Birkaç haftadır ABD’de özellikle George W. Bush yönetimi ve ardından Barack Obama döneminde de devam eden Irak-Afganistan-Pakistan ağırlıklı, tutuklulara uygulanan fena muameleler, ABD çıkarları uğuruna bu ülkelerde yapılanlar ya da yapılan fena muameleye göz yummalar tüm dünya kamuoyu gibi Türkiye’de de dikkatle izlenmişti. 2004 yılından itibarin bu Mart 2010’a yapılmış 250 bin diplomatik ve “gizli” belgeyi (telgraf- ve diğer mesajlar, değerlendirmeler, tutanaklar) içediği ileri sürülmektedir. Kendi sitesi “siber saldırı”ya uğradığı için bu belgeler Wikileaks sitesi yerine İngiliz Guardian, ABD’li New York Times, Alman Der Spiegel, İspanyol El Pais ve Fransız Le Monde tarafından yayınlandı.
Wikileaks’in Açıklanan İlk Belgelerinde Türkiye
28 Kasım 2010 tarihi itibariyle, Wikileaks’in Türkiye ile ilgili ilk belgeleri de internette yayınlanmaya başlandı. Guardian gazetesinin iddiasına göre Wikileaks, Ankara’dan (ABD Büyükelçiliği ağırlıklı olmalı) ABD’ye gönderildiği ileri sürülen belgelerden 7.918’ini ele geçirmiş. Bu ilk belgelerden Türkiye’yi doğrudan ya da dolaylı ilgilendirenlerden seçilenlerin bazıları şöyledir:
a. İsrail’le İlgili Hususlar:
İsrail’in, Türkiye’nin dış politika uygulamalarından duyduğu rahatsızlık, ABD’ye iletilmiş. İsrail Gizli Servisi Mossad’ın Başkanı Meir Dagan ile ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Burns arasındaki konuşmalara ağırlık verilen belgelere göre Dagan, Türkiye’de “İslamcıların giderek ivme kazandıklarını gördüğünü” değerlendirmektedir.
ABD’nin Mayıs 2010 içerisinde İsrail’e “sığınak bombası” diye bilinen, yer altındaki korunmalı sığınaklara karşı etkili silahları İsrail’e teslim ettiği ileri sürülmektedir.
b. İran’la İlgili Hususlar:
İran’la ilgili belgelerden birinde Mossad Başkanı Dagan’ın, “güç kullanarak rejim değişikliğine gidilmesi için daha fazlasının yapılması gerektiği yönündeki görüşü” yer almaktadır.
Türkiye’nin resmi tavrı “askeri harekâtın Türkiye’ye zarar vereceği, yaptırımların ise İran halkının kenetlenmesine yol açarak muhalefete zarar vereceği” yönünde, Türk Dışişleri yetkililerinin ifadesiyle yer almıştır. Aynı belgede Türk yetkililerin, Suriye de dâhil tüm bölge ülkelerinin “İran’ı bir tehdit olarak gördüğü”, hatta “Şam’da bile alarm zilleri çaldığı” yer almıştır. Bu sebepledir ki Başbakan Erdoğan’ın ABD Savunma Bakanı Robert Gates’le görüşmede dile getirdiği, “Füze Kalkanı” projesinde “İran tehdidinin öne çıkarılmaması” isteğinin tekrarlandığı ifade edilmektedir.
ABD Savunma Bakanı Gates’in, Fransız mevkidaşı Herve Morin’la Şubat 2010’daki görüşmesinde, İran’a yapılacak bir askeri harekât ile İran’ın nükleer silah üretiminin sadece bir ile üç yıl arasında değişen bir süre erteletilebileceği değerlendirmesi de belgeler içerisinde yer almaktadır.
İran’ın Kuzey Kore’den aldığı gelişmiş füzelerle Batı Avrupa’yı da tehdit edebilecek menzile sahip olabileceği, bu sebeple de ABD’nin, İran’ın daha uzun menzilli füzeler üretmesinden endişe ettiği ileri sürülmektedir.
Bir diğer ilginç iddia da, içinde Suudi Arabistan Kralı Abdullah’ın da bulunduğu bazı Arap liderlerinin, “ABD’den İran’ın nükleer programına son vermesi için hava saldırısında bulunmasını” istedikleri, hatta Suudi Arabistan Kralının, İran için '”yılanın başını kesmek gerekir!” 'ifadesini kullandığıdır.
c. Irak’la İlgili Hususlar:
Türkiye’nin, Irak Başbakanı Nuri el-Maliki’den memnuniyetsizliğini dile getirdiği, hatta “kontrolden çıkma”ya eğilimli olduğu endişesi taşıdığı, İran’ın bölgede kontrol sağlama çabası içerisinde bulunmasından ve Suudi Arabistan’ın da bölgedeki partilere para vermesinden şikâyetçi olduğu bilgileri yer almaktadır.
d. Suriye İle İlgili Hususlar:
Türkiye’nin bölgedeki diplomatik çabalarıyla Suriye’nin, “İran’ın yörüngesinden çıkmaya başladığı” ve İsrail’in, Türkiye’nin görüşmelerde arabuluculuk yapmasını kabul etmesi halinde İran’ın daha da yalnızlaşacağı değerlendirmesinde bulunduğu bilgileri mevcuttur.
e. Avrupa Birliği İle İlgili Hususlar:
Fransa Cumhurbaşkanlığı Dış Politika Danışmanı Jean-David Levitte ile yapılan görüşmelerden aktarılan bilgilere göre, Levitte görüşmede, Fransa’nın Türkiye-AB “imtiyazlı ortaklık” kurulması yönündeki tutumunu sürdürdüğünü belirtmiştir. Bu arada ABD’li diplomat Gordon ise, bir yandan reformları gerçekleştirmek isterken diğer yandan halkın AB’ye inancının azaldığı Türkiye’nin bir ikilemde kaldığını, belirtmektedir.
