Üye Girişi | Yeni Üyelik
   03 Eylül 2010 Cuma
Enerji Enstitüsü
Terör Enstitüsü
Ermeni Enstitüsü
Göç Araştırmaları
Türk Dünyası Enstitüsü
Ekonomi Enstitüsü
Silahsızlanma Çalışmaları
Hakkımızda
Başkan
Yönetim Kurulu
Danışma Kurulu
Bilim Kurulu
Kadromuz
Temsilcilerimiz
TÜRKSAM'da Staj
Bağlantılar
E-Kitap
TÜRKSAM
Adres : Oğuzlar Mahallesi, Türkocağı Cad. 1388. Sok (eski 32. Sok), No: 52
Balgat / ANKARA

T :  0090. 312. 285 31 00 - T: 0090. 312. 285 00 66
F : 0090. 312. 285 00 71
20’nci Yüzyıl Başlarının Hasta Adamı, 21’inci Yüzyılın Başlarında Yol Arayan Adam
05 Temmuz 2009 Enerji Enstitüsü [10] [12] [14] [16]
Prof. Dr. M. Özcan ÜLTANIR
Prof. Dr. M. Özcan ÜLTANIR
Enstitü Başkanı
Enerji Enstitüsü
Hakkında - Arşivi

Evet, geçen yüzyılın başlarında Avrupa’nın Hasta Adamı komaya girmişken, o hasta bünyeden Mustafa Kemal’in stratejisiyle fışkırarak hayat bulan sağlıklı Türkiye, bugün iç çekişmelerle zaman ve enerji kaybetse de, Atatürk ilke ve devrimlerinin kendisine kazandırdığı bağışıklıkla, elbette bu sorunları alt edecek ve Atasının hedef gösterdiği muasır medeniyet (çağdaş uygarlık) yolunda zirveye ilerleyecek. Artık Hasta Adam yok, bazı baş ağrıları olsa da, kendi ayaklarının üzerinde sağlam basabilen Sağlıklı Adam var ve bir kavşak ağzında, yeni yol arayışında. Bugün dünyanın 17’nci büyük ekonomisi olan Türkiye’nin, ilk 10 içinde yer almaktan çok daha öte, çağdaş uygarlık seviyesinin üzerinde hak ve hukuk zenginliğine ulaşacağı yolu ve uygun aracı seçmesi gerekiyor. Kendi öz benliğine uymayan bir yolla ve araçla gidemeyeceği de görülüyor.  
 
HEDEF VE STRATEJİ
 
21’inci yüzyılda Türkiye’nin hedefleri nelerdir? Bu sorumuzun yanıtı, “Önce Avrupa Birliği üyesi olmak, ondan sonrasına Allah kerim“ olmamalı, olamaz da. Türkiye için Avrupa Birliği  üyeliği bir amaç değil, çağdaş uygarlık düzeyinde ilerlemenin bir aracıdır sadece. Atatürk’ün ana hedef gösterdiği çağdaş uygarlık düzeyi, körü körüne Avrupalılık ya da kupkuru Batıcılık değildir, buna indirgenemez. Tarihsel süreçte uygarlığın Batı’dan önce Doğu’da ve Ortadoğu’da olduğunu biliyoruz. 20’nci yüzyılın ilk çeyreğinde Hasta Adam’dan Sağlıklı Adam yaratılırken, uygarlık Batı’da gelişmiş bulunduğu için biz gelişmeyi ve modernleşmeyi hep Batılılaşma ile eş anlamlı görmüşüzdür. Oysa 21’inci yüzyıla girerken, dünyada çok şey değişmiş bulunuyordu. Her şeyden önce Doğu yeniden ayağa kalkıyordu. Nitekim, denge politikalarını ilke edinmiş Türkiye, ilişkilerini sadece Batı’yla değil, Doğu’yla da geliştirme gereğini ulusal politika yapmıştı. Bugün gelinen noktada 21’inci yüzyılda Türkiye’nin Batı’da, Doğu’da, Ortadoğu’da, genelde dünyada kazanacağı yere ilişkin kantitatif (niceliksel) verilerle ortaya konulmuş hedefleri ve bu hedeflere ulaşmak için uygulanacak stratejileri yok. Türkiye’de bu konularla ilgili jeopolitik ve jeostratejik modeller, bunlar üzerine kurgulanmış senaryolar ve bilimsel araştırmalar konusunda geç kalınmıştır. Bir sorun çıkınca şaşırmamamız için bunların yapılıp dinamik süreçte yenilenmesi gerekir.
 
