Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esad 16-17 Eylül 2009 tarihlerinde İstanbul’u ziyaret ediyor. Bu ziyaret tam da İstanbul’un “doğal” afet yaşadığı, henüz yaralarını saramadığı bir dönemde gerçekleşiyor.
Geçen yıl Ağustos ayında tatilini geçirmek üzere Bodrum’a gelmişti. Bu kez mekan değişti. AKP İstanbul İl Teşkilatı’nın iftar yemeğine katılacak olan Esad, bu yemekten sonra iki ülke arasında görüşülen konulara kısaca da olsa değinecektir kuşkusuz. Zira bir devlet başkanı, İstanbul’a sadece Boğaz’ı ve tarihi zenginlikleri görmek için gelmez. Aksine iki ülke ilişkilerini pekiştirirken, fırsattan istifadeyle İstanbul’un gizemini keşfetme fırsatı bulabilir.
Esad – Erdoğan Zirvesi’nin Muhtemel Konuları

Suriye-Türkiye zirvesinde gündeme gelebilecek konular iki ülkeyi doğrudan ilgilendiren konular ile yine en az birini doğrudan ilgilendiren konular olabilirdi. Ziyaret öncesinde iki ülke liderlerinin masaya getirebileceği konular özetle şöyle sıralanmıştı:
1.Türkiye’de son haftalarda gündeme oturan “Demokratik Açılım” bağlamında ve PKK terörüyle mücadelede iki ülkenin karşılıklı bilgi-görüş paylaşımı gündeme gelebilir. Zira Suriye’de de bir milyon civarında Kürt varlığı bulunduğu, PKK elemanlarının bu kesimden korku ya da tehditle destek aldığı bilinmektedir.
2. Fırat’ın sularının paylaşımı hususu: Son yıllarda iklim değişikliği sebebiyle Fırat ve Dicle’nin kaynak sularında azalma oldu. Bu durum Türkiye’nin bıraktığı su miktarını etkilediği gibi, Suriye’nin de Fırat üzerinden Irak’a bıraktığı su miktarını etkiledi. Bu husus da gündeme gelecektir.
3. Güney Akım ve Nabucco gibi Türkiye geçişli enerji hatlarına Suriye’nin katılımı konusundaki ayrıntılar gündeme gelebilir.
4. 25 Ağustos 2009’da Irak’ın Şam Büyükelçisi’ni çekmesi üzerine gerilen Suriye-Irak ilişkilerinde Türkiye’nin arabuluculuğu gündemde olacaktır. Zaten Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Ağustos 2009 sonunda Bağdat, Şam ve Kahire’yi ziyaret ederek bu konuda ilk adımı atmıştı. Bilindiği üzere Irak, 19.8.2009’da Bağdat’ta Dışişleri ve Maliye Bakanlıkları önünde patlatılan araç ve patlama sonunda 100’ün üzerinde ölüme, 600 yaralıya sebebiyet veren olayın sorumlularının Suriye uyruklu teröristler olduğunu ileri sürmüş, bu kişileri Suriye’den istemişti. Suriye iddiaları yetersiz bulup istenen kişileri vermeyince, gerilim doruğa çıkmıştı. Bu konuda Suriye’nin bilinçli ve “devlet politikası” şeklinde bir hareketle teröristleri desteklemesi düşük bir ihtimaldir. Zira Irak Başbakanı el-Maliki daha olaydan bir gün önce Şam’da çok kapsamlı ikili ilişkiler için tarihi sayılabilecek anlaşmaları imzaladı. Ayrıca kendisi, Saddam Hüseyin döneminde sürgün hayatını Suriye’de geçirmiş olup, iki ülke ilişkilerini düzeltebilecek en doğru “Iraklı” devlet adamıdır. Suriye’nin kendisine yakın bir devlet adamını, üstelik de kapsamlı anlaşmanın imzalanmasından bir gün sonra baltalamış olması mantıki değildir.
5. Suriye-İsrail arasındaki “Golan Tepeleri” konusundaki barış sürecinde Türkiye’nin katılımı gündemde yer alacaktır. Suriye’nin bu arzusuna karşılık, İsrail’in pek istekli olmadığı bilinmektedir. Her ne kadar ne Başbakan Netanyahu, ne de Cumhurbaşkanı Perez tarafından dillendirilmemiş olsa da, bazı bakanlar ve parti ileri gelenleri Türkiye’nin aracılığını istemediklerini söylemekten geri kalmadılar. Sebebi ise Türkiye’nin Suriye ile artan ölçüdeki ilişkilerinin düzelmesi, Türkiye’nin bölgede İsrail’in tek yanlı ve zaman zaman insanlık dışı uygulamalarını eleştirmesi, son olarak da bu yılın başlarında Davos’taki Gazze Paneli’nde Başbakan Erdoğan ile Perez arasında yaşanan “One minute” krizidir.
