Üye Girişi | Yeni Üyelik
   07 Şubat 2012 Salı
Ortadoğu ve Afrika
Rusya – Ukrayna
Kafkasya
Türkistan
Asya – Pasifik
Güney Asya
Türkiye
Balkanlar
Amerika
Avrupa Birliği
Kıbrıs
Jeopolitik ve Strateji
Sivil Toplum Kuruluşları
Uluslararası Hukuk
Çok Taraflı İkili İlişkiler
Bilgi Yönetimi
Bilim ve Teknoloji Araştırmaları
Proje ve Kalkınma Yardımları
Medya
Uluslararası Örgütler
Karadeniz
Hakkımızda
Başkan
Yönetim Kurulu
Danışma Kurulu
Bilim Kurulu
Kadromuz
Temsilcilerimiz
TÜRKSAM'da Staj
Bağlantılar
E-Kitap
TÜRKSAM
Adres : Oğuzlar Mahallesi, Türkocağı Cad. 1388. Sok (eski 32. Sok), No: 52
Balgat / ANKARA

T :  0090. 312. 285 31 00 - T: 0090. 312. 285 00 66
F : 0090. 312. 285 00 71
Balkanlar ve Enerji
07 Mart 2004 Balkanlar [10] [12] [14] [16]
 Erhan TURBEDAR
Erhan TURBEDAR


Hakkında - Arşivi

Dış politikayı belirleyen ve bir ülke veya bölgenin stratejik önemini ortaya koyan temel öğelerden biri olarak enerji, Balkanlar söz konusu olunca pek de önemli olmayan bir faktör olarak karşımıza çıkmaktadır. Bunun temel sebebi, Balkan ülkelerinin enerji kaynakları açısından zengin olmamalarıdır. Bölgenin yakınlarında potansiyel dünya gücü konumuna gelebilecek bir ülkenin bulunmadığı da dikkate alındığı zaman, Balkanlar’ın günümüzde büyük ülkelerin stratejik çıkarlarının çevresinde yer aldığı söylenebilir. Buna rağmen, bölgede yaşanan bazı gelişmeleri global enerji kaynakları üzerindeki hâkimiyetin sağlanması yarışından tamamen bağımsız yorumlamak da doğru değildir. 1990’ların ilk yarısında yaşanan Bosna Savaşı buna örnek olarak verilebilir. Hem Avrupa Birliği hem de Amerika, Bosna’da yaşananlar karşısında uzun süre seyirci olarak kalmıştır. Sebep, ne Amerika’nın, ne de Avrupa Birliği’nin çıkarlarının müdahaleyi gerektirecek düzeyde zedelenmemiş olmasıdır. Bosnalı Sırpların mevzilerini bombalamak hususunda net tutumunu belirlemesi için Amerika’ya neredeyse dört yıl gerekti. Çok geç alınan bu müdahale kararı ile Amerika bir taraftan Avrupa Birliği’nin çözemediği sorunu ortadan kaldırmakla uluslararası alandaki prestijini daha da sağlamlaştırdı, diğer taraftan Amerika’ya genelde önyargılı bakan petrol ve doğalgaz zengini Müslüman ülkelere, “bakınız benim Müslümanlara karşı herhangi bir sorunum yok, nitekim burada Müslümanları korudum” şeklindeki mesajını iletebildi.

Diğer taraftan enerji açısından Balkanlar’ı öne çıkaran başka bir faktör, Hazar Bölgesi ve Rus fosil enerji kaynaklarının Batı piyasalarına ulaştırılmasını mümkün kılan alternatif transit yolların Balkan ülkeleri üzerinden de geçiyor olmasıdır. Bu konu üzerinde ilerde ayrıntılı bir şekilde durulacaktır. Bütün bunların dışında Balkanlar’da enerji, iktisadî dönüşüm sürecinin tamamlanması açısından önemli bir faktör olarak karşımıza çıkmaktadır.

İktisadî Dönüşüm Sürecini Yaşayan Balkanlar’ın Genel Enerji Durumu

Soğuk Savaş’ın sona ermesi Balkanlar için komünizmden kapitalist sisteme doğru sancılı bir geçiş dönemini başlatmıştır. Özellikle Tito Yugoslavyası’nın dağılmasını izleyen savaşlar ekonominin atardamarlarına önemli zararlar vermiş ve gerekli yatırımların yapılmasını sağlayacak kaynakların savaş finansmanında tüketilmesine yol açmıştır. Bundan bütün eski Yugoslavya coğrafyası olumsuz etkilenmiştir. Arnavutluk, Bulgaristan ve Romanya bu tür gelişmelerin dışında kalmışsa da, siyasî istikrarsızlık ve ekonomik geri kalmışlık gerekli reformların yapılmasını bu ülkelerde de geciktirmiş ve günümüzde bile halkın refah seviyesinin düşük düzeylerde kalmasına yol açmıştır.

Geçiş dönemine aynı zamanda başlamalarına rağmen, günümüzde Orta Avrupa ve Balkan ülkeleri arasındaki refah farkı iyice belirginleşmiştir. Hür ve biricik Avrupa’nın kurulmasına yönelik bütün çabalara rağmen, ‘Doğu Avrupa’ ayrımı dışında, Orta Avrupa ile Güneydoğu Avrupa’ya (Balkanlar’a) gittikçe iki farklı bölge gözüyle bakılmaya başlanmıştır. Bütün makroekonomik göstergeler, Balkanlar’daki iktisadî dönüşümün daha başarısız olduğunu ortaya koymaktadır.[1] Yaşanan savaşlar, piyasa ekonomisinin çalışmasını sağlayacak olan kurumların geliştirilmemiş olması, ekonomik özgürlüğün kısıtlı olması, verimsiz yatırımlar, bağışların verimsiz kullanılması, tasarruf ve dolaysız yabancı yatırım oranlarının düşük olması, özelleştirmelerin geciktirilmesi ve buna benzer sebepler yüzünden Balkanlar’da piyasa ekonomisine geçiş süreci pek başarılı olamamıştır.

Balkan ülkelerinin ortak özelliği, 1989’daki durumlarına kıyasla refah düzeylerinin gerilemiş olması ve dış ticaretlerinin sürekli büyük açıklar vermesidir. Bölgedeki ülkelerin refah seviyesinin ne kadar düşük olduğunu gösteren çarpıcı bir örnek, Avrupa Birliği ülkeleri içerisinde millî geliri sadece Portekiz’den daha yüksek olan Yunanistan’ın, 2001’deki 124,6 milyar dolarlık brüt millî gelirinin, yaklaşık geri kalan bütün Balkan ülkelerinin brüt millî gelirlerinin toplamı kadar olmasıdır.[2] Düşük millî gelirler ekonomik kalkınmanın finansmanında yetersiz kalmaktadır.

