Başbakan R. Tayyip Erdoğan 26-27 Ekim 2009 tarihlerinde İran’ı ziyaret etti. Aslında bu ziyaret, önceki iki gün gerçekleştirilen Pakistan ziyaretinden sonra yapıldı. Böylelikle Başbakan Erdoğan, Pakistan Cumhurbaşkanı Asıf Ali Zerdari ile Başbakan Yusuf Ziya Gilan’ın mesajlarını da İran yöneticilerine aktarma fırsatı buldu.
Başbakan Erdoğan, daha Pakistan’da iken İran yönetimine sıcak mesajlar gönderdi. İngiliz The Guardian gazetesinden bir muhabirin İran’la ilgili sorularına, İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad’ın “dostu” olduğunu ifadeyle, özellikle nükleer silah ürettiği konusunda eleştirilen İran’ı şu sözlerle savundu: “İran, silah ürettiğini kabul etmiyor. Nükleer enerji, sadece enerji üretmek amaçlı kullanılıyor. (…) Adil olmayan bir yaklaşım var, çünkü İran’ı nükleer silah üretmekle suçlayanların çok güçlü nükleer alt yapıları var ve bunu inkar etmiyorlar…”

27 Ekim sabahı İran Cumhurbaşkanı Birinci Yardımcısı Muhammed Rıza Rahimi tarafından karşılandıktan sonra başbaşa bir görüşme yaptılar. Bu görüşmenin ardından Rahimi, iki ülkenin doğalgaz, petrol ve ticare alanlarda pek çok ortaklıklar kurabilecek potansiyele sahip olduklarını açıkladı. Bu görüşmenin ardından Başbakan Erdoğan ile İran Cumhurbaşkanı Ahmedinejad arasında bir saatlik bir görüşme yapıldı. Öğleden sonra ise tesis gezileri ve Türk-İran İş Forumu gerçekleşti.
Başbakan Erdoğan’ın İran Ziyaretinde Muhtemel Görüşme Konuları – Ufukta “Stratejik İşbirliği” Olabilir mi?
Başbakan Erdoğan’ın oldukça kalabalık bir heyetle yapmış olduğu İran ziyaretinde gündeme gelmesi muhtemel konular şunlar olabilir: (1) İran’ın Sistan-Belucistan eyaletinde 18 Ekim 2009’da Cundullah terör örgütünün İranlı komutanların da bulunduğu 42 kişiyi katlettiği saldırı sonrasında limonileşen İran-Pakistan ilişkileri konusunda Pakistan yöneticilerinin samimi duygularını aktarma. (2) Irak’ta gittikçe artış kaydeden terör olayşları karşısında Irak’taki kaygılı gidişatın önlenebilmesi için görüş alış verişi. (3) İran-Türkiye ticari ilişkilerini geliştirmenin yolları, özellikle İran doğalgazını Avrupa’ya Türkiye üzerinden pazarlama konusu. (4) Afganistan’da Taliban’ın gittikçe artan etkisi ve bunun Pakistan’ı da tehdit eder hale gelişi. Bu tehdidin gelecekte İran’a ve bölgeye muhtemel etkileri. (5) ABD-İran ilişkilerinin düzeltilmesi için yeni bir arabuluculuk teklifi. (6) Kudüs’te son haftalarda artış kaydeden İsrail-Filistin gerilimi, 3. İntifadanın çıkma ihtimaline karşı görüş alış-verişi. (7) Türkiye-Ermenistan iyi komşuluk ilişkilerine ilişkin “Zürih Protokolü” konusunda bilgi verme. (8) İran’ın Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ)’ye girmesi konusunda Türkiye’nin yapabileceği destek.
Yukarıda belirtilen muhtemel görüşme konularından ilki olan Sistan-Belucistan’daki Cundullah terör hareketi aynı zamanda İran-ABD ilişkilerindeki kopukluğu da yeniden ortaya koydu. Meclis Başkanı Ali Laricani, olayın hemen arkasından ABD’yi Cundullah’a destek vermekle suçladı. Oysa ABD dışişleri Bakanlı olayın arkasından İran’a geçmiş olsun dileklerini iletmişti. Keza Pakistan’ın Tahran’daki temsilciliği de Dışişleri Bakanlığı’na çağrılarak, Cundullah örgütünün İran sınırına yakın Pakistan topraklarında yuvalanmasına izin verilmesinden duyulan rahatsızlık dile getirilmişti. Bu rahatsızlık üzerine, Başbakan Erdoğan ile Pakistan üst düzey yöneticileri arasındaki görüşmelerde, iki Müslüman ülke arasındaki sorunu büyümeden yatıştırmak üzere aracılık yapması ve İran’a yönelik dostane duyguların tarafından iletilmesi için istekte bulunulması kuvvetle muhtemeldir.
