Üye Girişi | Yeni Üyelik
   07 Şubat 2012 Salı
Enerji Enstitüsü
Terör Enstitüsü
Ermeni Enstitüsü
Göç Araştırmaları
Türk Dünyası Enstitüsü
Ekonomi Enstitüsü
Silahsızlanma Çalışmaları
Hakkımızda
Başkan
Yönetim Kurulu
Danışma Kurulu
Bilim Kurulu
Kadromuz
Temsilcilerimiz
TÜRKSAM'da Staj
Bağlantılar
E-Kitap
TÜRKSAM
Adres : Oğuzlar Mahallesi, Türkocağı Cad. 1388. Sok (eski 32. Sok), No: 52
Balgat / ANKARA

T :  0090. 312. 285 31 00 - T: 0090. 312. 285 00 66
F : 0090. 312. 285 00 71
Ermeniler Çalışıyor, Peki Ya Biz Türkler?
18 Nisan 2006 Ermeni Enstitüsü [10] [12] [14] [16]
Doç. Dr. Şenol KANTARCI
Doç. Dr. Şenol KANTARCI
Konuk Yazar
Türkiye
Hakkında - Arşivi

2002 yılı Nisan ayında Hollanda Apeldoorn’da Ermeni sorunu konusu üzerine konferans veriyorum. Aynı dönemde, Ermeni yönetmen Atom Egoyan, Ermeni tezlerini işlediği, Ermenileri masum! Türkleri katil olarak gösterdiği “Ararat” isimli filmi, gösterime hazırlamaktadır. Gündemde olan bir konu olduğu için konferansımın bir bölümünde, Ermeni yönetmen Egoyan’ın rivayete göre, 20 ile 50 milyon dolarlık bir bütçe ile hazırladığı Türk/Türkiye düşmanı sinema filminden bahsediyorum…

Dinleyici kitle olarak tamamını Holanda’da yaşayan Türklerin oluşturduğu konferansımın sonunda, soru-cevap faslı başlıyor.

Soru sormak için söz alan gurbetçilerimizden birisi:

“-Hocam, ‘Ermeniler 40-50 milyon dolarlık film çekiyorlar’ dediniz, peki bizim Türkiye Cumhuriyeti Devleti buna karşılık ne yapıyor? şeklinde bir soru yöneltiyor.

Aslında gurbetçimizin sormuş olduğu soru beni hiç şaşırtmıyor. Öyle ya, Ermeniler Ermenistan dışında (Kanada’da) Türkiye aleyhtarı bir film yapıyorlar, bunun karşısında Türkiye Cumhuriyeti Devleti de mutlaka bir şeyler yapmalıdır!

Artık klasikleşmiş, hatta kronik bir hal almış olan devletçi bakışımız, yıllarca Avrupa’da yaşamış olsak da bir türlü değişmiyor. Bir an için insan düşünmeden edemiyor. ‘Acaba biz Türklerin bu her şeyi devletten bekleme geleneği’ genlerimizde mi var?

Sadece bu bile araştırılması gereken önemli bir konu olarak kayda geçmeli…

Apeldoornlu gurbetçimizin sormuş olduğu soru karşısında biraz geriliyorum ve kendi kendime, vereceğim cevapla, ikna edici/öğretici ve yol gösterici olmalıyım diyorum…

Kısacası sakin olmalıyım...

Gurbetçimize cevap olarak:

“-Atom Egoyan’ın çekmiş olduğu bu Türk/Türkiye düşmanı filmin bütçesini Ermenistan Devleti karşılamıyor.” diye cevap veriyorum.

Salonda o anda bir uğultu başlıyor. Dinleyicilerden birisi:

“- Peki bu filmin bütçesini kim karşılıyor?” diye soruyor.

“-Egoyan’ın çekmiş olduğu filmin bütçesini Ermenistan dışındaki Ermeniler yani, gurbetçi Ermeniler karşılıyorlar.” şeklinde cevap verdiğimde, salonda ki uğultu daha da yükseliyor ve yine içlerinden birisi:

“- Ama hocam, biz bu kadar milyon doları nereden bulacağız?” diye sorunca az önceki gerginliğim bu defa ses tonuma yansıyor:

“- Peki, sizleri dolandırarak milyon dolarlarınızı alan Jet Fadıl ve gibilerine nereden buldunuz kaptırdığınız o paraları? diyerek biraz da sert bir üslupla cevaplıyorum sormuş oldukları soruyu.