TESELLİYİ BAŞKALARININ SENARYOSUNDA ARAMAK
 
Avrupa Birliği yolunda geldiğimiz müzakere aşamasında beklediğimiz ve hak ettiğimiz davranışı göremediğimiz, hatta kapının üzerine “Türkiye geçemez” yazısı asılmaya çalışıldığı için sıkıntılı süreç yaşanıyor. Avrupa Parlamentosu seçimleriyle bu kapının Türkiye için daha da daraldığını gören basındaki yazarlarımız, bunlardan ünlü bir köşe yazarımız([1])köşesinde, “21’inci yüzyılda ihtiyarlayan Avrupa, bugün elinin tersiyle ittiği Türkiye’nin genç nüfusunu çekmek için ‘promosyon’ yapar hale gelecek. AB –hâlâ var olacaksa- tam üyeliği Türkiye’ye altın tepside sunacak. Bunları George Friedman’ın son kitabından yansıtıyorum” diye yazıyordu. George Friedman’ın sözü edilen kitabı Ocak 2009’da Amerika’da yayınlanan ve Best Seller (en çok satanlardan) unvanını kazanan “The Next 100 Years – A Forecast for the 21st Century”([2]) olup, 2010 yılında da yenilenecek versiyonuyla tekrar yayınlanacak. Türkçe’ye tam karşılığı olan “Gelecek 100 Yıl – 21. Yüzyıl İçin Öngörüler”([3]) adıyla çevrilip, Mart 2009’da Türkiye’de de yayınlanmış bulunuyor. Söz konusu kitaba ve Türkiye’nin yerine şöyle bir bakalım.
 
SENARYO ÜRETİCİ FRIEDMAN VE STRATFOR
 
Önce George Friedman kimdir? Hemen, Amerikalı siyaset bilimci ve yazar diyebiliriz, ama yetmez!. 1996 yılında Texas Austin’de kurduğu özel istihbarat kuruluşu Stratfor’un Başkanı ünlü jeostratejisttir dersek o da yetmez, Amerikan Merkezi Haberalma Örgütü CIA (Central Intelligence Agency) gölgesi olarak tanındığını söylersek, bu herhalde bir şeyler ifade eder. Peki, Stratfor nedir? Stratfor bakış açınıza göre değişik görünebilecek özel bir global istihbarat kuruluşu. Doğu Asya, Eski Sovyetler Birliği, Ortadoğu/Kuzey Afrika, Avrupa, Sahra-Aşağısı Afrika, Kuzey Amerika, Latin Amerika ve Avustralya / Okyanusya coğrafyalarında siyasî, askerî, terörizm ve güvenlik, enerji, ekonomi ve finans konularında istihbarat çalışmaları yapan; analizler, öngörüler, durum raporları, digital ses kayıt bilgileri (podcasts), jeopolitik ajandalar yayınlayan özel servis hizmetleri veren bir kuruluş. Dergimizin ilk sayısında yayınlayıp, sonra sıkça gündeme getirip tartıştığımız Büyük Ortadoğu Haritası, bizim lanetli harita dediğimiz Ralph Peters’in “Bağımsız Kürdistan” haritası da aslında Stratfor’un çalışmalarının ürünü. Geçmişte Türkiye ile Azerbaycan’ın birleşeceği öngörüsünde bulunan da Stratfor.  Friedman kitabında, “Stratfor’un çalışmaları olmadan böyle bir kitap yazamazdım” diyor.
 
GELECEK YÜZYIL KEHANETİ
 
Friedman, 21’inci yüzyıl için kendince, “kesinlikle mantıklı, mümkün ve uçuk değil” dediği bir süreç öngörüyor. Gelecek hakkında bazı verilerin bulunduğunu da iddia ediyor. Friedman’a göre ABD 21’inci yüzyılın yine en büyük gücü. ABD’nin karşısında Rusya’nın kazanamayacağını, Çin’in kağıttan kaplan olduğunu ve ekonomik dinamizminin uzun dönemli başarılar anlamına gelmeyeceğini söylüyor. 21’inci yüzyılın ortasında başka güçlerin ortaya çıkacağını, bunların günümüzde büyük güçler olarak düşünülen ülkeler olmadığını, ama birkaç on yıl içinde daha güçlü ve iddialı olacakları inancını belirterek, bu ülkeleri şöyle sıralıyor: “Birincisi Japonya’dır. Ardından Türkiye gelmektedir. Son olarak da Polonya var”. Bunların dışında Güney Amerika’da ABD’ye karşı Meksika’nın öne çıkacağını belirtiyor. Biz burada Friedman’ın sadece Türkiye’ye ilişkin görüşlerini özetleyeceğiz, ama Avrupa için ne dediğine de kısaca değinelim.
 
