Dünyayı büyük bir endişeye sokan, 11 Eylül olayı ve sonrasında ABD’nin saldırganlaştığı bir dönemde İran’ın nükleer çalışmalarına hız vermesidir. İran’ın devlet kimliği, bölgesel arayışları ve küresel sistemdeki duruşu Söz konusu sorunu daha da karmaşıklaştırmakta ve hassaslaştırmaktadır. İran’ın Şii mezhebine dayalı bir devlet olması, dinsel kimliğini bölgede yayma eğilim ve isteği, İsrail ve ABD ile olan ilişkisi ve ABD’nin terörist olarak adlandırdığı gruplarla olan yakın ilişkisi İran’ın nükleer çabalarına dünya nezrinde çok farklı bir önem ve anlam yüklemektedir.
İran nükleer konusundaki resmi görüşünü ( devlet yetkililerinin açıkladığı) nükleer enerji ve nükleer silah ayrımı esasında belirtmektedir. İran, nükleer politikasında nükleer silah ve nükleer enerji arasında ayırımın dikkate alınması gerektiğini vurgulamaktadır. İran nükleer enerji elde etmek istediğini açıkça bildirmektedir. İran'a göre nükleer enerjiye sahip olmak bir haktır ve bu haktan vazgeçmek istememektedirler. İran nükleer enerjiyi; teknolojik gelişmenin, özellikle de tıp, tarım ve elektrik üretiminin temeli olarak nitelendirmekte ve bu enerjiye barışçı amaçlarla kullanma hedefi doğrultusunda sahip olmak istemektedir.
İran nükleer güç olmak istese de nükleer çalışmaları nedeni ile dünya ile ciddi sorunlar yaşabileceğinin farkındadır. Bu sebepten İran, bilinçli ve ihtiyatlı adımlar atmaktadır. İran, uluslararası sistemde ciddi kriz yaşamamak için önemli adımlar atmaktadır. Bu sorunu çözme yolunda ilk önce İran konusunda AB ve ABD arasında bir konsensüs oluşmasını istememektedir. Bu doğrultuda AB ve ABD arasında çıkar ve politik farklılığından yararlanmaktadır. İran ayrıca nükleer dosyasının Uluslararası Atom enerji Kurumu’nun sorunlu bir dosyası olmaktan çıkarmak niyetindedir. İran ayrıca nükleer çalışmaları nedeni ile ABD ve İsrail ’i askeri bir tepkiye itecek bir davranışta bulunmaktan kaçınmaktadır.
GİRİŞ
İran, 1979 İslam Devrimi’nin ardından sürekli dünya gündeminde olmuştur. İran sürekli “terörizmi desteklemek”, “Orta Doğu Barış Sürecini engellemek”, “insan haklarının ihlali” ve “kitle imha silahları üretmek” suçlamaları ile gündemden düşmemiştir. İran bu konularda suçlansa da dünyayı ciddi anlamda endişeye sevk etmemiştir. Dünyayı büyük bir endişeye sokan, 11 Eylül olayı ve sonrasında ABD’nin saldırganlaştığı bir dönemde İran’ın nükleer çalışmalarına hız vermesidir. İran’ın devlet kimliği, bölgesel arayışları ve küresel sistemdeki duruşu Söz konusu sorunu daha da karmaşıklaştırmakta ve hassaslaştırmaktadır. İran’ın Şii mezhebine dayalı bir devlet olması, dinsel kimliğini bölgede yayma eğilim ve isteği, İsrail ve ABD ile olan ilişkisi ve ABD’nin terörist olarak adlandırdığı gruplarla olan yakın ilişkisi İran’ın nükleer çabalarına dünya nezrinde çok farklı bir önem ve anlam yüklemektedir.
İran’ın nükleer güç olma yolundaki çabaları bölgenin en önemli sorunu olma potansiyeline sahiptir. İran’ın nükleer çalışmaları ABD-İran ilişkisini istenilmeyen bir aşamaya sürükleyebilir. Başka bir ifade ile nükleer çalışma, İran ve ABD ilişkilerini belirleyen temel faktör haline gelmeye başlamıştır. 11 Eylül sonrası ABD’nin dünya hegemonya arayışı ışığında bakıldığında İran gibi özelliklere sahip olan bir devletin nükleer güç olma çabası sıcak çatışma olgusu ile sonuçlanabilecek bir durum olarak değerlendirmek mümkündür. Bu sebepten dolayı dünya kamuoyu, İran’ın nükleer çabalarını ve dünya ülkelerinin bu konuya olan tutumunu çok yakından takip etmektedir. Bu çalışmanın hedefi, İran’ın nükleer güç olma yolundaki çabalarını ve dünya ülkelerin tutumunu analiz etmeye çalışmaktır. Yazımızda ilk önce İran nükleerleşme tarihine kısaca göz atılacak ve ardından İran’ın amaç ve hedefleri değerlendirilecektir. Ayrıca ABD ve AB ’in bu konudaki tutumları (ortak ve ayrışan özellikler) analiz edilecek, Rusya ve Türkiye açısından da konu ele alınacaktır. Yazının sonunda genel değerlendirme yapılıp gelecek için öngörüde bulunmaya çalışılacaktır.
İran’ın Nükleer Çalışmalarının Kısa Tarihi
İran’da nükleer çalışmaların başlamasını Soğuk Savaş’ın bir sonucu olarak değerlendirmek mümkündür. ABD, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra İran’da etkinlik kazanmıştır. 1945’te İran’ın sınırları içindeki Azerbaycan’dan ( Güney Azerbaycan) SSCB ordusunu çıkartmayı başaran ABD 1952’de darbe ile Muhammet Musaddık’ı iktidardan uzaklaştırmıştır. Bu vesile ile Muhammet Rıza Pehlevi rejimini kendisine bağlamıştır. ABD, komünizmin yayılması ve SSCB’nin yeniden İran’a girme endişesi ile İran’ın askeri kapasitesini artırma yoluna gitmiştir. İran’da ilk nükleer çalışma 1957’de ABD’nin desteği ile başlatılmıştır.[1] ABD’nin İran’a sunmak istediği nükleer teknolojinin barışçıl amaçlar doğrultusunda olduğu da belirtilmiştir.