Kimse konuşmuyor… O anda soru sormak için izin isteyen de yok… Salona tam bir sessizlik hâkim…

Konuşmama devam ediyorum:

“-Bakınız arkadaşlar, Holanda’da 350-400 bin Türk var, İngiltere de aynı şekilde, Fransa da aynı şekilde… Sadece Almanya’da 2,5-3 milyon Türk var. Avrupa genelinde 4,5-5 milyon’a yakın Türk varlığından bahsediliyor. Dünya genelinde (Ermenistan dâhil) bütün Ermenilerin nüfusu bile, yalnızca Avrupa’da yaşayan Türklerin nüfusu kadar değil. Ancak, Ermenilerin sesi Avrupa ve ABD’de çok güçlü bir şekilde çıkmaktadır.”

Bu sözlerimden sonra salonda tartışma konusu, gurbetçi Türklerin Avrupa’daki teşkilatçılığı/teşkilatsız yapısı üzerine yoğunlaşmaya başlıyor. Dinleyiciler içerisinde söz alanlar, Türkiye dışında olan Türklerin en azından 6-7 ayrı gruba bölündüğünü (Sağcı/Solcu/Milli Görüşçü/falan cemaatten/filan cemaatten vs.) ifade ediyor.

Böylesi bir bölünmeyi her ne kadar tasvip etmesem ve söz konusu guruplaşmalar olsa da, ortak konularda birlikte hareket edilmesi noktasında birlik içerisinde olmaları gerektiğini ifade ediyorum. Anlatılanlara göre hizipleşmeler o kadar üst seviyelere çıkmış ki, camiler bile bu hizipleşmelerden nasibini almış olmakla birlikte, hemen her görüşe sahip gurubun gittiği bir cami olgusu ortaya çıkmış Avrupa’daki gurbetçi Türkler arasında…

Evet, ah şu biz Türkler… Onlarca devlet kuran, bir zamanlar dünyaya hükmeden “Çılgın Türkler”…

Hollanda Apeldoorn’daki konferansımla, her ne kadar o insanlara bir şeyler anlatmaya, onlara bir şeyler öğretmeye gittiysem de aslında, ben o insanlardan birçok şey öğrenmiş oldum...

Avrupa ve ABD’deki gurbetçilerimizin her şeyi devletten, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nden beklememeleri konusunda ben haklıydım, ancak, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin onları belirli amaçlar etrafında örgütlememesi, onlara sadece yol gösterme açısından, güven verme açısından bile yol göstermemesi ve vurdumduymaz tavrı konusunda ise, onlar haklıydılar.

2000’li yılların rakamlarına göre sadece Avrupa’daki gurbetçi Türklerin elindeki sıcak paranın 50 milyar dolar civarında olduğu, Avrupa iş dünyasında, söz konusu rakamın ciddi boyutta olması gerçeğinden hareketle, vatan hasretiyle yanan gurbetçilerimizin bir takım dolandırıcılar tarafından aldatılmaları konusunda ben haklıydım, ancak, ülkelerinin kalkınması için her türlü fedakârlığa hazır olmalarına rağmen Ankara tarafından ciddi bir şekilde yönlendirilmemeleri konusunda ise, onlar haklıydılar…

Hollanda’daki gurbetçi Türkler, ülkeleri için, bir şeyler yapmak istiyorlardı çünkü, Avrupa’da Avrupalılarla birlikte yaşadıklarından Türk/Türkiye aleyhtarı Ermeni propagandalarından ilk önce kendileri etkileniyordu.

