 |
Doç. Dr. Celalettin Yavuz
TÜRKSAM Başkan Yardımcısı
Terör Enstitüsü
Hakkında -
Arşivi |
Ağustos 2009 ortalarında güvenlik politikası ve denizcilikle ilgilenenler ilginç bir gelişmeye tanık oldu. 23 Temmuz’da Finlandiya’nın Jacobstad Limanı’ndan hareket eden ve Cezayir’e tomruk götüren Malta bandıralı Rus kargo gemisi “Arctic Sea”, 15 Rus mürettebatıyla Manş Denizi’nde esrarengiz bir şekilde kaybolmuş, neredeyse tüm Avrupa bu olaya şaşırmıştı. Daha sonra da gemiyle ilgili sağlıklı bilgiler bir türlü paylaşılamadı. Gemi ile ilgili doğrulukları şüpheli pek çok iddia ileri sürüldü. Bunlardan sonuncusu da Rus ve İsrail kaynaklara dayanarak İngiliz Times gazetesinin Eylül 2009 başlarında, “Arctic Sea gemisinin İran’a S-300 füzeleri taşıdığı” yönündeydi. Konu bu yönü ve güvenlik politikası açısından incelenmeye çalışıldı.
Arctic Sea’nin Baltık Denizi’nde Başlayan “Kaybolma” Serüveni
“Arctic Sea”, Manş Kanalı’na girdikten sonra uydu ve radar izlerinden kurtulmuş, bunun üzerine “Somali korsanları”nın Manş Denizi’nde hortladığı bile akla gelmeye başlamıştı. Öyle ya, 2008 yılı sonbaharından itibaren Somali kıyıları ve Aden Körfezi’nde ABD, Rusya, Çin, Hindistan, Malezya, AB ülkeleri, NATO (Türkiye de dahil), İran, Arap Birliği dahil pek çok ülke, bölgede korsan avına çıkmış, bölgeden geçen deniz ticaret gemilerinin korsanlara karşı güvenliğini sağlamaya çalışıyorlardı. Buna rağmen Somali korsanları “kelle koltukta”, yakalanan sayısız korsanı dikkate almaksızın korsanlıklarını sürdürmekteydi. [1]
 İşte bu sebeple, Avrupa’nın adeta burnunun dibinde bir yük gemisinin izinin kaybolması, aynı günlerde fırtına olmayışı, fırtına sebebiyle yardım çağrısında bulunulmayışı gibi sebepler dikkate alındığında, gemi batmamış olduğuna göre mutlaka “kaçırılmıştır” düşüncesi doğmuştu. 30.7.2009’da İngiltere’nin Penzance Limanı’yla temas kuran, bir gün sonra İsveç polisinin telefonla bağlantı sağladığını belirttiği 4.000 tonluk geminin 3.8.2009’da Cezayir limanına ulaşması bekleniyordu. Bu arada Portekiz sahil güvenlik birimine ait karakol uçakları da gemiyi son olarak 1.8.2009’da gördüklerini açıklamışlardı. Bu tarihten itibaren 10 günü aşan bir süre gemiden haber alınamamış, bunun üzerine Rusya Devlet Başkanı Dmitriy Medvedev, Atlantik’teki Rus savaş gemileriyle nükleer denizaltılara “arama kurtarma” operasyonu başlatma emri dahi vermişti. Rusya Deniz Kuvvetleri Komutanı Vladimir Vysotsky, konuyla ilgili beyanında, Akdeniz’de tatbikat yapmakta olan Rus savaş gemileri ile nükleer denizaltılarının Ağustos 2009 ortalarına doğru Cebelitarık Boğazı’ndan geçerek Atlantik’e ulaştığını bildirmiş, “Arctic Sea”yi arama-kurtarma çalışmalarına Rusya’nın Karadeniz Filosu’ndan Ladnyy, Azov, Yamal ve Novocherkassk isimli savaş gemileri katılmışlardı. [2]
Bu arada geminin izi kaybolduktan sonra çıkartılan bir şayiaya göre de; Arctic Sea, Finlandiya’dan hareketinden sonra Baltık Denizi’nde kendilerini İsveç polisi olarak tanıtan silahlı kişiler tarafından basılmıştı. Ancak bu iddiaya göre dahi, baskını gerçekleştirenler mürettebatı dövüp sorguladıktan sonra gemiyi terk etmişlerdi. İnanılması güç olan, yüzyıllardır belki de hiçbir “korsanlık” faaliyetinin yaşanmadığı ve son derece güvenli Manş Kanalı’nda bir geminin “kaçırılmış” olmasıydı.