ABD ve İran arasındaki yapılan antlaşmanın ardından 1958’de İran, Uluslararası Nükleer Enerji Ajansı (IAEA) üyesi olmuştur. 1968’de ABD tarafından Tahran üniversitesi bünyesinde beş Megavatlık bir araştırma reaktörü (Atomic Research Centre affiliated to Tehran University) kurulmuştur.[2] İran 1970’te “Nuclear Non-Proliferation Treaty” (NPT)’ye imza atmış ve 1973’te İran’da Atom Enerji Kurumu ( Sazeman-e Enerji-e Atomi-e İran) kurulmuştur. [3]
Muhammet Rıza Pehlevi bölgenin en büyük askeri gücü olma niyeti ve iradesine sahip olmuştur. Bu doğrultuda Pehlevi, İran’ın nükleer güce sahip olma yolunda önemli adımlar atmaya başlamıştır. 1974’te Şah Pehlevi 20 Bin Megavat güce sahip olan 20 adet nükleer reaktör inşa etmek istediğini bildirmiştir.[4] 1973 dünya petrol krizinin sağladığı ekonomik getiriler İran’a nükleer güç olmak için ekonomik fırsat vermiştir. Ancak Şah sadece altı nükleer reaktöre kurmayı başarmıştır. İran nükleer enerji çalışmalarının gelişmesinde sadece ABD değil Avrupalılar da çok önemli rol oynamışlardır. 1974’te İran ve Almanya arasında İran’ın Buşehr kentinde 1200 Megavatlık bir santralın kurulması kararlaştırılmıştır. Buşehr’deki nükleer santral antlaşması Batı Almanya şirketi olan Kraftwerk Union (KWU) tarafından imzalanmıştır. Ayrıca aynı yıl 900 Megavatlık bir nükleer santralın Benderabbas’ta yerleştirmesi için Fransa ile antlaşma yapılmıştır. [5]Aynı dönemde Belçikalılar tarafından Karj’da Nükleer Tıp Merkezi kurulmuştur.
Şah döneminde İran’ın nükleer çalışmaları sadece reaktör inşa etmekle sınırlı kalmamış, aynı zamanda uranyum zenginleştirme şirketlerine ortak olmayı da başarmıştır. İran, Fransızların dünyanın en büyük uranyum zenginleştirme şirketi olan Eurodiff ‘in yüzde 10 ortağı olmuştur.[6]
1979’ta gerçekleşen İslam Devrimi, İran nükleer çalışmalarını da ciddi şekilde etkilemiştir. Devrimin hemen ardından nükleer çalışmalar durdurulmuştur. İslam devriminin ardından nükleer çalışmalarının durdurulmasının çok çeşitli sebepleri vardı. İran’daki rejimin ABD ve Batı karşıtı olması nedeniyle nükleer konusundaki bütün antlaşmalar batılılar tarafından iptal edilmiştir. Diğer taraftan İslam rejimi yöneticileri de nükleer çalışmalarını devam ettirmek istememiştir.[7] İslam rejimi yöneticileri nükleer çalışmaları, petrol ve doğal gaz enerjisine sahip olunduğu için doğru bulmamışlar ve bu işin çok masraflı olduğu gerekçesi ile bütün çalışmaları durdurmuşlardır. Humeyni ve yandaşları Muhammet Rıza Pehlevi’nin nükleer politikalarını israf olarak değerlendirilmiştir. İran İslam rejimi nükleer çalışmanın din açısında sakıncalı olduğu gerekçesi ile Pehlevi’nin bütün çalışmalarını durdurmuştur.[8] Nükleer çalışmanın durdurulmasının en önemli sebeplerinden biri de 1980-1988 Irak-İran savaşı olmuştur. Bu savaş, İran’ı ciddi ekonomik sıkıntıya sokmuştur. Savaş sırasında İran’ın böyle masraflı bir işe girişmek için ekonomik gücü de bulunmuyordu.
İran, 1986’dan sonra nükleer çalışmalarına başlamış, Arjantin ve Çin ile işbirliğine girmiştir. Irak’ın Buşehr nükleer santralına yaptığı askeri saldırı İran’ın çalışmalarını durdurmuştur. İran İslam rejiminin nükleer enerji konusunda 1989’dan sonra yeniden atağa geçmiş ve nükleer güce sahip olma iradesine yeniden kavuşmuştur. İran’ın nükleer politikasının değişmesinde Irak savaşı ciddi şekilde etkili olmuştur. Irak savaşı İran’a askeri kapasitesini daha fazla geliştirme zorunluluğunu göstermiştir. İran 1989’dan sonra askeri gücü ve kapasitesini artırmak için ciddi çalışmaya girişmiştir.[9] İran’ın 1989’dan sonra nükleer çabasını bu çerçevede değerlendirmek mümkündür. Bu doğrultuda ilk önemli işbirliğini de Rusya ile yapmıştır. 22 Ocak 1989’da İran ve SSCB arasında teknolojik, ticari, ekonomik ve bilimsel alanda işbirliği antlaşması imzalanmıştır. Söz konusu antlaşmanın devamı olarak İran ve Rusya arasında 1992’de nükleer işbirliği antlaşması imzalanmıştır. Almanlar tarafından yapımı başlatılan Buşehr nükleer santralın yeniden inşası 1995’te Rusya’ya verilmiştir.[10] Bu sürecin devamı olarak nükleer çalışmaları çerçevesinde ilişkilerini genişleterek Almanya, Arjantin, İspanya, Çin, Kuzey Kore, Pakistan, Belçika ile işbirliğine girmiştir. Bu işbirliğinin sonucu olarak İran 20’den fazla nükleer tesise sahip olmuştur.[11] İsfahan, Natanz, Arak ve Buşher’de yerleşen nükleer tesisleri İran’ın en önemli nükleer tesisleri olarak bilinmektedirler.
İran’ın Nükleer Macerası : Hedefler, Söylenenler ve Gerçekler
İran nükleer çalışmaları konusunda tutum ve politikaların belirlenmesi Muhafazakar bloğun elindedir. Reformcu Cumhurbaşkanı Hatemi, nükleer diplomasinin belirlenmesinde çok etkili değildir. İran nükleer diplomasisi Hatemi Hükümetine bağlı olan dışişleri bakanlığı ve İran Atom Enerji Kurumu tarafından yürütülmemektedir. Nükleer politikanın belirlenmesinde etkili olmayan Hatemi ve Reformcular, İran’ın nükleer bir güç olmasını savunmaktadırlar. Reformculara göre İran nükleer enerji konusunda haklı olsa da bu sorunu kendisi ve uluslararası sistemle İran arasında bir soruna çevrilmesini istememektedir. Nükleer konusunda çalışmalar Dini Lider Hameney tarafından idare edilmektedir. İran nükleer diplomasisi İran Güvenlik Yüksek Konsey (Şuray-e Aliy-e emniyet-e Milli) sekreteri olan Hasan Ruhani tarafından yürütülmektedir. Nükleer diplomasinin Muhafazakarlar tarafından yürütülmesi bu konunun İran açısından ne kadar yüksek öneme sahip olduğunu göstermektedir. Bu durum ayrıca nükleer çalışmaların Muhafazakar bloğun zihniyeti, isteği ve eğilimleri çerçevesinde şekilleneceğini de göstermektedir. Muhafazakar blok kendi içinde nükleer diplomasi konusunda farklı görüşlere sahiptir. 7. Meclis ’te çoğunlukta olan radikal muhafazakarlar, İran’ın nükleer konusunda İran’ın AB’nin karşısındaki tutumunu kabul etmemektedir. Bu grup İran’ın nükleer konusunda daha radikal davranmasını ve gerekirse NPT’den çıkmasını önermektedirler. [12]
İran nükleer diplomasisi reformcu bloğun başarısızlığının ortaya çıktığı, siyasal sistem içinde en zayıf oldukları ve Muhafazakarların İslami Şura Meclis( Mecles-e Şuray-e İslami)’nde çoğunlukta olduğu bir dönemde gerçekleşmektedir. Başka bir ifade ile İran nükleer diplomasisi ülke içinde muhafazakar bloğun gittikçe güç kazandığı bir zamanda yürütülmektedir. Bu açıdan bakıldığında söz konusu durum İran’ın nükleer diplomasisin ne kadar risk içerdiğini ve beklenmedik bir sürece girme ihtimalinin çok yüksek olduğunu da göstermektedir.
