Irak’taki son genel seçimler, aslında seçim sürecine girilirken sancılarla başladı. Uzun bir süre seçimle ilgili yasayla boğuşan Irak Meclisi, daha sonra yurtdışındaki Iraklı seçmenlere ayrılan kontenjan, oy verenlerin seçim bölgeleri ile ilgili yeni düzenleme ve Irak kuzey Yönetimi’ne ait illerdeki kontenjanlar konusunda büyük bir kriz yaşamıştı. Bu kriz özellikle de Sünni Cumhurbaşkanı Yardımcısı Tarık el-Haşimi tarafından iki kez “boykot” tehdidiyle de önemli bir boyut kazanmıştı. Ancak, 1957’den beri nüfus sayımı yapılmayan Irak’ta her türlü engele rağmen 7 Mart 2010’da, 200.000’in üzerindeki güvenlik gücünün “koruyamamasızlığı” altında genel seçimleri yaptı.
Seçimlerin ardından ilk verilere göre Başbakan Nuri el-Maliki ve onun partisi “Dava”nın da içerisinde bulunduğu “Irak Hukuk Devleti” koalisyonu yüzde 35 civarındaki oranla seçimi önde götürmekteydi. Arkasından da yakın aralarla Mukteda el-Sadr ile el-Hekim’in de içerisinde bulunduğu çoğunluğu Şii olan “Irak Milli İttifakı” ve Sünnilerin yoğunlaştığı “laik” çizgiye vurgu yapan eski başbakanlardan Şii Eyad Allavi ve Cumhurbaşkanı Yardımcısı el-Haşimi ile Baas rejimi sempatizanı olduğu için 160 yandaşı ile birlikte aday listesinden çıkartılan el-Mutlak’ın içinde bulunduğu “el-Irakiye” gurubu yakın arayla birbirlerini izlemekteydiler.
Seçimin üzerinden bir hafta geçtikten sonra Allavi, İran’ın manipülasyon yaptığını ve bu sebeple kendi oylarında beklenenden az olduğunu iddia etti. Ancak buna rağmen Başbakan el-Maliki ve gurubunun, 325 kişilik Meclis için 100 civarında, Allavi ve el-Irakiye’nin 80-100 arasında, Irak Milli İttifakı’nın da 50-80 arasında milletvekili çıkarabileceği değerlendirmeleri yapıldı. Allavi’nin çıkışı nedense pek yankı bulmadı.

17-18 mart tarihlerine doğru Allavi’nin oy oranlarında gözle görünür bir artış dikkati çekti. El-Irakiye ile birlikte Kerkük’te seçime giden Irak Türkmen Cephesi (ITC)’nin de beklenen oy artışı sağladığı alınan haberler arasında. Öyle ki, neredeyse el-Maliki’nin Irak Hukuk Devleti ile Allavi’nin el-Irakiye’si at başı gitmeye başladı. 21 Mart itibariyle oyların yüzde 90 civarında olanı sayıldığında, bu fark neredeyse erir gibi olunca el-Maliki’nin de itirazları yükseldi. Başbakan el-Maliki ve Cumhurbaşkanı Celal Talabani, 21 Mart’ta Yüksek Seçim Kurulu (YSK)’na, oyların yeniden ve tek elden sayılması için müracaat etti. Ancak YSK bu teklifi kabul etmedi. Bunun üzerine el-Maliki’nin sözcüsü, “Şayet YSK oyların yeniden ve tek elden sayılmasını kabul etmezse, Irak Hukuk Devleti gurubunun seçim sonuçlarını kabul etmeyeceğini” söyledi. Böylece Irak’ta yeni bir istikrarsızlığın yükselmekte olduğunu tüm dünya öğrendi.
Şimdi Ne Olacak?
Nuri el-Maliki, ABD’nin ayrılma sürecinde “kerhen” de olsa desteklediği bir başbakandır. Hele de son dönemde Cumhurbaşkanı Celal Talabani ile birlikte hareket etmesi, Baas yanlılarına karşı ABD ile birlikte duruşu dikkate alınırsa, ABD için desteklenecek en uygun aday gene el-Maliki gözükmektedir. Öte yandan Allavi’nin çoğunluğu elde etmesi halinde kabineyi kurma görevi kendisine verilecektir. Bu durumda Allavi’nin de işi pek kolay değildir. Bir taraftan el-Maliki ile koalisyon kurmakta sıkıntı yaşarken, diğer taraftan da kendi gurubu içerisindeki el-Haşimi’ye cumhurbaşkanlığı yolunu açmazsa, kendi gurubunun da dağılması söz konusudur.
ABD, ağırlığını koyarak oyların sayılmasını yeniden isteyebilir mi? Buna “Evet!” diyebilmek mümkün değildir. Zira böylesi bir gelişme, zaten iç istikrardan yoksun ülkede yeni karışıklıklara sebebiyet verecektir. El-Maliki’nin seçim sonuçlarını kabul etmemesi halinde de yeni karışıklıkların çıkması mümkündür. Şayet genel seçimler öncesinde el-Maliki gönlünde yatan koalisyonun kendi gurubu ile içerisinde el-Sadr’ın bulunmadığı Irak Milli İttifakı olduğunu söylememiş olsaydı ve Baas yanlılarına karşı hoyratça davranmasaydı, bugün en sağlıklı koalisyonun el-Irakiye ve Irak Hukuk Devleti koalisyonu olacağını söyleyebilmek mümkündü. Ancak, gelinen günde bu oluşum için vakit henüz erkendir. Oysa Irak’ın yaralarını sarabilecek ve Sünni-Şii kavgasını sonlandırabilecek, geniş tabanlı bir hükümet için bu iki gurubun bir araya gelmesine ihtiyaç vardır. Bakalım Irak’taki bu “Arap saçına dönen seçim sonucu”, Iraklı Araplar tarafından nasıl çözülecek? Yoksa gene Talabani ve Irak Kuzey Yönetimi “anahtar” rolde mi kalacaklar?
