Pazartesi günü, ''karikatür krizinin'' transatlantik ittifakını onarma ve güçlendirme yönünde çabalarını yoğunlaştırmaya başlayan ABD'nin ekmeğine yağ sürdüğünü savunmuştum. Hafta sonu, ABD-Avrupa ilişkileri açısından yılın en önemli güvenlik zirvesi Münih Konferansı'nda yapılan konuşmalar, katılanların izlenimleri, onarım sürecinin hızla ilerlediğini, dünyanın geri kalanına karşı ortak bir transatlantik tavrının şekillenmeye başladığını gösteriyordu.
İkimiz bir fidanın...
Münih toplantısı transatlantik ittifakının en önemli siyasi tartışma platformlarından biri (katılımcıların, konuşma metinleri için: http://securityconference.de). Reuters'ın aktardığına göre, bu yıl hava, önceki yıllardan çok farklıydı. Irak savaşı öncesinde ve sonrasında Münih toplantıları hep siyasi ayrılıkların dile getirildiği, NATO'nun
''işlevi üzerine anlaşmazlıkların yaşandığı platformlar oldular. Bu yıl Almanya ABD ve Fransa arasında transatlantik ittifakı, uluslararası tehditler, NATO'nun işlevi konularında egemen olan uyum eğilimiydi.
Örneğin, Rumsfeld 'in konuşmasında, ''eski-yeni Avrupa'' polemiğinin izleri yok. Aksine Rumsfeld'in konuşması, ABD ve Avrupa'nın ortak tarihini, kültürel- siyasi köklerini (aynı uygarlık) adeta, aynı fidanın iki dalı olduklarını anımsatarak şimdi birlikte ''uzun bir savaş'' yaşadıklarını vurgulayarak başlıyor. Böylece adete bir ''uygarlıklar çatışması'' senaryosu hazırlıyor. Müslüman terorizmin örneklerini vererek devam ediyor. Sürekli işbirliği temasını vurguluyor. Rumsfeld konuşmasında Merkel 'e teşekkür etti. Çünkü Merkel'in konuşması adeta Rumsfeld'in konuşmasının Avrupa'nın aynasındaki yansımasıydı. Merkel, Avrupa güvenliğinde NATO'nun birincil olduğunu, işlevinin, bölge dışı operasyonlara uygun biçimde yeniden tanımlanması gerektiğini, ABD-Avrupa ilişkisinin önemini vurguladı. Merkel'e göre NATO geleneksel alanından çıkmalı, dünyada birincil güç olmalı, gerektiğinde Afrika Birliği gibi yerel ögütlenmelere yardıma gitmeliydi. Almanya Savunma Bakanı Jung da ''NATO'nun salt savunma örgütü olma özelliğinin tarihe karıştığını'' söyledi.
Bush'un yeni dostu
Geçen hafta David Ignatious , Washington Post'ta, Fransız Devlet Başkanı Chirac 'ın danışmanının her 4-5 haftada bir düzenli olarak Washington'a gelip, Ulusal Güvenlik Danışmanı Hadley ile görüştüğünü yazıyordu. Ignatious'a göre, şimdilerde, Bush yönetimi dış politikasını müttefikleriyle birlikte sürdürmeye büyük özen gösteriyor. Fransa ve ABD Suriye, İran konularında ortak davranıyorlar. BM'de ABD sert bir dil kullanırken Fransa Çin ve Rusya'yı ikna etmeye çalışıyor. Böylece Fransa-ABD ilişkilerinde yeni bir yakınlaşma süreci yaşanıyor.
Bu yakınlaşmanın yansımaları, geçenlerde Chirac'ın terorizme karşı (İran'ı hedef alarak) nükleer misilleme tehdidinde de görülüyordu. Fransız Savunma Bakanı da Münih toplantısında AB ile ABD arasında bir an evvel yeni bir stratejik ortaklık oluşturulması gerektiğini söyledi; uluslararası güvenlik alanında işbölümü yapılmalıydı. NATO ağır ve uzun süreli operasyonlar yaparken AB güçleri, daha hafif, sivil-askeri operasyonlara uygundu. Münih toplantısında, ABD, Almanya ve Fransa arasında, amaç ve tehdit algısı bağlamında daha önce görülmeyen bir uyum söz konuydu. Reuters bu iklimin ABD heyetini çok memnun ettiğini aktarıyor.
Ve karikatür krizi
TV ekranlarında ''Danimarka'ya ölüm'' , ''Fransa'ya ölüm'' , ''İslama hakaret edenin kafasını kesin'' pankartlarıyla adeta soykırım çağrısı yapan kalabalıklar, Batı'yı ortak bir tehdit karşısında, ortak bir kimlik ile birleştirme girişimlerinde ABD'nin işini çok kolaylaştırdı.
Ne yani sessiz mi kalsalardı? Doğru, karikatürler ağır, Müslüman duyarlılıkları yaralayıcı. Yayımlanmaları, kasıtlı, hatta provokasyon. Ama ''Doğu'' hep ''Batı'nın'' provokasyonlarına gelmek zorunda mı? Neden bir dakika düşünmeden, olayı genel, stratejik bağlamına oturtmak için en ufak bir çaba göstermeden, ''duyguyu aklın hizmetine vermeden'' sokağa dökülmek gerekiyor. Tamam, bu ''karikatürler'' yaraya tuz basmaya benziyor. Ama, yarayı açan bıçağın sapında ikiyüzlü, işbirlikçi dini liderlerin, yönetici sınıfların da parmak izleri yok mu? Neden bunları sorgulayan yok. Neticede öfkeyle kalkan, hep zararla oturmuyor mu? Karşı çıkış biçimleri, karşı çıkılan şeyi, Batı emperyalizmini güçlendirmiyor mu?. ''Karikatür krizi'' işte bu yüzden ABD-AB yakınlaşma sürecine ''cuk oturdu'' . Avrupa ve ABD medyası ''karikatür kriziyle'' birlikte, bir taraftan ''Müslümanlar alınmakta haklı, fikir özgürlüğünün de bir sınırı olmalı'' diyerek hem timsah gözyaşları döktüler, hem de Avrupalıyı, İslam karşısında ''homojen bir özne olma' yönünde, ABD-AB arasındaki bağları güçlendirecek biçimde etkilediler. Böylece karikatür krizinin tetiklediği süreç ABD-AB yakınlaşması, Batı blokunun yeniden inşası sürecinde katalizör rolü oynamaya başladı.