Üye Girişi | Yeni Üyelik
   08 Şubat 2012 Çarşamba
Enerji Enstitüsü
Terör Enstitüsü
Ermeni Enstitüsü
Göç Araştırmaları
Türk Dünyası Enstitüsü
Ekonomi Enstitüsü
Silahsızlanma Çalışmaları
Hakkımızda
Başkan
Yönetim Kurulu
Danışma Kurulu
Bilim Kurulu
Kadromuz
Temsilcilerimiz
TÜRKSAM'da Staj
Bağlantılar
E-Kitap
TÜRKSAM
Adres : Oğuzlar Mahallesi, Türkocağı Cad. 1388. Sok (eski 32. Sok), No: 52
Balgat / ANKARA

T :  0090. 312. 285 31 00 - T: 0090. 312. 285 00 66
F : 0090. 312. 285 00 71
Ermeni Soykırım İddialarının Mimarları: Dragomanlar (Tercümanlar)
26 Ağustos 2010 Ermeni Enstitüsü [10] [12] [14] [16]
Dr. M.Galip Baysan
Konuk Yazar

Hakkında - Arşivi

Osmanlı Devletinin son dönemlerinde çöküşü körükleyen en önemli unsurların başında ne Büyükelçi ve Elçiler ne de yabancı diplomatlar bulunuyordu. Gerçek aktörler: bu kişilerin hemen yanı başında bulunan, onları kendi veya bağlı oldukları örgütlerin istediği istikametlere yönlendirebilen, hemen hemen hepsi Gayrimüslim olan ve ülkedeki yabancı kolejler ve okullarda özel bir amaçla yetiştirilen tercümanlardı. Bu tercümanların ve ülkedeki azınlık fikir, ideal ve düşünce adamlarını yetiştiren okulların başında 1860larda Ortaköy’de kurulan Amerikan Robert Kolej geliyordu. Daha önce yabancı okullar ve Misyonerler bölümünde temas ettiğimiz gibi, Kapitülasyonların verdiği avantajla kontrol dışında kalan ve öğrencilerinin hemen hemen tümü Gayrimüslimlerden seçilen öğrenciler Osmanlı Devletine düşman amaçlarla özel olarak yetiştiriliyorlar ve bunlar dış dünyadan büyük destek görüyorlardı.
 
Hatta bu okulun kuruluşu sırasında yer aranırken Mr. Robertle ilgili bir rivayet vardır. Kolejin kurulacağı yer konusunda son sözü Mr. Söyler ve şöyle der: “Türkler Bizans’ı Ortaköy sırtlarından gemilerini aşırarak yıktılar, biz de Türk İmparatorluğunu kuracağımız bu eğitim kurumuyla Ortaköy’den yıkacağız”
 
Gerçekten de öyle oldu, Osmanlı Devletinde Müslümanların şu veya bu nedenlerle semtine uğrayamadığı bu okul ve benzerleri Osmanlı birliğini yıkacak adamlar yetiştirdi. Söz konusu ettiğimiz Tercümanlar bu okulların en belirgin ürünleridirler.
 
19. yy sonu ve 20nci yy başlarında İngiltere’nin İstanbul büyükelçiliğinde özel ilgiye değer iki mevki vardı. Ticari ataşe ve dragoman (Baş tercüman/ tercüman), Ticari ateşe elçiliğin ticari işlerine yardımcı oluyor, İngiltere’nin bölgedeki ekonomik çıkarlarını koruyordu. Diğer post (mevki)ye gelince; bu post sadece İngiltere için değil, başta Ermeni davası olmak üzere, bütün Gayri Müslim tebaa ve onların sorunları için en önemli mevki konumundaydı. Tercümanlık kadar Doğu Sekreterliği görevini de yürüten Dragoman, diplomatik Birinci Sekreter rütbesine kadar çıkabilirdi ve büyükelçinin çok bilgili kabul edilen, önemli bir danışmanıydı. Bu görevi yürütenlerden biri olan Andrew Ryan bu rolü “bir anlamda Türklerle ilişkide büyükelçi’nin en yakın arkadaşı” olarak tanımlıyor ya da halefi Gerald FitzMaurice’in dediği gibi “bir dragoman şefiyle kaynaşmış” oluyordu.(1)
 
