Suriye’de Baas rejimi ve Cumhurbaşkanı Beşşar el-Esad giderek kapana sıkışıyor. Şu anda yanında kalan İran ve Rusya var. Çin dahi Suriye’den yana tavrını çevirdi çevirecek gibi. Arap Birliği ise, Suriye’nin birlik üyeliğini askıya aldığı gibi, 19 Kasım 2011 sonuna kadar verilen sürede istekleri gerçekleşmeyince, büyük bir olasılıkla Suriye’ye ekonomik yaptırımları uygulamaya başlayacak.
AB ise kendi çapında bunu zaten uygulamaya başlamış ve 80’e yakın Suriyeli’nin AB ülkelerinde seyahat yasağı getirmiş durumdadır. Keza, bazı kişi ve firmaların da AB ülkelerindeki mal varlıkları donduruldu.

ABD ise, şimdilik konuyu BM Güvenlik Konsey’nde görüşmeyi, ya da Türkiye ve Arap Birliği gibi ülkelerin “Esad rejimi üzerinde daha etkili olduğunu” söyleyerek, bu ülkelere adeta hedef göstermekle yetiniyor. Nitekim bu bağlamda son olarak ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton 19 Kasım
“Arap Birliği’nin yaptığı ve Türkiye’nin söylediklerinin, Suriye hükümeti ve toplumu üzerinde çok uzakta olan bizlerden çok daha fazla bir etkiye sahip olduğunu düşünüyorum!”[1] diyerek, ABD’nin tutumunu özetledi.
Beşşar el-Esad’ın Çıkmaz Sokakta İlerleme Israrı
Esad’ın 20 Kasım 2011’de yayınlanan İngiliz Sunday Times gazetesindeki mülakatına göre, Mart 2011’in ortasında başlayan Suriye’deki muhalif hareketler sebebiyle 800 polis ve güvenlik gücü mensubu hayatını kaybederken, sadece 619 muhalif ya da sivil hayatını kaybetmiş. (Oysa Suriye İnsan hakları kuruluşlarına dayandırılarak BM’nin verileri bunun 3.500 kişiye ulaştığını ileri sürmektedir.)
Esad’a göre de öldürülenler “silahlı terör” elemanlarıdır. Bu maksatla da Esad, “Militanlar söz konusu olduğunda da hükümete düşen, sivilleri ve istikrarı korumak için onlarla savaşmaktır. Militanları kendi hallerine bırakamayız. Bu bizim işimizdir ve işimiz yapmaktayız!” demektedir.
Esad’ın bir diğer mesajı da Arap Birliği’nin ülkesinin birlikteki statüsünü askıya almasınaydı. Bu sebeple Arap Birliği’ni Suriye’nin iç işlerine karışmak ve “Batı güçlerinin işgaline bahane yaratmakla” suçlayıp eleştirdi.
Esad ayrıca, Suriye’ye olası bir askeri müdahalenin tüm bölgedeki istikrarı bozacağını, bu durumdan tüm ülkelerin olumsuz etkileneceğini ifadeyle, “silahlı çetelerin” katliamların durması halinde Suriye’de istikrarın sağlanacağını söyledi. Bunun için de komşu ülkelerden silah ve para yardımı gibi desteklerin kesilmesi gerektiğinin altını çizdi.
2012 yılında seçimlerin yapılabileceğini söyleyen Esad ayrıca sözlerini “Yeni bir parlamentomuz olacak. Ardından yeni bir hükümet kuracağız. Yeni bir anayasa yapacağız. Bu anayasa devlet başkanı seçiminin esasını belirleyecek!” şeklinde sürdürdü.
Esad, Suriye’ye dışarıdan baskı yapılması halinde boyun eğilmeyeceğini, “ülkesi için gerekirse öleceğini” ifade ederek, Suriye’ye karşı bir askeri harekâttan kaçınılmasının gerekliliğini savundu.
