Üye Girişi | Yeni Üyelik
   23 Şubat 2012 Perşembe
Ortadoğu ve Afrika
Rusya – Ukrayna
Kafkasya
Türkistan
Asya – Pasifik
Güney Asya
Türkiye
Balkanlar
Amerika
Avrupa Birliği
Kıbrıs
Jeopolitik ve Strateji
Sivil Toplum Kuruluşları
Uluslararası Hukuk
Çok Taraflı İkili İlişkiler
Bilgi Yönetimi
Bilim ve Teknoloji Araştırmaları
Proje ve Kalkınma Yardımları
Medya
Uluslararası Örgütler
Karadeniz
Hakkımızda
Başkan
Yönetim Kurulu
Danışma Kurulu
Bilim Kurulu
Kadromuz
Temsilcilerimiz
TÜRKSAM'da Staj
Bağlantılar
E-Kitap
TÜRKSAM
Adres : Oğuzlar Mahallesi, Türkocağı Cad. 1388. Sok (eski 32. Sok), No: 52
Balgat / ANKARA

T :  0090. 312. 285 31 00 - T: 0090. 312. 285 00 66
F : 0090. 312. 285 00 71
ABD Irak'tan Çekilirken...
15 Aralık 2011 Irak [10] [12] [14] [16]
Doç. Dr. Celalettin Yavuz
Doç. Dr. Celalettin Yavuz
TÜRKSAM Başkan Yardımcısı
Terör Enstitüsü
Hakkında - Arşivi

20 Mart 2003’te Irak’a karadan, denizden ve özel kuvvetleri ile müdahalede bulunan ABD, 2011 yılı sonu itibariyle bu ülkeden ayrılacağını tekrarladı. Bu maksat 13.12.2011’de ABD Başkanı Barack Obama ve Irak Başbakanı Nuri el-Maliki tarafından da tüm dünyaya bir kez daha ilan edildi. Acaba ABD, “Irak müdahalesinden umduğunu bulabildi mi?” Ya da “Irak’a Özgürlük!” adıyla başlattığı askeri müdahale sonunda Irak gerçekten “Özgür mü?”
 
2011 Yılı Sonu İtibariyle Irak’ın Görünümü
 
7 Martı 2010’da gerçekleştirilen genel seçimler sonucunda 325 sandalyeli Irak Meclisi’ne en çok sayıda (91) milletvekili ile girmesine rağmen, “Irakiye” koalisyonunun lideri İyad Allavi kendi başbakanlığı altında bir hükümet kurmaya muvaffak olamadı. Özellikle “Şii Irak” düşüncesindeki muhalefet Allavi’ye uzak durdu. Bu sebeple Allavi, çoğunluğu Sünni olan kendi “Irakiye” grubu ve “laik” (seküler) milletvekilleri ile baş başa kaldı.
 
Seçimden sonra Başbakan Nuri el-Maliki’nin lideri olduğu “Hukuk Devleti” koalisyonu, diğer Şii gruplarla birlikte Meclis’te daha kalabalık bir blok oluşturmuş ve uzun süre el-Maliki’nin hükümet kurmasına karşı çıkmışlardı. Ancak aylar sonra el-Maliki, güç de olsa sonunda, 89 milletvekili çıkaran kendi “Irak Hukuk Devleti” grubunun liderliğinde Allavi ile “güç paylaşımını” gerçekleştirebildi. Genel seçimler üzerinden tam 9.5 ay geçtikten sonra, Irak’ta yeni hükümet kurulabildi. Güç paylaşımıyla ilgili ilk mutabakat Kasım 2010 ayı başlarında sağlandı. “Stratejik Politika Konseyi” adında bir kurul kurularak başına İyad Allavi getirilirken, Musul'un en güçlü ismi Usame Nuceyfi Meclis Başkanlığı’na, Celal Talabani de Cumhurbaşkanlığı’na seçildi. Ancak hükümet kurma ve güvenoyu alma işlemi 21 Aralık 2010’da tamamlanabildi. Şii ve dini ağırlıklı “Dava” partisinin lideri olan Nuri el-Maliki’nin yeni kabinesi nihayet 21 Aralık 2010’da Meclis’ten güvenoyu alabildi.
 
