Suriye’nin İran’la ilişkisi, onun bölgesel ve küresel durumunu farklılaştırmaktadır. Şam’ın Batı ile zaten sorunlu ilişkileri olan Şam’ın İran’la olan ilişkisi, Batı’yla sorunlarını daha da karmaşıklaştırmaktadır. Nitekim İran’a yönelik tüm senaryolarda Suriye’ye de bir pay biçilmektedir. Obama ile birlikte ABD-Suriye ilişkilerindeki muhtemel yumuşama ve İsrail-Suriye barış görüşmelerinin yeniden başlaması ve ayrıca önümüzdeki süreçte ABD ile İran arasındaki müzakere/diplomatik görüşmelerin başlatılması tartışmaları dolayısıyla Suriye-İran ilişkisinin de sıkça gündeme gelmesi ihtimali yüksek gözükmektedir
İran, bölge ve dünya ülkelerinin neredeyse tamamıyla istikrarsız ve inişli-çıkışlı ilişkiler yaşamasına rağmen, Suriye ile ilişkileri 1979’dan bu yana süreklilik göstermiştir. İki ülkenin liderlerine göre, ilişkiler çok boyutlu, sağlıklı ve her geçen gün gelişerek devam etmiştir. İran’ın Arap devletleri arasında işbirliğini çok boyutlu bir alana taşıdığı ve en iyi ilişkiye sahip olduğu ülke Suriye’dir. coğrafi ve jeopolitik açıdan İran’a çok yakın olmamakla beraber Suriye’nin İran’ın strateji kurgusunda önemli bir yer aldığını söylemek mümkündür.
Suriye-İran ilişkisinin temelini, “Bölgede Amerikan hegemonyasına karşı koyma”, İsrail karşıtlığı, Filistin ve Lübnan konusunda benzer duruşlara sahip olma, Batı dünyasıyla gergin ilişkiler ve Sünni Arap dünyası ile sorunlu ilişkiler oluşturmaktadır.
İran’ın Suriye ile olan ilişkisi, ülkede uzun süre eleştirilere neden olmuştur. Suriye’ye karşılıksız petrol verilmesi, bu eleştirilerin en önemli maddesiydi. Bu eleştiriler halen devam etmektedir. Ancak İran rejimi, Suriye ile ilişkisini, hem Orta Doğu’da hâkimiyet mücadelesi bakımından önemsemekte hem de küresel güçler ile ilişkisinin düzenlenmesinde temel taşlardan biri olarak görmektedir. Özellikle 11 Eylül sonrası İran’ın dış politikadaki ağırlık merkezinin Orta Doğu’ya kayması ve nükleer gerginlikte Orta Doğu’nun anahtar rol oynaması Suriye’yi İran için “kesinlikle vazgeçilmez” bir ülke konumuna getirmiştir. Bugün İran’ın Filistin ve Lübnan’daki gücünün/nüfuzunun güvencesi Suriye’dir. İran’ın, Orta Doğu’da hâkimiyet mücadelesini sürdürmesi açısından Suriye kilit rol oynamaktadır. İran, Filistin ve Lübnan bağlamındaki politikalarında jeopolitik olarak Suriye’ye bağımlıdır. İran’ın bu konularda oynayabileceği rol Suriye olmadan çok sınırlı olacaktır.
İran ve Suriye ilişkileri, bölgenin bugünü ve geleceği açısından anahtar öneme sahiptir. İki ülke ilişkilerinde yaşanabilecek muhtemel bir değişimin, bölgenin güvenlik sisteminde, İsrail-Filistin sorununda, Lübnan, Irak ve İran’ın siyasi kaderinde önemli etkileri olacaktır. Bu nedenle Batılılar bu ilişkinin değişmesini arzulamaktadırlar. Nitekim İran ile Batı arasında nükleer gerginliğin tırmanması ile İran-Suriye ilişkileri yeniden gündeme taşınmıştır. ABD, AB ve İsrail açık bir şekilde iki ülke arasındaki ilişkiyi değiştirmek, Suriye’yi İran’dan uzaklaştırmak istemektedir. Bu konu özellikle Suriye - İsrail barış görüşmeleri başladıktan sonra yoğun olarak tartışılmaktadır.