Herhangi bir ülkenin ekonomik kalkınması ve gelişmesi için enerji sektörünün ayrı bir önemi vardır. Ekonomi motorunun sürekli çalışmasını sağlayabilmek için, temel şartlardan biri ihtiyaç duyulan enerjinin kesintisiz bir şekilde sağlanmasıdır. Bununla beraber çeşitlendirilmiş enerji üretimi ve temini politikası, bir ülkenin güvenliğinin de önemli bir unsurudur. Yani bir ülkenin enerji güvenliği ile ulusal güvenliği arasında güçlü bir ilişki bulunmaktadır.[3] Bu açıdan bakıldığında, özellikle eski Yugoslavya ülkeleri ve Arnavutluk, ciddî sıkıntı ile karşı karşıya kalmaktadır. Slovenya ve Makedonya hariç, bölgede yaşanan savaşlar eski Yugoslavya ülkelerindeki enerji altyapısına önemli ölçüde zarar vermiştir. Komünist dönemde dünyadan yalıtılmış bir şekilde yaşayan Arnavutluk ise, diğer sektörlerde olduğu gibi, enerji sektöründe de kendisini yeterince kalkındıramamış, enerji üretimini çeşitlendirememiştir. Örneğin, elektrik enerjisinin önemli bir kısmını komünist dönemden kalma hidro santrallerde üreten Arnavutluk, barajlardaki düşük su seviyesi yüzünden geçen yıl içerisinde günlük 18 saate varan elektrik kısıntılarını yaşamıştır. Bu hem ülkedeki birçok fabrikanın üretimini durdurmasına sebep olmuş, hem de son derece ihtiyaç duyulan yabancı yatırımları olumsuz etkilemiştir.

Batı Balkanlar

Slovenya hariç, eski Yugoslavya ülkeleri ve Arnavutluk’tan oluşan coğrafyayı günümüzde ‘Batı Balkanlar’ ismi altında adlandırmak moda hâline gelmiştir. Böyle bir sınıflandırma ile bölge siyasî ve ekonomik açıdan Bulgaristan ve Romanya’nın da gerisinde yerleştirilmektedir. 2002 yılının sonu itibariyle Batı Balkanlar’ın GSYİH’sı, Avrupa Birliği ortalamasının sadece yüzde 0,6’sına denk gelmekteydi.[4] Bölgenin enerji durumu incelendiği zaman, ilk göze çarpan husus, fosil enerji kaynaklarından petrol ve doğalgaz rezervlerinin çok az olması ve bölgenin bununla ilgili ihtiyacının çok büyük bir kısmını ithalât yoluyla karşılıyor olmasıdır. 

U.S. Energy Information Administration’a göre Batı Balkanlar’ın ispatlanmış petrol rezervleri yaklaşık 335 milyon varildir. Avrupa kıtasının toplam ispatlanmış petrol rezervleri ise 18,7 milyar varildir.[5] Batı Balkanlar’daki 335 milyon varilin 165 milyonu Arnavutlukta, 92 milyonu Hırvatistan’da, 77 milyonu da Sırbistan ve Karadağ’da bulunmaktadır. Petrol üretimi ise çok düşük seviyelerdedir. Bütün bölgede 2001’de günlük ortalama 53.300 varil üretilmekteydi. Bunun en büyük kısmını Hırvatistan üretmekteydi.[6] Diğer taraftan 2000 yılında Batı Balkanlar’daki petrol tüketimi günlük 247 bin varildi.[7] Kısacası Batı Balkanlar petrol ihtiyacının çok büyük bir kısmını ithalât yoluyla karşılamaktadırlar.

Aynı kaynağın verilerine göre Batı Balkanlar’ın ispatlanmış doğalgaz rezervleri 3 trilyon fut3’ün biraz üzerindedir.[8] Bunun yüzde 60’ı Sırbistan ve Karadağ’da, yaklaşık yüzde 40’ı da Hırvatistan’da bulunmaktadır. Geri kalan çok küçük bir miktar ise Arnavutluk’a aittir. Bölgenin 2000 yılındaki toplam doğalgaz tüketimi 169 milyar fut3 iken, bunun yüzde 50’sinden fazlası ithalât yoluyla karşılanmıştır. Doğalgazın neredeyse tamamı Rusya’dan ithal edilmektedir.

Batı Balkanlar bir tek kömür üretimi ve tüketimi açısından bölge olarak neredeyse kendi kendine yetmektedir. Özellikle Yugoslavya ve Makedonya toplam enerji tüketiminin yüzde 50’sinden fazlasını kömür ile karşılamaktadır.[9] Ancak Makedonya’nın mevcut kömürü düşük kalitelidir ve metal işlemede kullanılan kok kömürü ve antrasit ithal edilmektedir.

Fosil enerji kaynakları açısından yoksul olan Batı Balkan ülkeleri, hidro santraller aracılığıyla elektrik enerjisi ihtiyacını giderme yoluna gitmiştir. Bölgede elektrik enerjisi üretim kapasitesinin yüzde 40’ı hidro santrallere dayanmaktadır. Özellikle Arnavutluk’un elektrik enerjisi üretim kapasitesinin yaklaşık yüzde 90’ı hidro santrallerden ibarettir. Bu yüzden yağışların az olduğu dönemlerde Arnavutluk elektrik enerjisi açısından ciddî sıkıntılar yaşamaktadır. Eski Yugoslavya ülkeleri ve Arnavutluk içinden bir tek Slovenya “Krşko” isimli nükleer bir santrale sahiptir. 2000 yılında Slovenya’nın elektrik enerjisi ihtiyacının yüzde 18’ini karşılayan bu nükleer santral Tito Yugoslavyası döneminde Hırvatistan ve Slovenya tarafından ortaklaşa inşa edilmiştir. Bu yüzden Slovenya günümüzde Krşko santralinin Hırvatistan’a olan payını karşılama konusunda bu komşu ülkesiyle sorun yaşamaktadır.[10]

Kötü hava koşulları, yapılmayan amortismanlar ve devletin enerji sektörüne yönelik sübvansiyonları kombinasyonu, Arnavutluk dışında Kosova, Sırbistan ve Karadağ’da özellikle kış aylarında elektrik kısıntılarının yaşanmasına sebep olmaktadır. Örneğin ülkesini savaşlara, uluslararası izolasyona ve fakirliğe sürükleyen eski Yugoslavya Devlet Başkanı Slobodan Miloşeviç, halkın isyanını önlemek amacıyla elektrik enerjisi alanında da yoğun sübvansiyonlarda bulunmuştur. 1991-1999 yılları arasında amortismana ayrılan paraları sübvansiyonlarda tüketmekle, Miloşeviç yönetimi Sırbistan Elektrik Kurumuna yaklaşık altı milyar dolar zarar vermiştir.[11] Ne var ki yeni Sırbistan yönetimi de elektrik enerjisine bir ekonomik araç olmaktan çok, bir sosyal araç gözüyle bakmıştır. 2001 sonu itibariyle Sırbistan’da elektrik enerjisi fiyatı, ithal fiyatının yüzde 60’ı civarındaydı.[12]