Şii ittifakı 18 bakanlık, Ammar El-Hekim liderliğindeki Irak Ulusal İttifakı da bir vekâleten olmak üzere 11 bakanlık elde etti. Kürt İitifakı 8 bakanlık, El Avsat koalisyonu 1 bakanlık ve Hristiyanlar 1 bakanlık elde etti. Türkmenlere ise, Şii ittifakından üç bakanlık verildi. Başbakan, üç yardımcısı ve 29 bakanın kimlikleri belli oldu. Ancak 42 kişilik kabine henüz tam olarak belirlenemedi. Başbakan el-Maliki’nin mevcut görevine ilaveten en azından üç bakanlığı daha üstlendiği bildirilmektedir.
 
“Kürt Bloğu” ise “anahtar” rolünü belki de olabilecek en iyi şekilde kullanarak, yeni yönetimde gene en önemli yerleri tuttu. Celal Talabani Cumhurbaşkanlığı görevini sürdürürken, Hoşyar Zebari de Dışişleri Bakanlığı görevine devam etti. Zebari, Kadından Sorumlu Devlet Bakanlığı görevini de vekâleten yürütmeye soyundu. Üstelik 6 tane daha Kürt milletvekilinin bakan olması öngörüldü. Kürt ittifakından Roj Nuri Şavis, Başbakan yardımcılığına getirildi. Şavis ayrıca Ticaret Bakanlığını da vekaleten yürütecekti.
 
İzzettin Devlet (Tarım Bakanı), Muhammed Casim Cafer (Gençlik ve Spor Bakanı) ve Irak Türkmen Cephesinden Turhan Müftü (İllerden Sorumlu Devlet Bakanı), kabinenin Türk bakanlarıdır.
 
Hükümet İran ağırlıklı gibi gözükse de, aslında ABD’nin ve Iraklı Kürtlerin istediği şekilde gerçekleşti. Kürtler gene “anahtar” rolünü üstlendiler ve en önemli yönetim kademelerini (Cumhurbaşkanlığı, Dışişleri Bakanlığı, Başbakan Yardımcılığı ve 6 ilave bakanlık) ellerinde tuttular. Bu durum kuşkusuz ki, ABD’nin çekilme süreci sonrası Kürtlerin “Merkezi Hükümetten baskı göreceği” endişesini azaltmıştır.
 
Üç Türk’e verilen bakanlık ise Türkiye’nin “züğürt tesellisi” olarak algılanabilir. Zira bu üç değerli Türk bakan, aslında 42 kişilik oldukça kalabalık bir kabinede daha etkili bakanlığa kaydırılabilirdi. Türkiye’nin gayretleri ancak bu kadarmış demek ki (!) dedirten bir gelişme gibi gözükmektedir.
 
Irak’ın Sorunları
 
Irak’ta geçen yıl yapılan genel seçimlerin ardından uzun bir süre beklendikten sonra, “Yamalı Bohça” misali kurulan hükümetle pek de başarılı olduğu söylenemez. Nitekim Irak Kuzey Yönetimi’nin bulunduğu coğrafyanın dışında istikrar adına hala önemli bir şeyler yapılabilmiş değildir. Sünni-Şii çekişmesi patlayıcı yüklü arabaların kalabalık yerlerde patlatılmasıyla ve her hafta iki taraftan çok sayıda insanın ölümüyle, pek çoğunun ise yaralanmasıyla sonuçlanmaktadır. Bu patlamalarda 3-4 kişi, hatta 8-10 kişi öldüğünde, Türkiye gibi tüm dünya kamuoyu adeta gözlerini ve kulaklarını kapatırcasına bir ilgisizlik içerisindedir. Ancak 70-80 kişi ölürse basın birazcık ilgi göstermektedir.
 
Irak’ta hükümetteki Şii-Sünni ve ABD’nin kolladığı Kürt çekişmesi, aynı zamanda İran-ABD (Suudi Arabistan dâhil) nüfuz mücadelesi ile de sürmektedir. Sünni BAAS rejimini deviren ABD, gelinen günde Şii İran’ın etkisinin Irak’ta yükselişini görebilmektedir. Muhtemelen bu sebepledir ki, 2011 sonunda Irak’tan tamamen çekilmesi planlanan 46 bin kişilik (sivil ağırlıklı) ABD kuvvetinin en azından 4.500 civarında (bu rakam 5.000 olarak da verilmektedir) olanı, Irak kuvvetlerini ve güvenlik güçlerini eğitmek maksadıyla varlığını sürdürecektir.[1] Bunlara 2.000’e yakın ve çeşitli alanlarda uzman personelin (tarım, iklim, teknik, enerji, ulaşım, iletişim, eğitim vb) devam etmesi kararı alınmıştır. Bu hususta kuşkusuz ki “Arap Baharı”nın Körfez Ülkelerinde meydana getireceği olumsuzluklarda ABD’nin yerinde müdahalesi de düşünülmüştür.
 
