3 Ekim''de Bolu Üniversitesinde 'Kıbrıs''ı' konuşuyordum. Türkiye''nin AB yolculuğu başlayacak mı başlamayacak mı konusu güncel bir konuydu. Kanaatımı açıkladım: Endişe etmeyiniz, bu kriz son ana kadar sürdürülecek, son anda Avusturya''ya istediği verilmiş olacak, Avusturya da Türkiye''nin önüne koyduğu engeli kaldıracak, Türkiye de 'direndik ve istediğimizi aldık' diyecek dedim. Geçmişte benzeri krizleri çok yaşamıştık. Oyunu görmemek için 'oyun oynandığını' bilmemek gerekir. Avusturya krizi yaratırken elde etmek istediği sonucu çok iyi biliyordu. Türkiye''yi, önüne konmuş olan kabul edilmez şartlara rağmen AB çizgisinden kaçırmamak da oyunun başka yönüydü. İngiltere ve ABD de kendi rollerini iyi oynadılar. Sonuçtan her taraf memnun! Bunun da tek anlamı bütün engellerin ve zorlukların Türkiye''nin önüne müzakere süreci içinde konacağı ve '3 Ekim sendromunu' 10-20 yıllık yolculukta sık sık yaşayacağımız anlaşılıyor. Böyle bir krizden başarı ile çıkmanın tek formülü krizi yaratanların kati niyetine ve karşı tarafın da 'masada kalma ihtiyacına' bağlıdır. Krizi yaratan taraf eğer karşısındakini masadan kaçırmamak istiyorsa isteklerinde sonuna kadar ısrar etmeyecek, araya giren 'dostlar' kanalı ile bir çıkış yolu bulunacaktır. Bu da 'karşı tarafın' masadan kalktığı takdirde kendine öz bir alternatifi olup olmadığına bağlıdır. Alternatif yoksa ve krizi yaratan taraf bunu biliyorsa sonuç ya 'Tam Başkan' yada 'her tarafın istediği şekilde kendi lehine yorumlayabileceği, her tarafı sözde memnun eden bir sonuç olacak ve esas mücadele müzakere sürecinde başlayacaktır.
'Oyuncular' AB üyeliği konusunda Türkiye''nin başka seçeneği olmadığını çok iyi bilmekteydiler. Oyun, Türkiye''yi AB kanalına muhakkak sokmak oyunuydu. Rum - Yunan ikilisinin sık sık tekrarladığı 'Türkiye ile müzakereler başlatılmalı ki alabileceklerimizi alabilelim' yaklaşımı 'oyuncuların' tümü için geçerlidir. İngiliz''in dediği gibi tavşanın derisi ancak tavşanı yakaldıktan sonra yüzülebilir! Avrupa''nın Türkiye''den alacağı çok şey vardır. Protokoller, ek protokoller, çerçeve anlaşması, çeşitli merkezlerde yapılan ve milli prestijimizi rencide eden açıklamalar, bazı merkezlerde parlamentoların aldıkları 'soy kırımı' kararları, yapmak istediğini açıkça göstermektedir. Çerçeve anlaşmasında Avrupa Parlamentosunun aldığı ve alacağı kararlar da bağlayıcı hale getirilmektedir. Bu kararlar arasında Kıbrıs''la ilgili kararlar olduğu gibi sözde soy kırımı ile ilgili kararlar da vardır. Kıbrıs meselesinin halli 'BM kararlarına ve AB normlarına' bağlanmıştır. 'Kıbrıs Hükümeti' çerçeve anlaşmasında boy göstermiştir.
Diplomatik lisanla Türkiye''den 'Kıbrıs Cumhuriyetini' tanıması istenmektedir. Limanlarını aç, üye ülkelerle normal ilişki kur denmektedir. Müzakere sürecinde bütün bunlar Türkiye''nin önüne getirilecektir. Ancak Türkiye 'tarihi hedefine' ulaşma yoluna girdiği için memnundur. Rum - Yunan ikilisi de Türkiye''yi AB kıskacına aldığı için memnundur. Garantör İngiltere Türkiye''yi AB üyesi yaparak garantörlüğünü unutup Rum idaresini meşru hükümet olarak tanıyıp bu sahte hükümeti AB üyesi yaptırdığının ayıbını kapatmış olduğu için memnundur. 1964''den bu yana 'Kıbrıs meselesi Kıbrıs''ın Yunanistan''a bağlanması; Kıbrıs''ta demokratik bir idarenin kurulması ile halledilebilir' diyen ABD ve sonuçtan memnundur. Çünkü Türkiye, çerçeve anlaşmasını kabul etmekle Kıbrıs meselesinin ABD''nin isteği doğrultusunda halledilme yoluna girmiş olduğu inancındadır. Hem de bu sonucu müttefiki Türkiye''ye yardımcı olarak, ondan yana ağırlığını koyarak elde etmiştir!
Konuya sadece Kıbrıs açısından baktığımda eski dayatmalarda bir değişiklik görmüyorum. Aleyhimize değişiklikler vardır. Kıbrıs meselesini AB normları ve BM kararları çerçevesinde halletme çağrısı Rum tarafının ısrarı üzerine konmuştur. Kıbrıs Hükümetini bize ve Türkiye''ye kabul ettirmek için ne gerekiyorsa vardır. Ancak tesellimiz Türkiye''nin 'milli konularda' her isteneni kabul etmeyeceği ve Kıbrıs''ta bir uzlaşma olmadan Kıbrıs Hükümeti diye bir hükümeti tanımayacağı, KKTC''ni desteklemeye devam edeceği beyanatıdır. Ancak unutulmamalıdır ki AB Kıbrıs meselesinin çerçeve anlaşmasının kriterlerine uygun şekilde halledilmesini bekleyecek ve bunda ısrarlı olacaktır, meğer ki şimdiden 'milli kriterlerimizi' ve nedenlerini samimiyetle açıklamakta tereddüt etmeyelim. Bu 'milli kriterler' Cumhurbaşkanı Sayın Sezer tarafından yinelenmişti:
Kıbrıs''ta dini, dili ayrı iki egemen ve eşit halk ve bunların devletleri vardır; Kıbrıs üzerined ede dengeler vardır. Yapılacak bir anlaşma bu gerçekleri kale almalıdır! Çerçeve anlaşması, protokoller, AP kararları, Annan Planı bu 'milli kriterleri' reddetmektedir. İşimiz gerçekten zordur. Milli Direnişten başka çare yoktur. Girit oyununu başarı ile oynamış olan o günkü Düveli Muazzamının bugünkü temsilcileri AB bünyesinde toplanmışlar aynı senaryoyu uygulamaya koymuşlardır. Benim gördüğüm gerçek budur.