Batı Balkanlar’da elektrik kesintileri yüzünden en çok karanlığa gömülen Kosova’dır. Yapılan bir araştırmaya göre, 2001 yılında Kosova kesintisiz olarak sadece üç gün elektrik enerjisini kullanabilmiştir. Kosova’yı karanlığa gömen en önemli sorunlardan biri kontrolsüz aşırı elektrik enerjisi tüketimidir. 2001’in başı itibariyle tüketicilerin ancak yüzde 20’si elektrik faturalarını düzenli olarak yatırmış, ayrıca tüketime tahsis edilen elektrik enerjinin yüzde 30-40’ı kaçak kullanılmıştır.[13] Eylül 2001-Eylül 2002 dönemi arasında bir düzelme olup tüketicilerin yüzde 40’ı elektrik faturalarını yatırmıştır.[14] “International Crisis Group”un Kosova’nın ekonomik kalkınma stratejisi ile ilgili yayınladığı 19 Aralık 2001 tarihli bir rapor, enerji sıkıntısının sorumlularından biri olarak Kosova Enerji Kurumu’nun yönetimini göstermektedir. Raporda söz konusu kurumun üst düzey yönetiminin pek fazla yönetim tecrübesine sahip olmadığı ve sahip olunan teknik bilginin on yıl eskimiş olduğu belirtilmektedir.

Faturaların tahsil edilmesi ile ilgili Kosova’yla benzer sorunu yaşayan Arnavutluk 2000’de tüketilen elektrik enerjisinin sadece yüzde 50’sini ödetebilmiş,[15] Arnavutluk enerji kurumunun açıklamasına göre ise 2002’de bu oran yüzde 91’e yükseltilebilmiştir.[16] Arnavutluk ve Kosova’nın yanında, Karadağ ve Makedonya da elektrik enerjisi açısından önemli ithalâtçı ülkelerdir. Örneğin, 2002 yılı içerisinde Makedonya tükettiği elektrik enerjisinin yaklaşık yüzde 60’ını ithalât yoluyla karşılamıştır.[17] Bosna-Hersek ve Hırvatistan’ın ise elektrik enerjisi durumu genelde iyi olarak kabul edilmektedir.

Bulgaristan ve Romanya

Bulgaristan ve Romanya’nın temel özellikleri Karadeniz’in batı kıyısında stratejik bir konumu işgal etmeleri, yani Rusya[18] ve Hazar Bölgesi’nden uzanan potansiyel doğalgaz ve petrol dağıtım şebekesi için elverişli coğrafî konumda yer alıyor olmalarıdır. Bunun yanında Romanya bölgenin göreceli olarak önemli bir petrol ve doğalgaz zengini ülkesi sıfatını taşımakta, Bulgaristan ise Balkan ülkeleri içindeki toplam elektrik enerjisi açığının yaklaşık yüzde 45’lik bir kısmını gidermektedir. 2001 yılında bölgenin ortalama yıllık elektrik enerjisi açığı 12-14 milyar KWh iken, Bulgaristan bunun 6,7 milyar KWh’lik kısmını karşılamıştır.[19] Bölgeye elektrik enerjisi ihraç etmekte olan Bulgaristan, transit enerji dağıtım şebekesi açısından stratejik konumunu da ön plâna çıkararak, merkezi Bulgaristan’ın başkenti Sofya’da olacak olan bir ‘Balkan Enerji Merkezi’nin kurulmasını önermektedir. Amacın bölgede enerji alanında ortak politikalar izlemek olduğu, Sofya’nın ise bu konuda koordinatörlük görevi sağlayacağı belirtilmektedir.[20] Ancak bu önerinin bölgedeki bazı ülkeler açısından şimdilik pek sıcak karşılanmadığı anlaşılmaktadır. Buna rağmen Bulgaristan bu önerisinde ciddî gözükmekte ve koordinatörlük görevini sağlayacağı ümidiyle her şeyden önce devlet enerji ajansını bakanlık düzeyine taşımış bulunmaktadır. Bulgaristan’ın Balkan Enerji Merkezi’nin kurulmasını, Ortak Avrupa Enerji Pazarı’nın bir parçası olarak gördüğünü belirtmekte fayda vardır.

Balkanlar’ın enerji merkezi olmaya çalışan Bulgaristan petrol ve doğalgaz açısından çok büyük bir ölçüde dışa bağımlıdır ve fosil enerji kaynaklarını yüzde 60 oranında Rusya’dan ithal ettiği için, petrol ve doğalgaz fiyatlarındaki dalgalanmalardan fazlaca etkilenmektedir.[21] Ekteki Tablo 3’ten de görüldüğü gibi, günde yaklaşık 1000 varil petrol üretmekte olan Bulgaristan, 2001 yılında günde yaklaşık 121 bin varil petrol tüketmiş, benzer şekilde doğalgaz ihtiyacının neredeyse tamamını ithalât yoluyla karşılamıştır.[22]

Bulgaristan’da bulunan ‘Kozloduy’ nükleer santrali, ülke elektrik enerjisi ihtiyacının önemli bir kısmını karşılamaktadır. Ne var ki dördü daha eski, ikisi daha yeni olmak üzere toplam altı Rus yapımı reaktörden oluşan Kozloduy’un güvenlik açısından risk taşıdığı belirlenmiş ve Avrupa Birliği’ne üyelik için şartlardan biri olarak dört daha eski reaktörün kapatılması talep edilmiştir. Nitekim Bulgaristan Bakanlar Kurulu kararıyla iki reaktörü 2002’in sonu itibariyle kapatmış, tehlikeli olarak nitelenen diğer iki reaktör ise normal şartlarda 2006’nın sonuna kadar kapatılması gerekmektedir. Ancak bu konuda özellikle muhalefet tarafından ciddî tepkiler gelmektedir.

Yukarıda belirtilen iki reaktör kapatılmadan önce, Bulgaristan tükettiği toplam elektrik enerjisinin yüzde 40’ından fazlasını Kozloduy nükleer santralinde üretmekteydi. Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası’nın başını çektiği bir uluslararası fon, Kozloduy’un yeniden yapılanma çalışmaları için 200 milyon Euro finansman sağlamayı üstlenmiştir.[23] Ancak bazı Bulgaristanlı uzmanlar istenen reaktörlerin kapatılmasının ülkeye yaklaşık 1 milyar Euroluk maliyetinin olacağını tahmin etmekte ve dolayısıyla yeniden yapılanma için önerilen para miktarını çok düşük bulmaktadırlar.[24] Bazı kaynaklarda tehlikeli bulunan diğer iki reaktörün kapatılması durumunda da Bulgaristan’ın elektrik enerjisi sıkıntısını yaşamayacağı belirtilmektedir. Ancak Bulgaristan’ın Balkan ülkelerinin elektrik enerjisi açığının ortalama yüzde 40’ından fazlasını giderdiğini göz önüne aldığımız zaman, bundan bölgenin olumsuz etkileneceği ve Bulgaristan’ın bölgedeki net ihracatçı statüsünü yitirebileceği söylenebilir. Bütün bunlardan kaçınmak için Bulgaristan Hükümeti ‘Belene’ nükleer santralinin inşasına devam edilmesi için kollarını sıvamış durumdadır. Bu nükleer santralin inşasının devamına 2003 yılının sonlarında başlanabileceği belirtilmektedir. Belene nükleer santralinin inşası 1980’lerde başlamış olup, yetersiz finansman ve çevrecilerin protestosu yüzünden, 1990’da çalışmalar durdurulmuştur. Şu anda Belene santralinin yüzde 40’tan fazlası tamamlanmış durumdadır.[25]

