Lord Curzon, 1898’de Hindistan valisi olmadan önce “Türkistan, Afganistan, Trans-Hazar ve İran benim gözümde itiraf etmeliyim ki, dünyaya hükmetmek için oynanan bir satranç oyununun taşlardan başka bir şey ifade etmez” demiştir. Kafkasya-Orta Asya 19. yüzyılda Rusya ile İngiltere arasında “Büyük Oyun” olarak adlandırılan çekişmelere sahne olmuştur. Kafkasya-Orta Asya’nın Çarlık Rusya tarafından işgal edilmesini İngiltere Hindistan sömürgesi için tehdit olarak görmüş, Rusya ise İngiltere’nin Müslüman kabilleri direnişçiler olarak Rusya’ya karşı kışkırtılmasından şüphe duymuştur. Dolayısı ile Orta Asya ile Hindistan’ın kontrolü için önemli alan olan Afganistan üzerinde kanlı savaşlar yaşanmıştır.
Günümüzde Sovyetlerin çökmesi ile “Yeni Büyük Oyun” oynanmaya başlanmıştır. Yeni Büyük Oyun coğrafyasını Kafkaslar, Orta Asya, Kuzey Afganistan ve batı Çin’e ait alanlar oluşturmaktadır. Yeni büyük oyunda hedef trilyonlarca dolar değerindeki (ABD Enerji Bakanlığı verilerine göre 200 milyar varil petrol ve 15 trilyon m3 muhtemel doğal gaz) Kafkasya-Orta Asya petrol ve gazının üretiminde üstünlük sağlamak, taşınmasında geçiş ücretinden faydalanmak ve enerjiyi kontrol ederek stratejik üstünlük sağlamak olup, İngiltere yerini ABD’ye bırakırken, Rusya yanında Çin, Türkiye ve İran da sahnede yer almaktadırlar.
Son zamanlarda “Yeni Büyük Oyun” rekabeti oldukça artmıştır. Özellikle renkli devrimler, ardından bu devrimlere direnişler rekabeti kızdırmıştır. Artan petrol fiyatları ile Rusya’nın ekonomik dar boğazı aşması ve güçlenmeye başlaması ile Çin’in hidrokarbonlara olan deniz yolları üzerindeki bağımlılığını, Rus-Kazak boru hattı ve uzun erimli satış anlaşmaları ile aşma hamleleri bölgede önceden kurulmak istenen oyunun dengelerini değiştirmeye başlamıştır. Bir zamanlar yükselen Merkezi Asya’daki ABD etkisi yerini artık Rusya-Çin hareket serbestîsine bırakmaktadır. Daha önce pahalı ve verimsiz kabul edilen Kazakistan-Çin petrol boru hattı ilk adım olarak 15 Aralık 2005’te devreye girmiştir. Rusya’nın Ukrayna operasyonu zamanca bu işleme yakınsa da ayrı dengeler içerisinde görülmelidir.
ABD, Orta-Asya petrol ve gazını enerji sağlama güvenliği konseptinin önemli bir parçası olan kaynak çeşitliliğini artırmak adına, Rusya etkisi olmadan alabilmek için BTC güzergâhında olan Gürcistan’da ve Odessa-Brody petrol boru hattı ile Merkez Asya Trunk doğal gaz hatları güzergâhındaki Ukrayna’da etkili olmaya çalışmaktaydı. Gürcistan ve Ukrayna’daki renkli devrimler petrol-gaz denkleminden çok daha derin jeostratejik nedenler üzerine kurulmuş görünmektedir. Ancak özünde Rus etkisini bertaraf edici bir rol oynamaya yöneliktir.
Ukrayna Devlet Başkanı Viktor Yushchenko 22-23- Mart 2005’te Türkmenistan’ı ziyaret etmiş ve her yıl 50-60 milyar metre küp gazı 2026 yılına kadar almak için anlaşma imzalamıştır. Bunun 38 milyar metre küp kadarı kendi kullanımı, 12-22 milyar metre küp gaz ise Avrupa’ya taşımak içindir. Diğer taraftan Rusya 2003 yılında 25 yıllık anlaşma ile hemen hemen üretilen tüm Türkmen gazını almak için anlaşma yapmıştır. Bu arada; Orta Asya’dan geçen yıllık 90 milyar metre küp gaz kapasiteli Merkez Asya Trunk Boru hattını Gazprom işletmektedir. Türkmenistan Rusya’nın gaz monopolunü sürdürmesi için önemli bir devlettir. Rusya bu devletin gazını kendi dışındaki rakiplere kaptırmayı kesinlikle istememektedir.
