Üye Girişi | Yeni Üyelik
   15 Mart 2010 Pazartesi
Ortadoğu ve Afrika
Rusya – Ukrayna
Kafkasya
Türkistan
Asya – Pasifik
Güney Asya
Türkiye
Balkanlar
Avrupa Birliği
Amerika
Kıbrıs
Jeopolitik ve Strateji
Silahsızlanma Çalışmaları
Uluslararası Hukuk
Çok Taraflı İkili İlişkiler
Bilgi Yönetimi
Bilim ve Teknoloji Araştırmaları
Proje ve Kalkınma Yardımları
Medya
Uluslararası Örgütler
Hakkımızda
Başkan
Yönetim Kurulu
Danışma Kurulu
Bilim Kurulu
Kadromuz
Temsilcilerimiz
TÜRKSAM'da Staj
Bağlantılar
E-Kitap
TÜRKSAM
Adres : Oğuzlar Mahallesi, Barış Manço Cad. 1388. Sok (eski 32. Sok), No: 52
Balgat / ANKARA

T :  0090. 312. 285 31 00 - T: 0090. 312. 285 00 66
F : 0090. 312. 285 00 71
Rumların Değişmeyen Stratejisi, Uygulanmayacak Orams Kararı ve Türkiye Taraf Tutmazsa Seçimi Eroğlu’nun Kazanacağı Beklentisi
06 Şubat 2010 Kıbrıs [10] [12] [14] [16]
Prof. Dr. M. Özcan ÜLTANIR
Prof. Dr. M. Özcan ÜLTANIR
Enstitü Başkanı
Enerji Enstitüsü
Hakkında - Arşivi

Röportaj: Prof. Dr. Mustafa Özcan ÜLTANIR. KKTC Kurucu Cumhurbaşkanı Rauf R. DENKTAŞ sorularımızı yanıtlıyor.
.
Ültanır
: 2010 yılının ilk hareketi olarak, Talat’ın Rum Yönetimine sunduğu tavizler içeren plâna Hristofyas Rum siyasi parti liderleriyle yaptığı görüşmeden sonra “hayır” dedi, ama Talat-Hristofyas görüşmeleri yoğunlaştırılmış biçimde sürdürülüyor, kamuoyu oluşturmak için de bir grup KKTC’li kadınlar “çözüm istiyoruz, federasyondan yanayız” diye eylem başlatıyorlar. BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Downer’in basına yaptığı açıklamada söylediği gibi, “federasyon tek yol” olarak gösterilmek isteniyor. Yeni taktikler içeren bir sürecin başladığını söyleyebilir miyiz, nasıl değerlendiriyorsunuz?
 
RUMLARIN STRATEJİSİ VE TAKTİĞİ HEP AYNI
 
Denktaş: Rum liderliğinin stratejisi değişmiş değildir. “Kıbrıs Cumhuriyetinin meşru Hükümeti” unvanından zerre kadar fedakârlık yapmak, bunu bizimle yeniden paylaşmak, bize egemenliğe dayalı eşit haklar verip, egemenliğe dayalı bozamayacakları sınırlar tanımak niyetleri yoktur. Taktikleri de değişmiş değildir. Taktiklerine göre görüşmelere devam ediyorlar ve her fırsatta Türk tarafının uzlaşmazlığını kanıtlamak için ellerinden ne geliyorsa yapıyorlar.  Sayın Talat ayrı egemenlik, ayrı devlet istemediğini açıkladığı, ve “uzlaşmaya mecburuz, uzlaşabilmek için Rumların makûl isteklerine olumlu bakmalıyız; masadan kalkma niyetimiz yok” yaklaşımına ve verdiği tavizlere rağmen, son Türk önerileri derhal reddedilmiştir. Hristofyas ve diğer Rum liderler Türkiye’yi ve Talat’ı uzlaşmazlıkla, kabul edilemez öneriler sunmakla, mutabakata varılmış kriterlerin dışına çıkmakla suçlamayı artırmışlardır.
 
