BM İnsan Hakları Konseyi, 16 Ekim 2009 tarihli kararı ile evvelce rastlanmayan şekilde, İsrail’in de “dokunulur” olabileceğini gösterdi. BM İnsan Hakları Konseyi, İsrail’in Gazze Şeridi’nde 27 Aralık 2008-18 Ocak 2009 tarihleri arasında düzenlediği ve çok sayıda sivilin hayatını kaybetmesi ile sonuçlanan “Dökme Kurşun” harekatı sebebiyle hazırlanan ve kamuoyu tarafından “Goldstone Raporu” olarak bilinen raporu görüştü ve onayladı.
BM İnsan Hakları Komisyonunun Kararı ve Gerekçesi

İsrail’i açıkça suçlayan “Goldstone Raporu” BM İnsan Hakları Komisyonu’nda 6 ret ve 11 çekimser oya karşılık, 25 kabul oyu ile onay buldu. Bilindiği üzere Gazze Şeridi’nde İsrail’in önce füzelerle, ardından hava harekatıyla başlattığı taarruz, ilerleyen günlerde tanklar ve toplarla takviyeli kara harekatı ve hatta deniz top ateş desteği ile sürmüştü. Adeta üç boyutlu ve tamamen “orantısız güç kullanan” İsrail’in bu saldırıları sonucu sayıları 700’ü bulan silahsız sivil masumlar (çocuk, kadın ve yaşlılar dahil) ile birlikte 1.400 kişi hayatını kaybetmişti.
[1] 2007 yılı ortalarından itibaren İsrail’i “nefes bile aldırmayan” ambargosu ile bunalan Gazze Şeridi, bu saldırı sonrasında ilkokullar ve camiler dahil pek çok alt yapı tesislerini de kaybetmişti. Harekat sırasında BM’ye ait okul ve binalar, camiler, hastaneler, hatta cankurtaran araçları dahi saldırıdan nasiplerini almışlardı. BM İnsan Hakları Komisyonu, aslında hem İsrail’i, hem de HAMAS’ı Gazze Şeridi’ndeki insan hakları ihlalleri sebebiyle suçlu bulmuştu.
Gazze Şeridi’ndeki altyapı tesislerindeki yıkımın büyüklüğü, bu maksatla Mısır’ın Şarm el-Şeyh kentinde düzenlenen “Gazze’nin Yeniden Yapılanmasıyla İlgili Konferans”la da tüm çıplaklığını gözler önüne sermişti. 2 Mart 2009’da icra edilen bu konferansta, Gazze Şeridi’ninn yeniden imarı için uluslararası bağışçılar, o tarihten itibaren iki yıl içerisinde toplam 4.481 milyar doları bulan bağış sözü vermişlerdi. Mısır ve Fransa cumhurbaşkanları Hüsnü Mübarek ile Nicholas Sarkozy’nin eşbaşkanlığında yürütülen konferansa, BM Genel Sekreteri Ban Ki-mun, ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton’ın da aralarında bulunduğu 45 ülkenin dışişleri bakanları katılmışlardı.
[2]
Goldstone Raporu’nun bu sonucu alacağı aslında sürpriz değildir. Zira Temmuz 2009 içerisinde İsrail’deki bazı gazi kuruluşlarının itirafı, dünya kamuoyunda büyük tartışma yaratacak derecede ve çarpıcıydı. Temmuz 2009 içerisinde sayıları 25’i aşan İsrail askeri, “Sessizliği Bozmak” (Breaking the Silence) adlı İsrailli savaş gazilerinin oluşturduğu bir örgütte, İsrail silahlı kuvvetleri içindeki insan hakları ihlallerini anlattı. Bu Sessizliği Bozmak adlı örgütün raporunda, Gazze Şeridi’ndeki sivillerine yönelik ”büyük ve emsalsiz darbenin” arkasında, İsrail’in çatışma kuralları ihlallerinin ve komuta kademesinin belirlediği politikaların yattığına dikkat çekildi.
İsrail’in bu vicdan sahibi askerleri, İsrail silahlı kuvvetlerince uygulanan çatışma kurallarının, HAMAS silahlı gücü “militanları” ile siviller arasında ayrım gözetmediğini belirtile. Üstelik İsrailli askerlere, “ne kadar Filistinlinin hayatına mal olursa olsun, İsrail’in kayıp vermesini önlemeleri gerektiği” de emredilmiş. Öyle ki, bu İsrailli askerlerden birinin ifadesine göre, kendilerine “Şehir savaşında herkes düşmanınızdır, masum yoktur!” denilmiş. Bir başka askere göre ise, aynı timde görev yaptığı silah arkadaşları bu insanlık dışı çatışma kuralları nedeniyle “hapse atılmayı hak eden insanlar” olarak değerlendirilmiştir.
Bizzat Gazze Şeridi’nde çatışmaya giren İsrailli bu askerlerin itirafı, İsrail silahlı kuvvetleri tarafından yalanlanmış ve “güvenilmez” olarak iddia edilmiştir. İsrail silahlı kuvvetleri bu iddiasına buna gerekçe olarak, anlatımların sahiplerinin kimliğinin gizli tutulmasını göstermiş ve “anlatımların genellemelere ve kulaktan dolma bilgilere dayalı olduğunu” ileri sürmüştür.
[3] Ancak, Goldstone’ın Raporu ile durum tüm açıklığıyla anlaşılmış ve İsrail’in suçlu olduğu açıkça görülmüştür.
İsrail’e Yaptırım Uygulanabilir mi?