İran nükleer konusundaki resmi görüşünü ( devlet yetkililerinin açıkladığı) nükleer enerji ve nükleer silah ayrımı esasında belirtmektedir. İran, nükleer politikasında nükleer silah ve nükleer enerji arasında ayırımın dikkate alınması gerektiğini vurgulamaktadır. İran nükleer enerji elde etmek istediğini açıkça bildirmektedir. İran'a göre nükleer enerjiye sahip olmak bir haktır ve bu haktan vazgeçmek istememektedirler. İran nükleer enerjiyi; teknolojik gelişmenin, özellikle de tıp, tarım ve elektrik üretiminin temeli olarak nitelendirmekte ve bu enerjiye barışçı amaçlarla kullanma hedefi doğrultusunda sahip olmak istemektedir. Buna karşılık İran, nükleer silah üretmek niyet ve iradesinde olmadığını ısrarla bildirmektedir.[13] İran'a göre nükleer silah üretmek İslam dini açısından da doğru değildir ve İslam rejimi olarak nükleer silah üretmeyi kabul etmediklerini vurgulamaktadır. İran'a göre nükleer silah elde etmek İslam dininin tasvip etmediği bir olay olduğu için İran’ın niyet ve iradesinin dışındadır.
İran, nükleer silah elde etmek istemediğini bildirse de dünya bu açıklamalara kuşku ile bakmaktadır. İran’ın nükleer çalışmalarının güvenilir bulunmamasının çeşitli sebepleri vardır. İran’ın çok zengin enerji yataklarına sahip olması bu arayışlara farklı anlam yüklemektedir. Nitekim OPEC üyesi ülkeler içinde İran nükleer güç olmaya çalışan tek ülkedir. OPEC’in diğer üyeleri nükleer güç olma iradesinde olmamaları İran’ın nükleer enerjiden öte farklı bir arayışı olduğu kuşkusunu yaratmaktadır.[14] İran’ın nükleer çalışmalarında kuşku doğuran ikinci sorun şeffaflık sorunudur. İran nükleer politikasında şeffaf olmadığı gerekçesi ile güvenilir olmakta zorlanmakta ve güven sorunu ile karşı karşıya kalmaktadır. Nitekim İran’ın nükleer çalışmaları konusundaki bilgilerin eksik olduğu ve birçok şeyi sakladığı ve bazı çalışmaları yer altında yürüttüğü düşünceleri gündemdedir. Çünkü İran 1992’den günümüze kadar Uluslararası Atom Enerji Ajansına eksik bilgi verdiği ortaya çıkmıştır. Nitekim İran’ın birçok nükleer tesisleri ve çalışmaları rejim muhalifi gruplar tarafından ifşa edildikten sonra İran’ın bunları kabul etmek zorunda kaldığı da herkes tarafından bilinmektedir.[15] İran’ın nükleer silah üretme kuşkusunu yaratan diğer konu ise uranyum zenginleştirme ve yakıt döngüsü teknolojisinden vazgeçmek istememesi olmuştur. Söz konusu maddeler nükleer silah üretimi sağlayan maddelerdir. Başka bir ifade ile uranyum zenginleştirme ve yakıt döngüsü teknolojisine sahip olan bir ülke kolayca nükleer silah üretme kapasitesine de sahip olabilir. İran söz konusu teknolojilere sahip olduğunu ve bu güçten vazgeçmeyeceğini açıkça bildirmektedir.
İran’ın nükleer silah ürettiğine dair ortada yeterli kanıt yokken üretmediğini de ispat etmekte zorlanmaktadır. Yukarıdaki faktörler İran’ın nükleer çalışmalarının barışçıl olmadığı kuşkusu yaratmaktadır. Ayrıca İran’ın nükleer silaha sahip olmak için çok önemli gerekçeleri de vardır. Çünkü İran bölge ve dünya ile sürekli sorun yaşayan bir ülkedir. İran rejimi 1979’ta gerçekleşen İslam devriminin ürünüdür. İslam devrimi ortaya çıktığından itibaren ABD gibi süper güçlere ve bölge devletlerine meydan okumaya başlamıştır. Bu doğrultuda siyasal İslam olgusu çerçevesinde Devrim ihraç politikasını benimsemiştir. Söz konusu durum İran’ın küresel sistemdeki konumunu belirlemiştir. İran , ABD ve İsrail düşmanlığını dış politikasının temel söylemi haline getirmiştir. Bölgede ve dünyadaki siyasal arayışlarını bu çerçevede tanımlamaya ve düzenlemeye girişmiştir. İran; dünyanın en büyük gücünü düşman olarak tanımlaması, sürekli tehdit algılaması içine girmesi, bekasının istenilemediği ve sınırlandırıldığı, güçsüzleştirildiği ve dünya sisteminden dışlanmak istendiği endişesine kapılması kendisini güvenlik devleti haline getirmiştir. İran, 1980-88 Irak Savaşında potansiyel tehditlerin fiili tehditlere dönüşebilme olasılığını da çok iyi anlamıştır. SSCB’nin yıkılması ile beraber Soğuk Savaş’ın bitmesi ile ortaya çıkan küresel durum İran’ın yalnızlaşmasına ve ABD ile tek başına karşı karşıya kalmasına neden olmuştur. Bu dönemden sonra İran, dış politikada pragmatist davranış çerçevesinde komşuları ile iyi ilişki kurma çabasına girmiş ve ayrıca AB ile yeni ve farklı bir ilişki modeli geliştirmeye çalışmıştır. Bu dönemden itibaren askeri ve savunma gücünün geliştirilmesi, devletin temel politikası haline gelmiştir. İran nükleer silah üretme çabasına bu dönemden itibaren girmeye başlamıştır.İran, nükleer silah elde etme istek ve eğilimine ABD ve İsrail’in tehditlerini durdurmak için girişmiştir. İran kendisinin, ABD ve İsrail tarafından çevrelendiğine inanmakta ve ayrıca nükleer silaha sahip olan komşuları (Hindistan, Pakistan, İsrail) tarafından kuşatıldığını düşünmektedir.[16] Görüldüğü gibi İran, nükleer silah elde etme çabasına ABD ve İsrail karşısında caydırıcılık gücüne ve bölgede denge kurma arayışları çerçevesinde girişmiştir. [17]
İran'nın Nükleer Serüveni ve ABD, AB ve İsrail
İran nükleer çalışmasının nasıl sonuçlanacağı konusunda ABD, AB, İsrail ve Rusya’nın tutumu belirleyicilik taşımaktadır.