Friedman diyor ki, “Avrupa’dan bir tek varlık gibi söz etmek mantıklı olmaz. Avrupa Birliği kuruldu, ama bütün ülkeler yine kendi kendilerini yönetiyorlar, aralarında sorunlar tartışmalar çıkıyor”. Friedman, Atlantik  Avrupası, Orta Avrupa, Doğu Avrupa ve önemi diğerleri kadar olmayan İskandinavya’yı birbirinden ayırıyor. Birliğin savunma politikasının NATO’nun elinde bulunduğunu, ama tüm birlik üyelerinin NATO üyesi olmadığını, Avrupa’nın bir büyük güç gibi davranamadığını vurguluyor.
 
Friedman’ın Türkiye görüşlerine gelince, “Türkiye sadece büyük ve modern bir ülke değil, bölgenin en büyük ekonomisidir, tecrit edilmiş bir ülke değildir, pek çok farklı yöne hareket edebilir. Halkı Müslüman, ama rejimi lâik ve bu rejimi hem iç ve hem dış saldırılara karşı koruyacak kadar güçlü bir silahlı kuvvetlere sahip olan bir Cumhuriyettir” demektedir. Friedman’a göre Kafkaslar, Rusya ve Türkiye arasında sınır bölgesidir.
 
Friedman, 2020 yılında Türkiye’nin dünyadaki ilk 10 ekonomiden biri olacağını, ancak Rusya’nın Kafkas politikaları nedeniyle Türkiye’nin sıkıntılar yaşayabileceğini belirtiyor. Buna rağmen 21’inci yüzyılda yeni bir dünyanın ortaya çıkışının 2020’li yılların başlarında Rusya’nın ikinci bir çöküş yaşamasıyla olacağını, çöküşün Avrasya’yı kaos içinde bırakacağını, Türkiye’nin Kafkaslardan Kuzeye doğru ve potansiyel olarak daha da öteye uzanan bir baskı konumuna geleceğini belirtiyor. Ruslar çöktükleri zaman, Türklerin yüzyıl boyunca sahip olamadıkları bir konum kazanacağını, Kazakistan’ı etkileyerek gücünü Orta Asya’ya yayacağı görüşünde. 2040’larda Türkiye’nin Balkanlar’a gireceğini, Kürtlerin devlet kurmaya kalkışmaları nedeniyle Suriye ve Irak’ın iç çatışmalara sürükleneceği ve Türkiye’nin buralara da gireceğini, İslam ülkelerindeki derin ayrılıklar nedeniyle etki alanının Arap Yarımadası’na, Mısır’daki istikrarsızlık nedeniyle Süveyş’e kadar uzanacağını, ama İsrail ve Türkiye’nin uyumlu kalacaklarını öngörüyor. Türkiye ve Japonya’nın yeni dünya aktörleri olarak anlaşacaklarını ve bu işbirliğinin uzaya kadar uzanacağı öngörüsü de var. Tabii kitabın içerisinde anlatılan savaşlardan söz etmemeye özen gösterdik. Bu büyük senaryo içinde senaryolar var. 1940’lı yıllar savaşın başlangıcı, 2050 yılı da Japonya’nın Amerika’ya saldırısıyla Dünya Savaşı senaryosu içeriyor. 2060’lı yıllar da altın yıllar olacakmış. Friedman, 1920’lerde Osmanlı İmparatorluğu’ndan doğmuş olan Türkiye’den, 2040-2050’lerde yeni ve daha güçlü Osmanlı benzeri yeni bir Cumhuriyet çıkarıyor. Peki ne adına? Senaryo içinde bile zaman zaman sürtüşse de, yine dost kalacağı ABD çıkarı adına tabii.
 
