarak revize ettiğini açıklamıştır. 
 
Rusya Federasyonu Enerji Bakanı Sergey Şmatko, Rusya’nın nükleer enerji konusunda yeni önerilerinin bulunduğunu ve bu önerilerini Türk hükümetine yakın gelecekte sunulacağını ve sözleşmenin yaklaşık 20 milyar dolara ulaşabileceğini söyledi. Şmatko ayrıca önümüzdeki 15 yılda Rusya’nın Türkiye’ye toplam 60 milyar dolar değerinde elektrik satmasıyla ilgili anlaşmaya varıldığını da açıkladı.
 
Gümrüklerde Yaşanan Sorunlar
 
Türkiye ile Rusya arasında Eylül 2008’de gümrük işlemlerinin basitleştirilmesini öngören protokol imzalanmış ve bu belge Kasım ayında yürürlüğe girmiştir. Ancak Türk ürünlerinin Rus gümrüklerinde sorunlar yaşaması giderilememiştir. Bu ziyaretin en önemli gündem maddelerinden birisi olan gümrüklerde yaşanan sorunların çözümü için bir teknik heyetin kurulması kararlaştırılmış ve Rusya Federal Gümrük Servisi Müdürü Andrey Belyaninov’u 18-20 Şubat 2009 tarihinde Türkiye’ye davet edilmiştir. Bununla da gümrük sorunu bir nevi komisyonlara havale edilmiştir.
 
Ayrıca Türkiye’nin uzun süreden beri üzerinde çalıştığı ro-ro üzerinden Samsun-Kafkaz limanları arasında tren yolu yük taşımacılığına karar verilmiştir. Bu gerçekleştiği takdirde Türkiye’nin Rus gümrüklerinde yaşadığı çile “kısmen” sona erecektir.
 
Moskova Ankara’yı Neden Bu Kadar Önemsemeye Başlamıştır?
 
Bu sorunun cevabı 8 Ağustos 2008 tarihinde başlayan ve 5 gün süren Kafkasya Savaşı’nda gizlidir. Bu savaşın sıcak kısmı beş gün sürmüş ve Rusya’nın üstünlüğü ile tamamlanmıştır. Ancak bu savaş sonrasında Rusya ile ABD ve AB arasında ciddi sorunlar ortaya çıkmıştır. Özellikle de Gürcistan’a yardım götürme bahanesiyle NATO ve ABD gemilerinin Karadeniz’e girmeleri sürecinde Türkiye’nin takındığı tavır bölgedeki dengelerin önemli ölçüde değişmesini önlemiştir. Rusya’nın Türkiye’yi önemsemesinin sebeplerinden birisi Karadeniz ve Türk boğazlarıdır.
 
Karadeniz bu savaş sonrasında küresel güçlerin mücadelesinin yeni mücadelesi haline gelmiştir. Karadeniz ülkelerinin genel tavrına baktığımız zaman karşımıza şöyle bir tablo çıkmaktadır. Gürcistan ve Ukrayna Rusya karşıtıdır. Bulgaristan ve Romanya Rusya karşıtı olmasa bile ABD’ye daha yakın durmaktadır. Karadeniz’deki böyle bir tablo içerisinde Türkiye’nin tavrı halledicidir. Türkiye Karadeniz’in en uzun sahiline ve en büyük deniz gücüne sahiptir. Türkiye’nin kimden yana tavır takınması onu Karadeniz’de üstün konuma getirir. Türkiye ABD’nin ve NATO’nun müttefiki olmasına rağmen savaş sırasında ve sonrası dönemde Montrö Anlaşmasını eksiksiz uygulaması ve bölgede tarafsız kalması ona bölgede büyük saygınlık kazandırmıştır. Türkiye’nin bu tarafsızlığı Karadeniz’in bir NATO gölü olmasını önlemiştir. Bu aynı zamanda Rusya’ya da büyük bir avantaj getirmiştir. Bu sebepledir ki, savaş sonrasında Sergey Markov gibi önemli Rus siyaset bilimciler yazdıkları makalelerde Türkiye’nin Rusya tarafından yeniden keşfedilmesi gerektiğini belirtmişlerdir.
 