Irak’taki merkezi hükümetlerin en az orta vadeye kadar ABD ile İran çekişmesi sebebiyle istikrarlı dönemler geçirmesinin pek mümkün olamayacağı anlaşılmaktadır.
 
Suriye ile Ağustos 2009’da, Bağdat’taki seri terör faaliyetleri ve ölümler sonucunda köprüler atılmıştır. Zira bu terör faaliyetini işleyenlerin Suriye’de barındıklarını ileri süren Irak, teröristleri istediğinde Suriye vermeyince, Şam Büyükelçisini geri çekmiştir. Ancak, Suriye’deki “Arap Baharı”nın gürültüsü arttıkça, Suriye’ye olası dış müdahale söylentisi, Irak yönetimini oldukça rahatsız etmektedir. Suriye’deki Arap Baharı’nın etkileri, bir bakıma Irak’ı da yakından ilgilendirmektedir. Zira hem akrabalık bağları sınırların iki tarafında da devam etmektedir. Hem de Esad sonrası Suriye’de kurulabilecek “Sünni” ağırlıklı bir rejim, Şii ağırlıklı Irak ile yeni çatışma alanları doğurmaya davetiye çıkarabilir.[2]
 
Her ne kadar Şii İran’la yakınlaşan bir Irak varsa da, İran’ın müttefiki “Nusayri-Alevi” ağırlıklı Baas rejiminin hâkim olduğu Suriye arasında, beklenen dostluk bir türlü gerçekleşememiştir. Suriye’deki kargaşaya Kürtlerin de müdahil olması halinde, Irak Kuzey Yönetimi ve bölgedeki PKK terör örgütünün de Suriye Kürtlerini destekleyecekleri açıktır.
 
 
 
Arap Baharı’nın Irak’taki etkisi Irak Kuzey Yönetimi içerisinde KDP ve KYB’ye karşı kıpırdanmalar yaşanmıştır. Nisan 2011’deki bu olaylardan biri Süleymaniye’de yaşanmış olup, hükümet karşıtı protesto düzenleyen göstericilere Irak polisinin ateşi sonucunda en az 35 kişi yaralanmıştı.[3]Daha sonra Mesut Barzani’nin yerinde müdahalesi ve “İstenilirse mahalli seçimlere hemen geçilebileceğini” söylemesiyle, bu hareketi destekleyen “Goran” (Değişim) grubu şimdilik yatışmıştır. Ancak, gelecekte Değişim hareketinin KDP-KYB ittifakına karşı kitle hareketi yapması sürpriz sayılamayacaktır.
 
Irak’ın altyapısı, askeri müdahale sonucunda bazı yerlerde %50’ler, bazı yarlarda %30’lar civarında tahrip edilmiştir. Dünyanın 3. Petrol kaynaklarına sahip bu ülkede hala elektrik kesintileri saatlerce sürmekte, dışarıdan işlenmiş petrol ürünleri satın alınmaktadır.
 
Başta tıp alanında olmak üzere, üniversite gibi yüksek eğitim kurumlarının öğretim üyeleri yurt dışına kaçmış, ülke adeta bir beyin göçünün travmasını yaşar haldedir.
 
Türkiye – Irak İlişkileri
 
Irak’ta el-Maliki hükümeti ile Temmuz 2008’de içinde “Terörle mücadele” de dâhil, 4 maddelik ikili işbirliğini artıracak bir anlaşma imzalandı. Bu maksatla Irak Hükümeti ile de “Stratejik Seviyede Ortak Kabine” toplantıları yapıldı. Ancak, yeni hükümetle birlikte bu “Ortak kabine” toplantıları yapılamadı. Zira Irak’taki el-Maliki Hükümeti’nin iç istikrarla ilgili sorunları, Türkiye’deki genel seçimlerin mevcudiyeti, ortak komşu Suriye’deki Arap Baharı gibi hususlar sebebiyle konuya gereken ağırlık verilemedi.
 