Irak’ta özellikle ABD kuvvetlerinin Haziran 2009 sonlarında köy-kentlerden ayrılmasıyla birlikte artan ölçüde terör olayları yaşanmaktadır. Bilhassa Şiiler ve bunu takiben de Sünnilere yönelik bu terör hareketleri, ibadet mekanları ve saatleri dikkate alınarak yapılmakta, iki kesim arasındaki husumeti artırıcı bir amaç güttüğü anlaşılmaktadır. Üstelik Irak merkezi hükümeti ile Irak Kuzey Yönetimi arasındaki gerilim de giderek artış kaydetmektedir. Bu iki husus, Irak’ın geleceğini ve bölgenin istikrarını önemli ölçüde tehdit edecek boyutlara doğru tırmanmaktadır. Irak’taki istikrarın yerleştirilmesi konusunda iki ülkenin yetkililerinin görüş alış verişinde bulunması kuvvetle muhtemel görünmektedir. Zira Irak’taki istikrarsızlıktan, bu ülkeye komşu Türkiye ve İran’ın da zarar görmemesi mümkün değildir.
İran-Türkiye ticari ilişkilerinin artırılması, hatta Türkiye-Suriye, Türkiye-Irak arasında pek yakın geçmişte “stratejik işbirliği” kapsamında imzalanan sayısız anlaşma ve mutabakat metinlerinin, İran’la gerçekleştirilip gerçekleştirilemeyeceği de gündeme gelmiş olmalıdır. Burada İran’la “stratejik işbirliği” konusunda önemli engeller mevcuttur. Birincisi doğal engellerdir. Yani Türkiye-İran sınırlarındaki yüksek sıra dağların mevcudiyeti, buna karşılık sınır ticareti şansına fırsat tanımayan, iki tarafın sınıra yakın yerleşim yerlerinin yeterli olmayışıdır. İkincisi ve önemlisi, özellikle ABD olmak üzere, İran’la Batı arasındaki gerilimdir. İran’ın nükleer silah ürettiği iddiasına Eylül 2009 sonlarına doğru Kum yakınlarında yeni bir uranyum zenginleştirme tesisinin varlığının ortaya çıkması, bu gerilime yenileri ekledi. Başkanlık koltuğuna oturduğunda İran’a sıcak mesajlar veren ve “dost eli” uzatan ABD Başkanı Barack Obama bile, bu son gelişmeden sonra tüm soğukkanlılığını unutarak, adeta “zıvanadan” çıktı.
Türkiye, daha önce ABD-İran arasında “aracılık” yapabileceğini birkaç kez tekrarlamıştı. Bu talebe ABD’den pek olumsuz bir işaret verilmez iken, İran’dan iki kez açık “ret” cevabı verildi. İlki Mart 2009’da Tahran’da yapılan Ekonomik İşbirliği teşkilatı zirvesi sonrasında Ahmedinejad tarafından “ABD-İran arasında aracıya ihtiyacımız yok!” denilerek açıklandı. İkincisi de birkaç hafta önce İran Dışişleri bakanı Manuçer Mutteki tarafından tekrarlandı. Ancak, Türkiye’nin bu konuda ısrarcılığı da sürdüreceği beklenmektedir. Zira, son aylarda İsrail’in artan ölçüdeki muhtemel bir “İran’a askeri harekat” olasılığından söz etmesi, buna ABD’nin de dahli ile bölgeyi yeni ve sonucu meçhul bir istikrarsızlığa sürükleme riski vardır. Türkiye, en azından petrol fiyatlarının yükselmesiyle yaşayabileceği olumsuzluk sebebiyle bu riski önlemeye çalışmaktadır. İkincisi ve önemlisi de, İran doğalgazını Avrupa’ya Türkiye üzerinden ulaştırmada bir “çıkar yol” bulma düşüncesidir. Bu maksatla da ABD’nin İran konusundaki “rezervini” kaldırabilmenin arayışı içerisindedir. Şayet Türkiye, İran doğalgazı ile ilgili sorunları çözebilirse, İran’la kurulacak “stratejik ortaklık”, ekonomik değer itibariyle Suriye ve Irak’la yapılan “stratejik işbirliği”ni dahi gölgede bırakabilir. Ancak bu konuda da çok büyük bir engel var. O da, İran’da Ahmedinejad’ın cumhurbaşkanlığı sırasında İran-ABD ilişkilerinin düzelemeyeceğinin görünmesi.