ABD’nin İran’ın nükleer çalışmasını kendi isteği doğrultuda sonuçlandırmakta kararlı olduğu bilinmektedir. ABD, İran’ı “şer ekseni” olarak tanımlayarak onu “bölge ve dünya barışı için bir tehdit” olarak göstermektedir. Böyle bir devletin nükleer silaha sahip olmasını felaket senaryosu olarak algılamaktadır. Bu sebepten dolayı ABD, İran’dan Libya’nın yaptığı gibi bütün nükleer çalışmalarını durdurmasını istemektedir. ABD, İran’ın nükleer çalışması bağlamında askeri saldırıya maruz kalabileceği olasılığını da gündemde tutarak bu sorunun çözümü için konunun ilk önce BM Güvenlik Konseyi’ne taşınmasını istemektedir. İran’ın nükleer çalışmalarına yönelik ABD’nin askeri operasyon ihtimali, dünya devletlerini harekete geçmeye ve İran’dan daha ölçülü davranmasını istemeye itmektedir. ABD’nin askeri saldırı ihtimali İran ve dünya üzerinde ciddi bir psikolojik baskı yaratmaktadır.
Dünya ve bölge devletleri, İran ve ABD arasındaki sorunun çözülüp çözülmeyeceğini çok ciddi şekilde takip etmektedirler. Çünkü Orta Doğu ve bölgenin siyasi geleceği, güvenlik sistematiği ve jeopolitik kimliği, İran-ABD arasındaki ilişkilerin mahiyeti çerçevesinde şekilleneceği algılaması gündemdedir. Avrasya coğrafyasında, siyasi denklemin yapısı ve işleyiş tarzının, ABD-İran arasında ortaya çıkacak ilişki modeli çerçevesinde seyir edeceğini söylemek mümkündür. ABD'nin Irak ve Afganistan’a yerleşmesi ve Büyük Orta Doğu Projesi çerçevesinde İran'ın jeopolitik konumu, ideolojik kimliği, bölgede ve küresel sistemde duruşu ona çok çeşitli stratejik önem yüklemektedir. Söz konusu faktörler İran'ı, Irak ve Afganistan'dan daha önemli kılmaktadır.
İran, Orta Asya ve Kafkasya ile geniş toprak sınırları olan bir ülkedir. İran’ın bu bölgelerde Rusya merkezli bir dış politika takip etmesi, ABD'nin bölgedeki siyasi alanını daraltmaktadır. ABD, Orta Asya ve Kafkasya'da İran sorununu çözmeden istediği ortamı oluşturması imkansız gibi gözükmektedir. İran’ın, Hazar Havzası ve Basra Körfez 'inde kendisinin de zengin petrol ve doğalgaza sahip olması ona enerji hatları bağlamında ciddi önem kazandırmaktadır. İran'ın şeriatçı kimliği, siyasal İslam söylemi ve Orta Doğu 'daki radikal İslami gruplar ile olan ilişkisi nedeniyle ABD'nin Orta Doğu politikasında İran'ın ayrıcalıklı bir yeri olduğu da gerçektir.
İran'ın sahip olduğu önem itibari ile ABD'nin Büyük Orta Doğu Projesinde anahtar konuma sahip olduğunu söylemek mümkündür. Bu sebepten dolayı ABD'nin Avrasya bölgesinde politikalarını gerçekleştirmek için önce İran sorununu çözmek istemektedir. Bu açıdan bakıldığında iki devlet arasında ortaya çıkan ilişki modeli dünyayı çok yakından ilgilendirmektedir. Çünkü İran , ABD’nin dünya hegemonyası projesinde önemli bir yeri vardır. AB, Rusya ve Çin gibi dünyanın büyük devletleri, İran’ın Irak ve Afganistan’ın kaderini yaşamasını kesinlikle istememektedirler. Bu sebepten dolayı dünya kamuoyunda İran ve ABD arasındaki sorunların çözülmesi bağlamında konsensüs sağlanmıştır. Dünya bu sorunun barışçı ve diplomatik bir düzlemde çözülmesini istemektedir.
Yakın zamanda ABD’den İran’a geniş çaplı bir askeri müdahale beklemek doğru olmayabilir. Çünkü ABD’nin; Irak ve Afganistan’da karşılaştığı durum çerçevesinde İran’a askeri müdahalenin kendisine ne kadar büyük sorunlar yaratabileceğini anladığını söylemek mümkündür. ABD, Irak ve Afganistan sorununu çözmeden onlardan daha sorunlu ve karmaşık yeni bir savaş alanı yaratmak istemeyebilir. Ayrıca İran’ın nükleer tartışmasının sonuçlanmadığı bir safhada İran’a askeri müdahale, Irak ve Afganistan operasyonu sonucunda bölgede ve dünyada yükselen anti Amerikanizm dalgasını çok ciddi şekilde körükleyebilir. Söz konusu durum, bölgedeki radikal grupları güçlendirir ve başta El Kaide gibi mücadele ettiği terörist gruplar için meşru bir zemin oluşturur. İran’a askeri bir müdahale, Batı dünyasındaki (ABD ve AB) ilişkileri de çatışmalı hale getirebilir. Bu açıdan bakıldığında yaşadığımız bu süreçte durum ve şartların, ABD’nin İran’a askeri müdahalede bulunması için uygun olduğunu söylemek mümkün değildir. Ancak bu durum her zaman böyle kalmayabilir. Bu durumun devam etmesi, İran’ın nükleer enerji konusunda dünyayı memnun edici bir tutum sergilemesine bağlı olacağı da bir gerçektir.
İran nükleer enerjisinin kaderinin sonuçlanmasında etkili olan diğer faktör ise AB’dir. AB’nin İran politikası ABD’den farklı olmuştur.[18] ABD’nin İran politikası “ilişki koparmak” , “ ambargo uygulamak” ve “rejim değişikliği” esasında şekillenmiştir. AB’nin İran politikası rejim değişikliği yerine iç ve dış politikada reform talebi temelinde şekillenmiştir. Bu sebepten dolayı kapıları kapatmak ve ilişki kurmamak yerine ilişkilerin kurulması ve geliştirilmesi yolunu seçmiştir. İran ile diyalog kurarak onu “akıllılaştırmayı” ve küresel sisteme entegre etmeyi daha uygun bulmuştur. AB’nin İran nükleer çalışmasına yönelik politikası da bu çerçevede şekillenmiştir. AB diplomatik ilişki ve diyalog yolunu seçmiştir. AB de aynı ABD gibi İran’ın nükleer silaha sahip olmak istediğini düşünmekte, bu durumu kabul etmemekte ve bu süreci de engellemek istemektedir. AB, İran’ın nükleer çalışmalarını güvenilir bulmamakta ve İran’dan güvenilir, şeffaf ve uluslararası kuruluşlar tarafından denetlenebilir bir nükleer çalışmaya sahip olmasını istemektedir. İran, şayet AB ile kendisi arasında memnun edici bir güven ortamını tesis edemezse sorun BM Güvenlik Konseyine taşınabilir. Bu da ABD’nin istediği ancak AB ve İran’ın istemediği bir sonuçtur.
