Üye Girişi | Yeni Üyelik
   17 Mart 2010 Çarşamba
Ortadoğu ve Afrika
Rusya – Ukrayna
Kafkasya
Türkistan
Asya – Pasifik
Güney Asya
Türkiye
Balkanlar
Avrupa Birliği
Amerika
Kıbrıs
Jeopolitik ve Strateji
Silahsızlanma Çalışmaları
Uluslararası Hukuk
Çok Taraflı İkili İlişkiler
Bilgi Yönetimi
Bilim ve Teknoloji Araştırmaları
Proje ve Kalkınma Yardımları
Medya
Uluslararası Örgütler
Hakkımızda
Başkan
Yönetim Kurulu
Danışma Kurulu
Bilim Kurulu
Kadromuz
Temsilcilerimiz
TÜRKSAM'da Staj
Bağlantılar
E-Kitap
TÜRKSAM
Adres : Oğuzlar Mahallesi, Barış Manço Cad. 1388. Sok (eski 32. Sok), No: 52
Balgat / ANKARA

T :  0090. 312. 285 31 00 - T: 0090. 312. 285 00 66
F : 0090. 312. 285 00 71
Orams Davası’nın KKTC Siyasetine Etkisi
20 Ocak 2010 KKTC [10] [12] [14] [16]
 Gözde KILIÇ YAŞIN
Gözde KILIÇ YAŞIN
Bölge Uzmanı
Balkanlar
Hakkında - Arşivi

İngiltere İstinaf Mahkemesi, literatüre “Orams Davası” olarak giren dava ile ilgili nihai kararını 19 Ocak 2010 tarihinde açıkladı. 2004’te başlayan dava süreci Kıbrıslı Rum Meletis Apostolides lehine sonuçlandı. Kaybeden ise sadece İngiliz Oram çifti olmadı, Ada’nın iki devletinin birleştirilmesi hedefli müzakere süreci de ciddi bir yara aldı. “Birleşme olmazsa, başımıza gelecek olan budur” söylemini bir “sopa” gibi kullananlar ile Orams Davası gibi Arestis Davası’nın da Kıbrıs Türkü aleyhine sonuçlanmasında ihmali hatta sorumluluğu bulunduğu iddia edilenler farklı isimler değil.
 
İngiliz İstinaf Mahkemesi’nin bugünkü kararında belirleyici rol oynayan Orams Davası’nda görüşüne başvurulan Avrupa Birliği Adalet Divanı’nın (ABAD/ATAD) kararı 29 Nisan 2009 tarihinde açıklanmıştı. Ferdi Sabit Soyer Hükümeti’nin erken seçim kararını 18 Şubat’ta açıklaması ve çok yakın bir tarih olan 19 Nisan 2009’u seçim tarihi olarak belirlemesi de ABAD kararı ile ilişkilendirilmişti. Buna göre, ABAD’ın Kıbrıs Türkü aleyhine olan kararını resmen açıklanmasından hemen önce genel seçimlere gidilmesi, kararın CTP’nin oylarındaki erimeye yeni bir hız kazandırması engellenebilmiş olacaktı.
 
CTP’nin kendi tabanı ve sol kesim dahil Kıbrıs Türk halkındaki kredisi, -gerek ekonomik sıkıntılar gerek halkı Rum tarafına iten politikaları ile sosyal güvenlik, eğitim ve sağlık alanındaki politikaları nedeniyle- zaten erken seçimi mecbur bırakacak denli tükenmişti ancak belirlenen tarih ilginçti. Orams Davası, ihmal ve sorumluluğun konuşulduğu tek örnek olsaydı, sonuç Rumların başarısına, ABAD’ın ve aldığı kararların siyasi olmasına ya da bünyesindeki Yunan hakimlere dayandırılabilirdi. Ama Arestis Davası’nda da benzer iddiaların gerek Türkiye gerekse KKTC gündeminden eksik olmaması, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın birinci dereceden, eski partisi CTP’nin de ikinci dereceden sorumlu görülmesine sebep oldu. Kuşkusuz ki CTP’nin dönemin iktidar partisi olması da, parti ileri gelenlerinin sonuçları olağan karşılaması da sorumluluk konusunda kendine ayrılan payı arttırmıştır.
 