Ukrayna’nın Rusya ile yaşadığı sorunlar ve Rus boru hatlarına sorun çıkarması Rusya’yı alternatif güzergahlara da yöneltmiştir. İşte bu noktada da Rusya için Türkiye Avrupa’ya gidecek alternatif ve güvenilir bir güzergah olarak gözükmektedir. Rusya’nın nezdinde Türkiye’nin artan öneminin bir diğer sebebi de enerji alanında işbirliği ve boru hatları güzergahıdır. Ayrıca Türkiye’nin başta İran konusu olmak üzere bölgesel konuların birçoğunda Rusya ile benzer görüşlere sahip olması da bir diğer önemli etkendir. Örneğin 2003’de Irak için meclise gelen tezkerenin kabul edilmemesi Rusya’da şaşkınlıkla beraber büyük bir saygı uyandırmıştır.
 
Türk – Rus İlişkilerinin ABD ve Batı Boyutu
 
Türkiye ile Rusya arasında ilişkilerin derinleşmesini Türkiye’nin Batı ile ilişkilerine bir alternatif gibi değerlendirmek de yanlış olacaktır. Türkiye’nin kamuoyunda zaman zaman bazı tartışmaların yaşandığına şahit olunmaktadır. Bunların başında da Türkiye’nin Batı seçeneğine karşılık alternatifler türetilmekte ve “B”, “C” gibi harflerle seçenekler sunulmaktadır. Unutmamak gerekir ki, Mustafa Kemal Atatürk “Batılı medeniyetler seviyesi” diyerek Türkiye’nin yerini daha o zaman göstermiştir. Bu Türkiye’nin mutlaka şuraya veya buraya girmesi anlamında değil, gelişme seviyesi düzleminde algılanmalıdır. Türkiye’nin hedefi AB olmakla beraber sırtını yaslayacağı asıl coğrafyanın da Kafkasya ve Orta Asya olduğunu unutmamak gerekir. Burada sırtını yaslamakla, sırtını dönmek arasındaki farka dikkat etmek gerekir.
 
Bununla beraber başta Rusya olmak üzere Türkiye’nin bölgeyle ilişkilerini geliştirmesi onun AB’ye giriş sürecinde elini güçlendirecektir. Zaten yakından takip edildiğinde görülecektir ki, Rusya bölgede bağımsız hareket eden ve Türk cumhuriyetleri ile yakınlaşan bir Türkiye yerine AB içerisinde istikrarlı bir Türkiye’yi daha fazla tercih edecektir. Zaten Rusya’dan çeşitli defalar Türkiye’nin AB’ye üyeliğini destekler açıklamalar yapılmıştır.
 
Türkiye’nin Rusya ile gelişen ilişkileri Batı ve ABD ile ilişkilerine halel getireceği anlamına gelmemelidir. Geçmişte Bush yönetimi içerisinde bazı çevrelerin bu şekilde düşünceleri olduğunu biliyoruz. Hatta bunu basına açıklamaktan da çekinmemişlerdir. Bu açıklamaların özellikle enerji alanındaki yakınlaşmalara yönelik olduğu hatırlanmaktadır. Biz Türkiye ile Rusya arasında gelişen ilişkilerin yeni Obama yönetimi döneminde ABD ile Rusya arasında geliştirilmesi düşünülen ilişkilere katkı yapacağını düşünmekteyiz.
 
Stratejik Ortaklık Meselesi
 
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün Rusya ziyareti vesilesiyle gündeme gelen bir konunun da netleştirilmesinde fayda vardır. Cumhurbaşkanının ziyaretinin “devlet ziyareti” seviyesine çıkarılması, bütün protokol uygulamalarının en üst seviyede gerçekleştirilmesi ve iki ülke ilişkilerinde adeta şemsiye vazifesini görecek olan deklarasyonun imzalanması sebebiyle ilişkilerimizin “stratejik ortaklık” seviyesine çıkıp çıkmadığı hususu Türk kamuoyunda tartışılan konular arasındadır. Başarılı Rusya ziyaretinden sonra Türkiye ile Rusya arasındaki ilişkileri stratejik ortaklık olarak adlandırabilir miyiz? İki ülke ilişkisini stratejik ortak olarak adlandırabilmemiz için neredeyse bütün alanlarda örtüşen bir ilişkiler yumağından bahsetmemiz gerekir. Bugün Türkiye’nin Azerbaycan ve KKTC dışında başka bir ülkeyle ilişkilerinin tamamıyla örtüştüğünden bahsedemeyiz. Stratejik ortaklığa örnek olarak ABD ile İsrail’in, ABD ile İngiltere’nin, Yunanistan ile Kıbrıs Rum kesiminin ilişkilerini örnek gösterebiliriz. Bu çerçevede Rusya ile ilişkilerimizi de “derinleşen çok yönlü işbirliği” olarak adlandırmanın daha doğru olacağı kanaatindeyiz. Ekonomik ve siyasi sahaların önemli bir bölümünde Türk-Rus ilişkilerinin iyi seviyede olduğu söylenebilir.
 
