25.7.2009’da (Bu yazı yazıldıktan bir gün sonra) Irak Kuzey Yönetimine ait üç vilayette mahalli seçimler yapılacaktır. Bilindiği üzere Irak’ın toplam 18 vilayetinden 14’ünde 31.1.2009’da mahalli seçimler yapılmış ve Başbakan el-Maliki’nin gurubu pek çok yerde ipi önde göğüslemişti. 25 Temmuz’da Duhok, Erbil ve Süleymaniye’de mahalli seçimler yapılacak. Kerkük’ün statüsü BM gözlemcilerinin raporlarına göre 5 yıl daha ertelenmiş durumdadır. Özellikle Kerkük söylemiyle yola çıkılan bir “mahalli” seçim, kimilerine göre “mahalli” olmanın çok ötesinde anlam taşımaktadır.
Irak Kuzey Yönetimi’nin Mahalli Seçimlerinin Düşündürdükleri
Sıradan bir mahalli seçim olmayacağı ilk bakışta seçilebilen Irak Kuzey Yönetimi mahalli seçimlerinin, bu sıra dışılığını gösteren bazı önemli hususlar şöyledir:
Irak’ta Ocak 2010 sonlarına doğru genel seçimler de yapılacak. Bu genel seçimlerin sonrasında Irak’ta halen devletin üst kademelerindeki pek çok zevatın değişeceği beklenmektedir. Bunların başında Cumhurbaşkanı Talabani gelmektedir. Dışişleri Bakanı Zebari’nin de koltuğunun pek sağlam olduğu ileri sürülemez. Her ikisi de Kuzey Yönetimi’nin desteklediği iki önemli devlet adamıdır. İşte yaklaşık 6 ay sonra Irak merkezi yönetiminden böylesi önemli ve dış dünyanın “itibar” ettiği, Irak’ın Kuzeyinin iki devlet adamı bir anlamda “kaybedilmiş” olacak, Irak Kuzey Yönetimi’ne evvelce gösterilen hoşgörülerin büyük bir kısmı bundan böyle gösterilmeyecektir. Çünkü özel “devlet himayesi” kalkmış olacaktır. Yani tıpkı Eylül 2008’de Irak Meclisi’ne getirilen Mahalli Seçimler Yasası’nın, Cumhurbaşkanı Talabani tarafından veto edilerek geri döndürülmesi, ardından yeni ve “kırpılmış” şekilde çıkması olayı artık yaşanmayacak demektir.

Irak Kuzey Yönetimi, uzun bir süredir direttiği, Kuzeyde çıkacak petrolü kendi hesabına işletme, ya da ruhsat verme işleminden de geri döndü. Merkezi Hükümetin bastırmasıyla, ancak %15-17 civarında bir pay almak suretiyle, Taq Taq bölgesinden çıkarılan petrolün yakın bir süre önce Kerkük-Yumurtalık hattından ihraç edilmesine rıza gösterdi. Oysa düşünülen, Irak’ın %35-40’ını oluşturduğu ileri sürülen bu petrol ve doğalgaz rezervlerinin tamamını sahiplenmek, bu ekonomik güçle “özlenen” bağımsızlığa kavuşmaktı muhtemelen…
ABD’nin Haziran 2009 sonu itibariyle Irak’taki köy ve kasabalardan çekilmesiyle, boşaltılan yerlere Merkezi hükümetin askerleri yerleşmeye başladı. Evvelce “sorunlu” ve çatışma riski taşıyan bölgelerdeki Amerikan askerleri de çekilince, bunlar da Merkezi Hükümetin güvenlik kuvvetleri tarafından doldurulmaya başlandı. Bunlardan en “sancılı” olanı da Kerkük’tür.
Merkezi Hükümetin, ya da Başbakan el-Maliki’nin ülke genelinde ve ülke dışında “ağırlığı” arttıkça, Irak Kuzey Yönetimi ile yöneticilerinin de ters orantılı olarak “ağırlıkları” azalmaktadır. Bunun farkında olan Mesut Barzani’nin yaklaşık 1.5 yıldır Başbakan el-Maliki ile konuşmadığı ileri sürülmektedir.
Öte yandan, Başbakan el-Maliki, bir zamanlar “kader birliği” yapılan Şii Lider el-Sadr ve onun “Mehdi Ordusu”nu, el-Hakim’in “Bedir Ordusu”nu dahi önemli ölçüde sınırlamış, Irak’ta Merkezi Hükümetin “otoritesine” hasar verebilecek bu tür “marjinal” oluşum ve milislere son vermeyi hedef seçmiş görünmektedir. İşte Irak Merkezi Hükümeti’nin otorite sağlamak, ardından iç huzuru ve istikrarı getirmek adına başlattığı bu uygulamadan Kuzey Yönetimi’nin, yani Barzani ve Talabani’nin KDP ve KDP’lerinin peşmerge milisleri daha ne kadar süre “meşru” zeminde kalabileceklerdir? Eğer kalırlarsa, el-Maliki bunu Şii ve Sünni guruplara, diğer aşiret reislerine açıklamakta ne kadar başarılı olabilecektir? Olamayacağı açık olduğuna göre, herhalde “peşmerge ordusu” da dağıtılmak mecburiyetinde kalacaktır. Peki buna Barzani ve Talabani kolayca “evet” diyebilecek midir?