Irak’ın yeniden yapılandırılması bağlamında pek çok anlaşma imzalandı. Bunların bir kısmı da sorunsuz yürümektedir. Irak kuzeyindeki yeni petrol sahalarından üretim yapan firmalar içerisinde Türk ortaklar da bulunmaktadır.
 
Nabucco doğalgaz projesi için düşünülen Irak doğalgazının Katar gazı ile birlikte Türkiye üzerinden Avrupa’ya nakledilmesi projesi yavaşlamıştır. Bu konuda da gerek Avrupa’nın ekonomik krizler sebebiyle konuya verdiği önemini azalması, gerekse “Arap Baharı”nın bölgeye getirdiği istikrarsızlık beklentisidir.
 
Irak’ta Türk firmalarının daha etkin bulunduğu yer Irak Kuzey Yönetimi ya da yakın sahalardır. Diğer yerlere göre daha istikrarlı olan bu yörelerde, özellikle de Irak Kuzey Yönetimi’nin bölgesinde diğer ülke temsilcileri gibi Türk girişimciler de çalışmalarını sürdürmektedir. Bu bağlamda son önemli projelerden biri, Mayıs 2011 sonlarına doğru Çalık grubu tarafından Musul şehrinin 60 kilometre güneyindeki El Kayyara bölgesinde 750 megavatlık elektrik santralinin temelinin atılmasıdır. Ninova adı verilen bu santrale ilaveten, aynı Türk firması tarafından 1250 megavatlık El Khariat santrali da inşa edilecektir. Çalık Enerji, Nisan 2010’da da Kerbela ilinde Irak'ın en büyük elektrik santrali El Hayrat’ın inşasına başlamıştı.[4]
 
Irak’ın kuzeyinde, Türkiye’ye yakın Kandil yağında terör örgütlerinden PKK, İran’a yakın yerlerde PJAK üslenmiştir. Türkiye’nin zaman zaman bölgeye yaptığı hava harekâtı sebebiyle, Irak Meclisi’nden Türkiye’yi eleştiren sesler çıktığı gibi, hükümet tarafından nota da verilmektedir. Bu notalardan sonuncusu 24 Ağustos 2011’de Bağdat Büyükelçisi Murat Özçelik’e, “Türk hükümetine iletmek” üzere verilmiştir.[5]
 
Irak Kuzey Yönetimi, her ne kadar Irak’ın bir parçası ise de, çoğu kez dışişlerinde dahi bağımsız hareket etmekte beis görmemektedir. Nitekim Ağustos 2011 sonlarına doğru, İsrail’in, 6 adet insansız hava aracı dâhil harp-silah ve araçlarını Irak’ın kuzeyine yerleştirme isteği, Kürdistan Demokratik Partisi (KDP) tarafından kabul edilmiştir. İnsansız hava araçlarının 4’ünün Kerkük’ün kuzeyinde, 2’sinin ise Musul’daki hava limanında konuşlanacağı öğrenilmiştir. Keza İsrail istihbarat ve askeri danışmanlarının da Irak Kuzey Yönetimi’nin güvenlik güçlerini eğitmek üzere bölgeye gönderilmesi üzerinde anlaşma yapılmıştır. Anlaşmanın gerekçesi Mesut Barzani tarafından, “Iraklı Kürt öğrencilerin İsrail üniversitelerine kabulü karşılığı” şeklinde açıklanmıştır. Tüm bunlar gerçekleştirilirken, İsrail ile diplomatik ilişkileri bulunmayan Irak Merkezi Hükümeti sessiz kalmıştır.[6] Bu tür gelişmeler, Türkiye’ye karşı İsrail-Irak Kuzey Yönetimi-PKK işbirliğini çağrıştırmaktadır.
 
Türkiye ile Irak’ı karşı karşıya getirebilecek gelişmeler içerisinde güvenlik ve sınır aşan sular konusu en önde gelenleridir. Irak kuzeyinde yuvalanan PKK terör örgütüne karşı Türkiye’nin her askeri müdahalesi Irak Merkezi Hükümeti ve Irak kuzey Yönetimi açısından bir “otorite zafiyeti yarattığı” gerekçesiyle eleştirilmektedir.
 
