Üye Girişi | Yeni Üyelik
   08 Şubat 2012 Çarşamba
Ortadoğu ve Afrika
Rusya – Ukrayna
Kafkasya
Türkistan
Asya – Pasifik
Güney Asya
Türkiye
Balkanlar
Amerika
Avrupa Birliği
Kıbrıs
Jeopolitik ve Strateji
Sivil Toplum Kuruluşları
Uluslararası Hukuk
Çok Taraflı İkili İlişkiler
Bilgi Yönetimi
Bilim ve Teknoloji Araştırmaları
Proje ve Kalkınma Yardımları
Medya
Uluslararası Örgütler
Karadeniz
Hakkımızda
Başkan
Yönetim Kurulu
Danışma Kurulu
Bilim Kurulu
Kadromuz
Temsilcilerimiz
TÜRKSAM'da Staj
Bağlantılar
E-Kitap
TÜRKSAM
Adres : Oğuzlar Mahallesi, Türkocağı Cad. 1388. Sok (eski 32. Sok), No: 52
Balgat / ANKARA

T :  0090. 312. 285 31 00 - T: 0090. 312. 285 00 66
F : 0090. 312. 285 00 71
KKTC’ye Avrupa Parlamentosu’ndan ‘Doğrudan Ticaret Desteği’ Verilecek mi?
01 Eylül 2010 Avrupa Birliği [10] [12] [14] [16]
Doç. Dr. Celalettin Yavuz
Doç. Dr. Celalettin Yavuz
TÜRKSAM Başkan Yardımcısı
Terör Enstitüsü
Hakkında - Arşivi

Aralık 2009’da Avrupa Birliği (AB)’nin “Lizbon Anlaşması” Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ve Türkiye’nin de önünü açabilecek önemli bir karar almıştı. Bu anlaşmaya göre alınan kararlarda bazı küçük ülkelerin kararı veto etmesini önlemek üzere “Nitelikli Oy Çoğunluğu” prensibi kabul edildi. Bunun anlamı, Türkiye ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC)’ye AB içerisinde direnen Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) ve Yunanistan’ın, bundan böyle Lizbon Anlaşması ile aşılabileceği gerçeği idi. 2 Eylül 2010’dan itibaren AB’nin yetkili organlarından Avrupa Parlamentosu (AP) Hukuk Komitesi, KKTC ile “Doğrudan Ticaret Tüzüğü” konusunu görüşecek, muhtemelen de oylamaya gidecek. Bu yazıda bu konu ve KKTC’nin AB uyum süreci ile ilgili yasal düzenlemelere değinilmiştir.
 
Avrupa Parlamentosu’nda “KKTC İle Doğrudan Ticaret Tüzüğü” Çalışmaları
 
AB, Kıbrıs’ta çözüm önerilerinden “Annan Planı”nın KKTC kesiminde kabulü ve GKRY’de reddedilmesinin üzerine, Türk tarafına “çözüm için gayretleri” karşılığı “izolasyonların” kaldırılacağı müjdesini vermişti. Yani artık AB ülkelerine ait firmalar, 1974 Kıbrıs Barış harekatı sonrasında Kıbrıs’ın Türk kesimine (Kasım 1983’ten itibaren KKTC) uygulanan ambargoyu kaldıracaktı. Artık KKTC limanlarına ve havaalanlarına serbestçe gidilecek ve ticari anlaşmalar yapılabilecekti. Bu konuda AB gibi ABD de bazı sözler vermiş, ama 26 Nisan 2004’te AP’de alınan bu kararın üzerinden 6 yıldan fazla bir süre geçmesine rağmen hayata geçirilememişti.
 
Raportör Kurt Lechner’in hazırladığı konuyla ilgili rapor, 2 Eylül 2010’da, AP Hukuk Komitesi’nde yaz tatilinin ardından ilk konu olarak görüşülecek. Aslında 6-6.5 yıl önce gerçekleşmesi beklenen bu görüşme, GKRY ve Yunanistan’ın AB organlarındaki vetosu sebebiyle ertelenmişti. Ancak, gelinen günde Lizbon Anlaşması bu engelleri ortadan kaldırdığından, AP Hukuk Komitesi’nin kısa bir süre içerisinde sorunu çözebileceği beklentisi yüksektir.[1]
 
