Üye Girişi | Yeni Üyelik
   23 Şubat 2012 Perşembe
Ortadoğu ve Afrika
Rusya – Ukrayna
Kafkasya
Türkistan
Asya – Pasifik
Güney Asya
Türkiye
Balkanlar
Amerika
Avrupa Birliği
Kıbrıs
Jeopolitik ve Strateji
Sivil Toplum Kuruluşları
Uluslararası Hukuk
Çok Taraflı İkili İlişkiler
Bilgi Yönetimi
Bilim ve Teknoloji Araştırmaları
Proje ve Kalkınma Yardımları
Medya
Uluslararası Örgütler
Karadeniz
Hakkımızda
Başkan
Yönetim Kurulu
Danışma Kurulu
Bilim Kurulu
Kadromuz
Temsilcilerimiz
TÜRKSAM'da Staj
Bağlantılar
E-Kitap
TÜRKSAM
Adres : Oğuzlar Mahallesi, Türkocağı Cad. 1388. Sok (eski 32. Sok), No: 52
Balgat / ANKARA

T :  0090. 312. 285 31 00 - T: 0090. 312. 285 00 66
F : 0090. 312. 285 00 71
Filistin Lideri Abbas Gidici mi?- Arap-İsrail Barış Sürecinin Perde Arkası
25 Ocak 2011 Filistin [10] [12] [14] [16]
Doç. Dr. Celalettin Yavuz
Doç. Dr. Celalettin Yavuz
TÜRKSAM Başkan Yardımcısı
Terör Enstitüsü
Hakkında - Arşivi

Wikileaks belgeleri, ilk yayınlandığında, belgeler çalınan ABD diplomasisinde sert bir rüzgar estirmişti. Ancak belgeler açıklandıkça, şeffaf ve demokrasi ile yönetilen ülkelerdeki etkisi pek az hissedilirken, diktatörlükle yönetilen ülkelerdeki etkisi fırtınalara ve tayfunlara dönüştü. Ocak 2011’de Arap dünyasını kasıp kavurmaya başlayan bu fırtınadan ilki, 23 yıllık diktatörlüğün “Yasemin Devrimi” ile yıkıldığı ve hala iç istikrarın sağlanamadığı Tunus’ta görüldü.
 
İkincisi ise, Türkiye’nin “Orta Doğu Dörtlüsü”nün Lübnan ayağı idi. Başbakan Saad Hariri’nin babası ve eski başbakanlardan Refik Hariri’nin suikastında Hizbullah bağlantısının bulunduğu iddiası, bu iddia karşısında Hizbullah’a karşı tutum sebebiyle, Hizbullah Lideri Hasan Nasrallah hükümetten çekilme kararı aldı. “Sıfır sorun” politikasını diğer ülkelerin iç işlerinde de gösterme heveslisi Dışişleri bakanı Ahmet Davutoğlu, sığınakta buluştuğu Nasrallah’ı ikna edemeyince, Lübnan’da hükümet bunalımı henüz çözülemedi. Bu sebeple Türkiye’nin de yer aldığı Orta Doğu Dörtlüsü’nün bir ayağı topallamaya başladı. Tabii henüz kuruluş aşamasındaki örgüt de etkilendi…
 
Lübnan’daki krizi hemen bitişiğindeki İsrail-Filistin görüşmelerinin basına yansıması izledi. Daha doğrusu bu kez kriz Filistin lideri Mahmut Abbas’ı vurdu. Vuran ise el-Cezire televizyonunda yayınlanan, son 10 yıllık Arap-İsrail görüşmelerinin belgeleri ve bu belgelerde deşifre edilen görüşmeler. Bu yazıda Arap-İsrail Barış Süreci ile ilgili deşifre edilen gelişmeleri ve sürecin son hali incelenmeye çalışıldı.
 
Camp David’ten Annapolis’e Arap-İsrail barış Süreci
 
Belgelerin kapsamı; 2010’da ABD’deki Camp David’te dönemin Filistin lideri Yaser Arafat, İsrail Başbakanı Ehud Barak ve ABD Başkanı Bill Clinton’ın da katıldığı görüşmelere kadar dayanmaktadır. Aslında o tarihlerde Clinton’ın önce Barak’ı kolundan tutarak soktuğu bir odaya, girmekte direnen Arafat’ı gülerek ve iterek sokmaya çalıştığı televizyon kareleri henüz hafızalardan silinmiş değildir. Ancak, 2010 tarihli bu görüşmelerde Arafat’ın Filistin devletinin kuruluşu ile ilgili tarihi bir fırsatı kaçırdığı iddiası, oldukça yaygındır.
 