Tüm bu olumsuzluklara karşın, Türkiye ve İran’daki mevcut siyasi iradeler, ikili ilişkileri geliştirme konusunda kararlı gözükmektedirler. Erdoğan-Ahmedinejad görüşmesinin ardından Ahmedinejad’ın, İran ve Türkiye’nin işbirliği bölge ve dünyanın menfaatine olduğunun altını çizerek “Dünya üzerinde egemen olan altmış yıllık politikalar artık yenilmiş durumda. Bugün batı hem teoride ve hem uygulamada çıkmaza girmiştir. Dünya yeni teoriler peşindedir. Türkiye ve İran işbirliği yapmakla bu boşluğu doldurabilecek durumdadırlar ve İran İslam Cumhuriyeti bunun için hiçbir sınırlaması yoktur!” demesi, bu uğurdaki kararlılığın bir göstergesi gibi algılanabilir. Erdoğan ise, son aylarda İran’ın nükleer silah ürettiğine ilişkin eleştirileri, bizzat eleştirerek karşılık vermektedir.
Taliban, 2007’den itibaren atağa kalkarak, Afganistan’da yükselişini sürdürmüş, gelinen günde hem Afganistan’da, hem de Pakistan’da önemli bir güç kazanmıştır. Taliban’ın her iki ülkedeki yükselişi ve radikal “Sünni” yapısı, Şii İran’ı da oldukça rahatsız eden bir gelişmedir. Bu sebeple Taliban konusu da Başbakan Erdoğan’ın İran ziyaretinde gündeme gelebilir. Keza, bu ziyaret sırasında gündeme gelebilecek bir diğer konu da Kudüs’te son haftalarda artış kaydeden İsrail-Filistin gerilimidir. Mescid-i Aksa Camii ile ilgili tarafları tahrik etmeye yönelik çabalar ve anlaşmazlık sebebiyle, Filistinlilerin 3. İntifada girişiminde bulunabileceği endişesi doğmaktadır. Benzer şekilde, Yakın bir zaman içerisinde imzalanan Türkiye-Ermenistan iyi komşuluk ilişkilerine ilişkin “Zürih Protokolü” hakkında ilk elden bilgi verilebilir, hatta sürece katkı istenebilir. Bir diğer görüşme konusu da Dünya Ticaret Örgütü üyeliği konusunda tüm hazırlıklarını yapmış olan İran’ın, bu konuda BM Güvenlik konseyi üyesi Türkiye’den destek isteği olabilir.
Sonuç
Türkiye-İran ilişkileri, daha önce Suriye ve Irak’la gerçekleştirilen “Stratejik İşbirliği” şeklindeki yakınlaşmayı sağlayacak bir ivme kazanabilir, hatta ekonomik boyutu itibariyle onları geride dahi bırakabilir. Ancak bunun önünde yatan engellerden ilki, Ahmedinejad’lı İran’la ABD ve Batı ülkelerinin gerilimi düşürecek bir siyasi ilişkiyi geliştiremeyecek irade sahibi oldukları gerçeğidir. Şayet bu aşılabilirse, İran doğalgazı Türkiye üzerinden Avrupa’ya ulaştırılır ve iki ülke gerçek anlamda bir “stratejik ortaklık” kurabilir. Bunun dışında iki ülke arasındaki sınır, yeni kara ve demiryolları ile desteklenmediği sürece, “stratejik” boyutta ticaret yapmaya engeldir. Şayet Irak istikrara kavuşur, Irak Kuzey yönetimi ile merkezi hükümet arasındaki gerilim sona ererse, Türkiye-İran ticari ilişkileri üç ülkenin ortak projeleri ile daha da ileriye götürülebilir. Hele de bu üç ülkeye Suriye eklenirse, bunun adına “İslami Ekonomik Birlik” adı bile verilebilir…Ancak, bunun için aşılacak çok yol ve engeller vardır.