Yaklaşık 4.5 milyon nüfusu
[1] ve 2 milyona yakın seçmeni bulunan Irak’ın kuzeyindeki özerk bölgede, 111 üyeli Erbil’deki bölgesel Kürt Parlamentosu’nda Kürtler için 100, Türkmenler için 5, Asuri ve Keldaniler için 5, Ermeniler için 1 sandalye ayrılan seçimlere gidildi. Bu seçimde ayrıca Irak Kuzey Yönetimi (Bölgesel Kürt Yönetimi) başkanı ve yerel yöneticileri de seçilecekti.
[2]
Irak Kuzey Yönetimi’nin Türkiye’de olduğu gibi, dünyada da pek ilgi çekmeyen bu seçimleri 25.7.2009’da gerçekleşti. 41 partinin 24 listeyle katıldığı seçimler, Kuzey Yönetiminin merkezi hükümetle petrol gelirlerinin paylaşımı, Kerkük’ün statüsü, yetki paylaşımı, peşmergelerin merkezi hükümetin güvenlik güçlerine rağmen mevcudiyeti, Türkiye’yi tehdit eden güvenlik (teröre yataklık vb.) sorunu gibi, birçok konuda görüş ayrılığının iyice su yüzüne çıktığı bir dönemde yapıldı. Seçimlere üç liste iddialı olarak girdi. Bunlar şöyledir:
1. Kürdistan Listesi: Irak Başbakan yardımcısı ve Cumhurbaşkanı Celal Talabani’ye (KYB’ye) yakınlığı ile bilinen Berham Salih liderliğindeki KDP ve KYB’nin listesi.
2. Değişim Listesi: Değişimi savunan ve liderliğini KYB eski Genel Başkan Yardımcısı Nevşirvan Mustafa’nın yaptığı “reform yanlısı” olarak bilinen guruptur. KDP-KYB yönetiminin yolsuzlukları öne çıkaran bir seçim propagandasını yürüten, aslında iktidardan beklentilerine cevap bulamayan kesimlerin oluşturduğu bir listedir.
3. Hizmet ve Reform Listesi: Kürdistan İslam Birliği Partisi’nin lideri Salahaddin Bahaddin’in liderliğindeki liste, ayrıca Ali Bapir liderliğindeki “Kürdistan’da İslami Hareket”, Muhammed Hac Mahmud liderliğindeki “Kürdistan Demokratik Sosyalist Partisi” ve Kadiz Aziz liderliğindeki “Bağımsızlar.”
[3]
Seçim Sonuçları

Katılımın %78’i bulduğu bu seçimlerin kesin olmayan sonuçlarına göre, “Kürdistan İttifakı” 2005 seçimlerine oranla 23 sandalye kaybederek, 55 milletvekili çıkarabildi. Nevşirvan Mustafa’nın “Değişim” gurubu 28, Hizmet ve Reform Listesi de 17 milletvekili çıkardı. Böylece 111 kişilik mecliste 55 kişilik KDP-KYB koalisyonu her ne kadar seçimlerden birinci sırada çıkmışsa da, tek başına hükümet kurabilecek “güvenli” sayıyı dahi temin edemedi. Yani bir bakıma “kazanırken de kaybetti!” Bu sonuçla KDP-KYB ortaklığının ciddi bir muhalefetle mücadele etmek mecburiyetinde kalacağı görüldü.
Meclis’teki “kazanırken kaybetme” sonucuna karşılık, bölge yönetiminin başkanlığı için aday olan Mesud Barzani bölgesel oyların yüzde 70’ini alarak yeniden “Başkan” seçildi. Ancak Barzani de, KYB’nin “ağırlıklı olduğu” zannedilen Süleymaniye’de “Değişim” listesinin başkan adayı Kemal Muratlı’nın gerisinde kaldı.
[4]
Bu durumda Irak Kuzey Yönetiminin, daha açık bir ifadeyle Barzani-Talabani koalisyonunun “meşruluğu” iyiden iyiye tartışılır hale geldi.
Irak Kuzey Yönetiminin Yakın Geçmişi ve Geleceği?
Daha iki yıl öncesine kadar, “Türkiye’ye verecek bir kedimiz bile yok!” diyebilecek kadar pervasız Iraklı Kürt liderler, zaten 17.10.2007 tarihli TBMM Tezkeresi’nin ardından yavaş yavaş sinmeye başlamışlardı. Oysa parlamentoları var, bakanlar kurulu var, başbakanları ve hatta “başkanları” vardı. Üniversiteleri, hava yolları, eğitim politikaları ve hatta kendi güvenlikleri için güvenlik güçleri (peşmerge) bile mevcuttu. Olmayan iki şey; para birimi (hala Irak Dinarı) ve ilan edilmemiş “bağımsızlık!” idi.