CTP-AKEL AŞKI YAŞANIYOR
 
Seçimler yaklaştıkça dış dünya (ABD-İngiltere-AB-BM Genel Sekreterliği) Talat-Hristofyas görüşmelerini desteklediklerini daha yüksek sesle açıklamaya başlamışlardır. Sayın Talat halkımıza olumlu mesajlar vermeye devam ederken, Hristofyas görüş ayrılıklarının devam ettiğini vurgulamaktadır. Buna rağmen ve Rum tarafının Kıbrıs’a sahip çıkma siyaseti her gün daha belirgin hale gelirken, Annan Plânı’nın referanduma sevk edileceği aylarda yaptıkları gibi, CTP – AKEL([1]) mensupları arasında gidip-gelmeler, müşterek toplantılar, eğlenceler, seminerler de hareketlenmeğe başlamıştır. Yeniden harekete geçen ve Talat-Hristofyas görüşmelerini desteklediklerini beyan eden kadınlar grubu, CTP’nin organize ettiği bir gruptur. Bu temaslar Rum tarafının işine gelmektedir. Dünyaya, “bakınız, aramızda bir şey yok, yeter ki Türkiye Talat’ı serbest bıraksa” mesajını vermek yönünde kullanıyorlar.
 
BM Genel sekreterinin gelişiyle görüş birliği
olUŞMASI Türk TarafıNIN Yeni tavizlerİNE BAĞLI
 
Downer’in görevi BM Güvenlik Konseyi kararları çerçevesinde hareket etmek ve devamlı surette görüşmeleri destekleyerek, halka olumlu açıklamalarda bulunmaktır. Her iki taraf federasyon görüştüğüne göre, “işler yolunda gidiyor” havasını korumak Downer’in görevidir. Ancak, bu düşüncelerle BM Genel Sekreter’ini Şubat ayında Kıbrıs’a davet etmesindeki nedeni anlamak mümkün değildir. Kendinden önce De Soto’nun yaptığı gibi, Genel Sekreterin Kıbrıs’a gelişinden yararlanarak taraflar arasındaki görüş ayrılıklarının giderilebileceğine inanıyorsa, yanıldığını görecektir. Ben yanılıyorsam ve Genel Sekreterin gelişi nedeniyle taraflar arasında beklenmedik bir görüş birliği hasıl olursa, bu, Türk tarafının Rumların istemi doğrultusunda yeni tavizler verdiği anlamına gelecektir.   
 
TÜRkiye Annan plÂnı’ndaki gibi, Kıbrıs Türkü’NE BASKI yapmaMALI
 
Downer, “Güvenlik Konseyi kararları 1960’a dönüşü öngörmediği gibi, ayrılığı, ayrı devlet esasını da öngörmüyor” diyor. Halbuki Talat-Hristofyas görüşmeleri 1960 rejiminde olduğu gibi iç içe bir model üzerinde ilerlemektedir. Yani, böyle bir anlaşma yapılabilse bile, kısa süre içinde, Rum tarafı bunun işlemezliğini, demokrasiye aykırı olduğunu, AB normlarına uymadığını savunmaya başlayacaktır. Ömrü üç yıl süren, büyük bir felâketle yıkılmış olan bir modelin peşinde koşmak akıl harcı değildir. Ancak, “anlayana sivri sinek saz” derler. Rum liderliği, 1960 Anayasası’nı kendi lehlerine tadil etmekten öteye bir şey görmüyor ve Türkiye, AB üyesi olmadan Kıbrıs’ın AB üyeliğini meşru hâle getirmek suretiyle dolaylı Enosis’i bize de kabul ettirmek istiyorlar. Halkımızın büyük bir çoğunluğu oynanmakta olan oyunu görmektedir. Yeter ki Türkiye, Annan Plânı zamanında yaptığı gibi, halkımıza “uzlaşmadır” diye böyle bir sonucu kabul ettirmek için baskı kullanmasın.
 
