Üye Girişi | Yeni Üyelik
   07 Şubat 2012 Salı
Enerji Enstitüsü
Terör Enstitüsü
Ermeni Enstitüsü
Göç Araştırmaları
Türk Dünyası Enstitüsü
Ekonomi Enstitüsü
Silahsızlanma Çalışmaları
Hakkımızda
Başkan
Yönetim Kurulu
Danışma Kurulu
Bilim Kurulu
Kadromuz
Temsilcilerimiz
TÜRKSAM'da Staj
Bağlantılar
E-Kitap
TÜRKSAM
Adres : Oğuzlar Mahallesi, Türkocağı Cad. 1388. Sok (eski 32. Sok), No: 52
Balgat / ANKARA

T :  0090. 312. 285 31 00 - T: 0090. 312. 285 00 66
F : 0090. 312. 285 00 71
İran’ın Nükleer Güç Olma Çabaları Bölge Barışını Nasıl Etkileyecek?
07 Mart 2005 Nükleer Enerji [10] [12] [14] [16]
 Op.Dr. Turhan ÇÖMEZ
Op.Dr. Turhan ÇÖMEZ


Hakkında - Arşivi

İran’ın nükleer serüveni nasıl başladı? İran’ın nükleer programı 1957 yılında Tahran Üniversitesi’nde ABD’nin desteği ile başladı. Bu dönemde komünizmin yayılması ve SSCB’nin İran’a girme endişesi, İran’ın askeri kapasitesinin arttırılası için verilen desteklerin başlıca nedeni idi. Ancak ABD, sunduğu nükleer desteğin barışçıl amaçlar doğrultusunda olması gereğini hep vurguladı ve İran 1958 yılında Uluslar arası Atom Enerjisi Kurumu’na üye oldu.

1974 yılında Şah Pehlevi, 20 yıl içinde, 20 000 MW(e) lık güce sahip, 20 adet nükleer reaktör hedefini ortaya koydu. 1973 yılında yaşanan petrol krizinin sağladığı ekonomik olanaklar, bu hedefler için, İran’a yeni fırsatlar sağladı ve çalışmalara hız verildi.

Alman KWU ve  Fransız Framatome şirketleri ile anlaşmalar yapılarak, santral çalışmalarına başlandı. Bu arada İran, Fransızların, dünyanın en büyük uranyum zenginleştirme şirketi olan Eurodiff’in %10 ortağı oldu.

1979 da gerçekleşen İslam Devrimi, nükleer çalışmalara sekte vurdu. Yeni rejimin batı karşıtı olması ve bu programda batıya bağımlı olunması programın durdurulmasında en önemli etkendi. Yine dini gerekçelerle programın sakıncalı bulunması, İran’ın zengin petrol ve doğal gaz rezervlerine sahip olması ve İran-Irak savaşı, programın kesintiye uğramasının temel nedenleriydi.

Ancak, zamanla, Rafsancani, programa karşı çıkan Humeyni’yi ikna etti ve 1985 yılında çalışmalar yeniden başladı. İran’ın, özellikle Irak savaşından sonra nükleer çabalara hız vermesinin temel nedeni, askeri kapasitesini arttırma isteğinden kaynaklanmaktaydı. Nitekim, SSCB ile 1992 yılında imzalanan teknolojik, ticari, ekonomik ve bilimsel işbirliği anlaşması, Buşehr nükleer santralin inşasının,1995 yılında Rusya’ya verilmesi ile yeni boyut kazandı. Bu sürecin devamında, Almanya, Arjantin, İspanya, Çin, Kuzey Kore, Pakistan ve Belçika ile işbirliği çabası içine giren İran, nükleer programını bir ulusal onur olarak kabul etmeye başladı.

İran, nükleer programını sürdürürken, bir yandan da uluslar arası anlaşmalara imza koydu. 1970 te, NPT (NÜKLEER SİLAHLARIN YAYILMASININ ÖNLENMESİ ANLAŞMASI) nı, ardından da, 1971-Model Protokolü imzaladı. Ancak,Uluslar arası Atom Enerjisi Ajansı tarafından her şeyin denetlenebileceğine hükmeden, 93+2 Program-Ek Protokolü imzalamakta uzun süre direndi. Programda alınan mesafeyle birlikte, ek protokolün imzalanması için uluslar arası baskılar giderek arttı ve nihayet, 25 Ekim 2003 te ek protokolü imzaladı. İran, bu imzanın, her türlü denetim için olanak sağladığını ifade etmesine rağmen, günümüze kadar meclisinde onaylamadı.

