Eski Sovyet bölgesinde yeni bir örgüt daha kuruldu. Bu örgüt, birkaç BDT, Güneydoğu Avrupa ve AB üyesi ülkeyi kapsıyor. Örgütün oluşturulacağı, aralık ayının başlarında Kiev'de yapılan Baltık-Karadeniz-Hazar bölgeleri ülkelerinin forumu sırasında ilan edildi.
Kiev'de bir araya gelen Ukrayna, Gürcistan, Letonya, Litvanya, Estonya, Moldavya, Makedonya, Slovenya ve Romanya'nın üst düzey temsilcileri, Demokratik Seçim Birliği'nin oluşturulmasıyla ilgili bir deklarasyona imza attı. Ancak sadece imzalamakla yetinmişler. Kuruluş belgelerinin hazırlanmasından Kiev'de söz bile edilmedi. Fakat yılda üç (!) kere üst düzeyde bir araya gelmeye karar verildi. Galiba 1992 yılından bu yana, eski Sovyet bölgesinde ideolojik içerikli bir örgüt ilk defa oluşturuluyor. Nasıl ki BDT (Bağımsız Devletler Topluluğu), SSCB'nin dağılma nedenini 'Biz dostuz, ancak bağımsızız' şeklinde yansıtıyorsa, 'Demokratik Seçim Birliği' de, en azından, katılımcılarının siyasi yönelimlerine işaret ediyor.
Onlar demokrasiyi seçti. Ne var ki bunda? 'Demokratik seçim', bugün herhalde bütün dünya ülkelerinin anayasalarında yer alıyor. Ancak uygulamada demokrasinin, demokrasiyle ayrı düştüğü de görüldü: Kimisinde demokrasi 'medeni', kimisi ise demokrasiyi tanklar ve füzelerle getirmek zorunda kalıyor. İşte, Demokratik Seçim Birliği, en temiz ve doğru demokrasidir. Rusya'nın masaya sadece bir gözlemci sıfatıyla davet edildiğini hatırlatalım. Kiev forumunda RF, Ukrayna Büyükelçiliği'ndeki Baş Müsteşar tarafından temsil edildi.
'Demokratik Seçim Birliği'nin Rusya karşıtı niteliği, örgütün kuruluş aşamasında, bu yılın ağustos ayında Saakaşvili ile Yuşenko'nun, BDT'nin 'demokratik' alternatifini oluşturmak istediklerini ilan ettikleri zaman kendini göstermişti. Rus Parlamentosu'nun alt kanadı Duma'nın Uluslararası İlişkiler Komitesi Başkanı Konstantin Kosaçev'e göre, 'Bu örgüt, daha
önce oluşturulan GUAM gibi, ölü doğmuştur'.
GUAM'dan farklı olarak söz konusu örgüt, BDT bölgesinde 'diktatörlüklerle' mücadeleye yönelmiş disiplinli bir topluluğa sahip. 'Demokratik Seçim Birliği' ülkelerinin ekonomi alanında da çok ortak noktası var: Onlar, Rus enerji taşıyıcılarına bağımlı, birçoğu ise, Batı Avrupa'ya karbonhidrat transitine oynuyor.
Dolayısıyla, bu ülkelerin Rusya Federasyonu ile belirli hesaplaşmaları bulunuyor ve tek cephe halinde hareket ederek bu ülkeler, Moskova ile 'diyalog'ta büyük başarı elde edebilir. Ayrıca bu ülkeler, genel olarak birbirleriyle komşu. Bu ise, 'Demokratik Seçim Birliği'nin bir 'kordon' olduğunu gösteriyor. Bu yeni örgütün çok ilginç yerleşim şekli var: Rusya sınırı boyunca üç deniz arasında uzanan eğri.
Bu eğride iki halka yer almıyor: Beklemeye çekilmiş olan ve karşı olduğunu dile getirmeyen Azerbaycan ile 'Demokratik Seçim Birliği'ne ideolojik bakımdan uzak olan Beyaz Rusya. Rusya gibi Beyaz Rusya da, bu 'demokratizasyon'un hedefi durumunda. Uzmanlar, 'Demokratik Seçim Birliği'nin zincirin eksik halkalarını yakın gelecekte tamamlayacağını ve belki de, Hazar ötesine bile uzanacağını düşünüyor.
'Demokratik Seçim Birliği' eski bir imparatorluğa karşı önlem almaya çalışırken, bir başka eski imparatorluk kenarda etkisini genişletmeye çalışıyor. Bir zamanlar Osmanlı İmparatorluğu olan Türkiye'den söz ediliyor.
Bir zamanlar Türkiye, tüm Yakın Doğu, Akdeniz'in büyük bir bölümü, Avrupa'nın hatırı sayılır bir parçasını ve Kafkasya'yı elinde tutuyordu. Ancak şimdi, Almanya ve Fransa'nın oluşturduğu bir toprak parçası kadar 'küçülen' Türkiye, 'Büyük Turan' hayaline yer bırakmıyor.
Türkiye'de, 'amacını kaybetmiş tüm Türklere sesleniyoruz. Güçle elimizden alınan her şeyi geri alarak adaleti sağlarız. Biz, dünyanın gelecekteki haritasında tek bir Türk olarak yer almalıyız' şeklinde propaganda kağıtları dolaşıyor. Bu sözler Azeriler, Türkmenler, Özbekler, Kırım Tatarları dahil olmak üzere tüm Türk halklarına yönelik söylenmiş sözler.
