Son iki haftadır karlar altında kalan ve sıfırın altında seyreden dondurucu soğuklara mahkum kalan Türkiye'nin şimdilerde başı bir başka ürpertici haberle dertte. İran'dan sağlanan ve evlerde, fabrikalarda kullanılan doğalgaz arzı, beklenmedik bir biçimde neredeyse yüzde 80 oranında kesildi.
Türkiye'nin doğalgaz ihtiyacının yaklaşık beşte birini karşılayan İran ise, kesintiden teknik sorunları ve ülke içinde artan talebi sorumlu tutuyor.
Ancak İran'ın aynı dönemde Gürcistan'a acil durum gaz tedariki sağlama kapasitesine işaret eden bazı Türk uzmanlar, başka bir sebep öne sürüyorlar: İran gaz akışını kısarak komşusuna pek de ince olmasa da, Batılıların tartışmalı nükleer programını durdurma çabalarından uzak durması mesajını gönderiyor.
Zamanlama mantıklı! Başından beri uluslararası camiada İran'ın nükleer hedefleri konusunda sürdürülen tartışmanın dışında kalan Türkiye son dönemde kavgaya bulaştı. Ocak ayı ortalarında düzenlenen bir basın toplantısı sırasında Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, İran'a, nükleer programı konusundaki dipomatik müzakerelerde daha 'ılımlı ve uysal' bir tutum takınması çağrısında bulundu.
Erdoğan, Batılıların endişelerini tekrarlayarak, 'İran'ın nükleer programının barışçıl amaçlarla sürdürülmesi doğal bir haktır, ancak kitle imha silahları geliştirilmesiyle ilgili olması halinde bunu desteklemek mümkün değildir' dedi.
CIA, FBI ve Rice'ın Ankara Ziyareti
ABD ve Avrupa'nın İran'ın nükleer programını durdurma çabaları, Rusya ve Çin'in, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansından (UAEA) İran'ın bugün Viyana'da yapılacak acil durum toplantısı sırasında yaptırımlar için BM Güvenlik Konseyi'ne sevkini talep eden bir kararı kabul etmesiyle pazartesi günü yeni bir ivme kazandı.
Bu arada Türkiye'nin başkenti son aylarda, ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice ve İsrail Genelkurmay Başkanı Dan Halutz'un yanı sıra CIA Başkanı Porter Goss ve FBI Başkanı Robert Mueller'in ziyaretleriyle diplomatik bir trafiğe sahne oldu. Avrupa ve Türk basınında yer alan haberlere göre, ziyaretlerin başlıca sebeplerinden biri, İran'ın nükleer hedeflerinin kontrol altına alınmasında Türkiye'nin rolünü görüşmekti.
Washington'da bulunan ve uzmanlık alanı Akdeniz'de güvenlik meseleleri olan Woodrow Wilson Merkezi'nden uzman Ian Lesser, 'Ben Türk stratejik çevrelerinin, yıllarca tedbirli fakat endişeli olmayan bir tutum sergiledikten sonra artık Türkiye'ye yönelik nükleer yayılma risklerine önem verdiğini düşünüyorum. Türkiye'de şimdiye kadar olduğundan çok daha fazla bir tartışma var, çünkü artık bu teorik bir mesele değil' diyor.
Ortak Sınır ve 4 Milyar Dolarlık Ticaret
Türkiye ve İran 550 km'lik bir sınırı paylaşıyorlar ve hem Türk hem de İranlı diplomatlar, iki Müslüman ülkenin yüzyıllardır barış içinde yaşadıklarına işaret ediyorlar.
Ancak Türk uzmanlar, barışın, iki ülke arasındaki hassas askeri güç dengesine dayandığını söylüyor ve bunun İran'ın nükleer silah edinmesi halinde kökünden bozulabileceğine işaret ediyorlar.
Ankara'daki Bilkent Üniversitesi'nden uzman Mustafa Kibaroğlu, 'Alt sınır şu ki, Türkiye nükleer silahlara sahip bir İran'ı kabul edemez. Nükleer silah kapasiteli veya nükleer silahlı bir İran Türkiye'nin işine gelmez' diyor.