İsrail’in İran nükleer politikası konusundaki tutumunun, ABD ve AB’nin tutumundan çok daha önemli olduğunu söylemek mümkündür. Bunun çeşitli sebepleri vardır:
İsrail için İran birinci düşman konumundadır. Nitekim bazı İsrailli yetkililer “İsrail’in kuruluşundan günümüze kadar İran gibi büyük bir tehdit ile karşılaşmadığı” açıklamasını yapmaktadırlar. ABD-İran arasındaki düşmanlığın boyutunun İsrail-İran arasındaki kadar olduğu söylenemez. Ayrıca ABD-İran arasındaki gerginliğin önemli sebebi de İsrail-İran ilişkilerdir.[19] İsrail için birinci tehdit olarak nitelendirilen İran , AB ile iyi ilişkilere sahiptir. Nitekim AB'nin en önemli ülkesi olan Fransa'nın Orta Doğu' da birinci ticari ortağının İran olduğu bilinmektedir.
Ne AB ne de ABD İran'ın nükleer çalışmalarından İsrail kadar etkilenmemektedir. Dolayısıyla İran konusundaki farklı tutumları, İran'ın nükleer çalışmalarından duyulan tehdidin oranını da etkilemektedir. Söz konusu durum AB'yi İran konusunda daha tahammüllü davranmaya itebilir ancak aynı davranışı İsrail'den beklemek mümkün değildir.
İsrail istediği gibi davranan bir ülkedir. Bu durum İsrail’e dengeleri değiştirebilecek güç sunmaktadır. Bu açıdan bakıldığında ABD, AB ve İran arasında sağlanan anlaşma İsrail’i tatmin etmediği zaman İsrail istediği gibi davranabilir.
İran'ın nükleer çalışmalarında bakılacak en önemli yer İsrail'dir. İsrail’in tatmin olmadığı bir ortam, her zaman potansiyel çatışma barındıran bir durumdur. İsrail bu konuda İran'ın Libya gibi davranmasını, bütün nükleer çalışmalarına son vermesini istemektedir. İran ise nükleer çalışmalarını durdurmak niyetinde olmadığını açıkça bildirmektedir.İsrail ve İran içindeki radikal gruplar bölgede yeni bir sıcak gerginliği yaratabilecek potansiyele sahiptir.
Rusya’nın, İran’ın nükleer politikası konusundaki tutumu İran ve dünya açısından ciddi önem arz etmektedir. Rusya’nın bu konudaki tutumu açık olmadığı gibi belirsiz ve çelişkili bir görüntü sergilemektedir. Rusya’nın Uluslararası Atom Enerji Ajansı'nın İran hakkında çıkardığı ültimatomu desteklemesi ve ardından Putin tarafından da İran'ın nükleer çalışmalarının barışçıl amaç taşıdığını belirtmesi çelişkili tutumunun açık göstergelerdir. İran'a yönelik ültimatomu destekleyen Rusya, İran nükleer tesislerinde önemli paya sahiptir.
Rusya’nın bu çelişkili politikaları Rusya’nın bölgede ve kürsel sistemde karşılaştığı çelişkili konumun bir ürünüdür.[20] Rusya yakın zamanda çok çelişkili ve karmaşık sorunlar ile karşı karşıya kalmıştır. Rusya dış politikada bir taraftan küresel sistemde yerini bulma arayışı içinde iken diğer yandan yakın çevresinde etkinliğini artırma peşindedir. İç politikada da toprak bütünlüğünü koruma ve ekonomik gelişme arayışı içindedir. Söz konusun eğilimler Rusya’nın iç ve dış politikadaki duruşunu karmaşıklaştırmaktadır.
Rusya’nın bu karmaşık duruşu İran nükleer enerjisi konusunda da kendini açıkça göstermektedir.Rusya bir taraftan İran'a önem vermektedir. İran-Rusya ilişkisi tarih boyunca inişli çıkışlı olsa da SSCB'nin dağılmasının ardından iyileşme, derinleşme ve çok boyutluluk kazanarak devam etmiştir. Çünkü İran ve Rusya bölgesel açıdan ortak çıkar alanlarına sahipler.Ayrıca her iki ülkenin bölgedeki çıkar tanımlamaları birbirine yakındır. Ayrıca İran ve Rusya küresel sistem konusunda da ortak bakış açısına sahipler.Her iki ülke tek kutuplu dünya düzeninden ve ABD'nin hegemonya arayışından ciddi şekilde rahatsızdır. Ayrıca Rusya , AB -İran ilişkisinde insan hakları konusunda herhangi bir kaygı taşımamakta ve İran'a bu konuda da baskı yapmamaktadır. Rusya, AB’den farklı olarak demokrasi ve insan hakları meselesini dış politikasında takip etmediği için bu açıdan bölgedeki otoriter ve totaliter devletlerin en yakın müttefiki olabilecek potansiyele de sahiptir.
İran'ın ABD karşısında direnmesi ABD'nin işini Ortadoğu, Kafkasya ve Orta Asya'da zorlaştırmakta ve bu durum da Rusya'nın işine yaramaktadır. ABD'nin eline geçmiş bir İran Rusya’nın Orta Asya ve Kafkasya’daki konumunu önemli derecede olumsuz etkileme gücüne sahiptir. Dolayısıyla Rusya, İran'a önem vermektedir. Bu açıdan bakıldığında nükleer güce sahip olan bir İran ABD'nin işgaline girmekten uzak kalır ve bu da Rusya’nın işine gelebilir.
Rusya, İran’ın nükleer çalışmalarından önemli derecede ekonomik fayda sağlamaktadır. Söz konusu ekonomik çıkar Rusya’nın ekonomisi açısından önem ifade etmektedir. Dolayısıyla İran'ın nükleer çalışmalarının durdurulması, Rusya’ya ekonomik açıdan zarar verilmesi demektir.
Diğer taraftan İran’ın ABD’ye ve İsrail’e karşı durmasında Rusya, İran'ın yanında açıkça gözükmek istememektedir. Çünkü söz konusu durum Rusya’nın Batı ile olan ilişkilerini istemediği bir düzeye getirebilir. [21]
Rusya ayrıca nükleer güce sahip olan İran'dan da tehdit algılamaktadır. Çünkü nükleer güce sahip olan bir İran, Rusya’nın Orta Asya, Kafkasya ve Hazar havzasındaki çıkarlarını etkileyebilir. Ayrıca İran-ABD ilişkilerinin geleceğinin belirsizliği de bu tehdit algılamalarını daha karmaşık hale getirebilir. Nükleer güce sahip ve ABD ile iyi ilişkisi olan bir İran, Rusya’nın istemediği bir seçenektir. Bu açıdan bakıldığında Rusya, İran'ın elinde nükleer silah olmasını bir yerde istemeyebilir.