Karar konusunda Almanya ve Fransa gibi ülkelerin daha sonra AB Komisyonu’nda takınacağı tavır da önem taşımaktadır. Zira Yunanistan gibi, GKRY’de AP Hukuk Komitesi’nin görüşmeleri hakkında adeta bir “Kırmızı Alarm” verilmiş, devlet adamlarına ilaveten din adamları dahi endişelerini belirtmişlerdir. Bu maksatla Rum Ortodoks Kilisesi Başpiskoposu II. Hrisostomos, Kıbrıs sorununda Türkiye’ye tavizler verildiğini iddia ederek Rum yönetimini sert bir dille eleştirmiş, BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer’ı hedef almayı dahi önermiş, ayrıca “Avrupa’yı, tüzüğü hayata geçirirse, barikatları kapatmakla tehdit edelim. Böyle bir şey yapmaya güçleri olacak mı? Ancak, bunu öneren ben olsam dahi, hiçbir tehditte bulunmaya hazır değiliz. Tehditler elbette küçükler için değildir, büyük bir meseledir ancak alternatifimiz yoktur. En azından, vatanımızın Türkleşmesini beklemeyelim. İtibarımızı biraz olsun kurtaralım!”[2] şeklinde tehditkar bir ifade kullanmaktan geri kalmamıştır.
 
KKTC ile “Doğrudan ticaret Tüzüğü”, büyük bir olasılıkla KKTC lehinde çıkacak gibi gözükmektedir. Böylece AB’de “müktesebat” gereği uygulanmasına başlanacaktır. Ancak, gene de Yunan-Rum kesiminin konuyu AB Komisyonu’na geldiğinde “Engelleyici Azınlık” (blocking minority) manevrasıyla geciktirmeye çalışması da beklenmektedir. Bu sebeple Almanya ve Fransa gibi AB’nin ağır toplarının tavrı önem taşımaktadır. Öte yandan Almanya, daha Hıristiyan Birlik Partileri (CDU/CSU)-Sosyal demokrat Parti (SPD) Koalisyon Hükümeti döneminde, 2007’de Federal Meclis Bundestag’da, Almanya’nın AB dönem başkanı bulunduğu sırada Kıbrıs’taki Türklere “izolasyonların kaldırılması” kararını almıştı.[3] Bu sebeple özellikle KKTC bağlamında Almanya’nın olumsuz bir tavır takınacağı beklenmemektedir.
 
KKTC’de Yasal Düzenlemelerle İlgili Çalışmalar
 
Kıbrıs’ın “Kıbrıs Cumhuriyeti” adı altında 2004 sonundan itibaren AB üyesi olduğu dikkate alınırsa, KKTC’nin AB uyum yasaları konusunda pek de fazla bir gayret sarfetmemiş olduğu görülmektedir. Lizbon Anlaşması sonrası, KKTC’ye izolasyonların kaldırılması şansı doğduktan sonra Türkiye ile KKTC arasında Ocak 2010 başlarında “Mali İşbirliği Protokolü” imzalanarak, bir ölçüde KKTC’nin AB uyum yasalarına yönelmesi için yol haritası çizildi. “İzolasyonlara Rağmen Sürdürülebilir Bir Kalkınma Modeli” olarak da adlandırılabilecek bu protokolde, KKTC’nin başta kamu maliyesinin güçlendirilmesi ve özelleştirme programları olmak üzere, pek çok konu yer almaktadır. Yani KKTC, bir bakıma bu protokolle yeni yasal düzenlemeler yapmayı taahhüt etmiştir. Bu “Taahhütname” şeklindeki yasal düzenlemelerden belli başlılarının satır başları şöyledir:
-          Eylül 2010’a kadar ETİ özelleştirilecek, ilaveten SÜTEK ve Kıb-Tek gibi kamu kurumları özel sektöre devredilecekti.
-          Kamu İktisadi Teşebbüslerine (KİT) hazineden kaynak aktarılmayacak.
-          Yaz mesaisi uygulaması Nisan 2011’den itibaren aşama aşama kaldırılacak. (Yani artık kamu personeli ‘siesta’ yapamayacak.)
-          Kamu alanında istihdama sınırlama getirilecek.
-          Kamuda ve KİT’lerdeki 14. Maaş uygulamasına son verilecek.
-          Yeni enerji santralleri bundan böyle devlet eliyle değil, özel sektör tarafından kurulacak.
-          Kıbrıs Türk hava Yolları (KTHY), özelleştirilmeyecek, ancak THY ile işbirliği kapsamında yeniden yapılanacak.
-          KKTC’ye Türkiye’den deniz altından borularla içme suyu götürülecek. Atık su arıtma tesislerinin kullanımı yaygınlaştırılacak, su yönetimi reforme edilecek.
-          KKTC elektrik enerji sistemi Türkiye ile enterkonnekte olarak bağlanacak, dolayısıyla Avrupa ile entegre olacak.
-          Sayıştay denetimleri daha sıkı ve belirleyici olacak.
-          Vergi konusunda önemli bir düzenleme (reform) gerçekleştirilecek. Belirlenen tüm vergilerin alınması sağlanacak.
-          Sendikalar, toplu iş sözleşmeleri, grev-lokavt hakları gibi sosyal konularda da önemli yasal düzenlemeler yapılacak.
-          Magosa ve Gemi Konağı mevkilerinde “serbest bölge” uygulamaları başlatılacak.
-          KKTC’de, başta Türkiye’dekiler olmak üzere, üniversite yerleşkesi açmak isteyenlerin önü daha da açılacak.[4]
 