İan'a yönelik artan uluslararası baskı, ılımlı İslamcı Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) öncülüğündeki Türk Hükümetinin, komşularıyla, özellikle de İran'la ilişkilerini iyileştirmek için yoğun çaba sarfettiği bir döneme denk geldi. Son yıllarda İran ve Türkiye arasındaki karşılıklı ticaret büyük ölçüde arttı, 2000'de 1 milyar dolarken 2005 yılında 4 milyar dolara ulaştı. Hükümetin yaklaşımının, İran sorununa karşı nasıl bir tutum benimsenmesi gerektiği konusunda Türkiye'nin politikalarını belirleyenler arasında fikir ayrılıklarına sebep olduğunu belirten Kibaroğlu, 'Yetkililerin kendi ralarında da ne yapacakları konusunda fikir birliği içerisinde olduklarını sanmıyorum' diyor ve ekliyor: 'Gördüğüm kadarıyla hükümetin anlayışı, ordunun anlayışıyla uyuşmuyor. Ordu, ülkeyi yöneten politikacılarla kıyaslandığında İran'ın niyetleri konusunda çok daha şüpheci.'
ABD Baskısı Bölgesel Güvenliğe Karşı
Uzmanlara göre şimdilik anlaşmazlık, Türkiye'nin İran'ın nükleer programını durdurmayı amaçlayan diplomatik çabalara nasıl bir tutumla dahil olması gerektiğiyle ilgili. Uzmanlar, hem hükümet hem de ordunun, bunun tehlikeli bir şekilde bölgeyi alevlendireceği korkusuyla şu anda İran'ın nükleer tesislerine yönelik herhangi bir askeri saldırıya karşı olduğunu söylüyorlar.
Türk yetkililer, krizin çözümü için diplomatik araçların kullanılması çağrısında bulunarak ve İran ve Batı arasında bir arabulucu olarak Türkiye'nin yardımlarını önererek, ülkenin meseleyle ilgili tutumunu AB'ninkiyle aynı çizgide tuttuklarını söylüyorlar.
Ancak Türkiye'de bazı kimseler, İran'a karşı askeri bir saldırı çabası olursa -özellikle ABD'den- Türkiye'nin kendini yine, bölgesel güvenlik endişeleri ve AB'nin yumuşak diplomasi yaklaşımı ile giderek aynı çizgide olmak ve askeri eylemi kolaylaştırmak yönündeki ABD talepleri arasında seçim yapmaya zorlandığı, Irak'ın 2003'teki işgali öncesindekine benzer bir konumda bulabileceğine dair endişelerini ifade ediyorlar.
Siyasi analizci ve köşe yazarı Sami Kohen, 'ABD, İsrail ve Türkiye arasında, İran'ın nükleer silahlar geliştirmesi halinde bir tehdit haline geleceği konusunda ortak bir anlayış var. Ayrıca (İran Cumhurbaşkanı Mahmud) Ahmedinejad'ın oldukça provokatif ve saldırganca açıklamalarıyla tehlikeli bir lidere dönüştüğü konusunda da dünyanın geri kalanıyla ortak bir anlayış var. Tüm bunlarla ilgili ortak bir zemin var. Ancak sorun, problemlerle nasıl başa çıkılacağı ve fikir ayrılıkları da bu noktada ortaya çıkıyor' diyor.
Ancak Wilson Merkezi'nden Lesser, hem Türkiye hem de ABD'nin, Türk Meclisinin Amerikan ordusunun operasyonları için Türk topraklarını kullanmasına izin vermemesinin ardından iki ülke arasında ciddi geriimlere neden olan Irak işgali öncesi olaylardan ders aldıklarını belirtiyor ve 'Özellikle Irak deneyiminden sonra ABD'nin Türkiye'nin İran'a yönelik bir saldırıyı kolaylaştırmayı isteyeceğine dair herhangi bir varsayımı olduğunu sanmıyorum. Bence şu anda her iki taraf da oldukça ihtiyatlı davranıyor' diyor. The Christian Science Monitor