Şimdi siz okurlarıma, yine Türkiye ile ilgili bir başka Amerikan kitabını anımsatacağım. CIA Türkiye Masası eski Şefi Graham E. Fuller’in yazdığı “Yükselen Bölgesel Aktör Yeni Türkiye Cumhuriyeti” adlı kitap. Türkiye’yi tarih boyunca Müslüman dünyasının olağanüstü önem taşıyan ülkesi olarak tanımlayan, “Ilımlı İslâm” kimliği ile Büyük Ortadoğu Projesi’nin eşbaşkanlığını da Türkiye’ye lütfeden zihniyetin Türkiye’ye biçtiği rolü allayıp pullayıp anlatan bir kitaptı. Fethullah Gülen hareketini öven Fuller kitabında, “Gülen cemaatinin birçok üyesi bugün artık, Gülen hareketine bir alternatif olarak değil, ama onun siyasi bir tamamlayıcısı olarak AKP’ye katılmıştır” diyordu. Ne dersiniz acaba, Gülen cemaati mi, Türk Silahlı Kuvvetleri’ni yıpratıp AKP’ye demokrasi primi kazandırmak kurgusuyla, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Başbuğ’un haklı olarak “bir kağıt parçası” dediği düzmece belge komplosunu hazırladı? Biz yine söz konusu kitaplara dönelim ve her iki kitabın da CIA ile ilişkilerini göz önünde tutarsanız, Bush’un gidişiyle beraber “Ilımlı İslâm Aktörlüğü” rafa kaldırılırken, Obama ile yeni “Neo Osmanlılık Aktörlüğü” yüklenmek isteniyor görünmekte. Bu senaryonun yazarı George Friedman’ın Başkan Obama’dan, Obama’nın Dışişleri Bakanı Hillary Clinton’dan ve hatta Obama’nın Ortadoğu Temsilcisi George Mitchelle’den önce Türkiye’ye gelmiş olması boşuna mı? Ön hazırlıklarda Obama’yı Türkiye dostu göstermek var da…
 
CIA KÖKENLİ SENARYOLAR YERİNE ULUSAL SENARYOLAR GEREĞİ
 
Ne Amerikalılar için eşbaşkanlıklara soyunanlar, ne de her Türk’ü cemaatle ilişkilendirmeyi hedefleyen Amerikan beslemesi imamlar; Dünya Emperyal Piramidi emrindeki CIA kalemşörlerinin senaryolarında oynamak için Türkiye’yi kurgulanmış aktör yapamayacaklardır. Ancak senaryolarında Türkiye’den yararlanmak istemeleri, Türkiye’nin gücünü ve büyüklüğünü gösteriyor. Gerçekten de, Türkiye’nin potansiyeli ve Türk insanının azmi, hiçbir yabancı araca gerek olmaksızın, onurlu bir biçimde çağdaş uygarlık seviyesinin üzerine çıkmasına yeter. Avrupa Birliği kapısını kapatma gayretindekiler bunu böyle bilmeli!... Türkiye başkalarının senaryolarında rol alarak değil, kendi hedef ve senaryolarına göre dünya aktörü olma yolunda ilerlemelidir.
 
AVRASYA’YA YÖNELEN NATO
 
Şimdi, gerçek dünyamıza ve bu dünyada Türkiye’nin yerine dönelim. Bugün tek kutuplu, ama çok odaklı bir dünya var. Kutup olabilmek sadece ekonomik güçle bitmiyor, askerî güç de gerektiriyor. Odakların ekonomik büyüklükleri ve askerî güçleri kendi varlıklarıyla orantılı ve sınırlı biçimde. Türkiye’nin de içinde yer aldığı Batı dünyasının askerî gücü NATO([4]). Sovyetler Birliği’nin dağılması ve Varşova Paktı’nın çökmesinden sonra NATO’nun sınırları Rusya’ya dayanmış bulunuyor. NATO’nun arkasında başta ABD ve Avrupa olmak üzere çok büyük bir ekonomik güç bulunmakta. Günümüz NATO’su Avrasya’da ve Asya’da etkinliğini artırma peşinde.
 
AVRASYA NEREYE GİDİYOR?
 
Avrasya coğrafik tanımla Asya ve Avrupa kıtasına toptan verilen bir isim. Ancak, siyasi Avrasya tanımları değişiklik gösteriyor. Aslında Avrasya jeopolitik bir yaklaşım. Amerikalı siyaset bilimci Brzezinski’ye göre Avrasya Asya’nın hidrokarbon (petrol ve doğalgaz) yataklarını ve bunların açık denizlere ulaştırılacağı güzergâhları içeren coğrafya parçası. Rus düşünür ve yazar, aynı zamanda Uluslararası Avrasya Hareketi’nin Başkanı Dugin’e göre Avrasya, Rusya’nın arka bahçesi. Peki Türkiye açısından Avrasya neresi? Onu da Sayın Demirel tanımlıyor, “Adriyatik’ten Çin Seddi’ne uzanan Türkçe konuşan devletler topluluğunu kapsayan geniş bir coğrafya”. Avrasya’da Türk izleri olduğu kadar Rusların Slav izleri de var, hatta İran’ın Şii izleri de. Atatürk Rusya ile dostluk kuran, Balkan ülkeleri ile Balkan Paktı, İran ile Sadabat Paktı oluşturan, Afganistan ile yakın ilişkiler geliştiren devlet adamı olarak Avrasya’yı çevreleyecek bir etki alanı oluşturmayı hedeflemişti. Atatürk, “Sovyetler’in dağılacağı, kardeş ülkelerin bağımsız olacağı güne hazırlıklı olmamızı” da söylemişti. Ancak, Türkiye’de 1952’den itibaren her şeye NATO gözlüğüyle bakıldığından, Sovyetler Birliği dağıldığında ne Avrasya stratejisi vardı ne de senaryomuz. İşte o nedenle Amerika’nın koluna takıldık, Amerika oraya kendi ajanlarını, şirketlerini ve de himayesindeki imam cemaatinin adamlarını bizim izimizden yararlanarak sokuverdi. Bugün Avrasya üzerinde Rusya ve Amerika’dan başka Avrupa Birliği, Çin, Hindistan Japonya, Güney Kore etkinlik gösteriyor. Tabii bu coğrafyanın ayrılmaz parçası olan Türkiye ve İran da etkinlik gösteriyorlar da, acaba Türkiye’nin etkinliği yeterli mi?
 