Ültanır: Londra’da İngiliz İstinaf Mahkemesi Orams dâvasını sonuçlandırdı, dâvayı Kuzeydeki eski evin mülk sahibi Apostolides kazanırken, o eski mülke villa inşa eden Orams çifti kaybetti, şimdi Apostolides’e tazminat ödemek durumundalar. Bu dâva bir emsal oluşturduğundan, Kuzey Kıbrıs’ta Rumların üzerinde hak iddia edebileceği mülkü bulunan herkesi sıkıntıya sokan bir durum ortaya çıktı. KKTC’nin verdiği tapuların akıbeti ne olacak? Siz deneyimli bir devlet adamı ve hukuk adamı olarak bu kararın yaratabileceği sonuçları nasıl görüyorsunuz, bu dâva sonucu “mülkiyet anlaşmazlığı” ile Talat-Hristofyas görüşmelerini çıkmaza sokabilir mi?
 
ORAMS KARARI, Kuzeyde yasama VE icra hakkı olan idareYİ YOK
GÖSTERME ve KKTC’Yİ EkonomiK ÇÖKERTME AMAÇLI KULLANILACAK
 
Denktaş: Mal-mülk konularının görüşmelerde halledileceği prensip olarak çoktan kabul edilmişti. Hâlâ bugün, Orams dâvasının kararından sonra bile. BM Genel Sekreterinin Kıbrıs’taki özel temsilcisi Downer ayni sözleri söylemektedir. Annan Plânı’nda da mal-mülk meselesi siyasi görüşmelerde halledilecek bir konu olarak belirlenmişti. Bu plândan önce Fikirler Dizisi olarak bilinen BM önerilerinde de, konuyu karşı taraf ile müzakereden ve BM Hukuk Danışmanının da görüşünü aldıktan sonra “mal-mülk konusu global bir şekilde takas ve tazminatla, kısıtlı iade ile halledilecektir” diye Rum tarafı ile mutabık kalınmış bir ilke anlaşması vardı; iş bu anlaşmayı imzalamaya gelince, Rum tarafı Annan Plânı’nda yaptığı gibi masadan kaçmıştı.
 
Rum tarafının görüşmelere taktik olarak katıldığını bir çok kez açıklamıştım. Bu nedenle BM önerilerinde ne varmış, Türk tarafı ile hangi konularda mutabık kalınmış, bunlara bakmaksızın kendilerinin Kıbrıs’ın egemen halkı ve sahibi olduklarını kanıtlayacak ne varsa onu yapmaktan çekinmezler. Nasıl ki, mal-mülk meselesini biz masada görüşürken Loizudu dâvasını Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) götürdüler. Türkiye aleyhine binlerce dâva açtılar. Loizudu dâvasında Türkiye’yi mahkûm ettiler. Ecevit Hükümeti buna boyun eğmedi, kararlaştırılan tazminatı yıllarca ödemedi. Yeni hükümet gelince tazminat ödendi ve böylelikle Türkiye, bu konularda sorumluluğunu kabul etmiş oldu. Sorumluluk “işgal nedeniyle mülk sahibinin mülküne gidememesi; bu nedenle kira ve manevi tazminat ödenmesi”!.
 