Ancak, Türkiye’nin 17.10.2007 tarihli tezkeresi ve ardından Başbakan Erdoğan-Başkan Bush “Washington Görüşmesi”nin ardından, en hafifinden de olsa Irak’ın kuzeyindeki PKK yuvalarına askeri müdahale imkanının verilmesi ve icraatın başlamasıyla birlikte, sadece PKK’nın değil, Irak Kuzey Yönetiminin de Türkiye’ye karşı yükselen sesi kısılmaya başladı. Çünkü “Zor, oyunu bozuyordu!” Yani TSK, bölgeye yaptığı harekatla sadece PKK yuvalarını vurmakla kalmıyor, dosta düşmana “Türkiye’ye tehdit teşkil eden ve uluslararası hukuk kural ve teamüllerine aykırı her türlü tehdide karşı koyma azim ve iradesini taşıyorum!” mesajını veriyordu. Buna bir de Bush yönetiminin nihayet “Baker-Hamilton Planı”nı uygulamaya niyetlenmesi, yani “Irak’taki istikrar için komşu ülkelerle ilişkilerin geliştirilmesi” maddesi eklenince, Türkiye-ABD ilişkileri yeniden yükselen bir zemin yakalamış oldu. Bu zeminin kaybedilmemesi için de Irak Kuzey Yönetimi’nin Türkiye’yi hedef alan, “Kerkük’e karışılırsa biz de Diyarbakır’a karışırız!” nevinden, Türkiye tarafından kabulü mümkün olamayacak sözlerini de sarf etmeyi bırakması gerekiyordu. Neticede bu da yapıldı…
2008 ortalarında ABD askerlerinin Irak’tan çekilişiyle ilgili takvim belli olurken, Türkiye-Irak merkezi hükümeti arasında da, içinde güvenlik-terör bağlamında maddelerin bulunduğu kapsamlı anlaşmalar yapıldı. Irak, ABD ile imzalanan anlaşma gereği 1.1.2009’dan itibaren yeniden “bağımsız” bir devlet haline geldi. 31.1.2009 tarihli, 18 vilayetten 14’ünde yapılan mahalli seçimler sonucunda Irak Merkezi Hükümetinin ağırlığını hissettirdiği, buna karşılık Kuzey Yönetiminin “hak” iddiasında bulunduğu Musul-Telafer bölgesinde önemli bir varlık gösteremediği görüldü. Irak Başbakanı el-Maliki, bir taraftan ülkenin alt yapısını ve ekonomik hayatını canlandırmaya çalışırken, bir taraftan da iç istikrarsızlığı önlemek mücadele ediyordu. Bu arada Türkiye’yi rahatsız eden PKK terörü ve bu örgüt sebebiyle TSK’nin Irak sınırlarından içeri girmesi, otoriter bir devletin kabul edebileceği bir sonuç değildi. Bu sebeple de Irak Kuzey Yönetimine “PKK’yı desteklememe” konusunda bizzat Merkezi Hükümetin baskısı vardı.

Kerkük’ün mülkiyeti konusunda ısrarcı olan Kuzey Yönetimin bu isteği her yıl ertelendi. 2009 yılı Nisan ayında Irak’ta, özellikle de Kerkük’te çalışan BM yetkilileri, hazırlanan bu “Kerkük Raporu”nu Temmuz 2009 ortalarında açıkladılar. Bu raporda, petrol zengini Kerkük’ün geleceğini belirleyecek referandumun beş yıl daha ertelenmesi öngörülmekteydi. Bu durum BM’yi çileden çıkartacak ölçüde Mesud Barzani tarafından eleştirildi.
[5] Ancak, eleştiriler Kerkük’le ilgili referandumu öne almaya yetmedi…
Dünya petrol rezervlerinin %6’sına sahip Irak’taki Kerkük de dahil bu kuzey bölgenin, bu petrolün %40’ını barındırması ve Nabucco Doğalgaz Projesi için yıllık 10 milyar metreküp doğalgaz verebilecek kapasitesi dikkate alındığında, ilgili uluslararası çıkar gurupları ile devletlerin dikkatini üzerinden eksik etmeyecekleri önemli bir bölgedir. Bu bölge için zaman zaman çeşitli senaryolar da üretilebilmektedir. Bunlardan biri de merkezi Brüksel’de bulunan “Uluslararası Kriz Gurubu” (ICG), Irak Kuzey Yönetimindeki bazı üst düzey yetkililerin de fikirlerini almak suretiyle hazırladığı “Kürtler ve Irak” başlıklı raporda, Musul vilayeti adı altında Irak Kuzey Yönetiminin gelecekte Türkiye’ye bağlanabileceği değerlendirmesidir.