Baş dragomanlık görevini 1894’ten –1903’e kadar Adam Block, 1903-1907 arası Harry Lamb, 1908 den 1920’ye kadar Gerald Fitzmaurice yürüttü. Andrew Ryan çoğunlukla Fitzmaurice’a vekâlet ediyordu ve 1920’nin sonunda, müsteşarlık, rütbesi ile asaleten atandı. Ancak, Fitzmaurice Osmanlı meselesinde o kadar etkindi ki, hastalığına ve yokluğuna rağmen görevini uzun süre sürdürdü. Meselâ büyükelçi O’Conor’un ölümünden sonra 12 Nisan 1908 tarihinde İngiltere’ye gönderdiği bir mektubunda hem Britanya’nın Osmanlı politikası’nın nasıl olması gerektiğini tavsiye ediyor hem de yeni büyükelçi olarak atanacak kişi için atanmasını düşündüğü kişinin koşullarını da tespit edebiliyordu.(2)
 
Padişah’ın Anayasa’nın yürürlükte olduğunu ilan ettiği günlerde( Temmuz 1908 sonu) İngiliz devlet adamlarının görüşleri, Türk-İngiliz ilişkileri’nin seviyesi ve konumuzun kahramanı baş tercümanın rolü hakkında net bir fikir verebilir. 31 Temmuz 1908 tarihinde İngiltere Dışişleri Bakanı (Sir E. Grey)’den büyükelçi (G.Lowther) e gönderilen bir mektup şu görüşleri içermektedir:
 
“....İstanbul’a çok iyi bir zamanda geldiniz. Benim parlamento da yaptığım konuşma ve telgrafım bizim tutumumuzu size izah edecektir. İstemediğimiz mevzulara el atıp Türkleri şüphelendirmeyelim. Fakat onlara işlerini iyi idare ederlerse bizim yardımımızı ve desteğimizi sağlayacaklarını anlatalım. Bundan Türkleri himaye edeceğimiz manası çıkmasın, fakat himayekâr davranacağımız anlatılsın.
 
Şüphesiz işler her zaman şimdi olduğu kadar iyi gitmeyecektir. Önümüzde bizi beklemekte olan tehlikeleri bilemiyoruz. Türk halkına bizim kavgalarımızın kendileriyle olmadığını, şimdi kendilerinin de protesto ettikleri iktidardaki mahlûklarla olduğunu anlatalım.
 
Şayet Türkler anayasayı tam olarak ayakta tutar ve kendileri de kuvvetlenirse bunun sonuçları bizim şimdi göremeyeceğimiz kadar uzaklara gidebilir. Bu hareketin Mısır’daki tesiri inanılmayacak kadar büyük olacaktır, kendisini Hindistan’da da hissettirecektir.
 
Biz şimdiye kadar idaremiz altında bulunan İslâmlara kendi dinlerinin başkanı olan milletin kötü bir despot tarafından idare edildiğini söylüyorduk. Hâlbuki biz idare ettiğimiz Müslümanlar için iyi bir despottuk ve bizim idaremiz altında daha mesuttular. Zira bu insanlar mukayese imkânına sahip değillerdi, dolayısıyla farkın kendi lehlerine olduğunu kabule hazırdılar.
 
Fakat şimdi Türkiye bir anayasa yapar, parlamentoyu çalıştırabilirse (diğer topluluklar da) bir anayasa isteyecektir. Bizim bu kuvvete karşı koymamız çok güç olacaktır. Şayet Türkiye’de anayasa iyi işler ve Türkiye’de işler iyi giderse Mısır’da ayaklanmalar olacaktır, bu vaziyette bizim durumumuz çok garip kalacaktır.
 
Biz asla ne Mısır halkıyla ve ne de Türk hükümetiyle mücadeleye girmeyeceğiz. Bizim mücadelemiz Türk halkının hisleriyle olacaktır. Bunu yakın veya ileride çok dikkatle ele alınacak bir konu olarak veriyorum.
 
Bu hususun haricinde bütün reform hareketlerini tutuyor görünün ve bana bilgi verin...” (3)
 
Büyükelçi’nin 4 Ağustos tarihli cevabı:
 
“...Geri dönüşümde değişiklik beni çok şaşırttı. İşlerin bu kadar iyi gitmesi ve bir damla kan akmaması harikulâde. İttihatçıların gayeleri çok ciddi ve milliyet hisleri çok kudretli.
 