Ancak, oluşmuş bütün guruplaşmalara, bütün hiziplere rağmen Türkiye’nin menfaatlerini savunmak için örgütlenmelerinde onlara güven verecek, onları örgütleyecek bir el bekliyorlardı. Ama, o rehberin yardım elini, yaklaşık yarım asırdır göremediler… Bulamadılar…

Evet… Bütün bunlar garip ve acı, ama bir o kadar da gerçek…

Lahey’de Bir Güneydoğulu Vatandaşımızla Aramda Geçen Diyalog

Hollanda Lahey’de gezerken bir markete giriyorum, sahibi bir Güneydoğulu vatandaşımız. Çay ikrâm ediyor. Uzun uzun memleket hasreti ile sorular soruyor bana. Saç traşı olacağımı söylüyorum, kardeşinin berber olduğunu söylüyor ve beni kardeşinin dükkânına götürüyor.

Hem bayanlar hem de erkekler için hizmet veren oldukça büyük bir işyeri gittiğimiz dükkân. Beni kardeşi ile tanıştırıyor, çok sıcak bir karşılama, çaylar, kahveler vs. vs. Traşım bittikten sonra para uzatıyorum, sitemkâr bir şekilde kabul etmiyorlar…

Sonra, arabasıyla kaldığım yer olan Türk Büyükelçiliği’ne kadar getiriyor beni Güneydoğulu vatandaşımız. Türk Büyükelçiliği’nin 50 metre kadar yakınında arabasını durdurduğunda bir anda duygusal bir şekilde Türk Büyükelçiliği’nde dalgalanan Türk Bayrağını göstererek:

“-Hocam, şu bayrağı görüyor musun, her ne zaman bu tarafa yolum düşse, sadece şu bayrağı görmek için istikametimi bu caddeye doğru çeviriyorum. O bayrağın dalgalanışını görmek bana huzur veriyor. Ama bu elçilikte kimler yaşar, ne için buradadırlar bilmeyiz biz. Bir gün olsun bu elçilikten birileri gelip bizlerle konuşmadı. Biliyor musun hocam, yıllarca, PKK terör örgütü bizlerden zorla haraç aldı.”

“-Neden verdiniz?”, diye sorduğumda:

“-Hocam, ne demek vermemek, adamlar dükkânınızı yakıyorlar ve ölümle tehdit ediyorlar. Nitekim bu terör örgütüne para vermek istemeyen birçok arkadaşımızın işyeri kundaklandı ve ilginç bir şekilde Hollanda polisi hiçbir şey yapmadı. Şu gördüğünüz büyükelçilik ise, hiç ama hiç ilgilenmedi bizlerle… Ne derdiniz var diye sorma gereği bile duymadı vs. vs…

Bu Güneydoğulu vatandaşımızı dinlerken bir an için aklıma Trabzon’u, Van’ı, Diyarbakır’ı ve daha birçok yeri gezen, hatta halkla birebir diyaloga geçen Amerikan Büyükelçileri geldi… Büyük devlet olmanın gereği de bu olsa gerek diye geçirdim içimden…

Evet… Bütün bunlar garip ve acı, ama bir o kadar da gerçek…

Bir Örnek’te İngiltere’den: Acı Ama Gerçek

1990’lı yıllar… İngiltere’de üniversitede okuyan gençlerimiz, üniversitelerin açıldığı hafta üniversite içerisinde (fuar şeklinde) kendi ülkelerinin tanıtımının yapıldığı bir tanıtım etkinliğine katılacaklar.

Üniversite yerleşkesinde Yunanlılarla Türklere tesadüf eseri olsa gerek! karşılıklı tanıtım masaları verilmiş. Her ülke öğrencilerinin kendi ülkesini tanıtacağı tanıtım masalarının açılışına yaklaşık bir hafta var. Bizim Türk öğrencilerimiz, telaşla Türkiye’nin tanıtımı ile ilgili fotoğraf, broşür vb. malzemeleri toplamakla meşguller. Fakat ellerinde tanıtım için gerekli malzeme yok.

İçlerinden birisinin aklına, Türk Büyükelçiliği’nden tanıtım için gerekli resim ve broşürleri istemek geliyor. Diğer arkadaşları bunun çok güzel bir fikir olduğunu söylüyorlar. Ancak, hevesleri kursaklarında kalıyor çünkü, gittikleri Türk Büyükelçiliği’nin kapısından içeriye bile sokulmuyorlar.