Romanya’nın ispatlanmış petrol rezervleri yaklaşık 955 milyon varil olup, Batı Balkanlar’ın toplamının neredeyse üç katı kadardır. Orta ve Doğu Avrupa ülkeleri arasında en çok petrol üreten ülke olma özelliğini taşıyan Romanya, yıllar itibariyle söz konusu üretimde bir azalma eğilimi sergilenmektedir. 1976’da günlük 294 bin varil petrol üreten Romanya, 2002’de yüzde 58’lik bir azalma ile günlük sadece 124.500 varil üretebilmiştir.[26] Romanya’nın ham petrolü rafine etme kapasitesi günlük 504 bin varildir, ancak onarım ve modernize yatırımlarının yapılmasına ihtiyaç duyulmaktadır. Benzer yatırımılar doğalgaz üretiminin artırılabilmesi için de gereklidir. Romanya’nın ispatlanmış doğalgaz rezervleri 3,56 trilyon fut3’tür. Yani gaz rezervleri açısından da Romanya bölgenin önde gelen ülkesidir. Ancak yine de düşük üretim seviyesi yüzünden doğalgaz ihtiyacının bir kısmını ithalâttan karşılamak zorunda kalmaktadır. Elektrik enerjisi konusunda ise Romanya kendi kendine yetmekte ve net ihracatçı durumdadır.[27]

Balkanlar ve Boru Hatları

Yapılan değişik enerji projeksiyonları, gelişmiş ülkelerin yanısıra, gelişmekte olan ülkelerin de enerji taleplerinin gittikçe artmakta olduğunu ortaya koymaktadır.[28] Bunun içinde çevreyi daha az kirleten ve daha ucuz olan doğalgazın tüketiminin diğer fosil yakıtlara oranla daha büyük bir artış göstereceği tahmin edilmektedir. Bu çerçevede birçok önde gelen ülke için olduğu gibi, konumuzla ilgili olan ve kişi başına enerji tüketimi açısından daha ileri düzeyde bulunan ABD ve AB ülkeleri için, petrol ve gaz gereksinimini karşılama, kaynak çeşitliliği ve dolayısıyla fiyat rekabeti ve enerji güvenliği sağlama açısından Hazar Bölgesi enerji kaynakları büyük önem taşımaktadır.

Uluslararası Enerji Ajansı’na göre, gelinen nokta itibariyle Hazar Bölgesi’nde ispatlanmış petrol rezervleri 15-40 milyar varil arasındadır. Bu dünyanın ispatlanmış petrol rezervlerinin yüzde 2-6’sına karşılık gelmektedir.[29] Olası rezervler ise 70-150 milyar varil arasında tahmin edilmektedir. Gerçi şirketler yada ülkeler, kendi çıkarları doğrultusunda bu rakamları durumuna göre daha düşük veya daha yüksek gösterebilirler. Bu yüzden bu konuda değişik rakamlara rastlamak mümkündür.[30] Hazar Bölgesi’nin petrol kaynakları, dünya petrol kaynaklarının yaklaşık yüzde 65’ine sahip olan (650 milyar varil üzerinde) Orta Doğu bölgesi ile karşılaştırıldığı zaman, Hazar Bölgesi pek önemli gözükmeyebilir. Buna rağmen Hazar Bölgesi, Kuzey Denizi’ndeki (İngiltere ve Norveç) fosil kaynaklardan biraz daha önemli bir dünya enerji kaynağıdır. Gerekli yatırımların gerçekleşmesi durumunda, daha iyimser senaryolar 2010 yılında Hazar Bölgesi’nin dünya petrol arzının yaklaşık yüzde 4-5’ini karşılayacağını ortaya koymaktadır.[31] Bunun dışında Hazar Bölgesi ülkelerinin ispatlanmış toplam gaz rezervlerinin 236-337 trilyon fut3 olduğu belirtilmelidir.

Hazar Bölgesi Sovyetler Birliği döneminde Batılı ülkelerin etkisi dışındaydı. Bu yüzden enerji ulaştırma sistemi tamamen Sovyetler Birliği’ne hizmet edecek bir şekilde oluşturulmuştur. Sovyet döneminde döşenen bütün enerji boru hatları Rusya üzerinden geçmektedir. Ancak Sovyetler Birliği’nin dağılması, Batılı ülkelerin bölgedeki etkinliğini kurmalarına, bu çerçevede enerji alanında da yatırımda bulunmalarına imkân tanımıştır. Böylece Rusya’ya olan bağımlılığı hafifletmek amacıyla, Hazar Bölgesi ile ilgili Rusya’yı ve Amerika’nın baskılarıyla İran’ı by-pass eden[32] enerji boru hatları projeleri de gündeme getirilmeye başlanmıştır. Bu noktada Balkan ülkelerinden özellikle Bulgaristan ve Romanya alternatif transit yollardan biri olarak öne çıkmaya başlamışlardır. Diğer taraftan Avrupa Birliği’nin enerji alanında Trans-Avrupa ağını kurmayı hedeflemiş olması da, Balkanlar’ı alternatif bir enerji koridoru olarak ön plâna çıkarmaktadır.[33] 

Doğalgaz Hatları

Balkanlar’ın doğalgaz boru hattı sistemi kendi içinde bütünleşmiş değildir. Yani Balkanlar’daki mevcut hatlar ulusal piyasalar ile sınırlıdır.[34] Doğalgaz alanında Balkan ülkelerinde en büyük aktör ise Rusya’dır.

Zengin doğalgaz yataklarına sahip olan Rusya günümüzde ‘Gazprom’ şirketi sayesinde, özellikle Avrupa’nın doğu ülkelerine yapmış olduğu ihracat konusundaki üstünlüğünü güçlendirmeye çalışmaktadır. Şu anda Avrupa piyasasına giren ve Rus gazına alternatif olan kaynaklar Kuzey Denizi ve Cezayir doğalgaz yataklarıdır. Ancak Rusya her ikisinden de daha çok ispatlanmış doğalgaz rezervlerine sahiptir. Diğer taraftan ispatlanmış gaz rezervleri 98-155 trilyon fut3 olan Türkmenistan’ın gazını Avrupa’ya bağlayan boru hatları da, yukarıda belirtilen sebepler yüzünden şu anda Rusya üzerinden geçmektedir. Bu ise Rusya’nın bu konudaki tekel pozisyonunu daha da güçlendirmektedir.