Irak’ın kuzeyinde Özellikle Kandil Dağı’nda olmak üzere, PKK yuvalarının bulunduğu, bu sebeple Türkiye’nin Irak ve Kuzey yönetimi üzerinde önemli bir baskı oluşturduğu, bu teröristlere epeydir en azından köstek olunmasa da, pek destek verilmediği de bilinmektedir. Keza ABD’nin en azından 2007 yılı sonlarından itibaren Kuzey Yönetimi’ni bu konuda uyardığı bilinmektedir. Bu haliyle Kuzey Yönetimi, adeta “iki arada bir derede kalmış” durumdadır. Bir taraftan PKK’nın tasfiyesi için de “düğmeye” basılmıştır. Bu düğmeye Kuzey Yönetimi de basmaz ise, gelecekte neler olabilir? Buna cesaret edilebilir mi? Ya da cesareti getirecek gelişmeler yaşanabilir mi?
Son haftalarda Irak Kuzey Yönetimi’nin önemli zevatıyla yapılan söyleşilerden alınan bilgilere dayanarak hazırlanan “Kürtler ve Irak” başlıklı raporlara göre, gelecekte Irak’ta Şii ve Sünni Arapların Kürtleri dışlayacağı, hatta Saddam Hüseyin döneminin benzeri baskı ve zulmün Irak Kürtlerinin üzerine “balyoz” gibi inebileceği senaryoları yazılmaktadır. Bir taraftan da Türkiye’de Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün başlattığı, muhalefetin tepkilerine rağmen Başbakan Erdoğan’ın bir hükümet programı gibi sarıldığı “Kürt açılımı” ile Türkiye-Irak sınırının iki tarafındaki insanların akrabalıkları da dikkate alındığında, seçimin önemi giderek büyümektedir.
Irak’ın kuzeyinde KDP ve KYP yandaşlarının, nüfusun %20’leri bulduğu ileri sürülmektedir. Bunların dışında da çeşitli aşiretler mevcut olup, körü körüne KDP-KYP’yi desteklemedikleri bilinmektedir. Öte yandan, demokrasi zihniyetinin henüz yerleşmediği KDP-KYP’nin bölgede tüm “devlet imkanlarını” kullanacağı da unutulmamalıdır. Yani seçimlere bu iki parti diğerlerine göre “1-0” önde girmektedirler. Tabii bu arada yurtdışı desteği (özellikle ABD ve İsrail, AB..) de dikkate alınmalıdır. Hatta PKK’nın dağdaki elebaşısı Karayılan bile Kuzey Yönetimi’nin mevcut yöneticilerini desteklediğini söyledi.
Sonuç
Irak Kuzey Yönetimi’ndeki mahalli seçimler, aslında 18 vilayetlik bir ülkede üç vilayetle sınırlı ve oldukça küçük kapsamlı gibi gözükmektedir. Oysa burada yakın bir zamana kadar “bağımsızlık” türküsü söyleyen bir yönetim olduğu, PKK’yı desteklediği, zaman zaman ABD’den aldığı destekle Türkiye’ye “kafa tuttuğu” bile dikkate alınırsa, 25 Temmuz Mahalli Seçimlerinin siyasi açıdan hiç de “küçük çaplı” ve sıradan bir seçim olmayacağı, gelecekle ilgili önemli kararlar alacak kadroyu seçecek bir seçim olacaktır.
Bu seçimlerden de büyük bir ihtimalle Barzani ve Talabani yanlıları (özellikle bölgeye hakim Barzani yanlıları) ipi önde göğüsleyeceklerdir. Ancak, Irak merkezi Hükümeti’nin gittikçe artan gücü, KDP-KYP’nin bilhassa Kerkük Referandumu ile ilgili “başarısızlığı”, Kuzey yönetimini çevreleyen Irak Merkezi hükümeti-İran-Türkiye-Suriye arasında gelişen ilişkiler dikkate alındığında, bu mahalli seçimlerde Barzani-Talabani ikilisinin karşısına sürpriz çıkışların da meydana gelebileceği beklenmektedir. Üç yıl önce iki taraf da dönüşümlü başbakanlık formülü üzerinde anlaşmıştı. Muhtemelen bu kez KYB adına seçime katılan Irak Başbakan Yardımcısı Behram Salih yeni başbakan olacaktır. Bu ise Irak Kuzey Yönetiminde önemli bir yönetim değişikliği anlamına gelmemektedir. Sadece bölge başkanı KDP’den Mesut Barzani iken, yönetimin başbakanı da KYB’li Behram Salih olacak, KDP-KYB ikilisi birlikte yönetmeye devam edecektir. Ancak, bu kez kendi aralarındaki muhalefete, %7’lik seçim barajını aşabileceği değerlendirilen “Değişimci” Nebez Goran’ın ekibinin katılması da büyük bir ihtimal olarak görülmektedir.
Sonuç ne olursa olsun Türkiye, evvelce olduğu gibi, gelecekte Kuzey Yönetiminde yaşayan Kürtler için, “baltayı taşa vurmadıkları” sürece “Sığınılacak en emniyetli liman!” olmaya devam edecektir…