Rusya ayrıca İran’ın nükleer meselesini, ABD ile kendi arasında pazarlık konusu yapmak fikrini de taşımaktadır. Rusya içeride ciddi etnik sorun ile karşı karşıyadır ve bu sorunu çözmek için uluslararası desteğe ciddi ihtiyaç duymakta ve bu bağlamda uluslararası sistemden destek almadığından yakınmaktadır. İran’ın nükleer çalışmaları Rusya ve Batı arasında pazarlık konusu olabilir. Rusya, ABD'ye bu konuda koşullu destek verebilir ve bunun karşılığında kendi etnik sorununu çözmek bağlamında ABD'nin yardımını da isteyebilir. Ancak bu olasılık ciddi de olsa Rusların ABD'nin politikalarına olan güvensizliği bunu olumsuz etkileyebilir.
Rusya’nın bu çelişkili tutumu hem İran açısından, hem de ABD açısından sorunlu bir siyasal olgudur. Çünkü Rusya her iki tarafın bakışı açısından da güvenirliğini yitirmektedir. İran’ın çelişkili eğilim ve isteklere sahip olan Rusya’nın gelecekteki tutumuna güvenerek politika üreteme şansı bulunmamaktadır. Zira Rusya’nın nasıl davranacağını kestirmek mümkün değildir. Rusya’nın güvenirliliği sorunu ABD açısından da geçerlidir. BM Güvenlik Konseyi’nin veto hakkına sahip beş üyesinden birisi de Rusya’dır. Rusya’nın istemediği bir kararın BM Güvenlik Konseyi'nden çıkması mümkün değildir. Rusya’nın tutumu ABD açısından önemli olsa da onu kestirmek zordur.
Rusya’nın İran ve ABD arasındaki nükleer gerginlik konusundaki tutumu, özellikle BM Güvenlik Konseyi’ne taşındığı taktirde belirleyici olabilir. Rusya bu doğrultuda İran'ı koruma değil temel çıkarlarını tahakkuk ettirme yoluna gidebilir. Bu açıdan bakıldığında İran'ın nükleer çalışmaları Batı ve Rusya arasında yeni bir işbirlik alanı olabilir. Bu iş birliği ancak Rusya’nın güveni kazanıldığı takdirde ortaya çıkabilir. Batılıların, Rusya’nın güvenini kazanmaları olasılığı yakın zamandaki gelişmeler ışığında bakıldığında çok zor gözükmektedir. Diğer taraftan bakılırsa İran'ın nükleer konusu ABD-Rusya arasında tansiyon ve gerginlik konusu da olabilir. Çünkü İran, daha önce de ifade ettiğimiz gibi Rusya açısından önemli bir ülkedir. Bu önem Rusya’nın yaşamsal çıkarları ile ilintilidir. Ayrıca Rusya akılcı ve rasyonel politika üretemezse İran'ı da kaybedebilir.[22] Söz konusu durum Orta Asya ve Kafkasya'daki güvenlik sistematiğini Rusya'nın zararına değiştirebilir.
Türkiye ve İran'ın Nükleer Çalışmaları
Türkiye'nin İran nükleer politikası konusundaki sessizliği çok anlamlıdır. Türkiye'nin sessizliğini 'İran nükleer çalışmalarından habersizlik' veya ' İran nükleer tehdidin derinliğini anlamamak' olarak yorumlamak doğru değildir. Türkiye bu konuda sessiz olsa da İran nükleer çalışmaları Türkiye'yi çok yakından ilgilendirmektedir.
İran’ın nükleer çalışmaları Türkiye açısından tehdit ve fırsatların iç içe olduğu bir olgudur. Türkiye’nin bugünkü tutumunu ve gelecek için öngörüler yapmak için bu olgunun fayda ve mahzurlarını doğru şekilde ortaya koymak gerekir.
Nükleer güce sahip olan bir İran ABD'nin saldırısından uzak kalır. ABD böyle bir İran'ı işgal etme hayalinden vazgeçebilir, bu da Türkiye için faydalıdır. Çünkü İran'ın işgali Irak'ta başlayan jeopolitik kayma ve dönüşümü ciddi şekilde derinleştirir . İran nükleer çalışmalarının ABD ve İsrail karşısındaki caydırıcılığı Türkiye'nin işine yarıyabilir. Çünkü Türkiye, ABD ve İsrail’in Kürt politikalarından dolayı yaşamsal bir tehdit algılaması içindedir.[23] Bu yaşamsal tehdit İran ve Türkiye'nin ortak tehditleridir. Bu açıdan bakıldığında Türkiye için İran; ABD ve İsrail’e nazaran daha güvenilir bir konum arz etmektedir.[24] İran'ın nükleer güce sahip olması ABD ve İsrail destekli bölgedeki jeopolitik kaymaya yönelik hareketleri engelleyebilir.
İran'ın nükleer güç olması Türkiye'nin ABD, AB ve İsrail yanında stratejik önemini artırabilir. Nükleer tehdit olan bir İran karşısında ABD ve İsrail, Türkiye ile ilişkilerini daha sağlıklı ve akıllı yürütme yolunu seçebilirler. İsrail , Kuzey Irak'ta istediği gibi davranmaktan vazgeçebilir ve Türkiye'nin hassasiyetini daha fazla dikkate alabilir.
İran'ın nükleer güce sahip olması Türkiye'nin bu konudaki çalışmalarını meşrulaştırır ve nükleer güce sahip olması için ciddi yardım kazanma fırsatı verebilir.
Nükleer silah konusu ABD-İran arasında sıcak çatışmayı doğurabilecek bir sorun da olabilir. Nükleer konusu ABD ve İsrail’i İran'a saldırmaya itebilir. Bölgedeki sıcak çatışma ve sonrasında oluşacak belirsizlik ortamı Türkiye'nin zararınadır. İran'ın nükleer macerası sorunu Türkiye'nin istemediği bir aşamaya taşınabilir. Türkiye bu bağlamda AB, Rusya ve Çin ile benzer kaygılara sahip olsa da onlardan çok daha fazla olumsuz etkilenme potansiyeline sahiptir.
Nükleer güce sahip olan İran, Orta Asya ve Kafkasya'da etkinliğini ciddi şekilde artırabilir ve Rusya ile geliştireceği işbirliği Türkiye'nin çıkarlarını olumsuz yönde etkileyebilir. Ayrıca nükleer güce sahip bir İran, Azerbaycan Cumhuriyeti’nin karşısında çok güçlü davranma şansına da sahip olur ve bu durum hem Azerbaycan ve hem Türkiye’nin enerji politikalarını ciddi şekilde etkileyebilir. İran'ın nükleer çalışmaları Orta Doğu bölgesindeki Arap devletlerini de bu çalışmalara itebilir. Söz konusu durum bölgedeki güvenlik sistemini daha da karmaşık hale getirir. Söz konusu karmaşık durum Türkiye'nin işine yaramayabilir.