Son zamanlarda özellikle ABD den gelen baskılar nedeniyle, reaktif bir tavır içine giren İran’ın, ulusal onur kabul ettiği nükleer programla ilgili olarak, ek protokolü meclisinde onaylatacağına pek çok çevre ihtimal vermiyor. Nükleer programla ilgili politikalarda etkin olan muhafazakar bloğun, önümüzdeki dönemde, çalışmalara hız verme isteğinin olduğunu söylemek te, yanlış bir yargı olmaz.

İran’ın gerçek niyeti enerji mi?

 

Oldukça zengin petrol ve doğal gaz rezervlerine sahip İran’ın, bu kadar yüksek maliyetlerle nükleer enerji santralleri kurmaya ihtiyacı var mı?

Bu santraller için harcanan paranın, bilgi teknolojisi, istihdam, eğitim, sağlık ve alt yapı gibi önemli ihtiyaçlara harcanması akıllıca olmaz mıydı?

1955 yılından beri devam eden programda, bugüne kadar, enerji amaçlı bir santralin faaliyete geçmemiş olması düşündürücü değil mi?

Ek Protokolün mecliste onaylanmayışı, sayıları bilinmeyen ve önemli bir kısmının yer altında olduğu sanılan reaktörlerin denetime açılmayışı, bu programın enerji dışında başka amaçlarının da olduğunu düşündürmez mi?

Nükleer silah üretiminde en temel gerek olan uranyum zenginleştirme tesislerinden ısrarla vazgeçmemesi, şüpheleri daha da arttırmaz mı?

Tüm bunları alt alta koyduğumuzda, şüphesiz, İran’ın nükleer silah ürettiğine dair bir kanıt ortaya konamaz. Ancak, şeffaflık konusunda sergilenen direnç, nükleer programın barışçıl amaçlı olduğuna dair şüphelerin ortadan kalkmasına da engel olmaktadır.

İran’ı bekleyen gelişmeler

 

İran ve AB arasında nükleer programla ilgili görüşmeler devam ediyor. ABD ve İsrail tarafından yapılan açıklamalar ve Rusya’dan, İran’a gelen destek mesajları, AB-İran görüşmelerinin olumlu sonla noktalanma ihtimalini azaltıyor. AB ile memnun edici bir sonuç elde edilemezse, konunun BM Güvenlik Konseyi’ne taşınacağına kesin gözüyle bakmak mümkün. Ancak bu süreçte ABD’nin istemediği bir gelişme olursa, bunun da veto edileceği oldukça açık. Bu kritik noktada, İran’ın önündeki seçenekler de oldukça azalıyor.

İran ya Libya modelini tercih edecek ve tüm nükleer çalışmalarını durdurarak denetim ve kontrollere açacak. Ya da Kuzey Kore gibi davranacak ve dünyaya, nükleer program konusunda kararlı olduğu mesajını verecek.

İran kamuoyu, nükleer programa sahip çıktığı ve  bunu bir ulusal onur olarak kabul ettiği için, Libya modelinin tercih edilmesi pek olası görülmüyor. Henüz, Kuzey Kore gibi nükleer silah üretme kapasitesine ulaşamadığı için, uluslar arası baskılara kafa tutacağı da tahmin edilmiyor. En akla yatkın olan ihtimal, uranyum zenginleştirme ve plutonyum ayrıştırma teknolojilerine son verip, barışçıl amaçlı programına devam etmesi ve uluslar arası denetime açık olması. Bunun, hem İran, hem Türkiye hem de tüm Ortadoğu için en doğru seçenek olduğunu söylemek mümkün.

İran’ın programdan vazgeçmemesi halinde, bölgede güç dengelerinin değişeceği ve özellikle İsrail için önemli bir tehdit olacağı çok açık. 1991 yılında Körfez savaşında Saddam’ın attığı Scud füzelerinin İsrail’i vurduğu ve dar bir coğrafyaya sıkışmış olan İsrail’in hava savunma sistemlerinin bu saldırıları önlemeye yetmediği hafızalardan silinmedi. İran’ın son yıllarda sahip olduğu füze teknolojisi ile 1350 km yi vuracak kapasitede olduğu ve bunların denemelerinin de başarılı olduğu bilinen bir gerçek. Eğer İran, Şahap III füzelerine nükleer başlık takma kapasitesine ulaşırsa, bu tüm bölge için ve özellikle İsrail için çok önemli bir tehdit olacaktır. İsrail’in bu durumda, güvenli bir ön karakola sahip olması ya da İran’ın programını durdurmasından başka seçeneği görünmüyor.