Orta Asya bölgesi için Türkiye'de 'Türkistan' şeklinde eski bir terim kullanılıyor. Kimi Türk-İslam örgütleri ise, Avrasya bölgesinde 'dünya Türk-İslam birliği'nin oluşturulması gerektiğini savunuyor. Ankara, onlara mesafeli davranıyor, ancak bu tür beyanatların yapılmasını da yasaklamıyor. AB üyeliğine ilişkin görüşmelerinin havada kalması durumunda, Türkiye'nin aklına imparatorluk geçmişinin gelmeyeceğini kim bilebilir?
Fazla yaygara çıkarmadan uzun zamandır Türkler, zamanında imparatorluklarının yayıldığı yerlerde, hatta ötesinde yavaş yavaş etkisini yeniden oluşturmaya çalışıyor. Son 15 yıl içerisinde özel Türk yatırımları, ticaret şirketleri ve dini örgütler, bir dizi eski Sovyet ülkesine iyi yerleşti. Zamanında Türkiye'nin kuzey ve kuzey-doğuya genişlemesini frenleyen Rusya'yı ise, eski 'küçük kardeşler' (ABD'nin desteğiyle) artık sadece Hazar'da değil, Karadeniz'de de dışlamaya çalışıyorlar. Bölgesel arenada kendi başlarına hareket eden oyuncular olarak ortaya çıkan Azerbaycan, Gürcistan ve Ukrayna, Türkiye'ye sempati duyuyor ve NATO'ya üye olmaya çalışıyorlar (Türkiye ise, bilindiği gibi, İttifak'ın bölgedeki 'ileri karakolu' durumundadır). Bulgaristan ve Romanya da oraya bakıyor. Maalesef, bizim Doğu Avrupalılarımız resmi kalıplarla düşünüyor. Onlar, NATO üyesi Türkiye'yi müttefik olarak kabul ediyor. Ancak biraz daha derine inersek, Türkiye'nin hala bölgesel çapta liderlik isteyen rakip bir ülke olduğu anlaşılır.
Eğer Hazar ve Orta Asya'da Türkiye'nin güçlü etkisi hissediliyorsa, Karadeniz, yavaş yavaş Türk Kara Boğazı'na dönüşüyor. Ankara, İstanbul ve Çanakkale boğazlarından tanker geçişlerine, kendi kurallarına göre izin veriyor. Türkiye, Güney Avrupa ve Asya arasındaki transitte kilit rol oynamaya çalışıyor. Ayrıca Türkiye, Karadeniz'in kuzey kıyısında da etki alanı oluşturmaya çalışıyor.
Bunlardan birisi, ekonomik bağlantılarını aktif bir şekilde geliştirmekte olan, tanınmamış Abhazya'dır. Diğeri ise, Türkiye'yi himayecisi olarak gören ve sanki mayalanmış gibi nüfusu büyüyen Tatarların yaşadığı Kırım'dır. Bugün nüfusu 2 milyon olan yarımadada, 250 bin civarında Tatar yaşıyor. Önümüzdeki beş yıl içerisinde Tatar nüfusunun iki kata yükselmesi bekleniyor. Tatarlar, Kırım'ı ve 'başkentleri' Bahçesaray'ı iyi keşfetmiş durumdalar ve artık yarımadanın güney kıyısındaki 'altın' topraklarını istiyorlar. Türkiye, Kırım Tatarları Meclisi'ni finanse ediyor, maneviyatın hazırlanmasını sağlıyor ve 'Rus Ortodoks beşiğinde' Müslüman topluluğu inşa etmeye çalışıyor.
Ancak Rus filosunun Sivastopol'dan gidişi, Kırım ve tüm Karadeniz için 'geri dönüşü olmayan nokta' olacak. Bu filo Novorossiysk'e taşınırsa, kuzey-doğu kıyısına sıkıştırılmış olacak ve sahil güvenlik filosuna dönüşmüş olacak. Filosunu Kırım'ın güney kıyısında bulunduran, Karadeniz'i kontrol eder. Görünüşe göre, 2017 yılından sonra yarımadada NATO'nun gemileri bulunacak ve büyük ihtimalle bunlar Türk gemileri olacak.
Üç imparatorluğun -biri günümüz imparatorluğu, diğer ikisi eski imparatorluk- çıkarları Karadeniz'de örtüşürse, bu bölgeyi nelerin beklediğini düşünmek bile ürkütücü. Çünkü tüm bu demokrasi 'oyunları' ve doğalgaz transitiyle ilgili çekişmeler, barut dolu bir fıçının etrafına yanan kibritlerin atılmasına benziyor. Bu bölgeye okyanus ötesinden, 'her şeyi halledecek birini' getirmek çözüm olmaz: Uygulamada, ABD'nin topraklarından çok uzaktaki bir bölgede düğümü çözmekle uğraşmadığını, direkt kestiğini gördük. Bunun Karadeniz'de yaşanmaması için düğümü çözmek işini Rusya ve Türkiye ortaklaşa üstlenmeli. Çünkü Ankara da Karadeniz bölgesinde Amerikan askeri varlığını istemez.