Rum idaresi sahte “Kıbrıs Devleti ve onun meşru hükümeti” unvanı altında AB üyesi olmadan önce Girne’deki Dome Oteli için Londra’da açtıkları dâvayı kaybetmişti. Mahkeme , “Girne bizim yetki alanımızda değildir; otelin bulunduğu yerde yasaması, icrası ile bir idare vardır; Kıbrıs meselesinin halli için müzakereler de devam etmektedir. Biz buradan Kıbrıs’taki bir mülk hakkında karar veremeyiz” demişti. Bu yol kapandıktan sonra Orams’ın üzerine bina inşa ettiği arsa ile ilgili olarak eski sahibi olan Rum, diğerleri gibi, AİHM’ne müracaat ederek kullanım için tazminat talebinde bulunabilirdi. Halbuki maksat AB ülkesi olarak, Rum mahkemesinin kararını, “AB üyesi Kıbrıs mahkemesinin kararı  Kuzeyde de geçerli ve tüm AB üyelerinde icra kabiliyeti olan” siyasi bir durum yaratmak için kullanmaktı. Bunu yapabilmeleri için de Rum tarafındaki (1960 Anayasasına aykırı Rum mahkemesinde) dâva açmak; bu dâvayı (hukuka aykırı bir şekilde hile ile) Orams’lara tebliğ etmek; alınacak kararı Kuzeyde icra edemeyeceklerine göre, AB Adalet Divanı yolu ile İngiltere’de malı-mülkü olan Orams’lar aleyhine icraya gitmek ve böylelikle KKTC’de mal-mülk almış İngiltere’de veya herhangi bir AB üyesinde yaşayan insanları tehdit altında tutarak KKTC’nin ekonomisini yerle bir etmek, sonuçta Dome Oteli dâvasında “Kuzeyde yasama icra hakkı olan bir idare vardır” görüşünü ortadan kaldırmaktı.
 
TÜRKİYE VE KKTC DÂVAYA MÜDAHİL OLMALIYDI, AMA TALAT İngilizlere
karar aleyhe çıksa da görüşmelere devam edeceğini duyurmuş
 
Bu deneylerinde başarılı oldular, çünkü (1) Orams’lara yapılan tebligat geçersizdi; Rum mahkemesine gidilip müdafaa yapılmamalıydı; maalesef tebliğ kabul edildi ve Rum mahkemesine müracaat yapıldı. (2) Buna rağmen dâva sürdürüldüğünde (Rum idaresinin ve Yunanistan’ın yaptıkları gibi) KKTC’nin ve Türkiye’nin “biz de ilgiliyiz” diyerek dâvaya müdahil olmaları gerekirdi; bu yapıldığı takdirde Kıbrıs meselesinin bütün ayrıntıları mahkemenin önüne konmuş ve ”Kıbrıs Mahkemesi” dedikleri mahkemenin 1960’daki karma, anayasal mahkeme olmadığı kanıtlanmış olacak, nüfus mübadelesi, bunun nedenleri iyice anlatılabilecek, dâvacının mülk hakkının tazmin edilebileceği, Kıbrıs’taki fiili ve siyasi durum nedeniyle mülkün iadesinin mümkün olmadığı anlatılabilecekti. Ne yazık ki,  bütün ikazlarımıza, yalvarmamıza rağmen bu yönde adım atılmadı. (3) Alınan kararı İngiliz Mahkemesinin “İngiltere, devam etmekte olan görüşmelerin olumlu sonuca varması için bu görüşmeleri desteklemektedir; hükümetin bu siyaseti nedeniyle, bu dâvada Kıbrıs’ta verilmiş olan kararı icra ettiremeyiz” diyerek Kıbrıs’taki kararın İngiltere’de icra edilmesi için yapılmış olan müracaatı reddetmek imkânı vardı; bunun için de İngiliz Hükümeti’nin mahkemeye “icra kararı alırsanız, hükümetin siyasetine aykırı bir karar alınmış olur ve görüşmeleri kötü yönde etkiler” demesi gerekirdi. Nasıl ki, hükümetten bu konuda bilgi istendi, fakat İngiliz hükümeti bu kesinlikte bir cevap vermedi. Şimdi anlıyoruz ki, Sayın  Talat meğer, dâva devam ederken kendisi ile görüşen İngiliz yetkililere, karar aleyhe çıksa dahi görüşmelere devam edeceğini duyurmuş.
                      