Clinton’ın ardından ABD’de Cumhuriyetçilerin adayı George W. Bush başkanlık koltuğuna otururken, ABD yönetiminde Yahudi yanlısı “Yeni Muhafazakarlar” hakimdi. 11 Eylül 2011 tarihli ABD’deki terör saldırılarının ardından ABD, enerjisini Arap-İsrail Barış süreci yerine, yeni tehlikeyi önleme maksadı altında Afganistan ve ardından da Irak’a girdi. İsrail ise meydanı boş bularak Filistinli yerleşim bölgelerinin etrafında 2002 yılından itibaren “Duvar ve çit” örmeye başladı. Yani Filistinlileri İsraillilerden tecrit girişimini başlattı.
 
Bush döneminde barış süreci ile ilgili en iyi gelişme, Gazze Şeridi’ndeki Yahudi yerleşimcilerin boşaltılması idi. Burada bile Yahudilerce terk edilen konutlar ve işyerleri evsiz yurtsuz Gazzeli Filistinlilere verileceği yerde, buldozerlerle yıkılmış ve enkaz yığınları teslim edilmişti…
 
Gazze Şeridi’ni boşalttıran İsrailli lider, 1982’de Lübnan’da “Şatilla Katliamı”nın mimarı diye bilinen Başbakan Ariel Şaron’du. Aslında Liqud partisinden olmasına rağmen, başbakanlığı sırasında bu partinin ileri gelenlerinden Benyamin Netanyahu dahil, birçok kişinin Gazze Şeridi’nin boşaltılmasına karşı olması sebebiyle, Kadima adında yeni bir parti kurmuş ve ilk seçimlerde de koalisyon hükümetinin başbakanı olarak atanarak, radikal girişimlere başlamıştı.
 
Şaron, Şubat 2006’da beyin kanaması sonucu komaya girdi. Onun yerine Ehud Olmert partinin ve hükümetin başına geçti. Bu arada 2007 yılı içerisinde gene ABD’nin arabuluculuğunda, ABD Deniz harp Okulu’nun bulunduğu Annapolis’te İsrailli ve Filistinli taraflar bir araya geldiler. Bir yıl süreyle yoğun görüşmeler yapıldı. İşte, kaynağı ünlü “Wikileaks” belgelerine dayanan, 23 Ocak 2011’de, el-Cezire televizyonu ve ardından The Gurdian’ın iddia ettiği, Filistinlilerin devleti kurabilmek maksadıyla aşırı taviz verdiği yönündeki haberlerin kaynağı bu görüşmelere dayanmaktadır. Var olduğu ileri sürülen 1.600 belge içerisinde en çarpıcı iddialar şöyledir:
 
a.       Ahmet Kurey başkanlığındaki Filistin heyeti, 2008 yılına sarkan görüşmelerde, Doğu Kudüs’teki en büyük Arap mahallesi Şeyh Carrah’ın bir kısmını İsrail’e teklif ettiği gibi, ilaveten Mescid-i Aksa ve diğer kutsal mekânların İsrail ile ortak yönetilmesini de teklif etmiş. Böylece Har Homa (Cebel Ebu Gneym) hariç olmak üzere, Doğu Kudüs’teki Yahudi yerleşim birimlerinin tamamı Batı Kudüs ile birleştirilecek hale geliyor.
 
     b. Bir başka iddiaya göre de, 27 Aralık 2008’de İsrail’in Gazze Şeridi’ne yaptığı askeri harekattan Abbas’ın bilgisinin olduğudur.
 
O dönemde İsrail Başbakanı Olmert’in danışmanlarından Yaakov Galanti de iddiaları doğrular nitelikte açıklama yaptı. Galanti’ye göre, aslında barış sürecinin sonuna gelinmiş, imzaya ramak kalmıştı. Ancak Başbakan Olmert, sembolik sayıdaki (5.000) Filistinli mültecilerin gelişini kabul etmemişti.
 
Bu iddialar, başta Abbas olmak üzere Filistin yönetimi tarafından “yalan” haber olarak açıklandı. Üstelik Abbas, sık sık Filistinliler için Kudüs’ün büyük anlam taşıdığını ifade etmekteydi. Hatta İsrail’in batı Şeria’da yeni yerleşim yerleri kurmasına büyük tepki gösteriyordu.
 