Bakın, DEİK (Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu) tarafından düzenlenen, “Avrasya Nereye Gidiyor?” konulu Panel’deki 19.06.2009 tarihli konuşmasında Kırgızistan Eski Cumhurbaşkanı Askar Akayev ne diyor? “Beş jeopolitik aktör – AB’nin temsil ettiği Birleşik Avrupa, Rusya, Japonya, Çin ve Hindistan Avrasya’da ekonomik güç ve politik etkiyi elinde bulunduran başlıca merkezler konumuna gelmişlerdir. Sıkı siyasi ilişkiler ve dev ticaret akımları Avrasya ile Amerika’yı birleştirmektedir. Nitekim, Avrasya ülkeleri ile ABD arasındaki ticaret hacmi kıta ülkelerinin kendi aralarındaki ticaret hacminden daha fazladır”. Peki, “Türkiye bu denklemin neresinde?” derseniz, görünmüyor, ama Akayev ona da şöyle bir açıklama getiriyor; “Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonraki dönemde, Orta Asya ülkeleri halklarımız, ortak Türk köklerine sahip olduğu bilinci ve zor dönemlerde kendilerini destekleme çabasıyla bölgeye diğer ülkelerden daha önce adım atan Türkiye’ye karşı çok büyük bir minnettarlık duygusu beslemektedirler”. Aslında bu deyiş, denklemde yer almayan, pastada paydaş olamayan Türkiye’ye diplomasi diliyle teşekkür ve gönül almaktan başka şey değil. Sayın Demirel aynı Panel’de, “Avrasya’yı Batı’ya bağlayan enerji ve ulaştırma alt yapılarını, İşbirliği ve Kalkınma Ajansı eliyle yürütülen projeleri, silahlı kuvvetlerine ve emniyet unsurlarına verilen eğitim desteğini” söylüyordu. Bu faaliyetlerin sınırlı kaldığı, tüm Avrasya’yı kapsayamadığı anlaşılıyor. Akayev konuşmasını sürdürerek diyor ki, “Orta Asya’nın sorunlarına Japonya, ABD, Almanya, Fransa ve diğer AB ülkeleri büyük bir anlayışla yaklaşmaktadırlar. 2007 yılında hazırlanan ‘Yeni Ortaklık Stratejisi’, AB’nin bölgeye yakın ilgisinin önemli bir göstergesidir”. Akayev’in açıklamaları çarpıcı, “AB, Avrasya kaynaklarına ancak bizimle uzanabilir” diye kendimizi avutmayalım, AB çoktan Avrasya’ya ulaşmış bile.
 
DEİK’in Paneli’nde Türk-Avrasya İş Konseyleri Koordinatör Başkanı Sayın Tuğrul Erkin, Avrasya’nın önemini şöyle açıklıyordu; “25 milyon km2’lik toplam yüzölçümüne sahip olan Avrasya yaklaşık 400 milyon kişiyi barındırmaktadır ve Bölge ülkelerinin toplam milli geliri 1.6 trilyon doları bulmaktadır. Avrasya bölgesi başta petrol ve doğalgaz olmak üzere, dünyanın en zengin doğal kaynaklarına sahiptir. Bölge ülkelerinin toplam dış ticaret hacmi 1.2 trilyon doların üzerindedir. Türkiye ve İran’ı da Avrasya coğrafyasına dahil ettiğimizde, bu rakamlar yükselmekte ve bölgenin sahip olduğu ekonomik potansiyelin büyüklüğü daha açık bir şekilde ortaya çıkmaktadır. Önümüzdeki yıllarda Avrasya’nın Dünyadaki rolünün daha da artacağı tahmin edilmektedir. Nitekim, 2050 yılında dünya genelinde üretilen toplam milli gelirin yaklaşık yüzde 60’ının Avrasya bölgesinin payına düşeceği ve dünya nüfusunun üçte ikisinin bu bölgede yaşayacağı uzmanlarca öngörülmektedir”. Avrasya’nın ekonomik potansiyelinin dışında çok büyük jeopolitik önemini de vurgulayan Erkin, “Orta Asya’ya sahip olan Avrasya’ya, Avrasya’ya sahip olan ise dünyaya hükmeder”görüşünü hatırlatıyor, Kazakistan Cumhurbaşkanı Nazarbayev’in, “Uzun dönemde Avrasya Birliği’nin alternatifi bulunmamaktadır” fikrinin bugün her zamankinden daha güncel olduğunu da vurguluyordu.
 