Bizim durumumuz da çok iyi. Tebrikler ve gösterdiğimiz sempati minnetle karşılandı. Tam bu sırada İzzet Paşa hadisesi çıktı. Önce Alman sefaretine sığınmış Almanlar onu bize yollamışlar... Bıraktığımız bu kötü intibaı zamanla telafi ederiz sanıyorum.
 
Sultanın bugün kalabalık arasında seven bir baba gibi hareket ettiğini görünce çok güldüm ve onun yaşayan komedyenlerin en büyüğü olduğunu anladım.”(4)
 
Dışişleri Bakanı E.Grey’in, Sir G.Lowther’e gönderdiği 11 Ağustos 1908 tarihli mektubu:
 
“....Türkiye’de olanlar öylesine harikulade ki anayasayı uzun müddet devam ettireceklerini sanmıyorum. Irklarının ve dinlerinin tesirinde yeniden şiddete ve düzensizliğe kayacaklardır. Bu vaziyet kuvvetli bir askeri diktatörlük doğurabilir, fakat şimdiden bunu kestirmek zordur.
 
Kudretli ve reformlar yapmış bir Türkiye, Avrupa diplomasisinde çok kudretli tesirlere sahip olabilir. Yapılan reformları tutuyor görünüp onlara cesaret verelim, fakat Ruslara da Türkleri tutuyor intibaı vermeyelim.
 
Biz her fırsatta Ruslarla müşterek harekete hazır olduğumuzu göstermeliyiz...”(5)
 
Bu satırlar bize İngiliz devlet adamlarının, Padişah ve Türkler hakkındaki görüşlerinin pek olumlu sayılamayacağını gösteriyor. Jön Türkleri asıl rahatsız eden İngilizlerin Bosna-Hersek için Avusturya-Macaristan İmparatorluğuna, Girit için Yunanistan’a ve bağımsızlık için Bulgaristan’a el altından destek vermesi olmuştur. Başta İngiltere’ye duyulan sempati bir kaç ayda buhar olup uçacaktır. Biz burada dikkatinizi İngiliz görevlilerden ziyade onların akıl hocası darogoman Fitzmaurice üzerinde yoğunlaştırmak istiyoruz. Ünlü Baş tercüman’ın 25 Ağustos 1908 günkü değerlendirmesi onun bu konuda ne kadar pervasız olduğunun bir örneğidir.
 
“Her şeyin düzgün gittiğini ve meşruti yönetimin kuvvetlendiğini varsayarsak, bugün için sempatilerine, ihtiyaç duydukları yabancılara fazla iltifat eden Türklerin az zamanda vatanseverce demesek bile, güçlü ve milliyetçi duygulara sahip olacakları muhakkaktır. O zaman Girit, Mısır, Makedonya, Bosna, Aden, Lübnan, Kıbrıs sorunlarında, belki de Hintli nöbetçisiyle Bağdad’daki özel durumumuz hakkında söz sahibi olmak isteyeceklerdir. Doğaldır ki bu arada Lynch’in (iki nehirde gemi işletmeciliğini elinde tutan nüfuzlu İngiliz şirketinin sahibi) Dicle ve Fırat nehirlerinde usulsüz gemi seferlerini de unutmak gerekir. Üzerinde düşünülmesi gereken bu biçimde birçok sorun var ve bunları fazla tartışmadan kabul etmek zorundayız.
 
Bugün için Türklerin öncelikle öne aldıkları sorunlar arasında ticari anlaşmalar, posta yönetiminin düzeltilmesi ve ülkedeki yabancı posta yönetimlerinin Tasfiyesi, kendi adalet sistemlerinin kurulması, kapitülasyonların, kavasların, tercümanların ortadan kaldırılması olacaktır. (Gerçekten işler Türkler lehine gelişirse, yabancı elçilikler zamanla diğer ülkelerdekinden farksız duruma düşeceklerdir.) Belki de az zamanda üç kuşaktan beri Türkiye’ye yerleşmiş yabancıların askere alındıklarına şahit olabiliriz. Askere alınan Hıristiyanların sorununun da nasıl çözüleceği, üzerinde durulmağa değer. Durumun en önemli yönlerinden biri de budur.
 
