Ahıska Türkleri meselesi ve Ahıska bölgesinin statüsü sorunu son dönemde gündemi yoğun olarak işgal ediyor. Özellikle Bakü-Tiflis-Ceyhan Boru hattının geçen yıl faaliyete geçmesi ile birlikte özelikle Ermenistan’ın Ahıska bölgesine karşı duyduğu ilgi katlanarak artmaya başladı. Önümüzdeki günlerde Ahıska Ermenilerinin Ermenistan tarafından kışkırtılmaları sonucu Gürcistan’da yeni ve ciddi bir sorunlar dönemi başlayabilir.
Bu noktada sorunun Türkiye’yi ve Ahıska Türklerini ilgilendiren boyutuna değinmek gerekmektedir. Bilindiği üzere Ahıska Türklerinin anavatanı bugün Gürcistan sınırları içersinde yer alan ve Cevahetya olarak anılan bölgedir. Ahıska Türklerinin anavatanlarından 1944 yılında sürülmeleri bu halkın hafızasından hiç silinmemiş ve bugüne kadar canlı bir iz olarak yaşamaya devam etmiştir. Ahıskalılar bu tarihi acıyı nesilden nesile aktarmışlar ve bir gün ana vatanları olan topraklara dönme umuduyla yaşamaya devam etmişlerdir.
Ahıskalıların bir bölümü geçtiğimiz bir kaç yıl içinde Türkiye’ye yerleşmiş ve Anavatanlarına dönüş yapacakları günü Türkiye’de beklemeye başlamışlardır. Aradan geçen zaman içinde Türkiye’de Ahıskalılar adına birçok dernek kurulmuş ve bu dernekler bu “vatansız” insanların sorunlarını Türk insanına ve Türk devletine anlatma görevini üstlenmişlerdir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti de bu noktada üzerine düşeni yapmış ve bu topluluğa en azından büyük bir devletin sahip çıktığını dünya kamuoyuna göstermiştir.
Son dönemlerdeki gelişmeler Ahıska Bölgesinin yeni sorunlara gebe olduğunun işaretlerini vermektedir. Burada kamuoyunun gözünden kaçan bir durum var ve kanaatimizce bu durumun aydınlatılması gerekiyor. Sorunun tarihsel olarak muhatabı Ahıska Türkleridir ve bu topraklar Ahıskalıların ana yurdudur. Bu gerçek, bugün Gürcistan devleti dahil bütün dünya tarafından kabul edilmekte ve kimse buna itiraz etmemektedir. Ahıskalıların bu haklı davaları her fırsatta hem Türkiye’de faaliyet gösteren dernekler tarafından hem de Türk Devletinin yetkilileri tarafından yüksek sesle dile getiriliyor ve uluslararası platformun da desteği alınmaya çalışılıyor. Bu meselenin Türkiye için jeopolitik ve jeostratejik bir mesele olduğu ortadadır. Ahıska Türklerinin, Ahıska Bölgesine yerleştirilmelerinin Türkiye için ciddi kazanımlar sağlayacağı ve Güney Kafkasya’da atacağı adımlar için kayda değer bir gelişme olacağı devleti idare edenler tarafından bilinmekte ve bu perspektiften konuya yaklaşarak problemin çözümü için enerji sarf edilmektedir. Gerek Türkiye’ye yerleşen Ahıskalıların Türkiye’deki problemlerinin çözümü gerekse Eski Sovyet Coğrafyasında yaşamaya devam eden Ahıskalıların, yaşadıkları ülkelerde karşılaştığı sorunlar Türkiye tarafından dikkatle takip edilmekte ve gerektiğinde sürece müdahil olunmaktadır. Türkiye devletinin meseleye bakışı ve konuya yaklaşımı genel olarak böyle bir çerçeveye sahip.
Ancak, Ahıskalıların nihai olarak neyi arzuladığı ve tercihlerini nasıl yaptıkları hususunda ciddi tereddütlerin bulunduğu anlaşılmaktadır. Her sene Kasım ayında tekrarlanan Ahıskalıların anavatanlarından sürgün edilişlerini anma gecelerinde konu yeniden gündeme gelmesine ve bir çok yerde yazılıp çizilmesine karşın bu insanların o topraklara gerçekten dönüp dönmeyeceği meselesi hala anlaşılabilmiş değildir. Sovyetler Birliği döneminde ana yurtlarına dönmeleri yasaklanmış olan Ahıskalıların, 1991 yılında SSCB’nin dağılışının ardından anayurtlarına akın etmeleri ve bu vatan toprağı üzerine yerleşmeleri beklenirdi. Ancak böyle bir göç ne yazık ki gerçekleşmedi. Kayda değer bulunmayan bazı münferit yerleşmeler dışında ciddi anlamda bölgeye bir Türk göçü yaşanmadı. Bunun yerine birçok insan Türkiye’ye gelerek daha “iyi şartlarda” yaşamayı bir gün birilerinin kendilerini vatanlarına götürmelerini beklemeyi uygun buldu. Türkiye’ye geldikten sonra Ahıskalılar hızlı bir biçimde dernekleşmeye başladılar ve Ahıska davasını sürdürme iddiasıyla devletten destek almaya çalıştılar. Dernekleşme çabalarının başında bulunan insanların nitelikleri ve sergiledikleri performansın değerlendirilmesi yetkili ve ilgili birimler tarafından muhtemelen yapılmaktadır. Ancak iyi bilinen bir şey var. Bu da, bu derneklerin “folklorik” nitelikli “kültür ve yardımlaşma” derneği olmadıkları ve Türk dış siyasetinde önemli bir rol oynamaya başlayan bir konunun