Orams Kararı suçlamaları
 
Düşünüldüğü gibi oldu. ABAD’ın Orams Davası’na ilişkin kararı açıklandığında KKTC’de yeni bir hükümet vardı ve gündemi de yeni hükümetin ülkeyi kalkındırma projeleri meşgul ediyordu. Hesap sorulması bir tarafa davanın sonuçları dahi yeterince tartışılamadı ve Kıbrıs Türkü’nü bekleyen sorunlar da kamuoyu önünde açıklıkla ve dürüstçe konuşulamadı. Nitekim yanlış taktik, KKTC Cumhurbaşkanı Talat’ın davanın avukatlarından olan Cherie Blair tarafından yanıltılmış olduğu açıklaması ile geçiştirildi. İngiltere İstinaf Mahkemesi’nin aslında ABAD’ın tavsiye kararına uyan nihai kararını açıklaması da Güzelyurt ve civarını etkisi altına alan üzücü sel felaketine denk geldi. Davanın doğurduğu diğer sonuçlar ya da bu sonuçlardan en az zararla kurtulma yöntemleri hakkında tatmin edici açıklamalar yine yapılamayacak. Ancak Nisan ayındaki Cumhurbaşkanlığı seçimleri yaklaşıyor ve bu karar, rakipleri tarafından Talat’a karşı koz olarak kullanılacaktır.   
 
Arestis Davası’nda dava konusu mülkün Türk Vakıf Malı olduğunu ispatlayan tapu kayıtlarının AİHM’e sunulmasındaki gecikmeden sorumlu tutulan Mehmet Ali Talat, Orams Davası’ndaki eksiklik ve hatalardan da hep birinci derecede sorumlu görüldü. Hatta tüm bu suçlamalar, “Birleşme haricinde bir alternatif yoktur” fikrini toplumda geçerli kılmak adına kasıtlı davrandığı imasını da taşıyordu. 13 üyeli ABAD’ın yargı heyeti başkanı olan Yunan kökenli Vassilios Skouris’a ve dahi ABAD’daki hakimlerden biri olan Yorgos Arestis’e itiraz edilmemesi yani reddi hakim müessesesinin işletilmemesi Orams Davası’yla ilgili ilk önemli suçlamaydı. Nitekim Yorgos Arestis, daha önce AİHM’de karşı karşıya gelinen Myra Arestis’in kocasıydı ve tarafsızlığının üzerinde ciddi bir gölge bulunuyordu. Arestis gibi Yunan kökenli mahkeme başkanı Vassilios Skouris’un da adil yargılama yapamayacağı ve reddi hakim talebinin şart olduğu yorumları yapılıyordu.  Vassilios Skouris’un Rum tarafından “üstün hizmet madalyası” dahil olmak üzere rüşvet tanımına girebilecek menfaatler elde ettiğinin tespit edilmesi de iki hakimin reddedilmesi yönünde uyarıda bulunanları haklı çıkarmış oldu.
 
Rum mahkemelerinde adil bir yargılamanın gerçekleştirilmemiş olması gerekçesiyle AHİM’e giden Orams’ın orada alacağı sonuç ise bu davanın KKTC aleyhine yarattığı siyasi ve hukuki sonuçları değiştirmeyecektir. Çünkü temel konu Rum mahkemelerinin aldığı kararların AB topraklarında geçerli olup olmamasıydı. Oram çifti için sonuç muhtemelen tersine döner ama kararın Kıbrıs Türkü’ne olan etkisi değişmeyecektir. Nitekim Orams uğradığı kayıplar için KKTC’ye dönerek zararının giderilmesini talep eden bir dava da burada açabilecektir. KKTC Cumhurbaşkanı Talat’ın davanın avukatlarından Cherie Blair tarafından yanlış yönlendirildiği yönündeki açıklamalar[1] ise tatmin edici bulunmadı. Dolayısıyla ABAD’a gidilmesine onay verdiği için eleştirilen Talat’a dönük suçlamalar da baki kalacak gibi görünüyor.
 