Olan olmuştur. Kararı okudum. İngiliz İstinaf Mahkemesi kararını ABAD’dan aldığı rapor üzerine bina etmiş. Raporu hazırlayan Yunan’lı Başkan. Birçok kez Güney’de misafir edilmiş, ağırlanmış; Hristofyas’tan liyakat nişanı almış, dâva devam ederken yeniden Güneyde konferans verecek diye misafir edilmiş bir kişi. Tarafsızlığı ihlâl edilmiştir şikâyetini de İngiliz hâkimler es geçiyorlar. Bir Türk hâkim ayni şekilde Kuzeyle irtibattan sonra bir Rum’un aleyhine rapor vermiş olsaydı, her halde “tarafsızlığı ihlâl edilmiştir” kararı, haklı olarak, yıldırım gibi çıkarılırdı.
 
ORAMS KARARI KKTC TOPRAKLARINDA UYGULANMAYACAKTIR
 
Orams kararının KKTC topraklarında icra edilmesi mümkün değildir. Sayın Talat ve Başbakan Eroğlu bunu kesin bir şekilde açıklamışlardır. Dâvayı kazanan Rum’un hakkı “arsa için tazminat ve Loizudu misali kira”dır. Bunu Türkiye zaten, burada AİHM’nin istemi üzerine yasa ile oluşturduğu Tazminat Tanzim Komisyonu ile vermektedir. Böylelikle KKTC Orams’lara verdiği tapuya sahip çıkacaktır; binayı yıktırmayacaktır.
 
KKTC’de yaşayanlar için Rum mahkemesinin kararları icra edilemez, ancak KKTC’de eskiden Rum malı olan bir binayı ve toprağı Güneyde bıraktığı emlâke karşı almış olan ve İngiltere’de yaşayanlar aleyhine dâvalar açılabilir. Onların tedirginliğini anlamak mümkündür, ancak KKTC Hükümeti bu konularda verdiği tapunun arkasında duracağını duyurmuştur.
 
TAZMİNAT KONUSU TEK YANLI ELE ALINAMAZ, KKTC’NİN
RUMLARDAN, TÜRKİYENİN YUNANİSTAN’DAN ALACAĞI YOK MU?
           
Mal-mülk konusu görüşmelerde halledilemediği takdirde, Kıbrıs meselesi halledilemeyeceğine göre, bu konunun Fikirler Dizisinde öngörüldüğü gibi global bir şekilde halline gidilmelidir. Bunun için de Uluslararası örgütlerin Annan Plânı kabul edilirse, uluslararası bir fon oluşturarak bu tür tazminatların ödenmesi için yardımcı olacağız sözlerinin yerine getirilmesi istenmelidir. Buna ek olarak, kaç zamandır, Sayın Talat’ı ve hükümeti ikaz ediyorum; 1963’den bu yana Rumlardan alacaklarımızın hesaplanması gerekmektedir. Tazminat konusu tek yanlı ele alınamaz. “Ya Rum’un alacağı fazla çıkarsa” diyenler var. Zaten tazminata mahkûm ediliyorsun. Alacağını hesaplatmakla bir şey kaybetmezsin. Loizudu emsal olarak alınırsa, bizim 103 köyün malını, mülkünü, ürününü 1963’den bu yana kullananlardan alacaklarımız çok büyük bir yekûn tutar. Memurların, emeklilerin, kayıp ailelerinin, şehit ailelerinin alacakları var. Soykırıma maruz kalmış bir halkız. Mağdur durumdan suçlu durumuna düşürüldük. Bu kabul edilemez. Tazminatları görüşürken, Yunanistan’dan Türkiye’nin ve bizim hiç mi alacağımız yoktur? Türkiye’yi müdahaleye mecbur bırakan Yunanistan değil mi? Kıbrıs’ta soykırım teşebbüsünde Yunanistan’ın suçu yok mu? Bunları bağışladık mı?        
 
KKTC’ye sahip çıkmayıp Kan dökerek, can vererek
kazandıklarımızı masa başında verecek miyiz?
 