Türkiye’deki meşru sözcüleri konumunda görüldükleridir. Bu tür organizasyonlardan beklenen misyon, dile getirdikleri davanın amaçlarına ulaşıncaya dek savunuculuğunu yapmaları ve hedeflerine ulaşmak için çalışmalar yürütmeleridir. Ancak ne yazık ki bugün Ahıska konusu arık Ermenilerle Gürcüler arasındaki çekişmenin konusu haline gelmiş durumdadır. Ahıska Türklerini temsil edenler ise konuya hala hukuki bir problem olarak bakmakta ve tuhaf bir iyimserlikle anavatanlarının geleceğini başka halkların ve ülkelerin ellerine bırakmakta bir beis görmüyormuş gibi davranmaktadırlar. Buna itiraz edecek olanlar elbette çıkacaktır. Ancak Ahıskalı temsilcilerle yaptığımız görüşmelerde her defasında onlara yönelttiğimiz “Ahıska’ya kim gidecek” sorusuna aldığımız yanıtlar ortada pek de gerçekçi olmayan bir “dava”nın olduğu kaygısına yol açmaktadır. Dernek yöneticisi sıfatıyla kamuoyunda ve devlet nezdinde itibar gören bu kişilerin sorumuza verdikleri yanıt genellikle “Rusya’da zor durumda olanlar. Ya da Azerbaycan’ın şu bölgesinde yaşayanlar Ahıskaya dönecekler.” şeklinde olmaktadır. Kendilerinin Ahıska bölgesine yerleşip yerleşmeyeceğini sorduğumuzda ise “hayır” cevabını almaktayız. Gerekçelerini merak edip de “ peki neden ?” diye sorulduğunda alınan yanıt ise gerçeği tüm çıplaklığıyla ortaya koyuyor. Bölgede yaşayan Ermeniler yüzünden Ahıska’ya yerleşmek istemediklerini ayrıca Gürcistan’ın bugün zor ekonomik şartlar altında bulunduğunu, ifade ediyor ve öncülüğünü yaptıkları “davanın” kendilerini bağlamadığı gibi intibanın doğmasına neden oluyorlar.
Türkiye, şüphesiz derin bir tarihi geleneğe ve devlet tecrübesine sahiptir. Böylesine güçlü kökleri olan bir devletin, kendi sınırları dışında olup bitenlere karşı sessiz kalmak yerine müdahil olmaya çalışması ve yeri geldiğinde kendi menfaatlerini, sınırları dışında da aramak hakkına sahip olduğu aşikardır. Özellikle Osmanlı hinterlandı içerisinde yer alan ülkeler ve bu ülkelerde ikamet eden Türk soylu toplulukların sorunları da bu anlamda Türkiye’nin de sorunudur ve Türkiye bu toplulukların davalarına sahip çıkarak bu konudaki hassasiyetini ortaya koymaktadır. Ahıska ve Ahıska Türkleri meselesi de bu yüzden Türkiye’yi doğrudan ilgilendirmekte ve bu bölge Türkiye’nin jeopolitik tasarımları ve planları içerisinde önemli bir yer tutmaktadır. Bugün, Ahıska meselesini yeri geldiğinde Gürcistan’a karşı siyasi bir koz olarak elinde tutan Türkiye, Ahıska bölgesinden sürülmüş olan Türklerin anavatanlarına geri dönmelerini nihai hedef olarak görmektedir. Türkiye’de faaliyet gösteren dernek ve federasyonların Türkiye tarafından ciddiye alınıp bu organizasyonların muhatap kabul edilmeleri de şüphesiz devletin dış politika hedefleriyle doğrudan örtüşmektedir. Bu dernekler Ahıska Türklerinin haklı mücadelesini sonuca erdirmede yardımcı unsurlar olarak görülmekte ve devlet birimleri tarafından ciddiye alınmaktadırlar. Ancak yazının başlarında sorduğumuz soruyu bir kez daha tekrarlamamız gerekmektedir. “Ahıska’ya kim gidecek?”. Ahıskalıların önde gelenlerinin böyle bir kaygısının olmadığı yönünde şüpheler artmaktadır. Eski Sovyet coğrafyasında yaşayan Ahıskalıların da 1991 den sonra Ahıska yerine Türkiye ve Amerika’ya göç etmeyi tercih ettikleri gerçeği de göz önüne alındığında Ahıska’ya kimlerin gerçek anlamda sahip çıkacağı sorusunun Türkiye tarafından sorulması gerektiği açıktır.
Önümüzdeki yıllarda Gürcistan, Ahıskalıların vatanlarına geri dönmeleri için izin verdiğinde önümüze çıkacak tablo ne yazık ki endişe verici bir tablo olacaktır. Bölgedeki Ermeni varlığı veya Gürcistan hükümetinin Ahıskalıları “Türkleştirilmiş Gürcüler” olarak anayurtlarına kabul edeceğini ifade etmesinin bu tarihi davanın önünde bir engel olarak görülmemesi gerekir. Sovyet baskısı altında bile asimilasyona uğramamış olan bu insanların Ermeni ve Gürcü etkisi altında kalarak kimliklerini kaybedeceklerini iddia etmek de bu halka karşı saygısızlık anlamına gelir. Bugün Ahıska’ya giderek bir ev satın almak, arazi satın almak ve oraya yerleşmek gerçek bir davanın ve yurt sevgisinin göstergeleri olacaktır. Yoksa her yıl Kasım ayında matem yaparak ve ağıtlar yakarak bu davanın hakkı verilemez. Birilerinin –özellikle de Ahıskalıların önde gelenlerinin, dernek yöneticilerinin- gerçek anlamıyla bu davaya kendilerini adamaları ve Ahıska’ya yerleşmeyi düşünmeleri gerekmektedir.