Ahmet Davutoğlu’nun serdümenliğini (gemilerde dümeni kullanan görevli) yaptığı Türk dış politikası 2010 yılında “geçerli” not alamamıştı.
[1]2011 yılının ilk ayı da peş peşe yaşanan darbelere sahne oldu. Çünkü 2010 yılı yanlışları ve aymazlıkları zaten yeni dönemdeki başarısızlığı işaret etmekteydi. Oysa Dışişleri Bakanı Davutoğlu, Ocak 2011 yılı başlarında 3’cüsü düzenlenen “Büyükelçiler Konferansı”nda kör ve sağırları inandırabilecek iyimser bir tablo çizmiş, hayali gelişmeler üzerinde değerlendirmeler yapmıştı…
Başbakan R. Tayyip Erdoğan da, Türk dış politikasındaki yanlışlıkları işaret edenleri cehaletle suçlayarak, dünya diplomasi tarihine “dâhiyane” bir ifade kazandırmıştı: Başbakan Erdoğan’a göre dış politika “vücut dili” ile yapılıyordu. Yani tüm dünyada onlarca yıldır bir bilim disiplini içerisinde yer alan “Diplomasi” ve bunu karşılıklı işletecek iletişim için gereken dil yerine, “Vücut dili” esas alınmalıydı… Bu yazıda Ocak 2011’in ilk yarısında Türk dış politikasına vurulan darbeler ve sebepleri açıklanmaya çalışıldı.
Yunan Başbakanı Papandreou Türkiye’yi Erzurum’da “Can Evinden” Vurdu
2011yılının dış politika alanındaki ilk fiyaskosu Başbakan Erdoğan’ın “Dostum Yorgo!” diye çağırdığı Yunan Başbakanı Yorgo Papandreou’dan, gerçekten de dostça karşılandığı Erzurum’daki “Palandöken Kış Oyunları Merkezi”nin açılışı sırasında yaşandı. Misafir olduğu bir ülkede Türkiye’yi Kıbrıs’ta işgalcilikle suçlayan Papandreou, Türk uçaklarının bir gün önce Yunan adaları üzerinden uçtuğunu* ifadeyle, “Tehditlerle herhangi bir sorunu çözemezsiniz!” dedi. Her ne kadar bu ifade Başbakan Erdoğan tarafından cevaplandırıldı ise de
[2], Türk dış politikasındaki komşularla “Sıfır sorun” iddiasına balyoz gibi indi… Buna rağmen konuk Başbakan Büyükelçiler Konferansı’na da davet edildi!
Papandreou’nun açıklamaları ve Başbakan Erdoğan’ın cevabı Türk kamuoyunda büyük yankı yarattı. MHP Genel Başkanı devlet Bahçeli Erdoğan’a destek verirken, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Kıbrıs konusunda Başbakan7ı yeterli cevabı vermemekle eleştirdi.
Papandreou’nun Erzurum çıkışı Türk kamuoyunda ve basınında olduğu gibi, Yunan basınında da geniş yankı buldu. Bu yankılardan birinde “Son yıllarda belki de ilk kez bir Yunanlı başbakan bu kadar şiddetle ve hem de belirli bir dinleyici kitlesi önünde milli çıkarlarımızla ilgili tezlerde bu denli cesaret, kararlılık ve açıklık gösterdi. Başbakan; Yunanistan ile Türkiye arasındaki işbirliğine apaçık ön koşullar koydu. İhlâllerin ve “Casus Belli”nin iyi komşuluk ilişkilerine yakışmayan ve Türkiye'nin AB perspektifi ile bağdaşmayan tavırlar olduğunu vurguladı. Kıbrıs sorununa uluslararası hukuk kurallarına saygı çerçevesinde adil ve kalıcı bir çözüm istedi. Yunanistan, bir kez daha PASOK hükümeti ile ses ve argüman sahibi olduğunu ve uluslararası alanda varlığını kanıtladı!”
[3] şeklinde bir ifade yer aldı.