Yukarıdaki özete bakıldığında, aslında “AB üyesi” gibi görünen Kıbrıslı Türklerin, AB uyum yasalarını ne kadar geriden izlediği fark edilebilmektedir. Özellikle de Kıbrıs’ın ekonomik durumu bizzat Kıbrıslı ekonomistler tarafından eleştirilmektedir. Bu ekonomistlerden Mehmet Saydam durumu şöyle özetlemektedir:
“Bugün KKTC ekonomisinin; gelmiş – geçmiş tüm Hükümetlerin Devlete ait kaynakları kendi yandaşlarına menfaat olarak dağıtarak ve de yanlış Kamu Politikaları uygulayarak, dış izolasyonların iki katı yasakçı bir zihniyet ile Kamu Maliyesinin iflasından çok önce reel sektörü iflas eden, ekonomisi günlük değil anlık kararlarla hiçbir hedef olmaksızın yönetilen, dış kaynağa bağımlı, Bütçe dengeleri olmayan bir yapıya sahiptir. Diğer bir değiş ile KKTC ekonomisi; kamu çalışanlarının maaşlarının ödenmesi sonrası sadece ay başlarında ekonomik faaliyetlerin yaşandığı, sürdürülmesi imkansız veya dış kaynaklara muhtaç, toplumda yaşayan her bireye değil mevcut iktidarlara üye insanımıza hizmet eden, var olan“izolasyonlar”dan daha ağırını kendi iç piyasasına uygulayan ama genelde “izolasyon” başlığının arkasına saklanan, iş adamlarının/halkın ileriye dönük hiçbir plan/program yapamadığı ve birey bazında halkın ciddi bir kesiminin Devlet’ten çok daha zengin olduğu bir ekonomik sistemdir…”
 
Yukarıdaki özetin ve ayrıntıların ardından çözüm önerileri de getirilmiş olup, bu konuda özellikle toplumsal bir uzlaşıya duyulan ihtiyaç vurgulanmaktadır. Mevcut ekonomik sistemin devamı halinde reel sektörün iflas edeceği, ardından hemen Kamu Maliyesinin (Hazine) iflas edeceğini belirten saydam, bu fena sonuçtan kurtulmak adına; “…tüm KKTC halkı; siyasisi, bürokratı, teknokratı, memuru, işadamı, sendikacısı çalışanı, işçisi, öğrencisi, çobanı, yaşlısı, emeklisi, ev hanımı, işsizi, köylüsü – kentlisi ile birlik olmalı ve ortak bir amaçtan hareket ile yaşamak istediği ülkenin, yaşanabilir bir noktaya ulaşması için tüm çabasını ortaya koymalıdır!”[5] demektedir.
 
Benzer bir değerlendirme de Ağustos 2010 ortalarında Türkiye’den yapıldı. Bu değerlendirmeye göre KKTC’de Bütçenin yüzde 85’i maaşlara harcanmaktadır. Ancak, Bütçede bu kadar kaynak yoktur. Toplanan vergilerle maaşların sadece yüzde 73’ü karşılanabilmektedir. Durum öyle bir hale gelmiş ki, personel giderleri milli gelirden daha hızlı arttığından Bütçe açığı 2007 ila 2009 arasında yaklaşık dört misli artmıştır.[6] KKTC’de “Ekonomik durum her zaman bozuktu ama 2004-2009 döneminde uçurumdan yuvarlanmaya başladı!” denilecek kadar “ayyuka çıkan” kötü gidişi için gösterilen periyot ise 2004-2009 dönemidir.[7]
 
Sonuç
 
AP’de KKTC lehine alınabilecek “Doğrudan Ticaret” kararı, kuşkusuz Kıbrıslı Türklere rahat bir nefes aldıracaktır. Ancak bunun arkasından AB Komisyonu’nun kararı beklenecek, yani bir süre daha beklenecektir. Öte yandan, KKTC ile mevcut izolasyonlar birden bire de kalkmayacaktır. GKRY yönetimi, her iki kesimden de ticari bağlantı kurmak isteyen yabancı firmaları “GKRY ile ekonomik ilişkileri kesmekle” tehdit ederek caydırmaya çalışabilecektir.
 