Cumhurbaşkanlığı Seçimlerine Etkisi
 
Gerçi bizzat Cumhurbaşkanlığı’nca KADEM’e yaptırılan ve basına sızması engellenemeyen kamuoyu yoklamasının sonuçlarını dikkate aldığımızda;[2] “yarın seçim olsa”[3] Başbakan Derviş Eroğlu yüzde 40.1, şimdiki Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat yüzde 27.3 oranında oy alacaktır.[4] Dolayısıyla “Orams Davası’nın Talat’ın oy oranını daha ne kadar düşürebileceği” sorusu da havada kalacaktır.
 
Söz konusu kamuoyu yoklamasının Talat tarafından yaptırılması da, KADEM tarafından yapılması da önemli. Çünkü KADEM’in anket ve yoklamaları siyasi yelpazenin hiçbir kanadında güven sorunu yaşamaz. Kıbrıslı Türklerin siyasal, sosyal ve ekonomik tercihlerinin bir göstergesi olarak kabul edilir. Nitekim Annan Planı referandumu öncesindeki kamuoyu yoklaması gibi 19 Nisan parlamento seçimleri öncesindeki kamuoyu yoklamaları da gerçek sonuçlarla birebir örtüşüyordu. KADEM’in yine Cumhurbaşkanlığı’nın görevlendirmesi ile gerçekleştirdiği kamuoyu yoklamasında da Cumhurbaşkanı’na olan güvenin son bir yılda 20 puan birden gerilemiş olduğu ve hatta kurumlar arası güvende de birden 8. sıraya gerilediği görülmekteydi.[5] Kısacası bugünkü durum ya da diğer bir deyişle “an itibariyle resim”, Talat’ın cumhurbaşkanlığı seçimlerini kaybedeceğini gösteriyor. Ne var ki, Mehmet Ali Talat’a duyulan güvendeki ani ve ciddi düşüşte, 2004 Annan Planı referandumu sonuçlarını “değişmez irade” gibi kabul ederek müzakere sürecini bir anlamda “halka rağmen” sürdürmesi kadar Arestis ve Orams davaları hakkında kendisine yöneltilen suçlamaları bertaraf edememesi de etkilidir.  
 
KKTC’de kurulan “Mal Tazmin Komisyonu”[6]nun, kuzeyde malı bulunan Rumlar açısından “iç hukuk” yolu olarak kabul eden AİHM kararının açıklanması da an meselesi. Mehmet Ali Talat, muhtemelen AİHM’den çıkacak kararın seçimlerdeki oy oranını olumsuz etkileyecek ABAD kararına karşı “dengeleyici unsur” olacağını düşünecektir. KKTC gündeminin aşırı yağışlar ve selle meşgul olması nedeniyle ABAD kararının seçim malzemesi yapılamıyor olması bakımından bu düşünce geçerli olabilir. Ne var ki, Mal Tazmin Komisyonu’nun Kıbrıs Türkü lehine olduğu dahi söylenemez ki Orams Davası türünden bir konuya denge oluştursun. Rumların açacağı davalar için bir iç hukuk yolunun KKTC’de tesis edilmesi bir başarıdır ancak bu komisyonun Türkiye’nin bir uzantısı olarak kabul edilmesi “işgal altındaki Kıbrıs toprakları” iddiasına destek vermektedir. Komisyon, AHİM’de onaylanan kararları ile AİHM standartlarını yakaladığını ispatlamış olmaktadır ne var ki yine aynı sebeple AİHM’e gidecek bir dava için AİHM’in verebileceği kararların aynısı artık Komisyon’dan çıkmış olmaktadır. Türkiye’nin “ihlal yaptığı”na ilişkin bir AİHM kararının oluşması engellenmiş oluyor ancak yine AİHM’in Türkiye’nin idaresinde ve yönetiminde gördüğü bir Komisyon, bir anlamda Türkiye’nin “ihlali”ni başından kabul ederek çözümü de AİHM denginde oluşturuyor. Öte yandan AİHM önünde savunulabilecek tezler de[7] bizzat bir KKTC kurumu tarafından devre dışı bırakılmış oluyor.
 