Şimdi iktidarda ‘İngiliz Kâmil’ var ama parti mensupları arasında ‘Herr Von Ferit Paşa’yı (Abdülhamit’in Almancı Sadrazamı) iktidarda görmek isteyenler pek çok.” (6)
 
Baş tercüman o kadar etkilidir ki dünyanın en güçlü imparatorluğunun Ortadoğu politikasını bile şekillendirebilmektedir. Bundan başka Fitzmaurice Osmanlı devlet adamları’nın da padişah’ın hışmından kurtulmak için başvuracağı ve hatta dostluğu aranan bir kişidir. Fitzmaurice resmi bir yazısında bakın ne diyor.
 
“Küçük Sait Paşa eski bir vezir, benimle acele görüşmek istedi. “Beni anayasaya aykırı davranışlarımdan muhakeme edecekler. Bilhassa Lord Currie zamanında İngiliz Elçiliğine sığınmakla itham ediliyorum” dedi.
 
Eski vezirlere çok kötü davranıldığını söyledi. Durumunun uygun otoritelere anlatılması için yalvardı.
 
“Devlet arşivlerinde 50 yıllık memuriyetime ait saklayacağım hiç bir şey yok, özel evrakımı da elimden alamazlar.” dedi.
 
Ben ilgililerle dolaylı temasa geçip Paşa’ya bir şey yapılmayacağına söz aldım.”(7)
 
İngiliz elçiliği baş tercümanından medet uman ve medet bulan (Küçük Sait Paşa (1840–1914) Abdülhamit’in tahta çıktığı günlerde 1 Eylül 1876’da Mabeyin başkâtipliğine atandı ve o zamandan beri Abdülhamit’in en güvendiği devlet adamlarından biri oldu. İlk defa 18 Kasım 1879’da olmak üzere Abdülhamit’e yedi defa Sadrazamlık yaptı. Meşrutiyet ilan edildiği 1908 yılında da Sadrazam oydu. 27 Nisan 1909 günü Abdülhamit II’nin tahttan indirilmesine karar veren Meclis toplantısına başkanlık etti, 1911–1912 arasında sekizinci defa sadrazam oldu.(8) Ne yazık ki bu olayda gördüğümüz şekilde, Osmanlı’nın en büyük, en etkili, en güçlü devlet adamı, basit bir Elçilik Tercümanının yardımına muhtaç olduğu inancına sahipti.
 
Yukarıda ismi geçen ve İngilizleri memnun etmek için Sadarete getirilen, “İngiliz Kamil” olarak adlandırılan (Kıbrıslı) Kâmil Paşa’ya (1832–1913) gelince ilk defa 1877’de vezir, 1884’de Sadrazam oldu. Ocak 1913’e (İttihat ve Terakki’nin Bab-ı Âli baskınına) kadar defalarca Sadrazam oldu.(9)
 
İki baş vezirin İngilizlerle ilişkisini izlerken Osmanlı Devleti’nin son durumunun ciddi bir devlet görüntüsü vermekten uzak olduğunu kabul etmek mecburiyetindeyiz. Böyle bir ortamda, resmi İngiliz organları ile Osmanlı’nın en tepedeki görevlileri arasındaki en önemli iletişim elemanı’nın Dragomon Fitzmaurice olduğunu artık biliyoruz. Şimdi bu kişi’yi kendi sözleriyle biraz daha yakından izliyor ve gerçek yüzünü görmek istiyoruz. (25 Ağustos 1908)
 
“....Türkler kendilerini muhafaza edebilmenin ümitsiz gayreti içindeyken, otuz yıldır süren şeytani bir zekânın ördüğü örümcek ağının karanlığında mahvoldular. Fakat daha da büyük felâketlere gidebilirler.
 
Bu hareketin ölen Türk’ün kaderindeki son parlama olduğunu ispat edebilirler...
 
Türklerin ilkel ekonomik hayatı, Batı’nın ekonomik görüşlerinin tehdidi altındadır... Bugün Türklere bakanlar, onların hâlâ hayatta olduğunu ve hâlâ hayatiyete sahip olduğunu görürler. Türkler durumlarının vahametini görüp ümitsizce bir tedaviye başladılar. Reval’deki toplantıda İngiltere ile Rusya’nın arasındaki irtibatı sezip bu darbeyi yaptılar... Hükümette çalışan ve kendisini Ermeni Milli Teşkilatı’ndan tanıdığım bir Ermeniye (Ben o zamanlar Birecik’te Ermeniler için çalışıyordum) Wilcock’un Mezopotamya hakkındaki plânlarını anlattım. Ve Sir W. Wilcock’un plânlarını ona tevdi ettim.
 