Bir diğer ve önemli engel ise; KKTC’nin AB uyum süreciyle bağlantılı yasal düzenlemelerde yapacağı gecikmelerdir. Burada önemli bulunan iki husus şöyledir: (a) Ülkenin stratejik kurumlarını özelleştirirken yabancı (özellikle de Rum-Yunan) şirketlerine devredilmemesi konusundaki hassasiyet. (b) Bürokratik engellerden vergi düzenlemelerine, iletişimden ulaşıma kadar pek çok alandaki düzenlemeleri Türkiye örneğine göre ve kısa sürede tamamlamaya çalışmaktır. Bundan sonra kamu kesimine “kapağı” atarak, hayatının sonuna kadar “rahat” yaşama düşüncesini, gelişme ve ilerleme yönünde geliştirmelidir. Kıbrıs Türklerinin bu potansiyele sahip olduğuna inancımız tamdır! Üstelik bunu gerçekleştirmek bir “zaruret” haline gelmiştir.


[1] “Tüzük 2 Eylül’de AP’ta”, 29.08.2010, http://www.haberhavadis.com/Newsdetails.aspx?NID=41227
[2] “Doğrudan Ticaret Olursa Barikatları Kapatalım”, 28.08.2010, http://www.haberhavadis.com/NewsDetails.aspx?NID=40947
[3] “Almanya’dan Doğrudan Ticaret Tüzüğü’ne Onay”, 28.05.2010, http://www.kibrisarabul.com/news/ALMANYADAN-DOGRUDAN-TICARET-TUZUGUNE-ONAY-n675.html
[4] “Özelleştirme Gündemde”25,01.2010, http://www.havadiskibris.com/KIBRIS/3525-Ozellestirme-gundemde.html
[5] Mehmet Saydam, 2.07.2010, http://www.kibrispostasi.com/index.php/cat/50/news/37183/PageName/EKONOMI
[6] Ayrıntılar için bkz: Metin Münir, “KKTC: İflasın Eşiğinde Bir Devlet”, Milliyet, 18.08.2010.
[7] Ayrıntılar için bkz: Münir Metin, “KKTC: İflasın Sorumlusu Kim?”, Milliyet, 19.08.2010.


http://www.turksam.org/tr/a2173.html
Arkadaşına Gönder 1757 kez okundu Yazdır
Paylaş: Google Yahoo FaceBook Mixx
Digg StumbleUpon Del.icio.us reddit Twitter
 
Yorumlar
   Başlık : 
  Yorum : 
(Yorum larınızı yaparken '<' ve '>' işaretlerini kesinlikle kullanamazsınız.) 

* Yorum yapabilmeniz için 'Üye Girişi' yapmanız gerekmektedir.

  
Bu sitede yer alan bilgiler TÜRKSAM adresi kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Tüm hakları Telif Hakları Yasası'nca korunmaktadır. Kâr amacı güdülmez. Yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Sitede Ençok Okunanlar
Osmanlı Devletinde Ermeni Sorunu Ve Avrupa Devletlerinin Ermeni Politikaları
49095 kez okundu.
Türklerde Yeni Yıl: Nevruz Bayramı ve Törenleri
31748 kez okundu.
Montrö Boğazlar Sözleşmesi Yetmiş Yaşında
19056 kez okundu.
İran’ın Nükleer Çabaları: Hedefler, Tartışmalar ve Sonuçlar
17656 kez okundu.
Yeni Global Oyun ve Hazar’ın Statüsü
15976 kez okundu.
Sitede Ençok Yorumlananlar
Atatürk’ün Türk Dünyasına Bakışı!
10 defa yorumlandı.
PKK Terör Örgütü’nün Dağdan İnmesi ve Karşılanmasındaki Sorunlu Süreç
6 defa yorumlandı.
Ermenistan ile İmzalanan Protokoller ve Bundan Sonraki Riskli Sürecin Analizi
5 defa yorumlandı.
Gazze’ye Yardım Girişimi ve İsrail Saldırısının Soğukkanlı Analizi
5 defa yorumlandı.
Türklere Karşı Yapılan Soykırımlar ve Hocalı Soykırımı
4 defa yorumlandı.
Copyright © 2004 - 2012 TÜRKSAM - Tüm Hakları Saklıdır.
Şu an sitemizde gezinen 4183 ziyaretçi, 0 üyemiz bulunmaktadır.
Tasarım ve Programlama TÜRKSAM - Bilişim Teknolojileri Merkezi (BTM)
En iyi 1024x768 görüntülenir.