Arctic Sea, Ağustos 2009 ortalarından itibaren sadece Rus deniz kuvvetleri unsurlarıyla değil, ilaveten Fransa dahil birkaç ülkenin yardımlarıyla aranmaya başlanmıştı. 14.8.2009’da Fransa Savunma Bakanlığı gemiyle ilgili ilk keşif bilgilerini ilan etti. Arctic Sea, Afrika’nın batı sahillerinde yer alan Senagal’in batısında, Portekiz’in eski sömürgesi ve Atlantik’te bulunan Cape Verde (Yeşil Burun Takımadaları) yakınlarında idi. Cape Verde sahil güvenlik birimleri gemiyi, adaların 840 kilometre açığında tespit etmişlerdi. Bu haber üzerine, Rusya’nın Cape Verde Büyükelçisi Aleksandır Karpuşin de, Rusya Radyosu’na o günlerde verdiği demeçte, bir Rus firkateyninin, geminin belirlendiği noktaya doğru hareket ettiğini açıklamıştı. [3]
Arctic Sea, 17.8.2009’da, Rus hava ve deniz kuvvetlerinin operasyonuyla kurtarılmış, gemiyi kaçıran 8 kişi gözaltına alınmıştı. Rus yetkililerinin ifadelerine göre gemi Rus, Letonyalı ve Estonyalı korsanlar tarafından kaçırılmış, kurtarılan gemi 15 Rus mürettebatıyla birlikte Rusya’ya hareket etmişti. [4]
Buraya kadar “kaçırma” olayı dışında bir anormallik yoktu. Deniz haydutluğu ya da korsanlık genelde Uzakdoğu Asya, Güney Asya, Afrika’nın doğu, batı ve güney sahilleri ile Latin Amerika sahillerinde rastlanan olaylardı. Baltık Denizi, Manş Denizi, kısaca Avrupa ile Kuzey Amerika arasında korsanlık pek gerçekleşen olaylardan değildi.
Arctic Sea İran’a S-300 Füzesi mi Taşıyordu?
 Derken Eylül 2009 başında Times’in haberi bomba gibi patladı. Bu habere göre Arctic Sea, İran’a S-300 hava savunma füze silah sistemini taşırken kaçırılmıştı. Gazeteye göre, geminin İran’a S-300 taşıdığını öğrenen İsrail gizli servisi Mossad, sevkiyatı engellemek için bir plan hazırlayarak, gemiye korsanların el koymasını sağladı. Rusya, korsan haberini alır almaz donanma gemilerini bölgeye yollarken İsrail, Rus yetkililerle temasa geçirerek geminin ne taşıdığından haberdar olduğunu bildirdi. Böylece hem geminin İran’a gitmesi engellenirken, hem de Rusya, İran’a bu tür silahlar satmayacağı konusunda İsrail’e güvence vermek zorunda kalmıştı. [5]
Bu doğru olabilir miydi? Bu haber önce bir tür “komplo teorisi” gibi gözüküyordu. Ancak, tam da korsanların yakalandığı 18.8.2009’da, Karadeniz kıyısındaki devlet başkanlığı yazlık rezidansında İsrail Devlet Başkanı Şimon Peres’le Rusya Devlet Başkanı Dimitri Medvedev’in bir araya geldiği dikkate alındığında, gerçeklik payının olabileceği de düşünülebilir. Kuşkusuz ki devlet başkanlarının ülke ziyaretleri normalde bu kadar plansız olamaz, bir yıl öncesinden planlanır. Ancak “acil” gündemli bir konu için Medvedev’in “yaz tatili” sırasında tatil evinde bir görüşme gerçekleştiği düşünülebilir. Dolayısıyla Times’in haberi pek de “balon” sayılamayacak bir haberdir. Üstelik Peres-Medvedev görüşmesinde Medvedev, İsrail’li konuğunun İran-Rusya savunma sanayisindeki yakınlaşmasını ima etmesi üzerine, Rusya’nın tıpkı Almanya, Fransa ve İtalya ile olduğu gibi, İsrail’le de aynı seviyede bir stratejik işbirliği ile ilgilendiğini bildirdi. Peres’in, İran’ın nükleer silaha sahip olmasının, adeta havada uçan bir kamp meydana geleceğini söylemesi üzerine Medvedev de, ABD Başkanı Obama’nın Temmuz 2009’daki Rusya ziyareti sırasında İran’ın kitle imha silahlarına sahip olmasıyla ilgili süreci masaya yatırdıklarını ifadeyle, İran’ın nükleer silahlara sahip olması halinde bunun tehlikeli bir nükleer silahlanma yarışını başlatacağı kaygısını taşıdıklarını, Rusya’nın silah satışlarının İsrail’i tehlikeye düşürmeyeceğinden emin olmaları gerektiğini ifade etmiştir.[6]