Wikileaks’in sihri, doğru ya da yalan da olsa Tunus’tan başlayarak, Lübnan’a ve oradan da Filistin’e kadar önüne çıkan ülke ve yönetimleri kavurmaya devam ediyor. Bu yangından Abbas ve el-Fetih’in hasar alacağı açık. Üstelik Abbas’ın bu şekilde taviz verebileceğine ilişkin gelişmeler de yaşandı. Hamas 2006 genel seçimlerini kazandıktan sonra, İsrail bunu kabul etmeyerek, Filistinlilere taahhüdü olan liman gelirlerinden belirli yüzdeyi vermeyeceğini açıkladı. Keza ABD ve AB de her yıl Filistinlilere ayırdığı yardım fonunu dondurmuşlardı. Doğru dürüst bir geliri ve üretimi bulunmayan Filistin için, İsrail-ABD-AB üçlüsünün “Kırbaç” diplomasisi karşısında, İsrail’e bazı konularda taviz vermiş olması mümkün görünmektedir.
 
Sonuç
 
Abbas, 2009’dan beri yapılmayan cumhurbaşkanlığı seçimleri sebebiyle, Hamas’ın iddia ettiği gibi “illegal” olarak makamını işgal etmektedir. Bu sebeple bu son gelişmelerden olumsuz etkilenmesi olasıdır. Üstelik parlamento seçimleri de kapıya dayandı. Şu an taraflar seçim yatırımı için birbirlerine yüklenmeye devam edeceklerdir. Kim kazanır? Diye bir soru akla gelebilir. Kanaatimizce ne el-Fetih, ne de Hamas! Bu ikilik ve anlamsız çekişme sadece İsrail’e yaramaktadır..
 
Wikileaks’ın yıkıcı etkisi öyle anlaşılıyor ki, Orta Doğu&daki diktatörlükleri sallamaya devam edecek! Sırada mısır ve Hüsnü Mübarek var gibi. Ürdün, Suriye, Körfez Ülkeleri, Libya, hatta ABD yüklenip İranlıların kenetlenmesine sebebiyet vermese İran bile bundan nasibini alabilir.


http://www.turksam.org/tr/a2310.html
Arkadaşına Gönder 2766 kez okundu Yazdır
Paylaş: Google Yahoo FaceBook Mixx
Digg StumbleUpon Del.icio.us reddit Twitter
 
Yorumlar
   Başlık : 
  Yorum : 
(Yorum larınızı yaparken '<' ve '>' işaretlerini kesinlikle kullanamazsınız.) 

* Yorum yapabilmeniz için 'Üye Girişi' yapmanız gerekmektedir.

tck -27.01.2011 10:33:12  
  Afganistan ve İsrail
Ben sizden şunu rica edeceğim israilin filistine ve gazze şeridine yapmış olduğu saldırıların tarihleri ile ABD li yetkililerin afganistan yeraltı kaynakları hakkında yapmış olduğu açıklamalar ve girişimler (özellikle lityum) arasında bi bağlantı var mı israilin bu saldırıları yapmasındaki bir başka amaçta dünya kamuoyunun dikkatini dağıtmak (başka yöne çekmek) olabilir mi

  
Bu sitede yer alan bilgiler TÜRKSAM adresi kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Tüm hakları Telif Hakları Yasası'nca korunmaktadır. Kâr amacı güdülmez. Yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Sitede Ençok Okunanlar
Osmanlı Devletinde Ermeni Sorunu Ve Avrupa Devletlerinin Ermeni Politikaları
49434 kez okundu.
Türklerde Yeni Yıl: Nevruz Bayramı ve Törenleri
32153 kez okundu.
Montrö Boğazlar Sözleşmesi Yetmiş Yaşında
19161 kez okundu.
İran’ın Nükleer Çabaları: Hedefler, Tartışmalar ve Sonuçlar
17728 kez okundu.
Yeni Global Oyun ve Hazar’ın Statüsü
16031 kez okundu.
Sitede Ençok Yorumlananlar
Atatürk’ün Türk Dünyasına Bakışı!
10 defa yorumlandı.
PKK Terör Örgütü’nün Dağdan İnmesi ve Karşılanmasındaki Sorunlu Süreç
6 defa yorumlandı.
Ermenistan ile İmzalanan Protokoller ve Bundan Sonraki Riskli Sürecin Analizi
5 defa yorumlandı.
Gazze’ye Yardım Girişimi ve İsrail Saldırısının Soğukkanlı Analizi
5 defa yorumlandı.
Türklere Karşı Yapılan Soykırımlar ve Hocalı Soykırımı
4 defa yorumlandı.
Copyright © 2004 - 2012 TÜRKSAM - Tüm Hakları Saklıdır.
Şu an sitemizde gezinen 279 ziyaretçi, 0 üyemiz bulunmaktadır.
Tasarım ve Programlama TÜRKSAM - Bilişim Teknolojileri Merkezi (BTM)
En iyi 1024x768 görüntülenir.