Orams kararı ile mahvolduk” diye dövüneceğimize bu tür haklarımızı masaya yatırmak ve gerekirse, bu konularda makûl bir çizgiye gelmeden masaya oturmamak gerekir. Her alanda hakkımız olan, var olan siyasi eşitlikten zerre kadar hissemizin, hatta varlığımızın kabul görmediği bir duruma getirildik, biz hâlâ “masadan kalkan taraf biz olmayacağız” diye kahramanlık ve barışseverlik gösterisine devam ediyoruz. Kan dökerek, can vererek kazandıklarımızı masa başında vermeyeceksek, KKTC’ne sonuna kadar sahip çıkmalıyız. Başka çare yoktur. Dengesizliğin hakim olduğu bu ortamda görüşmelerden bize hayır gelemez.        
 
Ültanır: Kuzey Kıbrıs’ta 18 Nisan’da yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçimi için baş adaylar olarak görünen Talat ve Dervişoğlu’nun yanısıra, başka isimler de geçiyor, ama hiç kimsenin adaylığı şu ana kadar kesinleşmiş değil. Siz Cumhurbaşkanlığı seçimlerine nasıl bakıyorsunuz ve gelişmeleri nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu seçim sürecinde Talat-Hristofyas çözüm senaryosu hâlâ oynanırken, Dervişoğlu’nun 20 Ocak’ta Rum Kesiminde anamuhalefet lideri DİSİ Partisi Genel Başkanı Anastasiadis ile görüşmesi ve sonrasında yapılan açıklamada “kabul edilebilir ve yaşayabilir bir anlaşma”dan söz edilmesi, geleceğin yeni senaryosunun Eroğlu-Anastasiadis görüşmeleri mi olacağı sorusunu akla getiriyor, ne dersiniz?
 
KKTC’DE 18 Nisan seçimi Talat ve Eroğlu arasında geçecek,
türkiye taraf tutmazsa, SEÇİMİ Eroğlu’NUN KAZANMASI BEKLENİR
 
Denktaş: Her seçimde, yüzde üç-beş oy alamayacağını bilen kişiler de adaylıklarını koyarlar. Böylelikle hem egolarını tatmin ederler, hem de küfretmek istedikleri kim varsa, seçim demokrasisinden yararlanarak içlerini boşaltırlar. Ancak, öyle anlaşılıyor ki, esas seçim Talat ile Eroğlu arasında cereyan edecektir. Talat’ın misyonu bellidir. Birleşik Kıbrıs. Ayrı devlet, ayrı egemenlik yok. O kadar birleşeceğiz ki, Cumhurbaşkanı ile Yardımcısını tek listeden, ağırlaştırılmış oy aldatmacısıyla seçebileceğiz. Garantiler görüşmeye açık; şimdiden İngiltere “ben bunları değiştirmede varım” diyor. Türkiye Talat-Hristofyas görüşmelerinin tam arkasında olduğunu sık sık açıklamakta. Halkın yüzde seksene yakın oy ile iradesi bu gidişatın karşısında! Bunu değiştirmek için Annan Plânı döneminde harekete geçmiş olan “barışseverler” faaliyette, “Eroğlu gelirse görüşmeler sona erer”  propagandasını yürütmektedirler; bu, ayni zamanda Türk Hükümetine de bir çağrıdır: “Eroğlu, desteklediğin görüşmeleri torpilleyecek” mesajı verilmek istenmektedir. Eroğlu’nun partisi halka “devlete, egemenliğe, Türkiye’nin garantisine sahip çıkılacaktır” mesajını vererek iktidar olmuştur. Türk hükümeti, Annan Plânı döneminde yaptığını yapmaz ve seçimlerde taraf tutmazsa Eroğlu’nun kazanması beklenmektedir. Bunu garantilemesi için milli dâvada ayni görüşte olan DP ve ÖP ile “UBP ve Milli güçler” cephesini kurma önerisine şimdilik yanaşmamıştır. Bence büyük risk alıyor.
 