[2]
Özgür Suriye Ordusu
Son haftalarda iyiden iyiye bir şekilde Suriye’de ortaya çıkan yeni bir silahlı kuvvetten söz edilmektedir. İngiliz
Independent gazetesinin Justin Vela imzalı 9 Ekim 2011 tarihli sayısında, direnişçiler arasında yer aldığı için Suriye Silahlı Kuvvetlerini terk ederek Türkiye’ye sığınan bir albayın faaliyetleri ile Türkiye arasında ilişki olduğunu iddia etti. Gazeteye göre Albay Riyad el Esad, “Esad rejimini devirmek için gerilla tipi saldırılar ve suikastlar” planlamaktaydı. Hatta bu konuda Türk koruyucularının göz yumduğu, kendisiyle birlikte taraf değiştiren Suriyeli askerlerden bir güç oluşturmaya çalıştığı ve bu gücün de Esad rejimini askeri güç kullanarak devirmek istediği şekilde yazıldı.
[3]
Aynı günlerde adı geçen Albay Riyad el Esad’ın Suriye silahlı kuvvetlerindeki görevini yaklaşık 2 ay kadar önce terk ettiği ve Türkiye’deki sığınma kamplarına intikal ettiği bu kez
Reuters haber ajansı tarafından bildirildi. Aynı habere göre el Esad “Devlet Başkanı Esad’ı devirmenin tek yolunun güç kullanmak olduğunu” ileri sürmüştü. Uluslararası kamuoyuna yardım çağrısı yapan Albay Esad, “Suriye’de yabancı ülkelerin güçlerini görmek istemediklerini” söylemekle birlikte, “uluslararası kamuoyunun isyancılara silah yardımı yapıp ülkenin hava sahasını uçuşa kapatması gerektiği” üzerinde durdu. Sığınmacı Albay Esad, içinde subay dâhil, 15 bin civarındaki Suriyeli askerin Ekim 2011 başları itibariyle “taraf değiştirdiğini ve Suriye toprakları içinde harekete geçmek için kendisinin komutasını beklediklerini!” de ileri sürdü.
[4]
16 Kasım 2011’de Suriyeli silahlı muhalifler ilk kez bir askeri üsse saldırdı. Askerden kaçarak oluşturulan bu gruplar, Esad’a bağlı çok önemli bir askeri depoya saldırdı. Başkent Şam yakınındaki Harasta şehrinde, Suriye Hava Kuvvetleri Gizli İstihbarat birimine ait olduğu bildirilen binanın, ÖSO tarafından tahrip edildiği ve 6 askerin öldürüldüğü ileri sürüldü.
[5]
ÖSO saldırılarını 17 Kasım’da bu kez de İdlib eyaletindeki Baas Partisi’nin gençlik kolları binasını hedef alarak sürdürdü. ÖSO’nun askerlerinin roket güdümlü el bombaları kullandığı çatışma sonucu, artık Suriye’de bu tip karşı saldırıların da gelebileceği anlaşıldı.
[6]
20 Kasım 2011 sabahı Şam’ın Masraa semtindeki Baas Partisi’nin bir binasına en az iki güdümlü el bombası ile saldırıldı. El-Cezire kanalına göre saldırıyı ÖSO üstlendi. Bu saldırı da Baas Partisi binalarına yapılan ilk saldırı olarak kayıtlara geçti.
[7]
Suriye’ye Karşı Yeni Planlar (!)

Türkiye’de iktidar “Suriye iç meselemiz” diyerek, Suriye konusundaki hassasiyetini aşırı şekilde ortaya koydu. Hatta Türkiye’nin Suriye’den gelebilecek geniş kitleler halindeki sığınmacı-mülteci akınını önlemek maksadıyla Suriye-Türkiye sınırında bir tampon bölge oluşturacağı da basında epeydir yer almaktadır.
Öte yandan, yabancı basın bir taraftan Türkiye ve Arap Birliği’ni Suriye’ye müdahaleye ikna turu atarken, diğer taraftan da Özgür Suriye Ordusu (ÖSO)’nun kuvvetlendirilebileceği üzerinde çalışmaya başladı.
Aslında ilk bakışta normal bir düşünce tarzı gibi gelmektedir. Suriye ordusundan kaçanların katılımıyla sayıları her gün artış kaydeden ÖSO’ya ise neredeyse tüm komşuları ve denizden yardım etmek mümkündür. Yani 911 km’lik uzunluktaki Türkiye sınırı, Irak, Ürdün, İsrail ve Lübnan yanında Suriye’nin Akdeniz kıyılarından da ÖSO’ya silah ve para yardımı yapılabilir.