Suriye ile de henüz çözüme kavuşturulamayan Fırat’ın suları ile doğrudan Irak’a giren Dicle’nin suları da Türkiye-Irak ilişkilerinin geleceği açısından son derece önemli ve risk oranı yüksek bir konudur. Zaman zaman Irak Meclisi’nden Türkiye aleyhine sesler yükselebilmektedir.
 
Son günlerde Irak merkezi Hükümeti, bizzat Başbakan el-Maliki’nin ağzından Türkiye’ye açık bir eleştiri getirilmiştir. Maliki’ye göre Türkiye, sık sık Iraklı gruplara müdahale ederek, “Irak’ın iç işlerine karışmakta”dır. Maliki, 12 Aralık 2011’de Wall Street Journal gazetesine İran’dan çok Türkiye’nin içişlerine karıştığını ileri sürerek, “Ekonomik işbirliği cephesinde onları (Türkiye) memnuniyetle karşılıyoruz ve onlara karşı açığız ama politik konulara müdahaleleri hoş karşılamıyoruz. Türkiye, belli politik figürleri ve blokları destekleyerek müdahale ediyor. Önceki Büyükelçilerinin (Özçelik) müdahaleleri konusunda daha önce sürekli itirazlarda bulunduk ve onlar da bu müdahaleyi itiraf ettiler. Politik konularda, kabul edilemez müdahaleleri var!” şeklinde Türkiye’yi suçladı.[7]
 
Sonuç
 
ABD, her ne kadar “Irak’tan çekiliyorum!” dese de, 6.000 civarındaki ABD resmi görevlisi Irak’ta kalmayı sürdürmektedir. Bunun anlamı, ABD’nin en azından 10-15 yıllık bir süreçte Irak iç siyasetinde etkin olacağıdır.
 
ABD ve İngiliz petrol şirketleri Irak’ın zengin petrolünü işletme konusunda sözleşmelerin aslan payını imzalamışlardır.
 
ABD, Irak’a ve daha sonra Körfez Ülkelerine yerleşmek suretiyle Körfez’den küresel ekonomiye petrol-doğalgaz akışının kesintisiz devamını kontrol altına almıştır. Bu arada hem bölgede istikrarsızlık abidesi haline gelen Saddam Hüseyin yok edilmiş, hem de İran’ın Körfez’deki olası hamleleri büyük ölçüde engellenmiştir.
 
Orta Doğu’da varlığı ve bekası ABD açısından son derece önemli İsrail için bölgenin gelişme potansiyeli yüksek “Saddam Hüseyin’li” Irak tehdidi bertaraf edilmiştir. Üstelik Orta Doğu’da, gerektiğinde İsrail’e yakın siyaseti güdebilecek ve bulunulan ilk fırsatta devletleşecek ikinci bir “sadık dost” ve “stratejik ortak” gibi algılanan Irak kuzey Yönetimi (Iraklı Kürtler) olgunlaştırılmıştır.
 
ABD Irak’tan büyük ölçüde çekilse de, Arap Baharı’nın bir gün körfez Ülkelerini de etkisi altına alabileceği endişesi ve İran’a olası askeri müdahalelerin hala masada varlığını sürdürmesi gibi sebeplerle Körfez’den ayrıldığını söyleyebilmek mümkün değildir. Üstelik Körfez Ülkeleri, olası bir İran müdahalesi ile korkutularak çoğunluğu ABD’den olmak üzere silahlanma yarışı içerisine girmişlerdir. ABD, Irak’tan çekilse bile kendisine çok daha fazla bel bağlayan demokrasi yoksunu Körfez Ülkelerindeki varlığını daha da pekiştirmektedir.
 
ABD’nin Irak müdahalesi, bölge ülkelerinden en fazla Türkiye’yi olumsuz yönde etkilemiştir. Bu harekât sonucunda gerilen Türk-Amerikan ilişkileri, Türkleri tüm dünyada ABD karşıtlığı en yükseğe tırmanan bir millet haline dönüştürmüştür. Hükümetler arası ilişkiler düzelse de, Türklerin ABD’ye karşı güven bunalımının en az bir nesil devam edeceği değerlendirilmektedir.
 