HAYRA ALAMET OLMAYAN MAKSATLI BİR YAYIN
 
Rum tarafı, “Eroğlu gelirse görüşmeler sona erecek, uzlaşma ümidi büsbütün ortadan kalkacak” propagandasına hız vermektedir ancak, zaten uzlaşma istemeyen Hristofyas’a göre Eroğlu seçilirse “uzlaşmaz taraf yine Türk tarafıdır” taktiğine sarılabileceği düşüncesinde olmalı ki, ikide birde, Talat’ı halk indinde küçük düşürecek açıklamalar yapmaktadır. Bu şartlarda Eroğlu, kendini görüşmeden yana göstermek zorunda kalmaktadır. Herkesin dediği gibi Rum tarafı ile temas etmekten vazgeçecek biri olmadığını kanıtlaması gerekiyor. Rum tarafı da Eroğlu’nu daha iyi anlamağa çalışıyor. Anastasiadis ile bir araya gelişin altında yatan nedenler bu olmalı. Eninde sonunda, seçimlerde Türk hükümeti ne yapacak? Tam tarafsız kalacak mı? Durup dururken, hükümet yanlısı basında Eroğlu’nun çocukları Kıbrıs Pasaportu aldı yayınının yapılmış olması, bu konuda hayra alamet değildir. Bekleyelim, göreceğiz…    
 
 
 
Prof. Dr. Mustafa Özcan Ültanır’ın
yönetiminde hazırlanan aylık siyasi ve ekonomipolitik
EkoENERJİ Dergisi’nin Şubat 2010 tarihli  37. sayısı  ÇIKTI.
GÜNDEM
Darbe Paranoyası ile Cadı kazanı Kaynatılırken Ülke Yönetilebilir mi?
Prof. Dr. Mustafa Özcan ÜLTANIR
* * * * *
KIBRIS DOSYASI
Rumların Değişmeyen Stratejisi, Uygulanmayacak Orams Kararı ve
Türkiye Taraf Tutmazsa Seçimi Eroğlu’nun kazanacağı Beklentisi
Rauf R. DENKTAŞ
* * * * *
HUKUK ETİĞİYLE GÖRÜŞ
HUKUKLA OYNAMAK
Yekta Güngör ÖZDEN
* * * * *
SİYASET PLATFORMUNDAN
Türkiye Karamsar Tablo Sergiliyor, Değişimi Halkın İradesiyle Yeni İktidarda
Onur B. ÖYMEN
* * * * *
DİPLOMATİK FİYASKO
Ermenistan Protokol Krizinden Orta Asya ve Ortadoğu’ya
Türk Dış Politikasındaki Açmazlar
Prof. Dr. Hasan S. KÖNİ
* * * * *
Dış Politika
Türk-Rus İlişkilerinde Yeni Yaklaşımlar ve Erdoğan’ın Moskova Ziyareti
Sinan OĞAN
* * * * *
GÜNCEL SÖYLEŞİ
Silahlı Kuvvetlere Karşı Asimetrik Psikolojik Savaşın Arkasında Neler Var?
Yöneten:
Prof. Dr. Mustafa Özcan ÜLTANIR (EkoEnerji Genel Yönetmeni)
Söyleşi Konukları (Soyadına göre alfabetik sırayla):
Erol ÇEVİKÇE (Eski Milletvekili, Eski Bakan, Politikacı Yazar ve Yorumcu)
Armağan KULOĞLU (E. Tümgeneral)
Şahin MENGÜ (Avukat, CHP Manisa Milletvekili)
Haldun SOLMAZTÜRK (E. Tuğgeneral)
* * * * *
EKONOMİ KOÖŞESİ
Ekonomide Toparlanma Yok ve IMF Tartışmaları 2010’a Taşındı
Maruf BUZCUGİL
* * * * *
TEMİZ ENERJİ
Bir Konferansla Nükleer ve Yenilenebilir Enerji Kaynakları
Prof. Dr. H. Mehmet ŞAHİN, Prof. Dr. Taner ALTUNOK
* * * * *
ÖZELLEŞTİRME
Dağıtımdan Sonra Sıra Elektrik Üretim Özelleştirmelerinde
Ceyda ÇETİN ERTEN
* * * * *
MASA BAŞI ÇÖZÜMLEME
TÜRK ENERJİ HUKUKU Avrupa Birliği Kriterleriyle ne Kadar Uyumlu?
Yöneten:
Prof. Dr. Mustafa Özcan ÜLTANIR
Konu Analistlerimiz(Soyadına göre alfabetik sırayla):
Av. Çağdaş Evrim ERGÜN
Prof. Dr. Ali D. ULUSOY
* * * * *
ENERJİDEN KISA HABERLER
* * * * *
EkoENERJİ zengin içeriği, güçlü kalemleri ve güçlü yorumcularıyla sizlerle
Tel 0312 430 06 21/22,  Faks: 0312 430 49 40
 