Öte yandan, Rusya’nın İran’a S-300 füzesi gönderebileceği başka rotalar da mevcuttur. Bunlardan ilki Hazar Denizi yoluyla, ikincisi de Türk Boğazlarından geçmek suretiyledir. Şayet Boğazlardan geçecek olsa ve MOSSAD’ın bundan haberi olsa, mutlaka Türkiye’yi ikaz eder ve “şüpheli yük” araması için bastırabilirdi. Bu sebeple Boğazlar’dan geçiş riskliydi. Zaten Türkiye’nin de 1996-1997’de, GKRY’nin Rusya’dan almak istediği S-300 füzeleri için Rusya’ya çektiği rest henüz unutulmamıştı. Türkiye Rusya’ya, “S-300’lerin Boğazlar’dan geçerek GKRY’ye gönderilmesi” halinde arama yapacağını ve silahlara el koyacağını duyurmuş, Türkiye-Rusya ilişkileri bir süre limonileşmişti. Ama Türkiye’nin kararlılığı karşısında Rusya daha ileri gitmemiş, sonuçta S-300’ler GKRY’ye gönderilmemiş, Yunanistan satın almak mecburiyetinde kalmış ve sonunda 1998’de Girit’e konuşlandırılmıştı. [7]
İran’ın öteden beri Rusya’dan S-300 hava savunma füzesi almak istediği de bilinmekteydi. Bu husus daha çok ABD ve İsrail tarafından izleniyordu. Zira İran, “nükleer silah ürettiği” kuşkusu sebebiyle özellikle George W. Bush döneminde birkaç kez tehdit edilmiş, özellikle 2007 yılında ABD ve İsrail’in müştereken İran’a en azından hava taarruzlarıyla saldıracağı yakıştırmaları sıkça yapılmıştı. Mart 2009’dan itibaren de Rusya’nın İran’la S-300 satış sözleşmesi imzalayacağı dünya basınında yer almaya başlamıştı. [8]
Sonuç
Arctic Sea’nin basit bir “deniz haydutluğu” olayı, dönüp dolaşıp Rusya’nın kendisini vurduğu bir “Rus Ruletine” mi döndüğü yönündeki soru bugünlerde en sık sorulan sorulardan biridir. Eğer Rusya gerçekten İran’a S-300 füzeleri göndermek isterken MOSSAD’a yakalandı ise, bunun kokusu daha etkili şekilde duyulur. Tabii Rusya’nın silah satabileceği ülkelerin, Rusya’ya duyacağı güvensizlik de daha şiddetli ve uzun vadeli bir sonuç olur.
İran da bundan böyle Rusya’ya karşı daha temkinli yaklaşacaktır. İsrail ise kuşkusuz en kazançlı ülkedir. Hem İran’a füze sattırmayarak muhtemel bir İran harekâtında hava unsurlarını engelleyecek hedefleri daha alınmadan ortadan kaldırmış, hem de MOSSAD’ için “dünya markası” şeklinde bir reklam sağlamıştır. “Rusya’yı bile izleyen MOSSAD, kimleri izleyemez ki?” Tüm bu gelişmeler, bir sonuca götürür bizi: İsrail Amerikayla ya da Amerikasız İran’a mutlaka hava taarruzları düzenleyecektir. Görülüyor ki, Orta Doğu hala yeni istikrarsızlıklara yelken açmayı sürdürüyor!
[2] “Manş’ta Korsan Avı Başladı”, Milliyet, 14.8.2009, s. 12.
[3] “Manş’ta Kaybolan Gemi Yeşil Burun’da Bulundu”, Milliyet, 15.8.2009.
[4] “Kayıp Gemiyi Kaçıran Korsanlar Tutuklandı”, Milliyet, 19,8.2009.
[5] “Missing channel pirate ship carried Russian arms for Iran”, 06.09.2009, http://www.timesonline.co.uk/tol/news/world/europe/article6823300.ece. Ayrıca bkz: “Rus Gemisi İran’a Silah mı Taşıyordu?”, 6.9.2009, http://www.ntvmsnbc.com/id/24997873/
[6] Nissan Ratzlav-Katz, “Russian Pres.: We Oppose Iranian Nukes, Seek Ties With Israel”, 18.08.2009, http://www.israelnationalnews.com/News/News.aspx/132976
[7] “Rum S-300 Füzeleri İçin Gizli Plan”, http://trmilitary.com/turkce/haberler/rum-s-300-fuzeleri-icin-gizli-plan-2.html, (Erişim: 5.9.2009). Ayrıca bkz: Mustafa Kibaroğlu, “Ege - Doğu Akdeniz Denkleminde Kıbrıs’ın Stratejik Konumu ve Annan Planı”, Mülkiye Dergisi, Sayı 242 , Mart 2004. Ayrıca bkz: http://mustafakibaroglu.com/db1/00032/mustafakibaroglu.com/_download/Kibaroglu-Kibris-MulkiyeDergisi-23Subat2004.pdf
http://www.turksam.org/tr/a1775.html |