Bu yüzden Ukrayna-Rusya doğal gaz restleşmesinde amaç gaz fiyatlarının artırılması yoluyla Rusya’nın dış politikada kullanabileceği kartları kendisinden uzaklaşma yolundaki eski müttefiklerine göstermek olsa da, Orta Asya petrol ve gaz kaynakları üzerinde Rusya’nın hâkimiyetini korumak da aynı derecede önemlidir. Rusya Ukrayna’dan gaz fiyatlarının düşük olduğunu, 5 kat yükseltilmez ise gaz vanalarını keseceğini duyurmuştur. Bu hamle Rusya’nın Avrupa pazarındaki enerji sağlama güvenliği için riskler taşımakta olduğu bilinerek yapılmıştır. Rusya devamında vanaları kapatmış ve istediğini büyük ölçüde almıştır. Yaklaşık yarısı piyasalarda hisse sahiplerinde olan Gazprom şirketi için açıklanan, siyasi sübvansiyon yoluyla şirketin karlılığının azaltılmasına hissedarların karşı çıktığı yolundaki görüşleri de Rusya’nın tavrında elbette bir rol oynamış olabilir. Neticede Ukrayna’nın ödeyeceği doğal gaz fiyatı sadece 95 dolara çıkartılmış ve bu gazın Gazprom ile Ukrayna doğal gaz şirketi Neftogaz’ın birleşerek oluşturduğu Rosukrenergo (RUE) şirketi vasıtasıyla Orta Asya’dan alınması ve bu kaynakların Ukrayna üzerinden Avrupa’ya Rusya denetiminde satılması sağlanmıştır. Bu arada Ukrayna üzerinden Avrupa’ya giden her 1000 metreküp gaz için ödenen 1.09 dolar 1.6 dolara yükseltilmiştir. Esasen bu yönüyle hamle ticaridir. Ancak ikili ilişkilerde bağımlılık yaratması nedeniyle de uluslararası dengeleri etkilemektedir.
Rusya’nın Ukrayna operasyonu Türkiye’deki gaz kontrat devirlerinde Gazprom’un istediği şirketlere lisans verilmesi ile benzerlikler taşımaktadır. Fakat kontrat devirleri birilerine çıkar sağlamak için kullanıldığı için pazarda rekabetin oluşması ve nihayette fiyatların düşmesi imkânını sağlayamamıştır. Bu operasyon ile Türkiye’nin Rusya’dan 260 dolara gaz aldığı ortaya çıkmış olup, fiyat son derecede yüksektir ve Türkiye’nin müzakere gücünü Rusya’ya karşı kullanmadığı veya kullanamadığına işaret etmektedir. Ayrıca enerji güvenliğimizin Rusya’ya bırakıldığı ve her hangi bir gaz kesilmesine karşı ciddi tedbirlerin de var olmadığı gerçeği ile yüzleşilmiştir.
Ukrayna operasyonunun bir zamanlar proje aşamasına getirilen, sonradan terk edilen Trans-Hazar projesini dirilemez hala getireceğinden Orta Asya-Türkiye geçişine karşı yapılmasına rağmen, NOBUCCO hattı ile Türkiye bu işten karlı çıkıyormuş gibi gösterilmek istenmektedir. Şayet Rusya’ya güveni azalan AB gaz çeşitlemesini Türkiye üzerinden yapacak ve bu hattı ihya etmek yoluna gidecek olsa NOBUCCO gerçekten genişlemek potansiyeline yönelebilirdi. Ancak %65 üzerinde Rusya’ya ve bir ölçüde de sorunlu İran hattına bağımlı olmakla kendi enerji güvenliğini sağlayamayan Türkiye, bu durumda AB’nin bağımlılığını azaltmış olmayacaktır. Bu nedenle AB şimdilerde hızla bırakıldığı yerden nükleer reaktör tartışmalarına yönelmeye başlamıştır. Bunda hazır bekleyen nükleer lobilerin de harekete geçmesinin rolü bulunmaktadır. Bu olay ile BTC güvenliğinin tartışılması gerekirken, Mavi Akım’ın güvenliğimize sözde katkısı da dile getirilmiştir. Ayrıca, Mavi Akım’ın İsrail’e ulaştırılacağı dolayısı ile geçiş ülkesi olacağımız vurgulanmakta olmasına rağmen, İsrail’in mevcut kaynaklarına nazaran herhangi bir ilave gaz ya da petrol tüketim potansiyeli olmadığı göz ardı edilmiştir.
Enerji bir güvenlik meselesidir ve enerji güvenliği derin devletin bürokrasisinin stratejik planlama unsurlarınca tartışılıp kararlaştırılmış olması gerekir. Ne yazık ki olaylar sadece Enerji Bakanlığına bırakılmış olduğunu ve Enerji Bakanlığının da iyi yönetilemediğini göstermektedir. Örneğin Enerji Bakanlığına bağlı Botaş’ta Stratejik Planlama Birimi normal bir İnşaat Mühendisin yönetimine verilmiştir. Bu bilinçli bir tercih ise söz konusu meslek dalının iş bilmezliğinden istifade edilmek istendiğini akla getirmektedir. Çok uygun jeopolitik konumu ve tüketim büyüklüğü ile büyük bir oyuncu olması gerekirken Türkiye’nin enerji sağlama güvenliği problemi yanlışlarla sürekli büyümektedir. Sonuçta Rus Lider Putin bu zaafımızı iyi kullanarak, kartlarını iyi oynamış ve Türkiye’yi kendine bağımlı hale getirerek Orta Asya’dan gaz almamızı önlemekle kalmamış, Avrupa’ya Türkiye üzerinden gidebilecek Orta Asya gazının Ukrayna üzerinden geçmesini sağlayarak by-pass etmiştir. Bu durum Avrupa Birliği kaynak çeşitlendirmesi içinde bir darbe olmuştur.