[6]
ABD Irak’tan çekildikten sonra Irak’ın kolayca istikrar bulamayacağı bilinen bir gerçektir. Ancak ABD, Irak’tan çekildikten sonra bir zamanlar (2003 Irak müdahalesi sonrası) sıkça söyledikleri “Kürtler, Amerikalıların sofralarında en iyi yeri alacak dostlarıdır!” ifadesini de bu kadar kısa sürede unutamayacakları düşünülmektedir… Ancak şurası da bir gerçektir ki, Irak’ın iç istikrarı yakalamasının kolay olmaması bir yana, yeni istikrarsızlıkların çıkma olasılığı da bir hayli fazladır. Hele de Merkezi Hükümet desteklenmez, hele de pek çok kişi tarafından iddia edildiği üzere Barzani’nin yaklaşık 1.5 yıldır Başbakan el-Maliki ile konuşmadığı doğru ise…
[7]
Sonuç
25.7.2009 tarihli seçimlerin gösterdiği tabloya göre, Irak Kuzey Yönetiminde çözülme su yüzüne çıkmıştır. “Barzani-Talabani Hükümranlığı” meşruluğunu oldukça yitirmiş ve bundan böyle de kan kaybetmeye devam edecektir.
Bölgede “Değişim” gurubu önemli bir atılım yapmış gözükmektedir. Yaşlı ve “Irak’ın ilk cumhurbaşkanı” olma sıfatını yeterli gören Celal Talabani kanadında, yani KYB’deki çözülme adeta bir “Tsunami” etkisi yaratacak derecededir. KYB’deki bu çözülmeyi yeni kopmalar takip edebilir. Ya da Nevşirvan Mustafa liderliğinde yeni bir parti KYB’nin misyonunu üslenebilir. Her durumda da Irak Kuzey Yönetimindeki eski çok üyeli koalisyon dönemi sona ermiş gözükmektedir. Gelecek seçimde daha fazla sayıda siyasi parti/gurup meclise girebilir. Bunun anlamı da yeni koalisyonlar demektir. Farklı hedefleri bulunan ve henüz “demokrasi” düşüncesi yerleşememiş feodal (aşiret) yapısındaki bu topumda sağlıklı koalisyon hükümetlerini sürdürebilmek de pek olası gözükmemektedir. Irak Kuzey Yönetimi bundan böyle kendi içerisinde yeni muhalif fraksiyonlarla da yüz yüze gelebilecektir. Henüz katı aşiret yapısını muhafaza eden Barzani gurubu (KDP) ise bölünmeyi uzun bir süre daha önleyebilir.
Irak Kuzey Yönetimi, bu “zayıf” halkaya dönüşen haliyle, hem Türkiye ve hem de Merkezi Hükümetle daha omurgalı bir siyaset gütmek mecburiyetindedir. Aksi halde bundan zarar göreceklerin başında kendisi gelir. Türkiye ile dostluk köprüsünün kurulmasının yolu da PKK terörünü önleme/desteklememe konusunda Türkiye’nin isteklerine samimi ve olumlu cevap vermekten geçmektedir. Aksi halde Irak Kuzey Yönetimi, şu anki “Kazanırken Kaybetme” konumunu, “Sürekli Kaybetme”ye dönüştürebilir…
[1] Son yıllarda nüfus sayımı yapılmadığı ve 2003 müdahalesi sonrası iç göçler sebebiyle bu sayı tam olarak verilememektedir. Bazı kaynaklarda Irak Kuzey Yönetimindeki nüfus 5.5 milyon olarak da verilmektedir.
[2] Ramazan Yavuz, 25.7.2009, http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetay&ArticleID=946660&Date=25.07.2009&CategoryID=81
[3] “Kürtler ‘Değişim’ Peşinde”,
Akşam, 27.7.2009.
[4] “Kuzey Irak’ta Sol Açılım”,
Milliyet, 28.7.2009.
[5] BM’nin Kürtlere önerdiği alternatifler şöyledir:
(1) Kerkük aynı diğer Irak şehirleri gibi Irak yönetiminin bir parçası olmalı.
(2) Kerkük’te özel bir valilik yönetimi olsun. Bağdat yönetimine ve Irak Kuzey Yönetimiyle de özel bağlantıları bulunsun.
(3) Kerkük özerk bir yönetim haline getirilsin. Bir dereceye kadar kendi kendini yönetebilmesi sağlansın. Ayrıntılar için bkz: “Biri Barzani’ye ‘Dur’ desin!”, Vatan, 23.7.2009.
[6] Güven Özalp, “Kürtler için tek çözüm Türkiye ile birleşmek”,
Milliyet, 10.7.2009.