Ekim 2011 ayı başlarından itibaren Suriye’de kafaları karıştıran yeni gelişmeler yaşandı. Bunlardan ilkinde El Cezire ve El Arabiya adlı televizyon kanallarının Suriye’de Esad’a karşı yalan-yanlış propaganda maksatlı haber yaptığı iddia edildi. Abartılı haberlerle “Arap Baharı”nın Suriye’de de var olduğunu ileri sürerek, dünya kamuoyunun Dikkatini Suriye üzerine çekmeyi çalıştıkları ileri sürüldü.

Aslında benzer bir değerlendirmeyi şahsen İskenderun’un günlük mahalli gazetelerinden “Söz” gazetesi Başyazarı ve Sahibi Şehmus Aslan’dan da bizzat duymuştum. Aslan da, Ağustos 2011 sonlarında Suriye’ye davet edilen gazeteci-aydın grubuyla yaptığı seyahatten dönüşünde aşağı yukarı aynı ifadeleri sarf etmişti. Ancak, Hama şehrinde Esad’ın sevilmediğinin de farkına varmıştı… Diğer kentlerde çoğunlukla “Türkiye ne yapıyor böyle?” diye serzenişte bulunan Suriyeliler vardı. Hıristiyan halk ise tamamen Esad’ın yanındaydı.
Suriye’de Dengeleri Alt Üst Edebilecek Bir Suikast: El-Tammo’nun Katli
Ekim’in ikinci haftasına girilirken Suriye’den bir suikast haberi duyuldu. “Kürt Geleceği Akımı” adlı siyasi partinin lideri Meşal el-Tammo, Kamışlı’daki evinde maskeli kişilerin saldırısı sonucu 7 Ekim 2011 sabahı yanındaki akrabalarından 9 kişi ile birlikte katledildi.
El-Tammo, 3.5 yıllık bir hapis döneminin ardından kısa bir süre önce serbest kaldı. Muhalif hareketlerini birleştirmek için İstanbul’da kurulan Ulusal Konsey’in yönetim kurulunda bulunan ve Batı ile ilişkilerin geliştirilmesini de savunan el-Tammo’ya yapılan suikast, Kürtlerin yoğun yaşadığı Suriye topraklarında kızgınlıkla karşılandı. Halep, Amuda ve Dirbasiya gibi kentlerdeki gösterilerde Kürtçe özgürlük “Azadi” sloganları atıldı. 8 Ekim 2011’de düzenlenen cenaze törenine 50 binden fazla kişinin katıldığı ve cenazeye katılanlar üzerine açılan ateş sonucu 9 kişinin öldürüldüğü, çok sayıda kişinin yaralandığı duyuldu.
8 Ekim’de bir Türk televizyonun benim de katıldığım tartışma programında, tartışmacılardan bir gazetecinin konuyla ilgili ve “Suriye’deki Kürt yöneticilerden aldıkları ilk bilgilere göre, el-Tammo’ya düzenlenen suikastta ‘komşu bir ülkenin istihbarat birimi’ vardı. Onun da arkasında ise ABD’nin olduğu” yönündeki ifadesi ilginçti. Daha sonra aynı haber, bu suikastı Türkiye’nin işlettiği şekilde yansıdı. Beyrut’ta sürgünde yaşayan Ulusal Blok üyesi Suriyeli muhalif Şekib el Cebri’nin, aynı konuda Twitter’den bildirdiklerine göre, “resmi medyada, suikastın arkasında Türk güvenlik güçlerinin olduğu” öne sürülmekteymiş. Ancak Tammo’nun ailesi, suikast için Suriyeli yetkilileri suçlamayı sürdürmektedir.
Suriye Kürtleri Ulusal Girişimi Başkanı Ömer Avsi de Suriye resmi televizyonuna “Ne Türkiye ne de başka bir ülkenin bu komploya karıştığına inanıyorum” şeklinde, Türkiye’yi zan altında bırakmayan bir ifade kullandı.
Suriye’deki Kürtler yakın bir zamana kadar Türkiye’deki Muhalifler yanında değildi. El-Tammo’nun suikastı bu bakımdan önem taşımaktadır. Esad rejiminin bunu yapması demek, Suriye’deki direnişçilere ülkenin Kürt unsurunun da büyük ölçüde katılması demektir. Böyle bir “yanlışlığı” Esad’ın “Acemi” olamayacakları değerlendirilen “Mahabarat”ın yaptığını söyleyebilmek çok zordur.
Suriyeli Kürt liderin öldürülmesinden iki kesim kazançlı çıkabilir: Bunlardan ilki; Suriye’deki rejimi bir an önce çökerterek Suriyelilere “demokrasi” getirme heveslisi olan ABD-AB ülkeleri. Türkiye de bu ülkelerle birlikte hareket etmektedir. İkincisi ise, Suriye’deki karışıklığın yükselmesi ve doğacak istikrarsızlıkta Kürtlerin yoğun yaşadığı yerlerde Irak kuzey Yönetimi gibi bir “Kürt Federal” yapısı oluşturma düşüncesi içerisindeki PKK terör örgütü. Aslında her iki ihtimal de sonuç itibariyle birbirini tamamlar niteliktedir.
Türkiye’den Destekle Muhalif Suriye Askerlerinin “Gerilla” Taktikleri ile Suriye’ye Karşı Mücadelesi
9 Ekim’de ise Türkiye’nin Suriyeli silahlı muhaliflere “destek verdiği” yönünde cılız bir haber daha duyuldu. Suriye silahlı kuvvetlerindeki görevini yaklaşık 2 ay kadar önce terk ettikten sonra Hatay’a sığınan Albay Riyad el Esad, Reuters haber ajansına “Devlet Başkanı Esad’ı devirmenin tek yolunun güç kullanmak olduğunu” söylemiş.
Aynı ajans vasıtasıyla uluslararası kamuoyuna yardım çağrısı yapan Albay Esad, “Suriye’de yabancı ülkelerin güçlerini görmek istemediklerini” söylemekle birlikte, “uluslararası kamuoyunun isyancılara silah yardımı yapıp ülkenin hava sahasını uçuşa kapatması gerektiği” üzerinde durdu.
Sığınmacı Albay’a göre, içinde subay dâhil 15 bin civarındaki Suriyeli askerin Ekim 2011 başları itibariyle “taraf değiştirdiğini ve Suriye toprakları içinde harekete geçmek için kendisinin komutasını beklediklerini!” ileri sürdü.
Sonuç
Anlaşıldığı kadarıyla bundan böyle Esad rejimi ile muhalifler arasındaki çatışma “yer altında” kendisini gösterecek. Artık tarafların birbirini suçlayacağı yeni suikastlar sırada gibi. Bu suikastlar, özellikle ülke içerisinde hem hareketsiz kitleleri ayağa kaldırmak için sütre gerisindeki liderleri, hem de fazla sivrilen muhalefet liderlerini hedef almaya yöneliktir. Dileriz kitleleri yanlış yönlendirecek hareketler yaşanmaz. Aksi halde yeni bir “Bosna-Hersek”, ya da adı yeni konacak bir “Nusayri-Sünni” çatışması çıkabilir.
Suriye’deki istikrarsızlık en fazla da Türkiye’ye zarar verir. Hele de Suriyeli Kürtler bir “Federal” yapı fırsatı bulurlarsa…
Herhalde Türkiye, komşu ve “kardeş” Suriye’de, sığınmacı Suriyeli Albay’ın iddiasının aksine, istikrarı daha da bozacak bir “gerilla” tipi askeri faaliyetlere destek vermeyecektir!