ŞANGHAY BEŞLİSİ’NDEN ASYA NATO’SUNA UZANAN SÜREÇ
 
Henüz bir Avrasya Birliği yok, ama şimdi de Avrasya’ya bir başka örgütlenme açısından, sınır güvenliği, ekonomik ve kültürel işbirliği amaçlı olsa da, askerî işbirliğine dönüşebilir ve hatta NATO’nun karşısına dikilebilir kuşkusu duyulan, Şanghay İşbirliği Örgütü açısından bakalım. 1996 yılında Çin, Rusya, Kazakistan, Kırgızistan ve Tacikistan tarafından, Çin’in Şanghay kentindeki ilk toplantısıyla o zaman Şanghay Beşlisi diye anılan, Şanghay İşbirliği Örgütü - ŞİÖ (Shanghai Cooperation Organization - SCO) kuruluyordu. 2001 yılında Özbekistan’ın da katılımıyla üye sayısı altıya çıkıyordu.
 
Örgütün doğuşunda Çin’in önderlik ettiği, sınır güvenliği, artan enerji talebi, tek kutuplu dünyada ABD’ye karşı denge oluşturma gibi unsurların etkili olduğu bilinmekle birlikte, “ileride bir askerî yapılanmaya dönüşür mü?” kaygısı hep vardı. Sovyetler Birliği’nin dağılması ve Varşova Paktı’nın çöküşünün ardından oluşturulan Bağımsız Devletler Topluluğu, Rusya açısından NATO’ya karşı yeterli bir denge unsuru olamadığı gibi, kuruluşundan sonra Bağımsız Devletler Topluluğu’ndan ayrılıp NATO’ya yanaşan ülkeler de oldu. Bu nedenle, NATO’ya karşı Doğu’nun yapılanması, Şanghay İşbirliği Örgütü içinden çıkar beklentisi sürüp gitti. Örgüt Genel Sekreterliği ise son kez 2006 yılında, askerî bir blok olma niyeti bulunmadığını bir kez daha açıkladı. Çin’in Amerika ile olan ekonomik ilişkileri, Örgüt’te Gözlemci Üyeler olarak Moğolistan ve İran’dan başka Hindistan ve Pakistan’ın yer alması, Afganistan’ın Diyalog Üyesi olarak kabul edilmiş olması, NATO benzeri karşı bir örgüte dönüşemeyeceğini zaten gösteriyor. Hatta ABD ve Japonya da İşbirliği Ortaklığı Üyeleri olarak kabul edilmelerini talep ettiler, ama olmadı. Türkiye’nin böyle bir talepte bulunmamış olması eksiklik olarak görülebilir.
 
Şanghay İşbirliği Örgütü; güvenlik işbirliği kapsamında terör, ayrılıkçılık, aşırılıkçılık suçlarıyla ortak mücadele, çerçeve anlaşması kapsamında ekonomik işbirliğini geliştirme, serbest ticaret bölgeleri oluşturma, projelerin ortak finansmanı için Şanghay İşbirliği Interbank'ının kurulması, Enerji Kulübü kurulması ve kültürel işbirliği üzerinde çalışıyor. Bununla beraber güvenlik işbirliği kapsamında üyelerin katıldığı ortak askerî tatbikat düzenlenmesi, suç ve uyuşturucu trafiğine karşı Kolektif Güvenlik Anlaşması imzalanması gibi konular, zihinlerde yine de “acaba?” sorusunu yaratmıyor değil. Gün gelir NATO’ya karşı bir askeri bloklaşma çıkarsa, bunun Şanghay Örgütü’nün içinden çıkması, Şanghay NATO’su korkusu yok olmadı. Şanghay Örgütünün batısını NATO tuttuğuna göre, doğusunu kim tutacak arayışı da, Japonya Güney Kore, Singapur, Avustralya ve yeni Zelanda ile oluşturulacak Asya (Doğu Asya) NATO’su projesini bir taslak olarak ortaya çıkarmış bulunuyor.
 