Her biri benzer konulu davalar arasından seçilmiş “pilot davalar” ile Rum Yönetimi, mülkiyet konusundaki anlaşmazlıkları kendi kitabına uydurarak çözüyor. Orams Davası da Rumların varmak istedikleri nokta bakımından önemli bir kilometre taşı. Rum mahkeme kararlarının üçüncü ülkeleri de bağlayacak şekilde KKTC’de geçerli olması, Rum egemenliğinin bir “çözüm”e ihtiyaç duymaksızın kuzeye doğru genişlemesi anlamına geliyor. Dahası Rum malı tutan Türkler, gıyaplarında yargılanabilecek ve aleyhe olacağı kesin olan mahkeme kararları da herhangi bir AB üyesi ülkede uygulanabilecek. Üstelik bu kez “malın izinsiz kullanımı”na yeni suçlamalar da eklenebilecek. Açıkçası bu kararla, bugüne dek dünyanın KKTC’yi soyutlamasını sağlayan Rumlar, bu kez Kıbrıslı Türklerin kendilerini dünyadan soyutlamasını sağlamış olmaktadır. Kararın ardından “Davalardan kurtulmanın tek yolu Rumlarla anlaşmak” diyerek Türk tezlerinden vazgeçişe “makul” bir açıklama getirme çabası ve Kıbrıs Türkü’nü iradesi hilafına hazırlanacak bir anlaşmayı kabule mecbur bırakmak ise şüpheyle karşılanacak bir yaklaşım olacaktır. Çünkü bazı soruların cevapları hala verilmemiştir, cevaplananlar da şüpheleri dağıtamamıştır. Sadece Orams değil Arestis davası da güven bunalımını arttırıyor ve seçim sonuçları şimdiden belirginleşiyor.


[1] Mehmet Ali Talat’ın konuya ilişkin açıklaması, AB’yi kuran anlaşmanın 234. maddesi gereğince taraflardan birinin talebinin mahkemenin ABAD’a gitmesi için yeterli olduğu, keza mahkemenin re’sen de bu kararı alabileceği ve Blair’in de söz konusu talebi kabul etmeleri durumunda ABAD’a götürülecek soruların belirlenmesinde etkilerinin olacağı tavsiyesinde bulunduğu şeklindedir. Nitekim, İngiltere ilk derece mahkemesinin Orams lehine verdiği kararın dayanağı olan 10. Protokol başta olmak üzere beş önemli konuda ABAD’dan yorum istenmiştir. Ancak Talat, reddi istenmesi gereken iki hakimin davaya bakmasının neden kabul edildiği konusunda bir açıklaması bulunmamaktadır.
[2] Kıbrıs Toplumsal ve Ekonomik Araştırmalar Merkezi-KADEM’in kamuoyu yoklaması, “Sosyal ve Ekonomik Konum, Sorunlar ve Beklentiler”; “Cumhurbaşkanlığı-Değerlendirmeler ve Beklentiler”, “Kıbrıs Sorunu: Görüşmeler ve Beklentiler”, “Siyasi Partiler ve Değerlendirmeler” ile “Siyasi Eğilimler” konu başlıklarında, KKTC halkının eğilimlerini belirlemek üzere Aralık 2009 tarihinde Cumhurbaşkanlığı isteği ile yapılmıştır. Anket, her haneden 18 yaş üzeri tek kişinin seçilmesi yöntemiyle evlerinde ziyaret edilen 304 kişi ile yapılmıştır. “İşte Talat’ın Anketi”, AJANS KIBRIS, 18.01.2010
[3] “Yarın Cumhurbaşkanlığı seçimi olsa kime oy verirsiniz” sorusuna verilen cevaplar: Derviş Eroğlu yüzde 41; Mehmet Ali Talat yüzde 27.3; Adaylara Bağlı yüzde 12.8; Kararsız yüzde 6.8; Yanıt vermek istemiyor yüzde 5.9; Oy kullanmayacak yüzde 4.9; Mustafa Arabacıoğlu yüzde 2; Arif Salih Kırdağ yizde 0.3; Zeki Beştepeli yüzde 0.3 şeklindedir.
[4] KADEM’in anket çalışmasında “Bugün bir seçim olsa hangi partiye oy verirsiniz” sorusuna da katılımcıların yüzde 46.8’i UBP; yüzde 10.9’u da CTP yanıtını vermiştir. Bu sonuç da Cumhurbaşkanı tercihinde kullanılan oy oranlarıyla örtüşmektedir. (Diğer partiler: DP yüzde 4.6; Toplumcu Demokrasi Partisi yüzde 1.6; Özgürlük ve Reform Partisi yüzde 1.3 şeklindedir. Yanıt vermek istemeyenlerin oranı yüzde 17.4; geçersiz oy kullanmayı düşünenlerin oranı yüzde 11.8; karma oy seçeneğini tercih edenlerin oranı ise yüzde 5.6 şeklindedir)
[5] KADEM’in 19 Mart 2009’da basında yer alan anket çalışmasının seçimlere etkisi ve halkın eğilimindeki değişimler ve sebeplerine ilişkin değerlendirme için bkz. Gözde Kılıç Yaşın, “Kıbrıs’ta Bir Rüya Sona mı Eriyor? Dünden Bugüne Değişenler”, AJANS KIBRIS, 20.03.2009
[6] Taşınmaz Mal Komisyonu, mülkiyet sorunu konusunda iç hukuk oluşturma hedefiyle 19 Aralık 2005'te Kuzey Kıbrıs Cumhuriyet Meclisince yasalaştırılarak uygulamaya sokulan Mülkiyet Yasası uyarınca oluşturulmuştur. AİHM, komisyonun geçerliliğini kabul etmiştir. KKTC Anayasası'nın 159'uncu maddesine göre hazırlanan "Taşınmaz Malların Tazmini, Takası ve İadesi" adlı yasayla oluşturulan Komisyon, Kuzey Kıbrıs'ta kalan Rum malları için tazminat, takas ve mal iadesi öngören yasayı uygulamakla yükümlüdür.
[7] Bu tezler ve Mal Tazmin Komisyonu hakkında daha geniş bir değerlendirme için bkz. Gözde Kılıç Yaşın, “Müzakere Sürecinde KKTC’de Mülkiyet Davaları”, http://www.turksam.org/tr/a1740.html, 1.8.2009


