Özellikle Türkiye ve biraz da Rusya, ne kadar uğraşırsa uğraşsın, herhangi bir şekilde Karadeniz’e girmek isteyen ABD sayesinde Karadeniz’in istikrarı bozulma tehdit ve endişesinden bir türlü kurtulamamaktadır. Bu konuda iki önemli gelişme peş peşe, 4 ve 5 Şubat 2010 tarihlerinde duyuldu. Biri Romanya Savunma Komitesi’nin aldığı, Romanya’da kurulacak stratejik ve nükleer başlıklı füzelere karşı savunma şemsiyesi, diğeri de Rusya’nın duyurduğu, eskisine oranla “taarruzi” karakter taşıyan yeni askeri doktrini idi.
Rusya’nın Yeni Askeri Doktrini ya da Rusya’nın Yeni ‘Taarruzi’ Askeri Stratejisi
Rusya Devlet Başkanı Dimitry Medvedev, herhangi bir mütecavizin Rusya’ya ya da müttefiklerine yönelik nükleer silah, ya da KİS saldırı ihtimali karşısında Rusya’nın nükleer silah kullanmasını öngören yeni askeri stratejiyi, 5 Şubat 2010’da imzaladı ve tüm dünya bundan aynı gün haberdar oldu. Yeni savunma doktrininde öne çıkan hususlar özetle şöyledir:
a. NATO’nun doğuya doğru genişlemesinin Rus sınırları önüne kadar gelmesi hali “Ana tehdit” olarak kabul edildi.
b. Rusya, muhtemel bir “Füze savunma sistemi”ne erişilmesi halinin, küresel anlamda silahlanma dengesini bozacağı ve denge prensibine zarar vereceği, dolayısıyla da kendi güvenliğini tehlikeye sokacağı endişesini taşımaktadır.
c. Rusya ayrıca, uzaydaki silahlanma ve sahiplenme ile ilgili iddiaların da Rusya ya da müttefiklerine karşı tehdit olarak değerlendirmektedir.

Her ne kadar yeni askeri doktrin yukarıdaki gibi kabul edilse de, ABD ile yürütülmekte olan nükleer silah başlıklarının azaltılması görüşmelerinin bu doktrinden “bağımsız” olduğu da ileri sürüldü. Rusya’nın açıklamasına göre yeni askeri doktrin her şeyden önce caydırıcılığa hizmet edecek, ancak ABD ile Aralık 2009’de imzalanan stratejik taarruz silahlarının azaltılmasını öngören START-Anlaşmasının devamı üzerinde de çalışmalar sürdürülecektir.
[1]
Kremlin Basın Sözcüsü Natalya Timokova tarafından Rusya’nın yeni askeri doktrini, nükleer caydırıcılığı ve yeni askeri doktrinin 2020 yılına kadar geçerli olacağı belirtildi. Rusya’nın bir önceki askeri doktrini de 10 yıl önce (2000 yılında) kabul edilmişti. Önceki askeri doktrinin temel özelliği savunma ağırlıklı özellik taşıması ve savaş hali için “ihtiyaç” durumunda hazırlık yapılması hedeflenmesiydi.
[2]
Orta Avrupa’dan Romanya’ya Kayan Füze kalkanı Projesi
Romanya Devlet Başkanı 4 Şubat 2010’da, ülkede ABD’nin yerleştirmek istediği füze savunma sisteminin Romanya Savunma Komitesi tarafından kabul edildiğini açıkladı.
[3] Aslında böylesi bir gelişme yeni değildi. Temmuz 2009’da Rus Devlet Başkanı Medvedev’le Moskova’daki görüşmesinde, Rus devlet adamını ikna edemeyen ABD Başkanı Barack Obama, konuyla ilgili ilk açıklamasında, 2005 yılından beri Doğu Avrupa ülkelerinde (Polonya ve Çek Cumhuriyeti) tesisi planlanan, stratejik-balistik füzelere karşı savunma sistemi “Füze Kalkanı” projesini “geçiştirmeye” kalkmıştı. Çünkü Rusya’nın itirazları son derece güçlü ve ısrarda devam hali, Güney Osetya sebebiyle çıkan Rusya-Gürcistan çatışmasının benzerlerini yaşatabilirdi.
Obama tarafından 16 Eylül 2009’da, anılan “Füze Kalkanı” projesinin Orta Avrupa’da tesisinden vazgeçildiği, bu projenin NATO’nun güneyine-güneydoğusuna kaydırılacağı bildirildi. Haberle birlikte anılan projenin Türkiye’ye kaydırılacağı ileri sürülerek yeni bir tartışma yaratıldı.
[4] için 7.8 milyar dolarlık bir projesinin varlığından söz edilmişti.[5] Aynı günlerde ABD Kongresi’nde verilen bir bilgiye göre de Türkiye’nin hava savunma sistemi
Bu gelişme hemen Türk kamuoyunda sorgulanmaya başlandı. Daha işin aslı belli olmadan, Doğu Avrupa’dan vazgeçilen “Füze Kalkanı”nın Türkiye’de kurulmasıyla Türkiye’nin büyük bir silahlanma yükü altına girdiği konusu tartışmaların odağı haline geldi. Patriotların orta menzilli ve bölgesel bir hava savunma sistemi olması, yani “Füze Kalkanı” tesis edebilecek yeteneklerden mahrum olduğu bir türlü kamuoyunu inandıramadı. Nihayet Genelkurmay Başkanlığınca konuya açıklık getirilerek, bir milyar dolar olarak açıklanan, orta mesafeli hava savunma sistemi “Füze Kalkanı”ndan farklı bu proje olup, tedarik işlemi de Savunma Sanayi Müsteşarlığı tarafından yapılmakta olduğu, bildirildi.