Alman Şansölye Merkel’in Güney Kıbrıs’tan Türkiye Çalımı
Yunanistan’la yukarıdaki gibi başarısız bir gelişme yaşanmasının hemen ardından, ikinci bir darbe de Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY)’ni ziyaret eden Almanya Şansölyesi Angela Merkel’den geldi. Kıbrıs sorununun çözümsüzlüğünde Türkiye ve Kıbrıslı Türkleri sorumlu tutan Merkel, “Güney Kıbrıs, çözüm için elinden geleni yaptı ama Türk tarafı buna karşılık vermedi!” diyerek, GKRY’ye aleni bir destek verdi. Türkiye’nin AB süreci konusunda Almanya’nın görüşünü de “Türkiye’nin AB’ye girmesini destekliyoruz, ancak yükümlülüklerini yerine getirmeli!” şeklinde belirten Merkel, Ada’daki Kıbrıslı Türklerle hiçbir temasta bulunmadı.
[4]
2011 yılı Türk dış politikasındaki bu olumsuz gelişmeye gene savunmada kalınarak cevap verildi. Bir zamanlar Türkiye ziyareti sırasında “vücut dilli” diplomasiyi kullanan Başbakan Erdoğan, bu kez “Türk Dili”ni kullanarak, Merkel’i Kıbrıs’taki gelişmelerini tarihini bilmemekle suçladı. Erdoğan, 2004 yılında Annan Planı’nı Rumların reddettiğini ifadeyle, “Sayın Merkel, Kıbrıs sorununu bilmiyor. Schröder ile de bir çay içsin!” şeklinde cevap verdi.
[5]
Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu da Merkeli’in çıkışına “Ciddi bir sükutu hayale uğradık! (…) Her iki tarafı dinlemiş olsaydı, tek yanlı açıklama yapmazdı!” diyerek cevap verdi. Başbakan’a gecikmeksizin Alman Hükümet Sözcüsü Steffen Seibert’ten Berlin’deki haftalık basın toplantısında, “Almanya Başbakanı’nın, Annan Planı’nın Kıbrıslı Rumlar tarafından reddedildiğini bilmediği iddiası yanlış. Bunu çok iyi biliyor. Bunu Sayın Hristofyas ile de konuştu. Bu konuda tarih dersi almaya ihtiyacı yok!”
[6] şeklinde verildi.
Alman Şansölye Merkel’in Kıbrıs’la ilgili söyledikleri kabul edilemez. Öte yandan, Merkel’in “Kıbrıs sorununu” bilmemesi de mümkün olamaz. Zira Merkel, iki Almanya’nın birleşmesinden itibaren sadece Gerhard Schröder’in iki dönemlik hükümetleri dışında Kabine dışındadır. 2005 yılından beri Şansölyelik (Federal Başbakan) koltuğundadır. Bu süre içerisinde Almanya, AB dönem başkanlığı yapmıştır. Bu durumda Almanya gibi bir ülkenin başbakanının Kıbrıs konusunu bilemeyeceğini ileri sürmek doğru olmasa gerekir. Doğru olan Türkiye’nin Annan Planı’ndaki yanlışlığı, Kıbrıs konusundaki politikası, AB ile “KatmaProtokol” imzalanırken GKRY’nin gemi ve uçaklarına Türk limanlarını ve havaalanlarını açma taahhüdünün atlanması (1)’dır. Yani Türkiye’nin en azından 2004’ten itibaren Kıbrıs ve AB konusundaki politikalarının yanlışlığının bir sonucudur! Geriye dönüp “Nerede yanlış yaptık?” diye bakılırsa, başkasını suçlamak yerine, kendi yanlışlarını görebilmek mümkün olabilir… Tabii ki Almanya, GKRY’nin NATO üyeliği konusundaki Türkiye’nin ayak diremesini de sorun olarak görmektedir.