Arnavutluk hariç, Balkan ülkelerinin tamamının Rusya ile doğalgaz bağlantıları vardır. Rus doğalgazı Balkanlar’a iki rota üzerinden ulaşmaktadır. Birincisi Rusya’yı Macaristan ile bağlayan, buradan da eski Yugoslavya ülkelerine uzanan doğalgaz boru hattıdır. İkincisi ise Rusya’dan Ukrayna, Moldavya, Romanya ve Bulgaristan’a, Bulgaristan üzerinden ise Türkiye, Makedonya ve Yunanistan’a uzanan doğalgaz boru hattıdır.

Rus gazı ihracatının artırılması açısından da, Bulgaristan ve Romanya coğrafî anlamda transit ülkelerden birileri olarak ön plâna çıkmaktadırlar. Rusya ile anlaşmalı olarak yürüttüğü çalışmalar sonucunda, Romanya kuzeyinde Ukrayna sınırına, güneyinde ise Bulgaristan sınırına kadar uzanan bir doğalgaz boru hattını Mart 2002’de kullanıma açmıştır. Böylelikle Romanya yılda 988 milyar fut3 doğalgaz transit edebilecek duruma gelmiştir.[35] Benzer şekilde Bulgaristan da Rus doğalgazını transit etme ile ilgili kapasitesini geliştirmeye çalışmaktadır. Ancak Bulgaristan yeni boru hatları döşeyeceğine, daha çok mevcut boru hatlarının kapasitesini geliştirmek ile meşgul olmaktadır. Nitekim Gazprom ile 1998’de imzalanan bir anlaşma gereğince, ‘Bulgargas’ transit kapasitesini artırmayı kabul etmiştir. 2000 yılında Bulgaristan Türkiye, Yunanistan ve Makedonya’ya yaklaşık 423 milyar fut3 Rus doğalgazı transit olarak ihraç etmiş, bunun en büyük payı ise 388 milyar fut3 olarak Türkiye’ye ait olmuştur. Ne var ki Türkiye’nin Rusya ile olan ve Mavi Akım olarak bilinen[36] üçüncü doğalgaz anlaşması projesinin kullanıma açılmış olması, Bulgaristan üzerinden Türkiye’ye yapılan doğalgaz ihracatında bir azalmanın yaşanmasına yol açabilecektir.

24 Ocak 2003’te Rusya ve Bulgaristan arasında imzalanan bir başka anlaşma gereğince de, Rus doğalgazının Bulgaristan üzerinden diğer Balkan ülkelerine ihraç edilme kapasitesinin artırılması hususunda beraber çalışmaların yürütülmesi üzerinde durulmuştur. Bu anlaşma gereğince normal şartlarda Rusya elektrik enerjisini de yine Bulgaristan üzerinden Balkanlar’a ihraç edecektir.[37] Bu tür gelişmelerden hareketle, en azından Balkanlar’a yönelik doğalgaz ihracatında Rusya’nın Romanya’ya kıyasla Bulgaristan’ı daha çok önemsediği söylenebilir.

Ne var ki Bulgaristan sadece Rus gazına karşı ilgi duymamaktadır. Bulgaristan’ın tercihlerinden biri Türkmen gazının Türkiye üzerinden Bulgaristan’a, buradan da diğer Avrupa ülkelerine nakledilmesidir. Bulgaristan böyle bir şey için gerekli altyapıya sahip olduğunu da gerekçe olarak ileri sürmektedir. Ancak Hazar Denizi statüsü konusunda Azerbaycan ile olan anlaşmazlığı yüzünden Türkmenistan böyle bir doğalgaz boru hattının döşenmesine karşı çıkmaktadır. Yine de Hazar statüsünün çözüme kavuşturulması durumda, bu ihtimalin canlanabileceği söylenebilir. İran’ı ve kısmen Rusya’yı devre dışı bırakan böyle bir boru hattının döşenmesine kuşkusuz Amerika da sıcak bakmaktadır. Türkmen gazının ihracatı ile ilgili alternatiflerden diğer bir tanesi de Bulgaristan’ı ilgilendirmektedir. Doğalgaz ihracatı konusunda Rusya’ya olan bağımlılıktan kurtulmaya çalışan Türkmenistan’ın şu anda en çok önem verdiği projelerden biri, Türkmenistan-Afganistan-Pakistan doğalgaz boru hattının döşenmesi ile ilgilidir. İkinci yerde ise Türkmenistan-İran-Türkiye-Bulgaristan güzergâhından Avrupa’ya açılma projesi yer almaktadır.[38] Her ne kadar Amerika’nın Balkanlar’daki müttefiki olarak kendini tanıtmakta ise de, Bulgaristan bu güzergâhı da desteklemeye, daha doğrusu İran ile enerji işbirliğine gitmeye hazırdır.[39]

Görüldüğü gibi Balkanlar’ı ilgilendiren bu projelerde Türkiye baş aktörlerden biridir. Nitekim Türkiye kendi doğalgaz talebini karşılamak ile ilgili geliştirdiği projeler dışında, başta Avrupa olmak üzere dünya piyasaları için bir geçiş ülkesi de olmayı plânlamaktadır.[40] Bu konuda Balkanlar üzerinden Avrupa’ya açılan iki güzergâh üzerinde çalışmalar yürütülmektedir. Birincisi Yunanistan üzerinden geçen güzergâhtır. Yunanistan Kalkınma Bakanı Akis Çohacopulos’un 28 Mart 2002’de Türkiye’ye düzenlediği ziyaret sırasında imzalanan anlaşmayla, İran’la Türkiye arasında döşenen boru hattının Yunanistan’ın Dedeağaç limanına kadar uzatılması[41] ayrıca Hazar doğalgaz kaynaklarının yine Türkiye üzerinden Yunanistan’a uzanacak bir boru hattıyla taşınması plânlanmıştır. Bu anlaşma INOGATE (Interstate Oil Gas Transport to Europe) programı çerçevesinde gerçekleşmiştir. 1995’te başlatılan bu programın amacı, petrol ve doğalgaz hatlarının bölgesel entegrasyonunu sağlayarak ve ülkeler arası işbirliğini geliştirerek Avrupa’nın enerji sağlama güvenliğini artırmaktır. Bu programa katılan ülkeler arasında birçok Balkan ülkesi ile beraber Türkiye de yer almaktadır.[42] Türkiye ile Yunanistan arasında gerçekleştirilmeye plânlanan bu doğalgaz boru hattı sayesinde, 2005 yılından itibaren Yunanistan’ın doğalgaz ihtiyacının bir bölümünü Türkiye üzerinden karşılaması hedeflenmektedir. Varılan anlaşma gereğince iki ülke arasındaki doğalgaz hattının daha sonra çeşitli alternatif güzergâhlar kullanılarak geliştirilmesi ve İtalya’ya, yani Avrupa’nın içine doğru uzatılması hedeflenmektedir. İran’ın Türkiye ile Yunanistan arasında imzalanan bu anlaşmaya sıcak baktığı belirtilmelidir. Avrupa Birliği de bu doğalgaz projesini son derece önemli bulmaktadır. Çünkü Avrupa Birliği’nin birincil doğalgaz kaynağı Kuzey Denizi’dir ve buradaki doğalgaz yataklarının önümüzdeki 25 yıl içerisinde önemli ölçüde tüketilmesi beklenmektedir.[43] Rus doğalgazına olan bağlılığı hafifleten İran-Türkiye-Yunanistan-İtalya gibi alternatif doğalgaz hatlarına bu yüzden Brüksel’de büyük ilgi duyulmaktadır. Ancak böyle bir projeye Amerika karşı çıkmakta, dolayısıyla iki büyük rakip Amerika ve Avrupa Birliği’nin bu konudaki çıkarları çelişmektedir.