Şayet Mezopotamya’da demiryollarından sonra sulama tesislerini de yaparsak, Musul’da her istediğimizi elde etmek şansına sahip olacağız. Hararetle ümit ederim ki ‘Halkımız’ bu kadar uzun yıllar soğukta bekledikten sora eline geçirdiği bu altın fırsatı kaçırmayacaktır. Demir şimdi sıcaktır, onu biz şimdi elde edebiliriz, ilerde soğuyacaktır... Yeni hükümette en çok itimadı Ermeniler kazandı. Ermeniler büyük bir akıllılıkla derhal Taşnak Cemiyeti’nden vazgeçmiş göründüler. Böylece bütün Hıristiyanlardan fazla haklar elde ettiler...”(10)
 
Gerald Fitzmaurice ve diğer önemli Dragomanları sizlere tanıtmaya devam edeceğiz.
 
DİPNOTLAR :
 
(1) Andrew Ryan, The Last of The Dragomans, s. 124 (Londra – 1951).
(2) Marian Kent: The Great Powers And The End of The Otoman Empire s. 203 (Osmanlı İmparatorluğunun Sonu ve Büyük Güçler, Tarih Vakfı, İstanbul-1999)
(3) Ali Kemal Meram, Belgelerle Türk – İngiliz İlişkileri Tarihi, s. 183-184 (İstanbul – 1969).
(4) Aynı Eser, s. 185.
(5) Aynı Eser, s.186.
(6) Doğan Avcıoğlu: Türkiyenin Düzeni-1 s.55-56 (İstanbul-1987)
(7) Ali Kemal Meram, a.g.e, s.182.
(8) Cumhuriyet Ansiklopedisi, Cilt.9, s. 2809 (Arkın Kitabevi – İstanbul – 1971).
(9) Büyük Ansiklopedi, Cilt-8, s.2798 ( Milliyet İstanbul-1990)
(10) Türk –İngiliz İlişkileri, s. 186-187.


http://www.turksam.org/tr/a2168.html
Arkadaşına Gönder 1781 kez okundu Yazdır
Paylaş: Google Yahoo FaceBook Mixx
Digg StumbleUpon Del.icio.us reddit Twitter
 
Yorumlar
   Başlık : 
  Yorum : 
(Yorum larınızı yaparken '<' ve '>' işaretlerini kesinlikle kullanamazsınız.) 

* Yorum yapabilmeniz için 'Üye Girişi' yapmanız gerekmektedir.

  
Bu sitede yer alan bilgiler TÜRKSAM adresi kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Tüm hakları Telif Hakları Yasası'nca korunmaktadır. Kâr amacı güdülmez. Yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Sitede Ençok Okunanlar
Osmanlı Devletinde Ermeni Sorunu Ve Avrupa Devletlerinin Ermeni Politikaları
49095 kez okundu.
Türklerde Yeni Yıl: Nevruz Bayramı ve Törenleri
31748 kez okundu.
Montrö Boğazlar Sözleşmesi Yetmiş Yaşında
19056 kez okundu.
İran’ın Nükleer Çabaları: Hedefler, Tartışmalar ve Sonuçlar
17656 kez okundu.
Yeni Global Oyun ve Hazar’ın Statüsü
15976 kez okundu.
Sitede Ençok Yorumlananlar
Atatürk’ün Türk Dünyasına Bakışı!
10 defa yorumlandı.
PKK Terör Örgütü’nün Dağdan İnmesi ve Karşılanmasındaki Sorunlu Süreç
6 defa yorumlandı.
Ermenistan ile İmzalanan Protokoller ve Bundan Sonraki Riskli Sürecin Analizi
5 defa yorumlandı.
Gazze’ye Yardım Girişimi ve İsrail Saldırısının Soğukkanlı Analizi
5 defa yorumlandı.
Türklere Karşı Yapılan Soykırımlar ve Hocalı Soykırımı
4 defa yorumlandı.
Copyright © 2004 - 2012 TÜRKSAM - Tüm Hakları Saklıdır.
Şu an sitemizde gezinen 4183 ziyaretçi, 0 üyemiz bulunmaktadır.
Tasarım ve Programlama TÜRKSAM - Bilişim Teknolojileri Merkezi (BTM)
En iyi 1024x768 görüntülenir.