İran, Suriye ile İsrail arasında gerçekleşen dolaylı barış görüşmelerine kuşku ve tedirginlikle bakmaktadır. İran’ın resmi açıklaması, “Golan Tepeleri Suriye’ye aittir ve koşulsuz olarak iade edilmeli” şeklindedir. İran’a göre, Suriye’nin İsrail ile kapsamlı olarak anlaşması göründüğü kadar kolay olmayabilir. İran’ın, Suriye-İsrail arasındaki kapsamlı bir anlaşmadan hoşnut olmayacağı bilinmektedir.
İran-Suriye ilişkileri, 1979’dan bu yana sadece siyasi boyutta değil, kültürel, ekonomik, güvenlik ve savunma boyutunda da ciddi gelişme göstermiştir. İran ve Suriye arasında çok boyutlu kültürel işbirliği olduğunu söylemek mümkündür. Son dönemde iki ülke arasında yapılan anlaşmayla teknolojik gelişmeleri paylaşmanın yanı sıra ortak üniversite kurulması da kararlaştırılmıştır. Ayrıca, iki ülke arasında güvenlik ve istihbarat alanında çok boyutlu ve geniş kapsamlı bir işbirliği vardır. Suriye İstihbaratı’nın çok sayıda İran rejim muhalifini yakalayarak İran’a teslim ettiği bilinmektedir.
Siyasi ilişkiler kadar iyi olmayan ekonomik ilişkiler bakımından da iki ülke yetkilileri son yıllarda iyileştirme yönünde çaba sarf etmektedirler. Çok çeşitli ekonomik anlaşmalara imza atarak ilişkilerin bu boyutunu da geliştirmek istemektedirler. Sanayi, petrol rafinerisi, araba üretimi ve ortak banka kurma girişimi bu politika çerçevesinde değerlendirilebilir.
İran ve Suriye arasında çeyrek asrı aşan stratejik işbirliği iki ülkeyi o kadar özdeşleştirmiştir ki birçok bölgesel ve küresel konuda aynı görüşe ve duruşa sahip oldukları düşünülmektedir. Aslında Suriye ve İran arasında bugün ortak politika ürettikleri konular dâhil birçok meselede dikkate değer görüş farklılığı bulunmaktadır.
İran ve Suriye’nin Filistin konusundaki tutumlarına bakıldığında bunların yakın ancak birbiriyle aynı olmayan görüşler olduğu görülecektir. Suriye ve İran stratejik düzlemde aynı noktada olmasalar da taktik düzeyde aynı noktadadır. Her iki ülke, İsrail karşıtı her tür girişimi ve organizasyonu desteklemektedir. Ancak Suriye İsrail’in varlığını kabul etmiş ve koşullu da olsa barışa hazır olduğunu bildirmiştir. Buna karşın İran, İsrail’in varlığını hiçbir koşulda kabul etmemekte ve “İsrail’in yok oluşu” temelinde politika geliştirmektedir. İran, “İsrail’in varlığını gayrimeşru olarak” görmekte ve reddetmekte, İsrail ile barış masasına oturan Filistin örgütlerine ve barışı destekleyen ülkelere karşı çıkmaktadır. Bu politika Humeyni tarafından kurumsallaştırılmış ve 1979’dan günümüze kadar sürdürülmüştür. Bu görüşe göre, İsrail ile yapılacak her türlü barış girişimi İslam dünyasına ve Filistin’e ihanettir.
Nitekim İran, devrimin hemen ardından İsrail ve ABD ile iyi ilişki kurmak isteyen Arap devletlerini “Arap irticası” olarak tanımlamıştır. İsrail’le barış yapmak isteyen FKÖ ve Yaser Arafat ile mesafeli bir ilişki kurmuş ve İsrail’in varlığını kabul etmeyen HAMAS ve İslami Cihad’ı desteklemiştir. Ancak Suriye İsrail’in varlığını kabul etmektedir. İran’ın buradaki tutumu ideolojik bir duruş iken, Suriye’nin duruşu ulusal bir sorundur. İran’ın İsrail ile hiçbir toprak sorunu yoktur, oysa Suriye’ye ait Golan Tepeleri İsrail işgali altındadır.