Bu makale 1 Şubat 2010 tarihli EkoENERJİ dergisinin Kıbrıs Dosyası köşesinde yayınlanmıştır.


([1])  CTP: Cumhuriyetçi Türk Partisi - Sosyalist, Mehmet Ali Talat’ın geldiği parti.
    AKEL: Çalışan Halkın İlerici Partisi - Komünist, Dimitris Hristofyas’ın geldiği parti.


http://www.turksam.org/tr/a1913.html
Arkadaşına Gönder 202 kez okundu Yazdır
Paylaş: Google Yahoo FaceBook Mixx
Digg StumbleUpon Del.icio.us reddit Twitter
 
Yorumlar
   Başlık : 
  Yorum : 
(Yorum larınızı yaparken '<' ve '>' işaretlerini kesinlikle kullanamazsınız.) 

* Yorum yapabilmeniz için 'Üye Girişi' yapmanız gerekmektedir.

  
Bu sitede yer alan bilgiler TÜRKSAM adresi kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Tüm hakları Telif Hakları Yasası'nca korunmaktadır. Kâr amacı güdülmez. Yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Kıbrıs 
Ençok Okunanlar
Kıbrıs'ta Yeni Planlar
5723 kez okundu.
KKTC'nin Seçimi
4235 kez okundu.
Rusya'nın Kıbrıs'a Bakışı
4115 kez okundu.
Kıbrıs Laboratuvarı
3953 kez okundu.
Azerbaycanlı İşadamlarının Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetini Ziyaret Etmesi
2508 kez okundu.
Sitede Ençok Okunanlar
Osmanlı Devletinde Ermeni Sorunu Ve Avrupa Devletlerinin Ermeni Politikaları
34375 kez okundu.
Türklerde Yeni Yıl: Nevruz Bayramı ve Törenleri
22166 kez okundu.
İran’ın Nükleer Çabaları: Hedefler, Tartışmalar ve Sonuçlar
13131 kez okundu.
Yeni Global Oyun ve Hazar’ın Statüsü
12208 kez okundu.
Montrö Boğazlar Sözleşmesi Yetmiş Yaşında
11272 kez okundu.
Sitede Ençok Yorumlananlar
Atatürk’ün Türk Dünyasına Bakışı!
9 defa yorumlandı.
Ermenistan ile İmzalanan Protokoller ve Bundan Sonraki Riskli Sürecin Analizi
5 defa yorumlandı.
PKK Terör Örgütü’nün Dağdan İnmesi ve Karşılanmasındaki Sorunlu Süreç
5 defa yorumlandı.
Enerji Politikamızda Değişiklik Sinyalleri: Rusya Stratejik, Türkiye ise Ekonomik Çıkarlara Üstünlük Veriyor?
3 defa yorumlandı.
Mitat ÇELİKPALA: Türkiye-Ermenistan Protokolü ve Sonrası
3 defa yorumlandı.
Copyright © 2004 - 2010 TÜRKSAM - Tüm Hakları Saklıdır.
Şu an sitemizde gezinen 3171 ziyaretçi, 1 üyemiz bulunmaktadır.
Tasarım ve Programlama TÜRKSAM - Bilişim Teknolojileri Merkezi (BTM)
En iyi 1024x768 görüntülenir.