Türkiye’nin Yunanistan dışında, Balkanlar üzerinden Avrupa’ya açıklan ikinci bir güzergâh ile ilgili çalışmaları da sürmektedir; Bulgaristan, Romanya ve Macaristan üzerinden Avusturya’ya uzanarak, buradan Avrupa Doğalgaz Enterkonnekte Sistemi’ne bağlanacak bir hattın oluşturulması için de görüşmeler sürdürülmektedir.[44] Ancak önümüzdeki yıllarda birinci güzergâhın üzerinde daha çok yoğunlaşılacak gibi gözükmektedir.

Ham Petrol Hatları

Petrol ihtiyacının yüzde 95’ini ithalât yoluyla karşılamakta olan Türkiye, Orta Doğu ve Hazar Bölgesi’ndeki en önemli petrol üreticileri ile Avrupa’daki tüketiciler arasında bir enerji köprüsüdür. Diğer taraftan Türk boğazları Kara Denizi Akdeniz’e bağlayan biricik yoldur. Yani Rus ve Hazar Bölgesi’nin petrollerini tankerler ile Karadeniz üzerinden Batı piyasasına ulaştırmanın biricik yolu Türkiye’nin kontrolündedir.

Hazar ham petrol kaynaklarının Batı’ya nakledilmesi konusunda üzerinde en çok durulan öneriler şunlar olmuştur:

1. Karadeniz kıyısında ham petrolü tankerlere yükleyip, Türk boğazlarından önce Ege, sonra da Akdeniz’e açılmak. Ancak trafikteki artış boğazlarda kazalara ve dolayısıyla çevre kirliliğine sebep olduğu için, bu seçenek Boğazları ve İstanbul’u tehdit etmektedir.

2. Rusya’nın mevcut boru hatlarından yararlanarak, Batı piyasasına açılmak. Daha önce de belirtildiği gibi, Rusya’ya olan bağımlılığı hafifletmek için, bu güzergâh Batılı ülkeler tarafından siyasî sebeplerle pek fazla tercih edilmemektedir.

3. Bakü-Ceyhan gibi bir Doğu-Batı koridorunu inşa etmek. Nitekim böyle bir koridorun inşası Batılı ülkeler tarafından en çok desteklenmektedir. Ancak bu koridorun hangi ülkeler üzerinden geçmesi gerektiği üzerinde farklı yaklaşımlar söz konusu olmuştur.

Doğu-Batı enerji koridoru fikri 1990’ların başında ABD tarafından ortaya koyulmuş olup, bununla Türkiye’ye baş rol biçilmekte, İran tamamen, Rusya ise kısmen devre dışı bırakılmaktadır. Bu çerçevede 18 Eylül 2002’de Bakü-Tiflis-Ceyhan Ham Petrol Boru Hattı Projesi’nin temeli Bakü’de atılmıştır.[45] Türkiye dışında ABD’nin de desteklediği bu proje ile Kazakistan ve Azerbaycan petrol kaynaklarının Akdeniz’e ulaştırılması hedeflenmektedir.

Bakü-Tiflis-Ceyhan’a alternatif olarak sürülen ve üzerinde en çok durulan diğer bazı projeler ise Balkan ülkelerini de doğrudan doğruya ilgilendirmiştir.[46] Söz konusu projeler çerçevesinde Rusya’nın Novorossisk ve Gürcistan’ın Supsa limanından tankerlere yüklenen ham petrolün Balkanlar üzerinden Avrupa’ya ulaştırılması önerilmektedir. Balkanlar üzerinden uzanan değişik rotalar ise günümüzde bile Türk boğazlarını by-pass eden seçenekler arasında sunulmaktadır. Bununla ilgili olarak Hazar Bölgesi ülkeleri içerisinde en çok ispatlanmış petrol rezervlerine sahip olan Kazakistan’dan Rusya’ya doğru uzanan Tengiz-Novorossisk petrol boru hattının kullanıma açılmış olması ve bu boru hattının kapasitesinin arttırılacağı şeklindeki açıklamalar, Karadeniz üzerinden ihraç edilen petrollün miktarında artış olabileceği mesajını vermektedir.[47] Bu ise daha çok petrol tankerinin Türk boğazlarından geçmesi gerektiği anlamına gelmektedir. Bunun, Türk boğazlarını by-pass edecek olan boru hatlarının inşasını daha çok gündeme getireceği söylenebilir. Hazar Bölgesi’ndeki ham petrolü Avrupa piyasalarına nakletmeyi hedefleyen Odesa-Brody boru hattının döşenmesini Ukrayna tamamlamış ise de, Türk boğazlarını by-pass eden ve Balkan ülkelerini ilgilendiren bazı alternatif boru hatlarının üzerinde ciddî bir şekilde durulmaktadır.[48] Bu alanda Balkan ülkelerinin birbirleri ile işbirliğine gitmekten çok, aralarında rekabet ettikleri görülmektedir. Özellikle Bulgaristan ve Romanya arasında rekabet yaşanmaktadır.

1999’daki NATO’nun Yugoslavya’ya yönelik müdahalesini eleştirenlerin öne sürdükleri temel argümanlardan biri, Batılı ülkelerin bu savaş ile Hazar Bölgesi ham petrolünün Batı piyasasına ulaştırılması için güvenli bir yol oluşturmaya çalıştıkları iddiasıydı.[49] Benzer iddialar Makedonya’da 2001’de yaşanan çatışmalar için de ileri sürülmüştür. Bütün bu iddialar bazı analizcilerin Balkanlar’ı Bakü-Tiflis-Ceyhan ham petrol boru hattına ciddî alternatif olarak algıladıklarını ortaya koymaktadır. Bu aşamada Yunanistan gibi ülkelerin kendi stratejik çıkarları doğrultusunda, Rusya gibi müttefiklerinin desteği ile pek ekonomik olmayan projeler ileri sürdüklerini ve bunu kamuoyuna enjekte etmek için çok çaba harcadıklarını belirtmekte fayda vardır.