Türkiye’nin pozisyonu

 

Yaşanan süreç Türkiye’nin uzunca bir süre, jeo-stratejik önemini koruyacağını gösteriyor. Bu süreçte kim ne söylerse söylesin, olayın aktörleri ile, özellikle de İsrail ve ABD ile, Türkiye’nin  ilişkileri bozulmayacaktır. Ancak, kum saatinin işlemeye başladığını da görmek gerek. Bir süre sonra Türkiye’nin İran ile ilgili bir kriz yönetimine ihtiyacı olacak. Bu süreçte, İran’ın nükleer programını barışçı bir platforma çekmek için atılacak adımlara Türkiye destek vermelidir. İran’ın kapılarını Uluslar arası Atom Enerjisi Ajansı denetçilerine açması ve programına barışçı bir yön vermesi, tüm dünyanın arzu ettiği bir gelişme olacaktır.

Türkiye, şüphesiz ki, sürecin, barışçıl bir sonla noktalanması için, her çabayı gösterecektir. Ancak, yakın geçmişte İran tarafından PKK ya verilen desteğin ve  rejim ihracı ile ilgili yapılan faaliyetlerin de unutulmadığı bilinmelidir.

Bu nedenle, Türkiye, gerek kendi güvenliği, gerekse bölge barışı için, en doğru adımı atmaya ve akılcı bir kriz yönetimine hazır olmalıdır.

Op.Dr. Turhan Çömez

AK Parti Balıkesir Milletvekili



http://www.turksam.org/tr/a242.html
Arkadaşına Gönder 5485 kez okundu Yazdır
Paylaş: Google Yahoo FaceBook Mixx
Digg StumbleUpon Del.icio.us reddit Twitter
 
Yorumlar
   Başlık : 
  Yorum : 
(Yorum larınızı yaparken '<' ve '>' işaretlerini kesinlikle kullanamazsınız.) 

* Yorum yapabilmeniz için 'Üye Girişi' yapmanız gerekmektedir.

Furkan -18.08.2009 12:24:46  
  ''Türkiye,nükleer güç mü oluyor?''Bu konuda yorum yapmak istiyorum.
Söylenenler belki doğrudur fakat türkiye Kore gibi birden nükleer güç olduğunu açıklayamaz.Çünkü bunu açıklayabilmesi için öncelik Avrupa Birliğine girmesi gerekir aksi taktirde Avrupalıların Türkiye ye karşı tavırları aniden değişebilir.Diyelim ki Türkiye AB ye girmeden bir nükleer güç olduğunu açıkladı Türkiye belki bulunduğu coğrafyanın ve dünyanın en büyük güçlü ülkelerinin başında gelecek fakat sizce de bu İran-Türkiye veya Amerika-Türkiye arasında bir gerilime sebep olmaz mı?Çünkü dış dünya da yani insanlar bile üstünlük mücadelesi için ellerinden gelenin en iyisini yapabiliyor ve konu büyük devletler olunca sonuçları çok daha ağır olabiliyor.Umarım bunlar doğru çıkar ve Türkiye bir nükleer güç olduğunu açıklar fakat bunu doğru kullanması gerekir Atatürk'ün ilke ve inkılaplarından sapmaz ve ''Yurtta barış dünyada barış'' politikası devam ettirir.

  
Bu sitede yer alan bilgiler TÜRKSAM adresi kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Tüm hakları Telif Hakları Yasası'nca korunmaktadır. Kâr amacı güdülmez. Yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Sitede Ençok Okunanlar
Osmanlı Devletinde Ermeni Sorunu Ve Avrupa Devletlerinin Ermeni Politikaları
49081 kez okundu.
Türklerde Yeni Yıl: Nevruz Bayramı ve Törenleri
31741 kez okundu.
Montrö Boğazlar Sözleşmesi Yetmiş Yaşında
19053 kez okundu.
İran’ın Nükleer Çabaları: Hedefler, Tartışmalar ve Sonuçlar
17654 kez okundu.
Yeni Global Oyun ve Hazar’ın Statüsü
15975 kez okundu.
Sitede Ençok Yorumlananlar
Atatürk’ün Türk Dünyasına Bakışı!
10 defa yorumlandı.
PKK Terör Örgütü’nün Dağdan İnmesi ve Karşılanmasındaki Sorunlu Süreç
6 defa yorumlandı.
Ermenistan ile İmzalanan Protokoller ve Bundan Sonraki Riskli Sürecin Analizi
5 defa yorumlandı.
Gazze’ye Yardım Girişimi ve İsrail Saldırısının Soğukkanlı Analizi
5 defa yorumlandı.
Türklere Karşı Yapılan Soykırımlar ve Hocalı Soykırımı
4 defa yorumlandı.
Copyright © 2004 - 2012 TÜRKSAM - Tüm Hakları Saklıdır.
Şu an sitemizde gezinen 2579 ziyaretçi, 0 üyemiz bulunmaktadır.
Tasarım ve Programlama TÜRKSAM - Bilişim Teknolojileri Merkezi (BTM)
En iyi 1024x768 görüntülenir.