Tehdit ve fırsatın iç içe olduğu İran nükleer enerjisi sorunsalı bağlamında Türkiye, çok daha hassas ve titiz politikalar üretmelidir. Çünkü bu konu beklenmedik sonuçları barındıran bir siyasal süreçtir. Türkiye bu konuda sessiz politika üretmektedir. Türkiye'nin bu konudaki sessizliğini, bu sorunu çözmeyi ABD, AB ve İsrail'e bırakma isteği ve nükleer mesele için ilişkilerini İran ile zedelemek istememesi veya bu konuyu ABD ve İsrail ile pazarlık konusu yapma eğiliminden kaynaklanmış olabilir.
Ancak Türkiye'nin bu sessizliği de uzun süre sürmeyebilir. Çünkü gelişmelerin hızı ve barındırdığı ağır tehdit yükü Türkiye’yi aktif olmaya itebilir. Türkiye'nin bu konudaki politikalarının bu sorunun sıcak bir çatışmaya dönüştürülmemesi, BM Güvenlik Konseyi'ne taşınmaması, İran ile ilişkilerin zedelenmemesi ve ABD ile pazarlık konusu yapılacak şekilde üretilmesinin uygun olacağı değerlendirilmektedir.
İran ve Çözüm Modelleri
Dünya İran’ın nükleer çalışmasına barışçıl bir çözüm modeli arayışı içindedir. Çözüm modeli hem İran’ı hem de dünyayı memnun eden bir model olmalıdır. İran, ABD, AB ve İsrail’i aynı ölçülerde memnun edecek bir formül bulmak çok zordur. Çözüm formülünün zorluğu, İran’ın beklentileri, küresel sistemdeki arayışları ve tehdit algılamalarının özelliğinden kaynaklanmaktadır.
İran’ın önünde duran en önemli model Libya modelidir. Libya bütün nükleer çalışmalarını durdurdu ve kapılarını bütün denetleme ve kontrole açtı.[25] Libya ’nın bu davranışı dünya ülkeleri tarafından çok olumlu karşılandı . Söz konusu davranış, batılı ülkelerin (ABD ve AB) Libya ile yeni bir ilişki dönemini başlatmaları ile sonuçlandı. ABD, AB ve İsrail’in İran’dan isteği Libya modelini uygulamasıdır. Ancak Libya modelinin İran’da hiçbir destekçisi yoktur. Bu model İran’da hem reformcu hem de Muhafazakar gruplar tarafından reddedilmektedir. Söz konusu modelin ABD ve İsrail karşısında teslimiyetten başka hiçbir anlam ifade etmediği düşünülmektedir. İranlılara göre Libya modeli bölgede İsrail’in güçlenmesine sebep olur. Tek taraflı ve koşulsuz nükleer çalışmaları durdurmanın İran milli güvenliği açısından uygun olmadığı düşünülmektedir. İranlılara göre tek taraflı taviz ve teslimiyet İsrail ve ABD’nin İran karşıtlığı sorununu çözmeyecektir. Nitekim Saddam, uluslararası sistem karşısında tavizkar davranmasına rağmen kendisini askeri müdahaleden koruyamadı. İran, Libya gibi davrandığı taktirde kendisini ABD’ye karşı koruyamayacağından emin olduğu için bu modeli kabul etmesi mümkün görülmemektedir.
İran karşısında duran diğer bir model de Kuzey Kore modelidir. Kuzey Kore nükleer silaha sahip olduğunu açıkça söylemekte ve bu konu da çok kararlı olduğunu da bildirmektedir. Kuzey Kore bu konuda uluslararası bütün baskılara direnmektedir.[26] İran’ın Kuzey Kore gibi davranma gücü ve kapasitesi yoktur. İran’ın uluslararası sistemin istek ve iradesini göz ardı ederek nükleer silaha sahip olma potansiyeli bulunmamaktadır. Çünkü açıkça ifade edilmemekle beraber İran’ın nükleer silah elde etmemesi için ABD, AB ve Rusya arasında konsensüs olduğunu söylemek mümkündür. İran bu modeli uyguladığı taktirde ilk önce BM yaptırımları ile karşılaşır ve daha sonra askeri müdahale ile de karşılaşabilir. Bu sebepten İran’ın Kuzey Kore gibi davranamayacağı kesindir. Kendisi de hangi sonuçlarla karşılaşacağını çok iyi bilmektedir.
Nükleer çalışmalar konusunda İran için öne sürülen en önemli modellerden birisi de John Kerry’nin ABD devlet başkanlık seçimleri zamanında ortaya attığı görüştür. Kerry’e göre İran uranyum zenginleştirme ve yakıt döngüsü teknolojisinden vazgeçmesi koşuluyla nükleer çalışmalarını devam ettirebilir. Bu model, AB tarafından da destek gören bir modeldir. Ancak İran bu modeli bağımlılık olarak algılamakta ve kabul etmemektedir. Bağımlı bir nükleer teknoloji İran’ın istemediği bir durumdur. Çünkü İran’a göre nükleer çalışmalarının bütün süreci ülke içinde gerçekleşmelidir. İran kendi ülkesinde var olan bir teknolojiyi dışarıdan temin etmeye hiç gerek olmadığını vurgulamaktadır. Bu konuyu, “ Bizde zaten bu teknoloji var. Niye Batıya bağımlı olalım, elimizi kolumuzu bağlayalım?” şeklinde ifade etmektedir.
Sonuç ve Genel Değerlendirme
İran Devleti nükleer güç olmak istemekte ve bunu açıkça da bildirmektedir. İran nükleer güç olmak istese de nükleer çalışmaları nedeni ile dünya ile ciddi sorunlar yaşabileceğinin farkındadır. Bu sebepten İran, bilinçli ve ihtiyatlı adımlar atmaktadır. İran, uluslararası sistemde ciddi kriz yaşamamak için önemli adımlar atmaktadır. Bu sorunu çözme yolunda ilk önce İran konusunda AB ve ABD arasında bir konsensüs oluşmasını istememektedir. Bu doğrultuda AB ve ABD arasında çıkar ve politik farklılığından yararlanmaktadır. İran ayrıca nükleer dosyasının Uluslararası Atom enerji Kurumu’nun sorunlu bir dosyası olmaktan çıkarmak niyetindedir. İran ayrıca nükleer çalışmaları nedeni ile ABD ve İsrail ’i askeri bir tepkiye itecek bir davranışta bulunmaktan kaçınmaktadır. Bu konuda uluslararası sistemden gelen tepki ve baskıya ciddi şekilde dikkat etmektedir. İran hem nükleer güce sahip olmak istiyor hem de sıcak bir gerginlikten kaçınmaktadır. Bu sebepten baskı geldiği zaman çalışmaları askıya almakta baskı bittikten sonra yeniden kendi yoluna devam etmektedir. Bu sebepten İran nükleer politikasını “ iki adım ileri bir adım geri” olarak tanımlamak mümkündür.