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, iki ülke ilişkilerini tarif ederken “Uluslararası ve bölgesel konularda tutumlarımızın büyük ölçüde ‘örtüştüğü’ Rusya'yla çok boyutlu ortaklığımızın derinleştirilmesini amaçlıyoruz" demiştir. Devlet Başkanı Medvedev ise "Türkiye ile her türlü stratejik işbirliğine hazırız”. Açıklamasında bulunmuştur. Stratejik işbirliği aşaması bütün sorunların çözüldüğü ve hatta aynı bakış açısının yakalandığı bir seviyedir. Ancak Kıbrıs konusunda Rusya’nın desteği daha alınabilmiş değildir, Rusya PKK’yı terör örgütü listesine almış değil ve enerji konusunda işbirliği ile beraber rekabetin de hala devam ettiğini dikkate aldığımızda Rusya ile daha alınması gereken mesafenin olduğu görülecektir.
 
Tataristan ziyareti ve yerel birimlerle ilişkiler
 
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül uzun bir süreden beri ilk defa olarak Moskova dışında bir başka idari birimi de ziyaret etmiştir. Rusya Federasyonu içerisinde en büyük özerk cumhuriyet olan ve nüfusunun büyük çoğunluğunu Müslüman Tatar Türklerinin oluşturduğu Tataristan’da ziyaret kapsamına alınmıştır. Başkent Kazan’a giden Gül burada Tataristan Cumhurbaşkanı Mintimer Şaymiyev ile görüşmüştür. İç işlerinde bağımsız, ancak dış işlerinde Federasyona bağlı olan Tataristan’ın Türkiye’de ticari temsilciliği bulunmakta ve iki ülke arasında geniş bir ticari potansiyel bulunmaktadır. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’un Kazan’a ziyareti Türkiye’nin merkezi hükümet dışında bölgesel birimlerle de ilişkilerini geliştirmesi açısından son derece önemlidir. Önceki yıllarda Moskova’nın Türkiye hakkında şöyle bir düşüncesi vardı; “Türkiye Kafkasya ve Orta Asya’da Turancılık yapmaktadır, bu fikirlerini bir süre sonra federasyon içerisindeki Türk ve Müslüman cumhuriyetlere ve bölgelere de yaymak isteyecektir, bu sebeple de Türkiye’nin bu bölgelerle her türlü ilişkileri mümkün olduğu kadar kısıtlanmalıdır” Ancak aradan geçen yıllar içerisinde Türkiye’nin hiç de öyle niyetleri olmadığı ve hatta son dönemlerde Ortadoğu bölgesinin bile Türk dış politikasında Türk cumhuriyetlerinin önüne geçtiği görülmüştür. Bu sebeple de Türk heyetlerin artık Rusya Federasyonu içerisindeki Türk kökenli birimlerin yönetimleri ile ilişkiye girmelerine eskiden olduğu kadar kuşkuyla bakılmamaktadır. Bu durum da aslında Türkiye ile Rusya arasında karşılıklı güven ortamının artık doğmaya başladığını göstermesi bakımından önemlidir.
 
Diğer Konular
 
Başta Gazze savaşı sonrası Ortadoğu olmak üzere, İran’ın nükleer faaliyetleri, Türkiye’nin Dağlık Karabağ sorununda arabuluculuk girişimleri, Ermenistan açılımı, Abhazya ve Güney Osetya sorunu ile Karadeniz bölgesi ve Orta Asya’da son yaşanan Manas üssü konusu da masaya yatırılmıştır. Obama yönetiminin Afganistan açılımında Manas üssü veya onu ikame edebilecek yeni üslere ihtiyaç duyması ister istemez Orta Asya ülkelerinden Tacikistan ve/veya Özbekistan’ı getirmektedir. Bu cumhuriyetler de olmazsa o zaman Gürcistan alternatifleri gündeme gelebilecektir.
 