İran ve Suriye arasında gizli bir rekabetin olduğunu da söylemek mümkündür. Suriye İran’ın Irak’ta bu denli etkin olmasından çok da hoşnut değildir. Ayrıca Filistin ve Lübnan’da da çok etkin olmasını istememektedir. Ayrıca Suriye, Filistin ve Lübnan konusunun, İran ve Batı arasındaki nükleer gerginliğin malzemesi olmasını endişeyle karşılamaktadır. Böyle bir durum kendisinin hedef olması sonucunu doğurabilir. Suriye’nin İsrail barışına hazır olmasında bu kaygı da önemli bir etkendir. Suriye dolaylı bir şekilde hesabını İran’dan ayırdığını göstermektedir.
Suriye, “Şii Hilali” tartışmasının merkezinde olmasına rağmen Şii-Sünni çatışması diye bir olgu olmadığını ve bu sorunun İsrail ve ABD tarafından yaratılmak istendiğini öne sürmektedir. Suriye, Şii-Sünni ayrışmasının alevlenmesinden de kaygı duymaktadır. Böyle bir ayrışma onu Sünni Arap devletlerinin hedefi haline getirebilir. Sünni Arap devletlerin zaten İran-Suriye arasındaki yakın ilişkiden ciddi rahatsızlıkları vardır. Şii-Sünni ayrışması Suriye’yi bir iç krize sürükleyebilir. Suriye ülkenin Sünni çoğunluğunu kışkırtmamak için çok ihtiyatlı davranmaktadır. Bu açıdan bakıldığında Suriye’nin İran yörüngesinde gözükmesi tehlikeli sonuçlar doğurabilir ve Suriye’nin Türkiye’ye yaklaşması iç siyasî dengeler açısından önemli kazanımları olan bir girişimdir.
İki ülke birbirleriyle çok yakın olsalar da ortak kaderi paylaşmak istememektedir. Bu ülkelerin biri uluslararası baskı altına girdiği zaman diğeri ihtiyatlı bir pozisyona girmektedir. Nitekim İran’ın nükleer çalışmaları konusunda baskı arttıkça Suriye sessizleşmektedir. Hariri suikastının ardından İran’ın ihtiyatlı yaklaşımı aynı kaderi paylaşmak istemediklerinin bir göstergesidir.
Suriye ayrıca Arap Birliği’ne üye bir ülkedir. Arap Birliği’nde birçok İran karşıtı karara imza atmıştır. Birleşik Arap Emirliği’nin İran’dan toprak talebini desteklemiş ve bu tavrıyla İranlıları çok kızdırmıştır.
İlişkilerin çok boyutlu olması Tahran ve Şam ilişkilerinin kolay zayıflayamayacağını göstermektedir. Başka bir açıdan da bu olaya bakıldığında, iki ülke ilişkilerinin kaderini İsrail-Suriye ilişkilerinin sonucuna da indirgemek doğru olmayabilir. Çünkü İran-Suriye ilişkisinin temelinde İsrail karşıtlığının yanı sıra Sünni Arap devletleri, Türkiye ve İran arasındaki bölgesel rekabet gibi çeşitli etkenler de bulunmaktadır. Bu çok boyutlu ve karmaşık denklemde iki ülkenin karşılıklı olarak birbirlerine ihtiyaçları devam edecektir. Nitekim her iki ülke yöneticileri, ilişkilerde herhangi bir değişiklik olamayacağını ve herhangi bir baskının sonucunda bozulamayacağını ifade etmektedirler.
ABD-Suriye yakınlaşmasının ve İsrail-Suriye barış görüşmelerinin olumlu sonuçlanması durumunda, İran Suriye ilişkileri belki bozulmayacaktır ama Filistin, Lübnan ve diğer bölgesel konulardaki işbirliğinin niteliği ve boyutu değişebilecektir. Bu açıdan bakıldığında Suriye-İran ilişkileri zayıflamasa da mahiyeti değişime uğrayabilir.