İran’ın kendine özgü yolu çizmesi küresel sistemdeki konumundan kaynaklanmaktadır. İran nükleer çalışması sebebi ile rejimin bekasını garantiye alabilmek istemektedir.Bu konuyu AB ile diyaloglarında da açıkça dile getirmektedir. İran nükleer çalışmasını rejim bekasını özellikle ABD ve İsrail tarafından garantiye alamadığı taktirde bu yolda devam edeceğine kesin gözüyle bakmak gerekmektedir. Çünkü İran rejiminin beka sorunu ve kuşkusu onu nükleer güce sahip olmaya itmektedir. İran rejiminin beka sorununun çözülmesi için İran-ABD ilişkisindeki gerginlik sona ermeli ve normalleşme sürecine girmelidir. İran-ABD ilişkisi gergin olmaktan çıkmadığı ve rejimin bekası garantiye alınmadığı bir döneme kadar İran’dan nükleer çalışmalarını durdurma yolunda radikal bir tavır beklemek doğru olmayabilir.
ABD-İran ilişkisindeki sorunların çeşitliliği, derinliği ve boyutları nedeni ile yakın zamanda normalleşme ışıkları gözükmemektedir. Söz konusu durum İran’ın nükleer çalışmaları konusunda da nasıl politika yürüteceğini de göstermektedir.
İran, akıllı davranmak istiyor ise dünya devletlerine güven vermelidir. İran güven vermek için nükleer yakıt ve uranyum zenginleştirme çalışmalarını geçici değil bir daha geri dönmeyecek şekilde durdurmalıdır. Söz konusu davranış, ABD ve İsrail gibi İran karşıtı radikal eğilimlere sahip olan ülkelerin bir cephe oluşturabilme potansiyellerini azaltabilir. Ancak İran günümüzdeki yoluna aynen devam ederse doğal olarak dünyada da İran karşıtı bir uzlaşma oluşabilir. Çünkü dünya, İran’ın nükleer bir güç olmasını istememektedir. Bu durum İran karşıtı bir uzlaşma için ciddi potansiyelin olduğunu da göstermektedir.
ABD ve İsrail içinde askeri müdahale isteyen grupların var olduğu bir dönemde, İran’ın nükleer çalışmaları askeri müdahale için meşru bir zemin oluşturabilir. Ayrıca İran’da yakın zamanda muhafazakarların güçlenmesi de nükleer çözüm arayışlarını olumsuz etkileyebilir. Sonuç olarak; İran ve bölge istenilmeyen bir sürece adım adım yaklaşmakta olduğu söylenebilir.
[1] ABD’nin İran Nükleer Enerji konusunda sağladığı destek konusunda bkz.: Muhammad Sahimi, “Iran's Nuclear Energy Program. Part V: From the United States Offering Iran Uranium Enrichment Technology to Suggestions for Creating Catastrophic Industrial Failure”, Pavyand Iran News, 22 Aralık 2004, http://www.payvand.com/news/04/dec/1186.html.
[2] Mensur Tarcai, “Şah ve Etom”, Gozareş, Sayı 155, 1383, ss.36-37.
[4] Mustafa Kibaroğlu, “İran Nükleer Bir Güç mü Olmak İstiyor?” Avrasya Dosyası, Cilt 5, Sayı 3, Sonbahar 1999, s. 273.
[5] Taraci, “Şah ve Etom” s. 38.
[7] İbrahim Yazdi, “Bazbini Yek Pervendeye Hesteyi”, Name, Sayı. 32, 1383.
[9] Enuşirvan Ehtişami, Siayset-e Hariciy-e İran Der Dore-ye Sazendegi, Merkezi Esnadi İnkilabi İslami, Tahran, 1378, s. 122.
[10] İran ve Rusya nükleer işbirliği konusunda bkz.: Seide Letifiyan, “Siyasete Rusiye der Gebal-e Rejim-e Edem-e Gostereş-e selahhay-e Koştar Cemi Ba tekid Ber Negş-e İran”, Mutaleat-e Asiıay-e Merkezi ve Gefgaz, Sayı 32, Kış 1379, ss.7-38.
[13] Hasan Vazi, İran ve Amrika, Suruş Yayınevi, Tahran, 1379, s. 250.
[15] İran’ın nükleer çalışmalarını gizlice yürüttüğü ve bu bilgi rejim muhalifleri tarafından açıklandığı bilinen bir gerçektir. İran nükleer çalışması konusunda Halkın Mücahitleri Örgütünün liderliğinde olan Ulusal Direniş Konseyi ( Şuray-e Milli-ye Mugavemet) tarafından açığa çıkarmıştır. Yakın zamanda bu grup, İran’ın Tahran kenti yakınında bulanan Paverçin bölgesinde nükleer çalışma yürüttüğünü iddia etmiştir. Bu iddia sonucu BM yetkilileri söz konusu bölgeyi denetlemek için İran’da bulunmaktadırlar. “Bazresiye Etomi ez Muctemi Nizamiyi Parcin der etrafi Tehran” BBC Farsça, 13 Ocak 2005, http://www.bbc.co.uk/persian/iran/story/2005/01/050113_la-iraniaea.shtml
[16] İran Yüksel Güvenlik Konsey sekreteri olan ve İran nükleer diplomasinin tepesinden duran Hasan Ruhani, İran’ın nükleer silahlar tarafından kuşatıldığı ve milli güvenliğinin tehdit edildiği kendi kitabında açıkça ifade etmektedir. Bkz. Hasan Ruhani, Engelab-e İslami: Rişeha ve Çaleşha, Merkez-e pejoheşhayı Mecles, Tahran, 1376, ss.305-306
[17] İran’ın bu sebeplerden dolayı nükleer güce sahip olmasını açıkça destekleyen bir İranlı analizci bulunmaktadır. Bu konuda örnek olarak bakınız: Piruz Muçtehetzade, “İran Der Sehney-e Revabet-e Beynelmolel”, Aftab, 1382, s. 23.
[18] Bu konuda bakınız:Emre Bayır, “ABD-Iran Gerginliğinde AB-Iran ilişkilerine Analitik Bir Bakış” Stratejik Analiz, Cilt 3, Sayı 28, Ağustos 2002, s.53.
[19] bu konuda bakınız. Ali Nihat Özcan ve Emre Bayır “Orta Doğu Barış Süreci, Oyuncuları ve İran” Stratejik Analiz, Cilt 3, Sayı 22, Şubat 2002, s.44.
[23] Şanlı Bahadır Koç, “2004’ten 2005’e Türk-Amerikan İlişkileri” Stratejik Analiz, Cilt 5, Sayı 56, Aralık 2004, s. 61.
[24] İran-Türkiye ilişkiler için bakınız.: Arif Keskin, “Tüm Boyutlarıyla Türkiye İran İlişkileri” Stratejik Analiz, Cilt 5, Sayı 53, Eylül 2004, s.22.
[26] Munesi, Der Costecuy-e Model...