6. İsrail-Filistin gerilimi de (Gazze Şeridi’ndeki ambargo ve Batı Şeria’da yeni Yahudi yerleşim bölgeleri açılmasında İsrail’in ısrarı) gündemde yer alacaktır. Bu konuda AB de ABD de Netanyahu Hükümeti ile aynı dili konuşamamakta; İsrail ısrarcılığını ABD ve AB’ye rağmen sürdürmektedir. Bu sebepledir ki, tarihinde olmadığı kadar büyük bir İsrail-ABD Yönetimi (Obama yönetimi) ve AB soğukluğu mevcuttur. Öyle ki hem ABD’nin Orta Doğu Özel temsilcisi Gordon Mitchell, hem de AB’nin çeşitli üst düzey bireyleri (Javiar Solona gibi) çeşitli temaslarda İsrail’i ikna etmek için uğraşmalarına rağmen, İsrail’i kararından caydırabilmek mümkün olamamaktadır…
7. Suriye-ABD ilişkileri: Suriye’nin en büyük sıkıntılarından biri de ABD ile yaşananlardır. Bunlar da; (a) Lübnan’daki Suriye etkisi, (b) Bölgede İsrail karşıtı gurupların (Hamas, Hizbullah, Amel ve benzerleri) Suriye tarafından desteklendiği iddiası, (c) Irak’taki direnişçilere ve teröristlere Suriye’nin destek verdiği söylentisi gibi hususlardır. Ancak son zamanlarda ABD’nin Suriye ile ilişkilerinde fark edilebilir bir düzelme başladığı da söylenebilir. Bu konunun en önemli ara kesiti, Başbakan Erdoğan’ın Ramazan Bayramı’nın ilk günü ABD’yi ziyaret edecek olmasıdır. Bu ziyarette Suriye-ABD ilişkilerinde gündeme getirilmesi istenen hususlar da Türkiye’den talep edilebilir.
8. Diğer Muhtemel Konular:
a. İran’ın nükleer silah ürettiği iddiası üzerine, bu ülkeye uygulanabilecek yaptırımların bölge istikrarına etkileri üzerinde görüş alış verişi.
b. Doğu Akdeniz’deki deniz sahalarının paylaşımı hususunda görüş alış verişi.
c. Kıbrıs sorunu konusunda görüş alışverişi.
d. Türkiye’nin “Ermenistan Açılımı” konusunda bilgilendirme.
e. İslam Konferansı Örgütü ile ilgili diğer ayrıntılar.
f. Lübnan’da Hariri’nin hükümet kuramaması nedeniyle çıkabilecek yeni tablo hakkında görüş-alışverişi.
Esad – Erdoğan Görüşmesinin Getirdikleri
Esad’ın İstanbul’da katıldığı iftar yemeğinin ardından çok önemli bir açıklama yapıldı. Suriye-Türkiye arasında “vize” uygulaması kalkıyordu. Kuşkusuz bu gelişme ve ardından 17.9.2009 tarihli basında yazan “Orta Doğu Anlaşması” tabiri çok anlamlıydı. Öncelikle Irak-Suriye-Türkiye üçgeni arasında bir “ortak pazar” oluşumu için çalışmalar dile getirildi. Kuşkusuz bu oluşuma İran da dahil olabilecektir. Zaten Mart 2009’da Tahran’da yapılan Ekonomik İşbirliği Teşkilatı zirvesi öncesinde İran Cumhurbaşkanı Ahmedinejad, “İran-Irak-Suriye-Türkiye”den oluşan bir dörtlü ittifaktan söz etmişti.
Türkiye-Suriye ilişkileri, yukarıda açıklananların da ötesinde ve çok kapsamlıdır. Bu yazıda ekonomik ve kültürel ilişkiler kapsamı itibariyle konmamıştır. Son yıllarda iki ülke ilişkilerindeki iyileşme dikkate alındığında, AB ülkelerinin “Şengen Anlaşması” benzeri bir “vizesiz” karşılıklı geçiş dışında, pek çok meselenin olumlu yönde geliştiği söylenebilir. Ancak, 16.9.2009 akşamı yapılan açıklama ile iki ülke vizeyi kaldırmak suretiyle “Şengen”vari bir gelişmeyi de gündeme almışlardır. Burada ortaya çıkabilecek ilk önemli mesele; Türkiye’nin muhtemel bir mülteci akınının üstesinden maddi anlamda nasıl geleceği ve bu konuda AB ile yaşayabileceği sorunları nasıl aşabileceğidir.
Suriye’nin özellikle Batı dünyasıyla yaşanan sıkıntılarında Türkiye bütün samimiyetiyle yardımcı olmak istemektedir. Keza, komşularıyla ilişkilerinin düzelmesinde de samimi bir çaba sarfetmektedir. Zira Suriye-Batı dünyası ve Suriye-komşu ülkeler ilişkilerinin düzelmesiyle Orta Doğu önemli ölçüde istikrara kavuşacaktır. Bu istikrar da bölge ülkeleri olarak hem Suriye’nin, hem de Türkiye’nin ekonomik gelişmelerinde olumlu rol oynayacaktır. İlişkilerin bu yönü Suriye tarafından da görünmüş ise, Orta Doğu’yu daha aydınlık günlerin beklediği söylenebilir… Beşşar Esad’ın Türkiye “sevdasına” bakılırsa, buna inanmış görünmektedir…
Sonuç
Türkiye-Suriye ilişkileri 1998 Sonbaharında imzalanan “Adana Mutabakatı”nın ardından başlattığı iyileştirmeyi, aralıksız sürdürmektedir. Bu ilişkilerin daha da ileriye taşınması, Arap-İsrail anlaşmazlığının sonuçlandırılması ve Suriye’nin “kabul edilebilir” bir demokrasi çizgisine çekilebilmesiyle mümkün olabilecektir. Aynı demokratik kurumlaşma yapısına uyacak Irak-İran-Suriye ile birlikte bölgede bir ortak ekonomik işbirliği kurulmaması için herhangi bir sebep de görülmemektedir. Yeter ki bu ülkeler gereken adımı (isteme, demokratikleşme, komşu ülkeye güven telkin etme, güven bunalımını yenme, vb.) atabilsinler…