http://www.turksam.org/tr/a1901.html
Arkadaşına Gönder 1332 kez okundu Yazdır
Paylaş: Google Yahoo FaceBook Mixx
Digg StumbleUpon Del.icio.us reddit Twitter
 
Yorumlar
   Başlık : 
  Yorum : 
(Yorum larınızı yaparken '<' ve '>' işaretlerini kesinlikle kullanamazsınız.) 

* Yorum yapabilmeniz için 'Üye Girişi' yapmanız gerekmektedir.

  
Bu sitede yer alan bilgiler TÜRKSAM adresi kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Tüm hakları Telif Hakları Yasası'nca korunmaktadır. Kâr amacı güdülmez. Yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Sitede Ençok Okunanlar
Osmanlı Devletinde Ermeni Sorunu Ve Avrupa Devletlerinin Ermeni Politikaları
34447 kez okundu.
Türklerde Yeni Yıl: Nevruz Bayramı ve Törenleri
22256 kez okundu.
İran’ın Nükleer Çabaları: Hedefler, Tartışmalar ve Sonuçlar
13147 kez okundu.
Yeni Global Oyun ve Hazar’ın Statüsü
12217 kez okundu.
Montrö Boğazlar Sözleşmesi Yetmiş Yaşında
11328 kez okundu.
Sitede Ençok Yorumlananlar
Atatürk’ün Türk Dünyasına Bakışı!
9 defa yorumlandı.
Ermenistan ile İmzalanan Protokoller ve Bundan Sonraki Riskli Sürecin Analizi
5 defa yorumlandı.
PKK Terör Örgütü’nün Dağdan İnmesi ve Karşılanmasındaki Sorunlu Süreç
5 defa yorumlandı.
Enerji Politikamızda Değişiklik Sinyalleri: Rusya Stratejik, Türkiye ise Ekonomik Çıkarlara Üstünlük Veriyor?
3 defa yorumlandı.
Mitat ÇELİKPALA: Türkiye-Ermenistan Protokolü ve Sonrası
3 defa yorumlandı.
Copyright © 2004 - 2010 TÜRKSAM - Tüm Hakları Saklıdır.
Şu an sitemizde gezinen 1595 ziyaretçi, 2 üyemiz bulunmaktadır.
Tasarım ve Programlama TÜRKSAM - Bilişim Teknolojileri Merkezi (BTM)
En iyi 1024x768 görüntülenir.