Suriye Cumhurbaşkanı Beşşar el-Esad, birkaç günden beri beklenen konuşmasını 20 Haziran günü öğleden önce gerçekleştirdi. Suriye’de direnişlerin başladığı Mart 2011 ortalarından itibaren 3.’sü olan bu konuşmada Esad’ın biraz daha “ayaklarının yere bastığı” izlenimi edildi.
Esad konuşmasında iki unsuru öne çıkardı:
1. Protestocular arasındaki ayırım,
2. Reform yapmaya kararlı bir devlet başkanı imajı vermek.
Esad’a göre Suriye’deki direnişçiler üç grup olup bunlar şöyledir:
· Hiçbir ideolojik düşünce ve çıkar gütmeksizin sadece reform isteyenler. Esad bu grubun isteklerinin “Haklılık” payı olduğunu ima etmeye çalıştı. Bu grubu yanına alma gayreti sezildi.
· Evvelce Suriye’de suç işleyerek hüküm giymiş olanlar. Bu grup, çıkacak kargaşa ve sonrasında yapılacak reformlarla kazançlı çıkmayan isteyen gruptu. Esad’ın haz etmediği bu gruba karşı da reformlarda fazla bir geçit vermeye niyeti yok gibiydi.
· Üçüncü grubu da “Dışarıdan para alarak, çıkar karşılığı” direniş yapanlardır. Antalya Toplantısı’na katılanlar da bu gruba dâhildirler. Esad’ın asıl hedefinde yer alan ve Suriye kamuoyunun dikkatine sunduğu grup bu idi. Bu “Dışarıdan destekli” ve “Suriye’yi yıkmaya çalışan” grup, mümkün olduğunca eleştiriden pay aldı.

Esad’ın bu konuşmasında da “Milli diyalog/uzlaşı” teması vurgulanmaya çalışıldı. Bu vurgunun ardından da reformlara verdiği önemi öne çıkarmaya çalıştı. Reformları yapmanın Devlet Başkanının görevi değil, parlamentonun görevi olduğunun altını çizen Esad, Ağustos 2011’de parlamento seçimlerinin yapılacağını, Eylül ayında da reformlara başlanacağını tekrarladı.
Ağustos 2011’de parlamento seçimleri yapılabilir mi? Ya da sağlıklı bir sonuç alacak şekilde seçim yapılabilir mi? Bu sorunun sağlıklı bir cevabını bugünden vermek mümkün değildir. Ancak, Baas Rejimi’nin diktatörlüğünü yıkacak bir sonucun da beklenmediği söylenebilir. Zira anlaşıldığı kadarıyla direnişin iki önemli kanadının seçimlere katılmaması, ya da en azından azami 2 ayın kaldığı seçimlere kadar bunların teşkilatlanarak seçime hazırlanmalarının mümkün olmadığını söylemek mümkündür.
Esad’ın konuşmasından beklenen ancak alınamayan bir cevap da rejim içerisinde etkin görevlerde bulunan akrabalarının durumudur. Kardeş, kuzen vb şeklinde uzayan Baas Rejimi – Esad Hanedanıvari diktatörlükte, Esad’ın otoritesine de zarar verdiği ileri sürülen, Cumhurbaşkanını akrabaları temizlenecek midir? Yoksa “Aynı hamam, aynı tas!” devam mı edecektir?
Esadı’ın Türkiye’yi de yakından ilgilendiren bir diğer mesajı, can güvenliği sebebiyle Türkiye’ye sığınan ve 20 Haziran itibarıyla 11 bine yaklaşan Suriyeliler olmuştur. Koşulların düzeldiğini ileri süren Esad “Bir an önce geri dönün!” çağrısı yaptı. Suriye’deki direniş tüm dünyada belli bir yankı yarattı. Ancak, önce Ürdün’e, ardından ise Türkiye’ye sığınan Suriyelilerin artışı ile dünya kamuoyunun dikkati Suriye üzerine daha fazla dikildi. Hele de BM “İyi Niyet Elçisi” ve DünyaStarı Angelina Jolie bizzat Altınözü’ndeki çadır kenti gezerek, tüm dünya medyasını peşine taktıktan sonra…
Türkiye’deki Suriyeli sığınmacılar Suriye’yi rahatsız ettiği gibi, Türkiye’ye de her gün artan şekilde külfet getirmeye başladı. Artık sayıları 11bini bulan, her gün ortalama 500 Suriyelinin geldiği Hatay ilinde, üçüncü bir sığınmacı kenti daha kuruldu. Yayladağı’ndaki ilk kampı, Altınözü’ndeki çadırkent izlerken, üçüncü bir sığınmacı kenti 19 Haziran’da Reyhanlı’da Cilvegözü sınır kapası yakınlarında gene bir çadırkent şeklinde hizmete girdi.
Türkiye, 1990’lıyıllarda Saddam Hüseyin’in zulmünden kaçarak Türkiye’ye sığınan ve nüfusu 5-6yüzbinibulan sığınmacı kitlesinin iaşe ve ibatesi ile ilgili sıkıntıları, özelliklede yabancı basının yaygarasını bilerek hazırlık yapmaya çalıştı. Ancak gene de yabancı basının bu sığınmacı kampları ile ilgili eleştirilerinden kurtulamadı. Türkiye’nin dışında henüz hiçbir “insan hakları savunucusu” ülkenin pamuk elleri cebine sokmadığı dikkate alınırsa; Türkiye’nin bu çadır kentlerde fazlasıyla üç öğün yemek çıkarması, çadırlar arasında asfaltlama yapması, spor sahaları kurması, televizyon odalarını hizmete kurması, basına açık hale getirmesi hiç de eleştiriyi hak etmemektedir.
Sonuç
Beşşar el-Esad’ın 20 Haziran tarihli konuşması, “reform yanlısı” bir cumhurbaşkanı algısı vermeye yönelikti. “Milli Uzlaşı” ifadesinin altını çizen, Ağustos’ta yapılacak Parlamento seçimleri ile halkın kendi kendisini yöneteceğini ve Eylül’de reformlara başlanacağını söyleyen Esad, pek de “inandırıcı” gelmedi. Zira, üç gruba ayırdığı protestocular içerisinde bu seçimlere sağlıklı olarak hazırlanıp teşkilat kurması mümkün olmayanlar katılamayacak gibi gözükmektedir. Çok eleştirilen aile bireylerinin yönetimden uzaklaştırılması, hatta kendi cumhurbaşkanlığı görevinin dahi seçimle değişebileceği yönünde “Demokratik” bir düşünce sergileyemedi. Bir bakıma”Havanda su dövüldü!” Bu gidişat Suriye’yi dışarıdan müdahale seçeneğinden kurtarmaya yetecek gibi değildir…
Türkiye, Suriye’deki olumsuz gelişmelerden payına düşen olumsuzlukları yüklenmeye başladı. sayıları asgari500 kişi artan üç büyük çadır kentin nüfusu 11bine ulaştı. Bu sayı ve sürenin artışı demek, Türkiye’ye ilave ekonomik külfet yüklemek demektir. Sayısı artan Suriyeli sığınmacıların bölgede kalış süresi uzaması ise, başta Hatay olmak üzere, Türkiye’nin iç istikrarını da olumsuz etkileyecektir. Nasıl mı? Tıpkı Ürdün’de sürgün yaşayan Filistinlilerin “Gettoları” gibi…