Bir o kadar garip, bir o kadar acı ve bir o kadar da gerçek bir olay bu yaşanan.

Ama, bizim gençlerimiz tam bir “Çılgın Türk”, vazgeçmek yok. Çözüm üretiyorlar kendi aralarında hemencecik. Aralarında para topluyorlar, içlerinden bir arkadaşlarını uçakla Kültür Bakanlığı’ndan Türkiye’yi tanıtıcı broşürler, resimler alması için Ankara’ya gönderiyorlar.

Ankara’ya gelen öğrenci oldukça zor uğraşlardan sonra, Türkiye Cumhuriyeti Kültür Bakanlığı’ndan ihtiyaçları olan broşürleri alarak İngiltere’ye geliyor. Hemen Yunan masasının karşısında açacakları Türkiye tanıtım masasında Türkiye Cumhuriyeti Kültür Bakanlığı’nın Türkiye”yi tanıtan! broşürlerini açıyorlar. Ama ne görsünler, “Olimpius, Efes, Milas, Artemas resimleri…” Sonra… Sonra, ne mi yapıyorlar?

Bir karşılarındaki Yunanistan masası’nın astığı broşür ve resimlere bir de ellerindeki sözde Türkiye’yi tanıtan ve Yunan propagandası yapan Türkiye Cumhuriyeti Kültür Bakanlığı’nın resim ve broşürlerine bakıyorlar…

Unutmadan, 1990’ların başında Sovyet komünizminden yeni kurtularak bağımsızlığını kazanan Türk Cumhuriyetlerine aynı Kültür Bakanlığı/Kültür Bakanı kominizim propagandası yapan Nazım Hikmet’in kitaplarını göndermeyi de ihmal etmiyordu. Düşünebiliyor musunuz? Komünizmden çıkanlara yeniden komünizm propagandası…

Evet… Bütün bunlar garip ve acı, ama bir o kadar da gerçek…

Türkiye İçindeki/Dışındaki Türkler ve Ermeniler

Ermenilerin Batı macerası Türklere oranla daha eskidir. Osmanlı Devleti içerisinde Osmanlı vatandaşı olarak yaşayan Ermeniler Batılı misyonerlerin etkisi ve kendi istekleriyle 19. yüzyılın ortalarından itibaren Avrupa ve Amerika’ya göç etmeye başlamışlardır. Göçler neticesinde 20. yüzyılın ortalarından itibaren Avrupa ve Amerika’da artık, ciddi bir Ermeni varlığından bahsedilebilir.

Göçler yüzünden Avrupa ve Amerika’da yaklaşık 150 yıllık bir Ermeni varlığı oluşmuşken, 1960’lardan itibaren işçi hareketi olarak başlayan ilk ciddi Türk varlığı Avrupa ve Amerika’da yeni yeni oluşmaya başlamıştır.

Eğitime ve ticarete önem veren Ermeniler, Avrupa ve Amerika’da ilk zamanlar türlü zorluklarla karşılaşmışlarsa da kısa süre sonra tutunmayı başararak bulundukları yerlerde etkin konumlara gelmeye başlamıştırlar.

1947 yılında James Tashjian tarafından yapılan bir araştırmada Ermenilerin önceye oranla statülerinde önemli gelişmeler olduğu ve yaklaşık 60 meslek grubuna mensup Ermenilerin varlığı tespit edilmiştir. Bunlar arasında doktorluk, atom mühendisliği, sanayicilik, yöneticilik, aktörlük, şarkıcılık, yazarlık, bilim adamlığı, ressamlık, heykeltıraşlık ve lokanta sahipliğine uzanan bir dizi meslek gurubunda, önemli bir Ermeni varlığı kaydedilmiştir. Örneğin, Amerika’ya yerleşen ilk kuşak göçmenlerden birçok isim kısa sürede dünya çapında üne kavuşmuştur.