Zirvede, iki ülke arasındaki siyasi ve ekonomik ilişkiler, Karadeniz, Kafkasya ve Ortadoğu ile ilgili gelişmelerle uluslararası terörizme karşı mücadele konuları ele alındı. Bölgesel birçok konuda iki ülke ilişkilerinin örtüştüğü ve benzer görüşlere sahip olunduğunun altı çizilmiştir. Rusya ile Türkiye’nin Karadeniz ve Kafkasya’da barış ve güvenliğin sağlanması konusunda benzer görüşleri paylaştığını bildiren Rus lider, Türkiye’nin gündeme getirdiği, “Kafkasya Barış ve İstikrar Platformu” önerisini desteklediklerini ve uygulanabilir bir öneri olarak gördüklerini açıklamıştır. Kafkasya konusunda “Kafkasların güvenliği için Türkiye'nin önerdiği Kafkasya İstikrar ve İşbirliği Platformu’nu, donmuş ihtilaflara taraf ülkeler arasında mevcut olduğunu müşahede ettikleri güven eksikliğinin giderilmesini sağlayacak, yapıcı ve mevcut uluslararası mekanizmaları tamamlayıcı bir girişim olarak kabul eder” denmiştir.
 
Taraflar Milli Eğitim Bakanlıkları arasında işbirliğini yoğunlaştırmaya karar vermişler ve Moskova'da bir Türk kültür merkezi açılması (Yunus Emre), aynı şekilde Türkiye'de de bir Rus kültür merkezi açılması konusunda da mutabakata varılmıştır.
 
Türk-Rus ilişkilerinde Putin Damgası
 
Cumhurbaşkanı Gül’ün protokolün en üst seviyede uygulandığı Rusya ziyaretinde normal planlanan görüşmeler samimi bir ortamda yapılmış ve görüşmeler planlan zamanın çok ötesine sarkmıştır. Ayrıca Başbakan Vladimir Putin ile de yine sıcak ve samimi görüşmeler yapılmıştır. Bu görüşmede Gül’ün “ iki ülke arasında son yıllarda sağlanan yakın işbirliğinin mimarının Putin olduğunu” söylemiştir. Putin ise bu görüşmede Türkiye için “Türkiye dış politikamızda öncelikli ülkedir” tabirini kullanmıştır. Cumhurbaşkanı Gül hem Başkan Medvedev’i ve hem de Başbakan Putin’i Türkiye’ye davet etmiştir. Bu davetlere sırasıyla 2009-2010 yılları arasında icabet edileceği düşünülmektedir.


http://www.turksam.org/tr/a1584.html
Arkadaşına Gönder 2135 kez okundu Yazdır
Paylaş: Google Yahoo FaceBook Mixx
Digg StumbleUpon Del.icio.us reddit Twitter
 
Yorumlar
   Başlık : 
  Yorum : 
(Yorum larınızı yaparken '<' ve '>' işaretlerini kesinlikle kullanamazsınız.) 

* Yorum yapabilmeniz için 'Üye Girişi' yapmanız gerekmektedir.

  
Bu sitede yer alan bilgiler TÜRKSAM adresi kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Tüm hakları Telif Hakları Yasası'nca korunmaktadır. Kâr amacı güdülmez. Yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Sitede Ençok Okunanlar
Osmanlı Devletinde Ermeni Sorunu Ve Avrupa Devletlerinin Ermeni Politikaları
34290 kez okundu.
Türklerde Yeni Yıl: Nevruz Bayramı ve Törenleri
22106 kez okundu.
İran’ın Nükleer Çabaları: Hedefler, Tartışmalar ve Sonuçlar
13122 kez okundu.
Yeni Global Oyun ve Hazar’ın Statüsü
12199 kez okundu.
Montrö Boğazlar Sözleşmesi Yetmiş Yaşında
11232 kez okundu.
Sitede Ençok Yorumlananlar
Atatürk’ün Türk Dünyasına Bakışı!
9 defa yorumlandı.
Ermenistan ile İmzalanan Protokoller ve Bundan Sonraki Riskli Sürecin Analizi
5 defa yorumlandı.
PKK Terör Örgütü’nün Dağdan İnmesi ve Karşılanmasındaki Sorunlu Süreç
5 defa yorumlandı.
Enerji Politikamızda Değişiklik Sinyalleri: Rusya Stratejik, Türkiye ise Ekonomik Çıkarlara Üstünlük Veriyor?
3 defa yorumlandı.
Mitat ÇELİKPALA: Türkiye-Ermenistan Protokolü ve Sonrası
3 defa yorumlandı.
Copyright © 2004 - 2010 TÜRKSAM - Tüm Hakları Saklıdır.
Şu an sitemizde gezinen 1019 ziyaretçi, 0 üyemiz bulunmaktadır.
Tasarım ve Programlama TÜRKSAM - Bilişim Teknolojileri Merkezi (BTM)
En iyi 1024x768 görüntülenir.