Üzerinde en çok durulan Türk boğazlarını by-pass seçeneklerinden biri, maliyeti yaklaşık 700 milyon Euro olan Burgaz-Dedeağaç ham petrol boru hattıdır.[50] Buradaki amaç Hazar ham petrolünün Rusya’nın Novorossisk limanı üzerinden tankerlerle Bulgaristan’ın Burgaz limanına taşınması, oradan da Yunanistan’ın Dedeağaç limanına döşenecek bir boru hattı ile aktarılmasıdır. Böyle bir boru hattının döşenmesi ile ilgili plân üzerinde Rusya, Bulgaristan ve Yunanistan daha Ocak 1997’de bir anlaşmaya varmışlardır. Ancak boru hattının döşenmesi ile ilgili, söz konusu üç ülkenin katılımı hususunda özellikle Yunanistan ve Bulgaristan arasında anlaşamazlık yaşanmıştır. En sonunda geçen yıl projede eşit katılım ile ilgili bir anlaşmaya varıldı.[51] Proje ile Burgaz-Dedeağaç boru hattının günde maksimum 700 bin varil ham petrol aktarması beklenmektedir. Burada akla gelen sorulardan biri, Burgaz-Dedeağaç boru hattı yerine, neden Türk topraklarının tercih edilmediğidir. Türkiye’nin hem Karadeniz’de, hem de Ege Denizi’nde sahili bulunmaktadır ve Burgaz-Dedeağaç’tan çok daha kısa bir boru hattının inşa edilmesini mümkün kılmaktadır. Diğer taraftan bu güzergâhla transit ödeneklerden de tasarruf edilmiş olacaktır. Burgaz-Dedeağaç projesinin başkanı bir seferinde Amerika’nın Bakü-Tiflis-Ceyhan ham petrol boru hattını desteklediğini, ancak Türkiye’nin transit konusunda bir tekel hâline gelmemesi için, Amerika’nın Türkiye üzerinden yeni bir ham petrol boru hattının geçmesini desteklemediğini açıklamıştı.[52]

Türk boğazlarını devre dışı bırakma konusunda önerilen güzergâhlardan biri Burgaz-Vlora ham petrol boru hattıdır. Kısacası bu boru hattının Bulgaristan’ın Burgaz limanından başlayarak, Makedonya üzerinden Arnavutluk’un Vlora limanına kadar uzatılması öngörülmektedir. Günlük kapasitesi yaklaşık 750 bin varil olarak öngörülmekte, maliyeti ise 1,1 milyar dolar olarak hesaplanmaktadır. Diğer taraftan Romanya’nın kendisini ön plâna çıkardığı ve maliyeti yaklaşık 900 milyon dolar olarak hesaplanmış olan Köstence-Trieste ham petrol boru hattı projesi üzerinde de durulmaktadır. Günlük kapasitesinin 660 bin varil ham petrol olacağı ileri sürülmektedir. Köstence’den İtalya’nın Trieste’deki petrol terminaline kadar döşenmesi plânlanan bu boru hattının iki alternatif güzergâhı bulunmaktadır. Biri Macaristan ve Slovenya üzerinden İtalya’ya, diğeri ise Sırbistan ve Karadağ,[53] Hırvatistan ile Slovenya üzerinden uzanan ve Trieste’ye varan boru hattıdır.[54] Nitekim bu projenin bir parçası olarak geçen yılın sonuna doğru Romanya, Hırvatistan ile Sırbistan ve Karadağ arasında yeni bir ham petrol boru hattının döşenmesi konusunda bir anlaşmaya varılmıştır.

Balkanlar’ı ilgilendiren başka bir önemli proje Hırvat şirketi ‘Jadranski Naftovod (JANAF)’ tarafından işletilmekte olan ‘Adria’ isimli ham petrol boru hattının[55] akış yönünün değiştirilmesiyle, Rusya’dan Macaristan’a doğru uzanan ‘Druzhba’ boru hattıyla birleştirilmesidir. Bu konuda Rus YUKOS şirketi baş rolü oynamaktadır. Kısacası Rusya’dan Beyaz Rusya’ya, Ukrayna’ya, Slovakya’ya, Macaristan’a ve Hırvatistan’a doğru uzanan ham petrol boru hattı sayesinde Ruslar Adriyatik sahiline çıkış bulacak ve başlangıçta günlük 100 bin varil ham petrol ihraç edebileceklerdir. Söz konusu hattın faaliyete başlamasından 10 yıl sonra ilgili kapasitenin günlük 300 bin varile çıkarılması hedeflendiği bildirilmiştir. Kapasitesi göreceli olarak çok daha düşük ise de, Rusya bu yoldan da Türk boğazlarını devre dışı bırakmaya çalışmaktadır.

En son olarak Türk boğazlarıyla alâkası olmayan, ancak Balkanlar’la yakından ilgili olan ve günlük kapasitesi 50.200 varil olan Selanik-Üsküp ham petrol boru hattına da değinmekte fayda vardır. Petrol açısından dışa bağımlı ve toplam enerji tüketimi içerisinde petrolün payı yüzde 63 olan Yunanistan, ‘Hellenic Petroleum’ şirketi ile inşa etmiş olduğu Selanik-Üsküp petrol boru hattı sayesinde, Üsküp’teki OKTA rafinerisine Temmuz 2002’den bu yana ham petrol ihraç etmeye başlamıştır.[56] Söz konusu boru hattının uzunluğu 214 km olup, maliyeti 110 milyon doların üzerindedir. Boru hattının yüzde 80’i Yunanistan’ın, yüzde 20’si ise Makedonya’nın mülkiyetindedir. Selanik-Üsküp boru hattı şu anda Kosova’ya doğru uzatılmaktadır ve bunun ardından Sırbistan’a kadar açılmak hedeflenmektedir. OKTA rafinerisinin Hellenic Petroleum tarafından pek şeffaf olmayan bir şekilde satın alındığı belirtilmelidir. Selanik-Üsküp boru hattının ihalesi ile ilgili de yolsuzluk iddiaları bulunmaktadır. Olay Makedonya Anayasa Mahkemesi’ne yansımış durumdadır.[57] Bütün bunlar bir köşeye atılırsa, Yunanistan’ın Balkanlar’daki etkinliğini gittikçe artırmakta olduğu ve bunun enerji sektörüne de yansıdığı görülmektedir.[58] Selanik-Üsküp boru hattının açılış töreni dolayısıyla bir konuşma yapan dönemin Makedonya Başbakanı Georgievski, bir Avrupa Birliği ülkesi olarak Yunanistan’ın Balkanlar’daki ekonomik kalkınmanın lokomotifi olduğunu ve Makedonya’nın bu lokomotife bağlanmak isteyen ilk vagon olmak istediğini belirtmekle resmen Yunanistan’ın sözcülüğünü yapmıştır.[59] Makedonya ismini bile tanımak istemeyen Yunanistan’a karşı böyle bir yakınlığın duyulması, Balkan ülkelerinin dış yatırımlara önemli ölçüde muhtaç olduklarını ve en çok yatırım yapanın Balkanlar’da en etkili olacağını göstermektedir.