İsrail’i Yunanistan ve GKRY İle Stratejik Ortaklığına İten Yanlışlar
2011 yılı dış politikasında üçüncü olumsuz sayılabilecek bir diğer gelişme de 12 Ocak 2011’de yaşandı. Yunanistan Başbakanı Yorgo Papandreou ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun aldığı yeni bir karara göre, İki ülkenin başbakanları liderliğinde ortak bakanlar kurulu toplanacak ve iki ülkenin belirli alanlardaki ilişkileri derinleştirilecek. İlk toplantının iki ay içerisinde gerçekleşmesi hedeflenmektedir. Bu konunun 12 Ocak 2011’de Atina’yı ziyaret eden İsrail Dışişleri Bakanı Avigdor Lieberman’ın temaslarıyla olgunlaştırılacağı ileri sürülmektedir. Bu modele göre iki ülkenin “turizm, enerji, savunma ve güvenlik konularında hızla ilerlemesinin” öngörüldüğü bir ilişki söz konusudur.
[7]
İsrail-Yunanistan ilişkilerindeki bu gelişme, bir adım daha ileriye taşınmaya başladı. İşin içerisine ABD yönetimleri üzerinde etkin İsrail ve Rum lobilerinin de “ortak çıkarlar” konularında işbirliği de ekleniyor. Hatta bu gelişmeyle ABD’deki Yunan ve İsrail diasporalarının temsilcileri işbirliğini kurumsallaştırılması da hedeflenmektedir. Atina ziyareti sırasında Yunan siyasetinin tüm temsilcileri ile ayrı ayrı görüşen İsrail Dışişleri Bakanı Lieberman, Yunan Cumhurbaşkanı Karolos Papulyas, Başbakan Yorgo Papandreou, Dışişleri Bakanı Dimitris Droutsas, Savunma Bakanı Evangelos Venizelos dahil birçok bakan ve tüm muhalefet liderleri ile görüştü. Bu çerçevede enerji alanında işbirliği yapılabileceği de gündeme geldi. Bu gelişme yunan basını tarafından “Türkiye mecbur bıraktı!” şeklinde yorumlandı.
[8]
İsrail, Yunan Savunma Sistemleri ve Yunan uçak sanayisine sahiplenmek koşuluyla ilgi duymaktadır. İki ülkenin askeri ve ticari maksatlı ortak uydu üretimini düşündükleri, havadan havaya atılan füze sistemi, Yunan hava savunma sistemlerinin İsrail savunma sanayi tarafından güçlendirilmesi, F-16 uçaklarının modernizasyonu ve Leopard-2 tanklarına cephane satılması gibi hususlar iki ülkenin savunma alanındaki ilgilendiği konulardır. İsrail deniz kuvvetleri için Yunan tersanelerince gemi inşa edilmesi yanında, Güney Kıbrıs ve İsrail doğalgazını Yunanistan üzerinden Avrupa’ya pazarlanması da düşünülmektedir.
[9]
Aslında İsrail-Yunanistan yakınlaşması yeni değildir. Türkiye-İsrail gerilimi arttıkça, bu yakınlaşma hız kazandı. 2010 yılı içerisinde iki ülke ortak askeri tatbikat icra etmişlerdi. 2010 yılı içerisindeki son müşterek tatbikat Ekim ayında gerçekleştirildi.
[10] İsrail, Yunanistan’a ilaveten Romanya ile de benzer askeri eğitim işbirliği içerisine girerek, bölgede adeta Türkiye’nin boşluğunu dolduracak bir müttefik arayışını yoğunlaştırdı.
[11]
Sonuç
Türkiye, bir zamanlar “stratejik ortak” olduğu İsrail’le gerilimi iyice artıran bir politika izledi. Bu gelişmede İsrail’in BM Güvenlik Konseyi’nin daimi üyelerinden ABD’ye sırtını dayamasının da rolü büyüktür.
Ancak, 1993’te Türkiye’ye karşı “Ortak Savunma Stratejisi” kuran Rum-Yunan ikilisinin karşısında Türkiye ile Askeri Eğitim İşbirliği Anlaşması imzalamış bulunan İsrail’in, gelinen günde bu iki ülkeyle savunma alanı da dâhil işbirliğine itilmesini “sıfır sorun” ya da “vücut dili” politikasıyla açıklayabilmek de mümkün değildir.
