Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra Ermenistan 1991 yılında bağımsızlığını ilan etmiştir. Ermeniler bu tarihten sonra tarih sahnesine bağımsız bir aktör olarak çıkmış olmanın vermiş olduğu güvenle Dağlık-Karabağ bölgesini işgal etmiş ve aktif bir politika takip etme eğilimine girmiştir. Azerbaycan’la sürdürülen bu savaş Ermeniler arasındaki dayanışma ve ulus olma bilincini güçlendirmiştir. İşte bu sürecin devamını sağlamak ve Ermeni milliyetçiliğini canlı tutmak içinse sözde “Ermeni soykırımı” gerek yerel bazda gerekse uluslar arası arenada daha fazla ve daha etkin bir biçimde işlenmeye başlamıştır. Acaba Ermeniler “sözde Ermeni soykırımına” neden bu kadar vurgu yapmaktadır:
i) Bu soykırım iddiasının Ermeni milleti için ve millet olma bilinci için bir nevi çimento işlevi görmesi
ii) Yahudi örneğinde olduğu gibi uluslar arası arenanın sempatisini kazanmak
iii) Türkiye ile ilişkilerin düzeltilmesinde pazarlık aracı olarak kullanmak
iv) Tazminat ve toprak talebinde bulunmak (Bugün toprak talebini Ermeni karar verici mekanizmaları kabul etmese de Bağımsızlık Bildirgesi’nin 11. maddesi bu iddiayı doğrulamaktadır)[iii]
Türkiye uzun bir zaman sözde “Ermeni Soykırımı”nın haksız bir iddia olduğunu, uluslar arası arenaya yeterince anlatamamış ve kendisini etkin bir biçimde ifade edememiştir. Fakat son zamanlarda özellikle doğrudan Ermenilerle ilgili 1 milyona yakın belgenin yabancı uzmanların incelemesine açılması, her iki tarafın da karşılıklı belge değişimini öngören Viyana Ermeni-Türk Tarihçileri Platformu’nun (VAT) kurulması, Birleşmiş Milletler denetiminde uluslar arası bir komisyonun kurulmasının teklif edilmesi ve Ermenistan’ın iddialarına dayanak gösterdiği belgeleri tarihçilerin hizmetine açmasının istenmesi, Türk tarafının daha aktif davrandığını ve sorun çözmeye daha istekli olduğunun göstergesidir. Başbakan Tayyip Erdoğan da bu sorunun iki ülkenin tarihçileri arasında tartışılması gerektiğini, istinadsız iddialar yerine, sorunun tarihi belgeler doğrultusunda sonuçlanmasını istemekte ve Ermeni tarafını da kendi belgelerini açmaya çağırmıştır. Fakat bu teklif Ermeni Başbakanı tarafından pek ciddiye alınmamıştır.
Yukarda anlatılanlar, Türk-Ermeni ilişkilerinde çözümsüzlüğün ve kısırdöngünün ifadesidir. Oysa bu iki komşunun ilişkilerini normalleştirmesi ve her ikisinin de kazançlı çıkması imkanlar dahilindedir ama burada asıl çaba göstermesi gereken ve ilk adımı atması gereken Ermenistan’dır. Ermenistan gerek coğrafi elverişsizlikler, gerek zengin madenlerinin olmaması ve gerekse Türkiye ile sınırlarının kapalı olması yüzünden oldukça zor durumdadır. Ermenistan, İran, Rusya, Gürcistan, Türkiye ve Azerbaycan ile kara sınırına sahiptir ve denize çıkışı yoktur. Türkiye ve Ermenistan sınırı ise Dağlık Karabağ[iv] ihtilafı ve sözde Ermeni soykırımı (1915) yüzünden kapalıdır. Yani Ermenistan hali hazırda Rusya, Gürcistan ve İran sayesinde diğer devletlerle olan irtibatını sürdürebilmektedir.