TÜRKİYE NE YAPMALI?
 
Aslında dünyada örgütlerden geçilmiyor. 21’inci yüzyılın ilk çeyreği içinde güç dengelerinin nasıl oluşacağı henüz belli değil. Zaten bugünün dünyası global finansal krizden başka bir şey düşünmüyor. Krizden güçlenerek çıkacak ülkeler yeni denge arayışlarına yöneleceklerdir. Bugünden geleceği kestirmek pek olanaklı olmasa da, 21’inci yüzyılda bugünkünden farklı yeni güç dengeleri oluşacağı kuşkusuz. Henüz birinci çeyreğin başlarında ve geçiş aşamasındaki bir dünyada bulunuyoruz. Eğer 21’inci yüzyılda güçlü bir Türkiye istiyorsak; sürdürülebilir ekonomik büyümeye, modern ve ileri teknolojik donanımlara sahip güçlü bir orduya, bölgedeki güç dengelerinin korunabilmesi açısından nükleer güç teknolojisi dahil, ileri teknolojili çağdaş savunma sanayiine sahip olunmalı. Türkiye’nin 21. yüzyılda dik durarak ilerleyebilmesi için, bugün Kıbrıs’ta kırmızı çizgilerini tekrar ortaya koyması, Kıbrıs’ı asla elinden kaçırmaması, sınır aşan Fırat ve Dicle gibi akarsuları üzerindeki egemenliğini mutlak olarak koruması gerekir. Türkiye, Avrasya’da, Ortadoğu’da, Kuzey Afrika’da ve bu yerleri çevreleyen coğrafyalarda petrol ve doğalgaz projelerinin içinde bulunmalı, geniş yelpazeli uluslararası işbirlikleri ve ekonomik örgütler içinde de yer almalıdır. Tabii, tüm bunlar için kendi jeopolitik senaryolarımızı ve özgün stratejilerimizi saptamamız gerekiyor. Türkiye’nin bugün yok yere enerji tükettiği iç çekişme ve çatışmalara son verilmeli, iç siyaset uğruna gözbebeği Türk Ordusu’na asla toz kondurulmamalı, ulusal, üniter, demokratik, sözde değil özde lâik, sosyal hukuk devleti yapısı titizlikle korunmalıdır.
 
Prof. Dr. Mustafa Özcan ÜLTANIR
EkoENERJİ Genel Yönetmeni
 
NOT: Bu makale EkoENERJİ Dergisi sayı 30’da “Gündem” köşesinde yayınlanmıştır.
 
Prof. Dr. Mustafa Özcan Ültanır’ın
yönetiminde hazırlanan aylık siyasi ve ekonomipolitik EkoENERJİ Dergisi’nin 29 Haziran 2009 tarihli 30. sayısı yayımlandı
 
GÜNDEM
20’nci Yüzyıl Başlarının Hasta Adamı, ’inci Yüzyılın Başlarında Yol Arayan Adam
Prof. Dr. Mustafa Özcan ÜLTANIR
 
DEMİREL İLE SİYASETİN GÜNDEMİNDEN
AVRASYA NEREYE GİDİYOR?
Süleyman DEMİREL
T. C. 9. Cumhurbaşkanı
 
KIBRIS DOSYASI
Kıbrıs’ta ABD Petrol Oyunu, Aldatmaca Toprak Oyunu ve Ada’nın Rumlara Teslimi İçin BM Oyunu
KKTC Kurucu Cumhurbaşkanı
Rauf R. DENKTAŞ
 
GÜNCEL TARTIŞMA
Bir Bardak Suda Kopartılan Fırtına ve Düşündürdükleri
E. Tuğgeneral Haldun Solmaztürk
 
HUKUK ETİĞİ VE HUKUKÇU GÖZÜYLE
ÖZLENEN ANAYASA
Yekta Güngör Özden
 
SÖYLEŞİ
Avrupa Birliği Sürecinde, AKP’nin Yanlış Siyasetiyle Türkiye İçin Kördüğüme Dönüşen İlişki Nasıl Çözülür?
Prof. Dr. Çağrı ERHAN / Doç. Dr. Çınar ÖZEN
 
STRATEJİST ASKER GÖZÜYLE
   TÜRKİYE, BÖLÜNME TEHLİKESİNİN FARKINDA DEĞİL
E. Tümgeneral Armağan KULOĞLU
 
STRATEJİK GERÇEK
Sınırda ve Meclis’te Mayın: Mayın Temizliği Sonrası Petrol ya da Organik Tarım?
Doç. Dr. Celalettin Yavuz
 