İsrail’in BM İnsan Hakları Komisyonu’nda “suçlu” bulunması, normal koşullar altında ona BM şemsiyesi altında bazı yükümlülükler getirecektir. Bunlar; ölen masum sivillere “kan parası”, özür, yıkılan alt yapı tesislerinin yeniden inşası vb. olabilir. Ancak, İsrail’in “suçu sabit” olmasına rağmen bu yaptırım için girişimde bulunulabilir mi?
BM Genel Sekreterliği “İsrail” konusunu Güvenlik Konseyi’ne getirebilir ve İsrail’in yükümlülüklerinin yerine getirilmesi, getirmediği taktirde İsrail’e BM şemsiyesi altında yaptırım uygulanması teklifi çalışmaları yapılabilir. Muhtemelen de yapılacaktır.
Bilindiği üzere İsrail’deki Benyamin Netanyahu Hükümeti, adeta kurulduğu andan itibaren ne AB ile ne de ABD’nin Obama yönetimi ile aynı düzlemde bir anlaşma zemini bulamamaktadır. Her ne kadar Gazze Şeridi’ndeki bu saldırıdan önceki hükümet sorumlu ve Netanyahu hükümeti sorumsuz ise de, hem eski hükümetin Savunma Bakanı Ehud Barak’ın bu hükümetteki devamlılığı, hem de Netanyahu’nun “İki Devletli Çözüm” konusundaki ayak diremesi, ya da kendisine göre bir Filistin devleti (güvenlik gücü olmayan, Batı Şeria’da istendiğinde İsrail’in yeni yerleşim bölgesi açabileceği serbestlik, keza Batı Şeria’da etrafı duvarlar ve çitlerle çevrili Filistin yerleşim bölgelerinin bu durumunun devam etmesi, Gazze Şeridi’ne ambargonun sürmesi vb.) kurmaya yanaşması, Golan Tepeleri konusunda Suriye ile anlaşmaya yanaşmaması vb. hususlar, İsrail’le Batı (AB ve ABD) arasındaki derin anlaşmazlık çizgileridir.
Daha Netanyahu hükümeti Knesset’ten onay aldığı andan itibaren AB Komseri Solana, memnuniyetsizliğini belli etmiştir. ABD Başkanı Obama’nın da Netanyahu ile aynı zeminde anlaşamadığı, hatta ABD’nin tarihinde olmadığı kadar İsrail’le büyük anlaşmazlık yaşadığı artık tüm çevrelerce bilinmektedir. Bu yüzdendir ki İsrail’de Obama, belki de bugüne kadar imaj kaybı en yüksek ABD başkanıdır.
AB ve hele de ABD’nin İsrail’le aralarında gittikçe kalınlaşan “buzdan duvara” rağmen, İsrail’e karşı BM Güvenlik Konseyi’nde bir yükümlülük ya da yaptırım uygulanması girişiminin, geçebileceği de mümkün görülmemektedir. Zira AB ve ABD, İsrail’i “suçlu” bulsa dahi, İsrail’i cezalandırma yoluna da gitmeyecektir. Hele de güçlü Yahudi lobisi sebebiyle, ABD’de Obama yönetiminin böyle bir girişimde bulunması kesinlikle mümkün görünmemektedir. En fazla bir “kınama” ile iktifa edilebilir. Belki bu bile vetoya takılabilir.
Türkiye’nin de 12-23 Ekim 2009 tarihlerinde Konya bölgesinde icra edilecek “Anadolu kartalı” adlı uluslararası hava tatbikatına, son anda İsrail uçaklarının katılmamasını öngören kararı da, uluslararası siyasi konjönktörde İsrail’in “uzlaşmaz” tutum algılamasına paralel bir karar gibi görülmektedir.
Değerlendirme
İsrail, belki de tarihinde ilk kez yaptırım olmasa da, “dokunulabilir” bir ülke haline gelmiştir. Bu durum, İsrail’de ya yöneticileri iki devletli ve makul bir çözüm yönünde düşünmeye zorlayacak, hatta kapsamlı bir çözüm için yollar aratacak, ya da daha da sert bir politikaya itecektir. İsrail7in politikasını sertleştirmesi, onu uluslararası arenada daha da yalnızlaştırabilecektir. Bu güne kadar İsrail’in yanında bulunan ABD, artık eski ve güçlü ABD olmadığı gibi, Yahudi lobisi de mevcut Obama yönetimi karşısında eski gücünde değildir. Dolayısıyla sertleşen İsrail’de, bu sertlik iç politikada hükümet aleyhine işleyebilir ve hükümeti götürebileceği gibi, yeni bir iç bunalım sonucu erken genel seçimleri bile gerektirebilir. Sağduyu ve bölge istikrarı yönünde çözüm üretmeleri, ya da bu yöndeki telkinlere kulak vermeleri en uygun çözüm tarzı gibi görünmektedir…
[1] İsrail’in Gazze Şeridi’ndeki bu harekatı ile ilgili ayrıntılı analizler için bkz: Celalettin Yavuz, (1) “
İsrail – HAMAS Çatışması Nereye Kadar?”, TÜRKSAM sitesi, 17.1.2009 ve (2) “İsrail – Hamas Kapanında Filistin ve Yeni Bir Gazze Dramı”, TÜRKSAM sitesi, 7.1.2009.
[2] “İsrail Yıktı 45 Ülke Kuruyor”,
Akşam, 3.3.2009. Bu konferansla ilgili ayrıntılar için bkz: Celalettin Yavuz, “Şarm el-Şeyh Konferansından Hamas’a Not: Parayı Veren Düdüğü çalar!”, TÜRKSAM sitesi, 3.3.2009