Belgeye göre Levitte, “Türkiye’nin üyeliği konusundaki yaşanabilecek en kötü senaryonun Türkiye'nin müzakere başlıklarını tamamlaması ama düzenlenecek referandumda Fransız halkının Türkiye’yi reddetmesi olacağını” ifade etmektedir.
8 Şubat 2010 tarihli bir belgede ise, İtalya Dışişleri Bakanı Franco Frattini’nin ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Gates ile görüşmesinin tutanağında “Ankara’nın hem Avrupa hem de İran’a yüzünü çevirdiği” ve bu “çifte oyunun”dan dolayı öfkeli olduğu bilgisi mevcuttur.
f. Türkiye Hakkında Genel:
Mossad BaşkanıDagan, “Türkiye’nin laik kimliğinin savunucusu” Türk Silahlı Kuvvetlerinin, laiklik karşıtı duruma “daha ne kadar sessiz kalacağı”nın belli olmadığını söylediği ileri sürülmektedir.
Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ile yapılan görüşmeye göre Davutoğlu; “Türkiye’nin dış politikasının bölgeye bir ‘adalet duygusu’ ve ‘vizyon duygusu’ verdiğini, İran’a ve Suudilere bir alternatif olduğunu ve ‘bölgede İran etkisini sınırlandırdığını’ söylediği” bilgisi de vardır.
ABD’li bir diplomatla Türk Dışişleri Bakanlığı yetkilileri ile yapılan görüşmeye dayanan bir belgede ise;“Türkiye’nin Sarkozy’den memnuniyetsizliği, Belçika ve Danimarka’nın PKK’ya yakın örgütleri baskı altına almaktaki gönülsüz kaldığı” şikâyetlerine yer verilmektedir. Aynı belgeye göre Türkiye, NATO Genel Sekreter Yardımcılığına verilen söze rağmen bir Türk yerine “çok hak etmeyen bir Alman’ın seçilmesi” şikâyet konusu olmuş, bu durum NATO Genel Sekreteri Anders Fogh Rasmussen’le Alman Şansölye Angela Merkel arasında bir anlaşmadan şüphelenildiği” yönünde belirtilmiş ve Türk yetkili ABD’li yetkiliye “Size güvendik de Rasmussen’in seçilmesine izin verdik!” şeklinde serzenişte bulunmuştur.
Türkiye açısından en önemli belgelerden birine göre ise, “ABD’nin, 1979 yılından bu yana ‘terörist örgüt’ olarak tanımladığı PKK’ya yardım ettiği”dir. ABD’nin askeri belgelerinde PKK teröristleri, “özgürlük savaşçıları ve Türk vatandaşları” olarak nitelendirilmekte ve ABD’nin Irak’taki tutuklu PKK üyelerini serbest bıraktığı iddia edilmektedir. Ayrıca ABD güçleri PKK’ya silah vermişler ve örgütün Türkiye’deki saldırılarını göz ardı etmişlerdir.
Türkiye ile ilgili bir diğer değerlendirmede de Türkiye’nin bölgede oynamaya çalıştığı “Yeni Osmanlı” rolünün altından kalkmasının mümkün olamayacağı, hatta bunun ABD politikalarına zarar vereceği, öte yandan bölgedeki ABD çıkarları için de Türkiye’ye ihtiyaç olduğu, Dışişleri Bakanı Davutoğlu’nun da “tehlikeli” bulunduğu ifade edilmektedir.
Sonuç
Wikileaks belgelerinin Türkiye ile ilgili diğer çarpıcı belgeleri açıklanmaya devam edecektir. Aslında bunlarda pek de anormal iddialar mevcut değildir. Sadece Ermenistan ve Ermeni meselesi ile ilgili belgeler her nedense daha pek fazla yayınlanmamıştır. Buna karşılık Azerbaycan’la ilgili belgeler alabildiğine servis edilmiş görülmektedir. Sanki birileri Türkiye ile Azerbaycan’ın arasını açmak istiyor gibidir.
Diğer konularda ise beklenmedik bir şey yoktur. İran İslam Devrimi’yle birlikte İran’la uğraşan ABD’nin, bölgede tüm ülkeler ve PKK terör örgütü ile ilgilenmesi zaten beklenmektedir. PKK’ya desteği ise bazılarımız inanmasa da “olmazsa olmaz!” denecek kadar beklenen bir hareketti. Ne yazık ki dış politika doğrularını okurken bazı ülkelere karşı “gerçekçi” değil de, biraz saflıkla bakıyoruz.
Wikileaks belgelerinin devamında bakalım daha neler varmış, hep birlikte göreceğiz! Ancak, bu belgelerden bazı şeyleri görerek ABD’nin Türkiye’ye bakışı hakkında bir şeyler öğrenmek ve ona göre de ilişkileri düzenlemek mümkün olabilir.