Irak’ın Geleceğiyle İlgili Beklentiler
Irak’ta seçime katılan guruplar içerisinde hemen her gurubun düşüncesinde Irak’ın geleceğinde ve zenginliklerinde (petrol gibi) daha çok pay sahibi olabilmektir. Bir bakıma ABD’nin ayrılması halinde 2011 yılı sonundan itibaren bir başına kalacak Irak, bu seçimlerle bir “iç hesaplaşma”yı da yaşamış olacaktır. Ancak bu iç hesaplaşma kuşkusuz ki hala 96 bin kişilik kuvvetiyle Irak’ta var olan ABD’yi endişelendirmemek koşuluyla…
Irak anayasası üçlü bir federal yapıyı öngörüyor olsa da, asında fiili durumda sanki iki federal yapı var gibidir. Biri merkezi hükümet ve onun dağınık yapısı içerisindeki Irak, ikincisi de üç vilayette mevcut Irak Kuzey Yönetimi. Merkezi hükümeti güçlendirme yanlıları Irak Kuzey Yönetimi’nin merkeze yakınlaşmasını isterken, bayrağı, meclisi, başbakanı, bölge başkanı, milli marşı, kendi güvenlik gücü bulunan Irak Kuzey Yönetimi, fırsat bulduğunda bağımsızlık isteyebilecek kadar ayırım yanlısıdır. Bağımsızlık için eksik olan üç şey; para birimi, bağımsızlığın ilanı ve komşu üç ülke (İran, Türkiye ve Suriye)’nin karşı çıkmasıdır.
Zayıf bir merkezi hükümet ve İran’ın nüfuz alanı altında bir Irak, İran’ın başlıca beklentisidir. Suudi Arabistan ve diğer Körfez ülkeleri ise, İran’ın etkisinden uzak, ancak nispeten zayıf bir merkezi hükümet yanlısıdırlar. Suriye de uyumlu, ancak kendisini rahatsız etmeyecek ölçüde bir zayıf merkezi hükümet kurulmasından yanadır. İşin ilginç yanı, güçlü bir Irak istemeyen İran, Suriye, Suudi Arabistan, hatta Ürdün ve Irak Kuzey Yönetimi gibi, İsrail de zayıf bir Irak hükümetinden yanadır. Bu denklem içerisinde ABD’nin bile istekleri neredeyse bu isteklerle örtüşmektedir. Türkiye’nin isteği ise, tüm bunların aksine ve güçlü bir merkezi hükümetten yanadır. Zira Türkiye, 2008 yılında başbakanlar düzeyinde imzalanan, 2009 sonbaharında Bağdat’ta ilk toplantısı adeta iki “kabineli” olarak gerçekleştirilen, başbakanlık düzeyindeki “Stratejik İşbirliği”nin devam etmesini istemektedir. Bunun gerçekleşebilmesi için de iç istikrarı sağlayabilecek güçlü bir merkezi hükümete ihtiyaç vardır.
Sonuç
“Demokratik” ülkeler genellikle kendi ülkelerinin ve kendi insanlarının “demokratik hakları” konusunda son derece duyarlı iken, çıkarlarının bulunduğu ülke ve coğrafyalarda her nedense “demokrasi dışı” yapılanmaya pek de o kadar dikkat etmezler. Her nedense bu yerlerde “demokratik” ülkelerin “demokrasi havarisi” sivil toplum örgütleri de duyarsızdır. Ancak, gene de demokratik ülkelerle demokrasi kültürünün az bulunduğu ülkeler arasındaki farkın, bir bakıma gelişmişlikle özdeşleştirildiği de bilinmektedir.
Ne yazık ki Müslüman ve coğrafyamıza yakın bölgelerde yapılan seçim sonuçları genellikle çok geç alınmakta, üstelik de seçimlerin hileli geçtiği de bilinmektedir. Ağustos 2009’da Afganistan’da yapılan seçimlerin sonucu ancak Kasım 2009 başında belli olabildi. Ancak dünya alem de biliyordu ki, Afganistan’daki seçimlerin bir “demokratik” ülkede yaşanması mümkün değildi. 96 bin ABD askerinin bulunduğu “özgür” Irak’ta yapılan seçimlerin ardından 15-16 gün geçti, ancak hala sonuç alınamadı. Üstelik seçimlere hile karıştırıldığı, seçimlere giren iki güçlü gurup tarafından da ciddi şekilde ileri sürüldü. Hatta Başbakan el-Maliki gurubu, oylar yeniden ve tek elden sayılmazsa, sonuçları kabul etmeyeceğini söyledi. Sayılırsa da, en azından ilave 25-30 gün daha beklenecek demektir. İşte burada “demokratik” ülkenin ne demek olduğu daha iyi anlaşılıyor. 27 Eylül 2009’da 80 milyonluk Almanya’da yapılan genel seçimlerin sonucu bindelik yüzdelerle aynı gece yarısından önce belli olmuştu. 4 Ekim’deki yunan genel seçimleri ve Orta Doğu’daki İsrail’de 10 Şubat 2010 tarihli genel seçimlerde de aynı hızı gördük. Dileriz seçim sonuçlarıyla ilgili tahammül, dürüstlük ve hızlı sayım sonuçlarını bulunduğumuz coğrafyadaki her ülkede pek yakında mümkün olabilir!
Son söz: Irak genel seçimleri “Bu pilav daha çok su kaldırır!” sözüne uygun olup, daha çok sayıda değerlendirme yazdıracağa benzemektedir.