Kıbrıs konusu ve AB-Türkiye ilişkileri, Türkiye-Almanya ilişkileri de doğru olmayan “vücut dili” politikasına göre şekillendirilmek istendiği için yanlış gelişmiştir. “Uluslararası İlişkiler” bir bilim dalıdır. Uygulama alanı diplomasi ve teknotratları (işletmecileri) de “monşer” diye küçümsenmek istenen diplomatlardır. Vücut dili ile dış politikayı demokratik ve şeffaf ülkelerle gerçekleştirmek mümkün değildir. Vücut dili, kişiler arası ilişkilerde bunu iyi kullanana avantaj sağlar. Ancak devletlerarasında ülke çıkarları vücut dilinin önüne geçer. Diktatörlerin yönettiği ülkelerin bile pek azında vücut dilli dış politika işe yaramaz. En iyisi işi erbabına bırakmaktır. Böylece Türkiye’nin kaybetmesi önlenebilir…
[1] 2010 yılı Türk dış politikası değerlendirmeleri için bkz: Celalettin yavuz, “Türk Dış Politikasının 2010 Yılı Değerlendirmesi: Kazanımlar ve Kayıplar”, 31.12.2010, http://www.turksam.org/tr/a2288.html
ürolitikasYılı *Yunanistan, tüm dünyada, Deniz Hukuku Sözleşmesi’nde hava sahası genişliğinin karasuları genişliği kadar olacağı hükmü bulunmasına rağmen, tam aksine 6 millik karasuları genişliğinin 4 mil daha fazlası olan 10 millik hava sahası genişliğinde diretmektedir. Türk savaş uçakları da bu dayatmayı dinlemeyerek, adaların normal 6 millik hava sahası sınırına kadar yaklaşmakta ve 10 millik hava sahasını kabul etmemektedirler.
ğerlendirmesi:zanımlar ve Kayıplar
[2] Aydın Hasan, “Palandöken’de Sert Atışma”,
Milliyet, 08.01.2011.
[4] “Merkel Kıbrıs Sorununda Suçluyu Buldu!”, 11.01.2011, http://www.cnnturk.com/2011/dunya/01/11/merkel.kibris.sorununda.sucluyu.buldu/602793.0/; Ayrıca bkz: Sefa Karahasan, “Merkel Kıbrıs’tan Türkiye’ye Çaktı”,
Milliyet, 12.01.2011.
[5] “'Merkel’in Tarih Dersine İhtiyacı Yok”, 12.01.2011, http://www.haberler.com/merkel-in-tarih-dersine-ihtiyaci-yok-2472084-haberi/
[6] “Merkel Davutoğlu’nu Sükutu Hayale Uğrattı”, 12.01.2011, http://www.cnnturk.com/2011/turkiye/01/12/davutoglu.merkelin.aciklamalari.tek.yanli/602982.0/index.html
[7] “İsrail-Yunanistan Arasında Ortak Bakanlar Kurulu Oluşturulacak”, 12.01.2011, http://www.tgrthaber.com.tr/news_view.aspx?guid=2556613f-f55e-461f-9729-4e2a4ae2da42
[8] Taki Berberakis, “Yunanistan ve İsrail Diasporası Artık Ortak!”,
Milliyet, 14.01.2011.
[9] “İsrail-Yunanistan İşbirliği”, 13.01.2011, http://www.gazeteboyut.com/Haber/Dunya/13012011/Israil-Yunanistan-isbirligi.php
[10] Bkz: “İsrail- Yunanistan Tatbikatı”, 16.10.2010, http://www.bugun.com.tr/haber-detay/123150-israil-yunanistan-tatbikati-haberi.aspx
[11] İsrail’in Orta Doğu’da ittifak arayışları için bkz: Celalettin Yavuz, “İsrail’in Yunanistan ve Romanya ile İttifak Arayışları”, 20.08.2010, http://www.turksam.org/tr/a2162.html