“Irak’a Özgürlük!” adıyla başlanan Irak müdahalesi sonucu Irak tamamen yıkılmış ve bir enkaz haline gelmiştir. Ülkede milli birliği tesis edebilecek bir siyasi olgunluk mevcut değildir. Kurulan hükümetler adeta yamalı bohça gibi olup, halen bir “Azınlık Hükümeti” ile yaralar sarılmaya çalışılmakta, ama pek de başarılı olunamamaktadır.
 
ABD’nin müdahalesi sonucunda Irak’ta en kazançlı çıkan etnik grup Kürtler olmuş, devlet yönetiminde en güzel makamları işgal etmişlerdir. Her ne kadar Irak Anayasa’sında federal bir yapı öngörülse de, ne Şiilerin, ne de Sünni Arapların ayrı birer federal yapı içerisinde olmadıkları görülmektedir. Buna karşılık Iraklı Kürtler, adeta “Devlet içinde devlet” kurarak, pek çok konuda da Merkezi Hükümet’e danışmadan iç ve dış politikada bağımsız hareketlerini sürdürmektedirler.


[1] Gudrun Harrer, “Bagdad will 5000 US-Soldaten behalten, die nicht so heißen”, 11.12.2011, http://derstandard.at/1317019953002/Bagdad-will-5000-US-Soldaten-behalten-die-nicht-so-heissen 
[2] Gudrun Harrer, agy.
[3] “Süleymaniye’de kanlı gösteri”, Milliyet, 18.04.2011.
[4] “Irak’ta 3.5 milyon kişinin elektriği Çalık’tan”, 23.05.2011, http://www.cnnturk.com/2011/ekonomi/sirketler/05/23/irakta.3.5.milyon.kisinin.elektrigi.caliktan/617593.0/index.html
[5] “Irak’tan Türkiye’ye sert nota”, Milliyet, 25.08.2011.
[6] “İsrail, Kuzey Irak’a insansız hava araçlarını konuşlandırıyor”, 14.08. 2011, http://www.hurriyet.com.tr/planet/18488285.asp
[7] Tolga tanış, “Kim müdahaleci”, 13.12.2011, http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/ShowNew.aspx?id=19451210


http://www.turksam.org/tr/a2547.html
Arkadaşına Gönder 955 kez okundu Yazdır
Paylaş: Google Yahoo FaceBook Mixx
Digg StumbleUpon Del.icio.us reddit Twitter
 
Yorumlar
   Başlık : 
  Yorum : 
(Yorum larınızı yaparken '<' ve '>' işaretlerini kesinlikle kullanamazsınız.) 

* Yorum yapabilmeniz için 'Üye Girişi' yapmanız gerekmektedir.

  
Bu sitede yer alan bilgiler TÜRKSAM adresi kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Tüm hakları Telif Hakları Yasası'nca korunmaktadır. Kâr amacı güdülmez. Yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Sitede Ençok Okunanlar
Osmanlı Devletinde Ermeni Sorunu Ve Avrupa Devletlerinin Ermeni Politikaları
49434 kez okundu.
Türklerde Yeni Yıl: Nevruz Bayramı ve Törenleri
32153 kez okundu.
Montrö Boğazlar Sözleşmesi Yetmiş Yaşında
19161 kez okundu.
İran’ın Nükleer Çabaları: Hedefler, Tartışmalar ve Sonuçlar
17728 kez okundu.
Yeni Global Oyun ve Hazar’ın Statüsü
16031 kez okundu.
Sitede Ençok Yorumlananlar
Atatürk’ün Türk Dünyasına Bakışı!
10 defa yorumlandı.
PKK Terör Örgütü’nün Dağdan İnmesi ve Karşılanmasındaki Sorunlu Süreç
6 defa yorumlandı.
Ermenistan ile İmzalanan Protokoller ve Bundan Sonraki Riskli Sürecin Analizi
5 defa yorumlandı.
Gazze’ye Yardım Girişimi ve İsrail Saldırısının Soğukkanlı Analizi
5 defa yorumlandı.
Türklere Karşı Yapılan Soykırımlar ve Hocalı Soykırımı
4 defa yorumlandı.
Copyright © 2004 - 2012 TÜRKSAM - Tüm Hakları Saklıdır.
Şu an sitemizde gezinen 282 ziyaretçi, 0 üyemiz bulunmaktadır.
Tasarım ve Programlama TÜRKSAM - Bilişim Teknolojileri Merkezi (BTM)
En iyi 1024x768 görüntülenir.