[6]
Bu açıklamanın yapıldığı günlerde, ABD’nin önemli düşünce kuruluşlarından Alman Marshall Fonu uzmanı Ian Lesser, Doğu Avrupa’ya füze kalkanı projesinden vazgeçen Amerikan yönetiminin Doğu Akdeniz’deki yeni füze ve hava savunma girişimlerini hayata geçirmesinde Türkiye’nin, NATO ile birlikte, ‘öncü rol’ oynayabileceğini öne sürdü.
[7] Bu sebeple konu devamlı gündemde kalmasa da, unutulmadı da… Türkiye’de olmasa bile yakın coğrafyada, yani Balkanlarda olabileceğine ilişkin değerlendirmeler yapılmaya devam etmişti.
Ancak, Romanya’dan yapılan açıklama gene de “sürpriz!” sayılabilecek kadar şaşırtıcı oldu. Daha doğrusu, zamanlama açısından biraz erken bulundu. ABD hava savunma şemsiyesinin 2015 yılında harekata hazır olmasını öngörmektedir. Hem ABD, hem de Romanya ısrarla bu savunma şemsiyesinin Rusya’ya karşı olmadığını vurgulamaya çalışmaktadır. ABD, buna ilaveten denizde ve karada konuşlu güdümlü mermi savunma sistemi de planlamaktadır. Bunlar her şeyden önce İran’dan olası füze taarruzlarına karşı olacakmış. Buna rağmen Rusya plana kuşkuyla bakmaya devam etmektedir. Bu bağlamda ilk ses, olayın duyulmasından bir gün sonra Alman makamdaşı Guido Westerwelle ile Almanya’da görüştükten sonra Rus Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’dan, basın toplantısı sırasında duyuldu. Lavrov, ABD’nin bu yeni hava savunma sistemi projesini kendilerine etraflıca açıklamalarını beklediklerini söyledi.
[8]
Sonuç
ABD, ne yardan ne de serden bir türlü vazgeçemiyor. Bir taraftan Rusya ile “görünen” bir çatışma, ya da potansiyel çatışma ortamı istemez görünürken, diğer taraftan da Rusya’ya karşı çeşitli bahanelerle “kuşatma” ve “ileriden savunma” stratejisinden bir türlü vazgeçemiyor. Orta Avrupa’da kurulmasından vazgeçilen “Füze kalkanı”, şimdi belki de çok daha fazla tartışma yaratacak bir coğrafyaya yerleştirilmek isteniyor.
Üstelik bu sistem karadan ve denizden güdümlü mermilere karşı savunma sistemleriyle desteklenecekmiş. Bunun anlamı, Karadeniz “Deniz Harekat Alanı” da silahlanıyor demektir. Bunun anlamı, şayet bu sistem NATO ve AB ülkeleri tarafından da onay bulursa, Karadeniz’de soğuk savaş sonrası başlayan “istikrar” tehlikede demektir. Yani, Romanya’nın ABD tarafından silahlandırılması, bu silahlanmanın Karadeniz’in deniz coğrafyasına da sarkması, ister istemez Rusya’nın da aynı coğrafyada silahlanmasını gerektirebilecektir. Tabii Türkiye’nin de bu “istikrarlı” coğrafyada yeniden silahlanması söz konusu olacak, “Barış Denizi” olarak düşünülen Karadeniz, yeniden bir husumet ve tehditler denizi haline gelebilecektir. Türkiye, bu konuda AB’nin güçlü ülkelerini de yanına alarak, kulis yapmalı ve yeni bir çatışma alanı oluşmaması için AB ve NATO ülkelerini inandırmaya çalışmalıdır. Bilindiği üzere Rusya’nın “çağdışı” gemileri için Ukrayna’nın Sivastopol’daki askeri üssü 1917’ye kadar kullanma hakkı vardır. Bu tarihe kadar “çağdaş” harp silah ve araçlarıyla değişim yaşanması son derece mümkündür. Üstelik Ukrayna’da “Turuncu Devrim”lerin uzun ömürlü olmadığı da anlaşılmışken!
[1] “Moskau verordnet sich neuen Atomwaffen-Einsatzplan”, 05.02.2010, http://derstandard.at/1263706877156/Moskau-verordnet-sich-neuen-Atomwaffen-Einsatzplan
[2] “Medvedev, Yeni Askeri Doktrini Onayladı”,
Zaman, 05.02.2010.
[3] “Moskau fordert US-Erklärung wegen Raketenstationierung in Rumänien”, 05.02.2010, http://derstandard.at/1263706841658/Moskau-fordert-US-Erklaerung-wegen-Raketenstationierung-in-Rumaenien
[4] Yigal Schleifer, “Turkey: Is Ankara set to become a vital player in revamped US Anti-Missile Shield?”, 25.9.2009, http://www.eurasianet.org/departments/insightb/articles/eav092509.shtml
[5] “Füze Kalkanı”, Derya Sazak,
Milliyet, 15.9.2009.
[6] Türkiye’nin hava savunma sistemiyle ilgili yeterli bilgiler için bkz: Celalettin Yavuz, “Doğu Avrupa – İran Üzerinden ABD-Rusya ‘İkili Oyunu’ ve Türkiye”, Eko Enerji, Yıl 3, sayı 35, Kasım 2009, ss. 41-42.
[7] “Lesser, Kalkan için Türkiye’yi Adres Gösterdi”,
Zaman, 30.9.2009.
[8] “Moskau fordert US-Erklärung wegen Raketenstationierung in Rumänien”, agy.