ÖSO’nun bu yolla desteklenmesi Esad rejimine karşı muhaliflere başlangıçta büyük bir moral ve güç verecekse de, daha sonra Libya’dakinden daha beter bir iç savaş çıkma riski oldukça büyüktür. Bu olası iç savaşta Suriye’de dökülecek kan, Libya’dakinden kat be kat fazla olacaktır. Türk İstiklal Harbi sırasında Güney Cephesi’nde Fransızlara karşı nasıl ki Adana, Mersin, Dörtyol, Gaziantep, Kahramanmaraş ve Urfa’daki yerli halk karşı koymuşsa, Suriye’de de Suriyeli yerli halkın Fransızlarla amansız bir mücadelesi vardı.
Suriye’deki olası bir iç savaş, tüm bölgeyi rahatsız edebileceği gibi, Türkiye’ye karşı olan tüm terör odaklarını da bir araya getirtip Türkiye’ye yönlendirmeye sebebiyet verebilir.
Öte yandan, Suriye’deki olası iç savaşta ölenlerin yakınları, bunun müsebbibini ararken, fazla uzağa değil, en yakınındaki komşusu Türkiye’ye bakacaktır. Suriye’de iç savaşı tetikleyecek bir gelişme içerisinde olmakla, ya da bunu önlemeyerek Türkiye, Suriyelilerin en az yarısını kendisine düşman edebilecek bir konumda bulabilir.
Sonuç
Suriye’de Esad rejimi artık sonu meçhul bir yola girmiş gözükmektedir. ABD ve AB’de Suriye’ye karşı askeri müdahale kararlılığı yoktur. Rusya’nın direnci sebebiyle hele de BM şemsiyesi altında bir müdahale beklentisi son derece zayıftır. Bunun için Türkiye’ye ve Arap Birliği’ne verilen teşvik edici pohpohlamalara rağmen, ne Arap Birliği’nin, ne de Türkiye’nin Suriye’ye askeri harekât yapacağı beklenmemektedir.
Suriye’yi “içten çökertme” planlarının da yapıldığı sıkça tekrarlanır hale geldi. Bunun en kolay yolu, komutanlarının Türkiye’de olduğu bilinen Özgür Suriye Ordusu’nu silah ve para ile desteklemektir. Ancak bunun sonucunda Suriye’de bir iç savaşın çıkma riski oldukça güçlüdür. Bu ise hem bölgeyi olumsuz etkiler, hem de Türkiye, komşusu Suriye ile birçok Arap ülkesinden yeni düşmanlar kazanabilir.
Türkiye’nin ÖSO’ya silah ve para desteği yapılmasını önlemesi, kendisinin ise asla yapmaması gerekir. Suriye’de Esad rejimini ve Suriye’yi de Esad’dan kurtaracak reçete hala Rusya’nın elindedir. Şayet Rus liderler Esad ve ABD ile ayrı ayrı görüşerek, Suriye’de Esad yönetiminin yargılanmayacağı garantisini alabilirse, Esad da muhtemelen Suriye’de yönetimi geçici bir yönetime teslim edip ayrılabilir. Aksi halde hem bölgeyi, hem de Esad’ı iyi bir sonun beklemediği, kehanet sayılamayacak kadar açıktır!
[1] “Türkiye’nin etkisi ABD’den daha fazla”, Milliyet, 20.11.2011.
[2] “Granatenanschlag auf Assads Regierungspartei”, 20.11.2011, http://www.spiegel.de/politik/ausland/0,1518,798837,00.html
[3] “Suriye’ye karşı gerilla savaşının üssü Türkiye”, 10.10.2011, http://www.gazeteport.com.tr/haber/56829/suriyeye_karsi_gerilla_savasinin_ussu_turkiye
[4] “Suriyeli subay Hatay’dan dünyaya seslendi”, 7.10.2011, http://www.hurriyet.com.tr/planet/18926411.asp?utm_source=twitterfeed&utm_medium=twitter
[5] “Assad-Gegner greifen Militärbasis an”, 16.11.2011, http://derstandard.at/1319182933661/Aufstand-in-Syrien-Assad-Gegner-greifen-Militaerbasis-an
[6] “Muhalifler Baas’ın binasına saldırdı”, 18.11.2011, http://dunya.milliyet.com.tr/muhalifler-baas-in-binasina-saldirdi/dunya/dunyadetay/18.11.2011/1464229/default.htm
[7] “Granatenanschlag auf Assads Regierungspartei”, agy.