Ermenistan bugün mevcut haliyle zayıf bir ülke görünümündedir. Dış dünya ile iyi bir bağlantısı olmayan, uluslar arası arenada işgalci olarak algılanan, ekonomisi devamlı açık veren bir ülkedir. Fakat Ermenistan’ın bu mevcut kötü durumdan kurtulması da imkanlar dahilindedir. Bunun için öncelikli olarak komşuları ile olan ilişkilerini normalleştirmelidir. Uzun yıllar sözde “Ermeni soykırımını” savunmasına rağmen herhangi bir kazanç elde edememiş ve bölgesel izolasyondan kurtulamamıştır. Soykırımda ısrar etmek yerine Türkiye ile iyi ilişkiler kurması Ermenistan’ın uzun vadeli çıkarları açısından hayati önem taşımaktadır.
İlişkilerin normalleşmesi Ermenistan’a ne kazandırır.
1-Türkiye 70 milyon nüfusuyla Ermenistan için iyi bir pazar ve ekonomik bir ortak konumundadır. Türkiye’nin gerek İslam dünyası ile olan bağları gerekse Orta Asya ülkeleri ile olan kültürel yakınlığı, Avrupa Birliği ve ABD ile olan ilişkileri ve jeopolitik ayrıcalığı Ermenistan’ın hareket kabiliyetini ve seçeneklerini arttıracaktır. İki ülke arasındaki sınırın açılmasıyla ticaret hayatı, sosyo-kültürel etkileşim ve turizm de gelişecektir.
2- 3 Ekim 2005 tarihinde AB ile müzakerelere başlayacak olan Türkiye, uzun bir zaman diliminde gerçekleşecek gibi gözükse de AB’ye girecektir. AB’nin ılımlı ve iyileştirici ikliminin Ermenistan’da da etkili olması kaçınılmazdır. Bugün İranlı yetkililer bile gelecekte Türkiye’nin sayesinde AB’ye sınır olacak olmanın heyecanını dile getirmektedirler. Zaten AB’nin bugün uygulamakta olduğu Avrupa Komşuluk Politikası (European Neighborhood Policy) da Ermenistan’ı AB (nin gelecekteki) üyeleriyle ilişkilerini iyileştirmesini öngörmektedir.
3-Türkiye ve Ermenistan arasında ilişkilerin iyileşmesi Dağlık Karabağ sorununun çözümüne de yardımcı olacaktır. Türkiye’nin arabuluculuğu sayesinde Azerbaycan ve Ermenistan arasındaki barışa giden diyalog ve uzlaşma süreci hızlanacaktır. Çünkü ilişkinin ve iletişimin yokluğunda “statüko” hüküm sürer.
4- 197O’li yıllarda SSCB tarafından Ermenistan’da inşa edilen Metsamor nükleer santrali bugün hem Ermenistan’ın kendisi hem de komşu ülkeler (özellikle Türkiye) için çok ciddi tehlike oluşturmaktadır. Gerek Türkiye gerekse Avrupa Birliği müzelik santralin kapatılmasını istemektedir. Bu ise Ermenistan’ın enerji ihtiyacını karşılayamaması demektir. İşte bu evrede, Türkiye Ermenistan’ın elektrik ihtiyacını karşılayacak ülke ve enerji kaynağı olarak devreye girecektir. Ermenistan’ın Metsamor’u kapatması ise hem Türkiye hem de AB ile olan ilişkilerde çıkması muhtemel pürüzleri ortadan kaldıracaktır.
Sonuç olarak, Ermenistan’ın Türkiye ile olan ilişkilerini normalleştirmesi, “sözde” Ermeni soykırımı” iddialarını terk etmesi ve işgal ettiği Dağlık Karabağ bölgesinden çekilmesi ve mevcut Ermenistan-Türkiye sınırını kabul etmesi, Ermenistan’ın uzun dönem çıkarlarına hizmet edecektir. Bu sayede hem Türkiye olan ilişkileri gelişecek hem de dünya ile entegrasyonunu sağlamış olacaktır. Türkiye’nin Ermenistan’ı ihmal etme olasığı vardır ama Ermenistan’ın Türkiye’yi ihmal etme lüksü yoktur.
[iv] Mehmet Durmuş, Nagorno-Karabakh Conflict, “TEXT Journal of International Studies, Volume III, Spring 2004, Number:1, ss.29-43.