İmal ettiği sigaralardan servet kazanarak milyoner olan Manisalı Moris Şinasi, Amerika’da iş dünyasının ünlü isimlerinden Alex Manoogian, ünlü film yönetmeni Germirli Elia Kazancıoğlu, (Elia Kazan), anne-babası Elazığ’dan göç eden ünlü öykü yazarı William Saroyan, ünlü pop şarkıcısı Neil Sedeka ve ünlü şarkıcı Eydie Goyme gibi isimler yetişmiştir. Bunların yanı sıra yine Amerika’da siyasi alanda önemli konumlara gelen Ermeniler de olmuştur.

20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren yine ABD’de Ermeni toplumu, etkinliğini artırmış ve Ermeniler devlet dairelerinde çeşitli pozisyonlara gelmişlerdir. Bunlar arasında, New York’tan milletvekili seçilen Steven Deronian, Charles Pashayan, California Eyalet Savcılığı görevinde bulunan George Deukmenjian ve ABD Birleşmiş Milletler Daimi Temsilciliği görevinde bulunan Set Momjian gibi daha birçok isim sayılabilir.

Avrupa ve Amerika’da önemli konumlara gelen Ermeniler, görüş ve düşünceleri ne olursa olsun, Türkiye’ye yönelik olarak karalama kampanyalarında birlik içerisinde hareket ederek hemen hiçbir fedakârlıktan kaçınmamışlardır. Örneğin, Amerika’da iş dünyasının önemli isimlerinden birisi olan Alex Manoogian, ABD’de Türkiye aleyhtarı lobi faaliyetlerine maddî destekleriyle dikkatleri çeken bir isimdir. 1901 yılında İzmir’de doğan, 1920’de ABD’ye göç eden ve 1929 yılında 3 milyon dolarlık yıllık gelir düzeyine ulaşan Manoogian 1931 yılında AGBU’ya katılmış ve 1953’te AGBU’nun uluslararası başkanlığına seçilmiştir. Alex Manoogian sadece kendi malvarlığından Ermeni dini, eğitim vs. gibi konular için 90 milyon dolar bağışta bulunmuştur. Bu konuyla ilgili isimler çoğaltılabilir.

Ermeniler, eğitimin ve ticaretin kendilerine kazandırdığı donanımla aralarında çeşitli görüş ayrılıkları dahi olsa, birlik ve beraberlik ruhu içerisinde sadece Türkiye’ye yönelik faaliyetlerde değil Ermenistan’a yardım konusunda da gerek Avrupa Parlamentosu’nda gerekse ABD Kongresi’nde kurumsallaşmış bir şekilde oldukça etkili çalışmalar yürütmüşlerdir/yürütmektedirler.

Pekala, bütün bu Ermeni çalışmalarına Ermenistan Devleti’nin katkısı ne olmuştur? Ekonomik olarak ciddi sıkıntılar içerisinde bulunan Ermenistan Devleti’nin Dünyanın çeşitli yerlerinde bulunan Ermenilere yönelik sadece manevi desteği olmuştur ve olmaktadır.

Hiç kuşkusuz Ermenistan halkının en büyük avantajlarından bir tanesi de başlarındaki devlet başkanlarının Ermeni kökenli bir Ermeni milliyetçisi olmasıdır. Ülkesinin milli çıkarlarından taviz vermeyen milliyetçi tavrıyla Ermenistan Devlet Başkanı Robert Koçaryan, dünyanın çeşitli yerlerinde bulunan Ermenilerle sürekli diyalog içerisinde onlara manevi destek sağlarken, kendi ülkesi içerisinde de Ermenistan’ın menfaatleri için çalışanları ödüllendirmektedir. Ermenistan Devlet Başkanı Robert Koçaryan, Türkiye karşıtı çalışmalarından dolayı Ermeni bilim adamlarını hemen her yıl Cumhurbaşkanlığı konutunda onurlandırarak çeşitli ödüller vermektedir.

Ermenistan’daki uygulamanın aksine, Türkiye’de Türkiye’nin milli menfaatleri için çalışan aydınlar, gazeteciler, (hatta son dönemde askerler bile) her kim olursa olsun, ödüllendirmek şöyle dursun, cezalandırılmaktadır. (Hangi aydının, hangi gazetecinin, hangi askerin ne şekilde cezalandırıldığı konusu, müstakil bir çalışma olarak düşünüldüğünden burada detaya girilmemiştir.)