KUZEY IRAK PETROLÜ
Kerkük-Yumurtalık Hattı’ndan GENEL ENERJİ’nin Petrolü Akıyor
Orhan DURAN
 
EKONOMİ KÖŞESİ
SİYASİ KAYGILAR YİNE EKONOMİK GERÇEKLERİN ÖNÜNE GEÇTİ
Maruf BUZCUGİL
 
PROJE VE FİNANSMAN
Enerji Sektöründen Yeni Gelişmeler
Ceyda ÇETİN ERTEN
 
ENERJİ VİZYONU
Yeni AB Enerji Politikaları ve Gazprom
Dr. Gürcan Gülen
 
PANEL
Yeni Strateji Belgesi, EPDK’nın Bölünmesi, Yeşil Elektrikte Yeni Teşvik Düzeni ile Nasıl Bir Piyasa Hedefleniyor?
Osman Nuri DOĞAN / Cengiz GÜNEŞ / Prof. Dr. Osman SEVAİOĞLU
 
AJANDA
 


([1]) Güneri Civaoğlu, Enseye Işık, Milliyet, 10.06.2009
([2])  Publisher: Doubleday, January 2009
([3]Pegasus Yayınları, Mart 2009 
([4])  North Atlantic Treaty Organization – Kuzey Atlantik Anlaşması Örgütü, 1949 yılında kurucu üyeleri: ABD, Kanada, Norveç, Danimarka, Hollanda, Belçika, Lüksemburg, İngiltere, Fransa, Portekiz, İzlanda İtalya. Sonradan katılanlar: 1952’de Türkiye ve Yunanistan, 1955’de Almanya, 1982’de İspanya, 1999’da Çek Cumhuriyeti, Macaristan ve Polonya, 2004’de Bulgaristan, Estonya, Letonya, Litvanya, Romanya, Slovakya, Slovenya, 2009’da Hırvatistan ve Arnavutluk. Henüz gerçekleşmemiş olmakla birlikte 2008’yılında Ukrayna ve Gürcistan’ın NATO’ya tam üye olacaklarına dair karar alınmıştır.


http://www.turksam.org/tr/a1709.html
Arkadaşına Gönder 1251 kez okundu Yazdır
Paylaş: Google Yahoo FaceBook Mixx
Digg StumbleUpon Del.icio.us reddit Twitter
 
Yorumlar
   Başlık : 
  Yorum : 
(Yorum larınızı yaparken '<' ve '>' işaretlerini kesinlikle kullanamazsınız.) 

* Yorum yapabilmeniz için 'Üye Girişi' yapmanız gerekmektedir.

  
Bu sitede yer alan bilgiler TÜRKSAM adresi kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Tüm hakları Telif Hakları Yasası'nca korunmaktadır. Kâr amacı güdülmez. Yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Sitede Ençok Okunanlar
Osmanlı Devletinde Ermeni Sorunu Ve Avrupa Devletlerinin Ermeni Politikaları
39285 kez okundu.
Türklerde Yeni Yıl: Nevruz Bayramı ve Törenleri
24834 kez okundu.
Montrö Boğazlar Sözleşmesi Yetmiş Yaşında
14997 kez okundu.
İran’ın Nükleer Çabaları: Hedefler, Tartışmalar ve Sonuçlar
14668 kez okundu.
Yeni Global Oyun ve Hazar’ın Statüsü
13341 kez okundu.
Sitede Ençok Yorumlananlar
Atatürk’ün Türk Dünyasına Bakışı!
9 defa yorumlandı.
PKK Terör Örgütü’nün Dağdan İnmesi ve Karşılanmasındaki Sorunlu Süreç
6 defa yorumlandı.
Ermenistan ile İmzalanan Protokoller ve Bundan Sonraki Riskli Sürecin Analizi
5 defa yorumlandı.
Gazze’ye Yardım Girişimi ve İsrail Saldırısının Soğukkanlı Analizi
5 defa yorumlandı.
Türklere Karşı Yapılan Soykırımlar ve Hocalı Soykırımı
4 defa yorumlandı.
Copyright © 2004 - 2010 TÜRKSAM - Tüm Hakları Saklıdır.
Şu an sitemizde gezinen 1517 ziyaretçi, 0 üyemiz bulunmaktadır.
Tasarım ve Programlama TÜRKSAM - Bilişim Teknolojileri Merkezi (BTM)
En iyi 1024x768 görüntülenir.