Türkiye’de Türkiye’ye küfredenlere yurt dışında ödüller verilirken, (Örnek, O. Pamuk, E. Şafak vb.) yurt içinde de televizyonlara çıkartılarak reklâmları yapılmakta, gazete köşelerinde ise, haklarındaki övücü haberlerle onurlandırılmaktadırlar.

Türkiye dışındaki Türklere yönelik, moral yerine ya vurdumduymaz politikalar izlenmekte ya da hangi ülkenin vatandaşıysanız o ülkeye hizmet edin nasihatleri verilmektedir. (Örnek, Başbakan Erdoğan’ın Yunanistan/Batı Trakya gezisi…)

Yurt dışında birçok ülkede Ermeniler, Türkiye’ye/Türklere yönelik kampanyalar düzenleyerek Türkleri katil olarak gösterirken, Türkiye’nin tarihi boyunca görmediği şekilde, benzer konferanslar Türkiye’de bizzat Başbakan’ın onayı ile tertip edilerek düzenlenmekte ve “Türkler katildir” sloganı Türkiye’deki çeşitli üniversitelerin işbirliği ile seslendirilmektedir. (Örnek, Bilgi üniversitesi 2005 Ermeni Konferansı…)

Türkiye’de yayın yapan televizyon ve gazeteler Avrupa Birliği konusundan, Ermeni sorununa, Kıbrıs konusuna ve daha birçok konuya kadar, Türkiye’nin milli menfaatleri yerine AB’nin ve ABD’nin milli menfaatlerini savunur yayınlar yapmakta ve Türk halkı bir şekilde uyumakta/uyutulmaktadır…

Evet… Bütün bunlar garip ve acı, ama bir o kadar da gerçek…

Bu yazı, aynı zamanda Barem Dergisi’nin (Nisan 2006) 21. sayısında da yayımlanmıştır.



http://www.turksam.org/tr/a861.html
Arkadaşına Gönder 2410 kez okundu Yazdır
Paylaş: Google Yahoo FaceBook Mixx
Digg StumbleUpon Del.icio.us reddit Twitter
 
Yorumlar
   Başlık : 
  Yorum : 
(Yorum larınızı yaparken '<' ve '>' işaretlerini kesinlikle kullanamazsınız.) 

* Yorum yapabilmeniz için 'Üye Girişi' yapmanız gerekmektedir.

  
Bu sitede yer alan bilgiler TÜRKSAM adresi kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Tüm hakları Telif Hakları Yasası'nca korunmaktadır. Kâr amacı güdülmez. Yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Sitede Ençok Okunanlar
Osmanlı Devletinde Ermeni Sorunu Ve Avrupa Devletlerinin Ermeni Politikaları
49082 kez okundu.
Türklerde Yeni Yıl: Nevruz Bayramı ve Törenleri
31743 kez okundu.
Montrö Boğazlar Sözleşmesi Yetmiş Yaşında
19054 kez okundu.
İran’ın Nükleer Çabaları: Hedefler, Tartışmalar ve Sonuçlar
17654 kez okundu.
Yeni Global Oyun ve Hazar’ın Statüsü
15975 kez okundu.
Sitede Ençok Yorumlananlar
Atatürk’ün Türk Dünyasına Bakışı!
10 defa yorumlandı.
PKK Terör Örgütü’nün Dağdan İnmesi ve Karşılanmasındaki Sorunlu Süreç
6 defa yorumlandı.
Ermenistan ile İmzalanan Protokoller ve Bundan Sonraki Riskli Sürecin Analizi
5 defa yorumlandı.
Gazze’ye Yardım Girişimi ve İsrail Saldırısının Soğukkanlı Analizi
5 defa yorumlandı.
Türklere Karşı Yapılan Soykırımlar ve Hocalı Soykırımı
4 defa yorumlandı.
Copyright © 2004 - 2012 TÜRKSAM - Tüm Hakları Saklıdır.
Şu an sitemizde gezinen 2743 ziyaretçi, 0 üyemiz bulunmaktadır.
Tasarım ve Programlama TÜRKSAM - Bilişim Teknolojileri Merkezi (BTM)
En iyi 1024x768 görüntülenir.