Sonuç

1990’lı yılları savaşlara yol açan çözülmemiş millî davalarla ve geciktirilen reformlar yüzünden düşük refah seviyesi içerisinde geçiren Balkan ülkeleri, günümüzde ciddî bir şekilde yeniden yapılanmaya çalışmaktadırlar. Bu çerçevede bölgedeki enerji sektörünün de yeniden yapılanmaya ihtiyacı vardır. Özellikle elektrik enerjisinin düzenli bir şekilde sağlanması konusunda yaşanan sıkıntılar, ekonomik sorunları daha da karmaşıklaştırmaktadır. Balkan ülkelerindeki kurulu elektrik enerjisi kapasitesine bakıldığı zaman, bölgenin bu açıdan kendi kendine yettiği görülmektedir. Ne var ki gerekli amortismanların yapılmamış ve elektrik enerjisi üretiminin yeterince çeşitlendirilmemiş olması, elektrik enerjisi arzında bir açığın ortaya çıkmasına neden olmaktadır.

Diğer taraftan Romanya hariç, fosil enerji kaynakları açısından Balkanlar’ın bir bütün olarak yoksun olduğu görülmektedir. Doğalgaz ve ham petrol konusunda Rusya Federasyonu’na olan bağımlılık önemli ölçüdedir. Önümüzdeki yıllarda da özellikle doğalgaz alanında Rusya’nın bölgede en önemli aktör olmaya devam etmesi beklenmektedir. Buradan yola çıkarak kaynak çeşitliliği ve dolayısıyla fiyat rekabeti ve enerji güvenliği sağlama açısından, Hazar Bölgesi’ndeki enerji kaynakları Balkanlar açısından da büyük önem taşımaktadır. Diğer taraftan İran doğalgazı veya İran üzerinden Türkiye’ye ve Balkanlar’a doğru uzanan potansiyel bir doğalgaz boru hattı da Rus doğalgazına olan bağımlılıktan kurtulmaya elverişli olan önemli bir kaynaktır. Ancak Amerika’nın İran’a yönelik siyasî tutumu bu konuda büyük bir engel teşkil etmektedir.

Bakü-Tiflis-Ceyhan Ham Petrol Boru Hattı Projesi’ne alternatif olarak sunulan ve Balkanlar’ı da içeren bazı güzergâhlar, ister 1999’daki Kosova Savaşı’nı, ister de 2001’de Makedonya’da yaşanan çatışmaları komplocu bir bakış açısıyla yorumlayan görüşlerin ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Ancak Bakü-Tiflis-Ceyhan’ın temelinin atılması ile, bu tür iddiaların asılsız olduğu bir kez daha ortaya çıkmıştır.

Bakü-Tiflis-Ceyhan’a alternatif olarak ileri sürülen ve Balkan ülkeleri üzerinden Batı piyasalarına açılmayı hedefleyen bazı projelerin, günümüzde Türk boğazlarını devre dışı bırakan seçenekler olarak da ön plâna çıktıkları görülmektedir. Söz konusu projeler üzerindeki çalışmalar günümüzde de devam etmektedir.

Bir enerji köprüsü durumunda olan Türkiye, coğrafî konumundan istifade ederek Balkan ülkeleri üzerinden Avrupa’nın içine doğru uzanan değişik enerji projelerini geliştirmeli ve bu konuda aktif rol oynamalıdır. Bu, Balkan ülkeleri ile olan ilişkilerin daha da geliştirilmesine katkıda bulunacaktır. Türk dış politikasının değişmeyen özelliklerinden biri Batıya yönelik olması olduğu ve bu yolun Balkanlar üzerinden geçtiği unutulmamalıdır.

_________________________
[1] Bu konuda ekonomik bir çalışma için bkz. Nebojša Savić, The Yugoslav Economy and SEE at the Beginning of 2000, (Belgrad: Ekonomski Institut, 2000).

[2] Bkz. World Development Report 2003, (The World Bank Publications, 2003), ss. 234-235.

[3] A. Necdet Pamir, ‘Hazar Bölgesi’nde Enerji Politikaları: Avrupa’nın ve ABD’nin Konseptleri’, Avrupa’nın ve Türkiye’nin Kafkasya, Orta Asya ve Orta Doğu’da Ortak İlgi Alanları Uluslararası Sempozyumu, Ankara, 13-14 Kasım 2000.

[4] ‘Izveštaj Na Evrokomisijata Za Tranzicija: Cel Zapaden Balkan Posiromašen od Nasiromašnata Portugalija’, Dnevnik (30 Aralık 2002); Diğer taraftan bölgenin kendi içindeki gelişmişlik düzeyi de farklılık göstermektedir. Örneğin 2001 sonu itibariyle Slovenya’da ortalama ücret seviyesi 1.300 Alman Markı iken, Hırvatistan’da 1.000, Bosna-Hersek’te 400, Sırbistan’da 230 Alman Markı’ydı. Bkz. Radojka Nikolić, ‘Život u Tranziciji: Kakav je Standard Bivših Jugoslovena’, Politika, (17 Ocak 2002).

[5] BP Statistical Review of World Energy, June 2002, (Londra: BP, 2002), s. 4.

[6] Ayrıntılar için ekte sunulan Tablo 1’e bakınız.

[7] ‘Balkans Region Country Analysis Brief’, U.S. Energy Information Administration, (Ekim 2002), http://www.eia.doe.gov/.

[8] Avrupa kıtasının ispatlanmış doğal gaz rezervleri ise 171,7 trilyon fut3 olarak tahmin edilmektedir. (Bkz. BP Statistical Review of World Energy, June 2002, s. 20). 1 fut = 30,4 cm.

[9] Batı Balkan ülkelerinin enerji tüketimi hakkındaki ayrıntılar için ekteki Tablo 2’ye bakınız.

[10] Bu konuda en son gelişmeler için bkz. ‘Slovencima Preskupo da Hrvatski Deo Krškog Otkupe za 960 Miliona Dolara’, Glas Javnosti (30 Ocak 2003).

[11] Bela Knjiga Miloševićeve Vladavine, (Belgrad [Beograd]: G17 Plus, 2000). s. 29.

[12] Jelica Putniković, ‘Struja i Socijala: EPS Na Državnim Jaslama’, Reporter, No. 190 (12 Aralık 2001).

[13] Erhan Türbedar, ‘Karanlık Bir Kosova’ya Doğru...’, Yeni Dönem (24 Ocak 2002).

[14] Gëzim Baxhaku, ‘J. Reider: Nema Brzih Rešenja za Snadbevanje Kosova Električnom Energijom’, RFE/RL (22 Aralık 2002).

[15] ‘Arnavutluk Ekonomisi ve Türkiye İle İlişkiler’, DEİK (Mayıs 2002), s. 8.

[16] ‘Power Utility KESH Cashed in 91% of Power Bills in 2002’, IntelliNews (8 Ocak 2003).

[17] ‘Macedonia to Import 1bn kWh of Electricity This Year’, IntelliNews (14 Şubat 2003).

[18] Rusya petrol ve gaz rezervleri açısından dünyanın en büyük ülkeleri arasındadır. 1999’da Rusya’nın petrol ve gaz ihracatı geliri, toplam ihracat gelirlerinin yaklaşık yüzde 45’ine, 1999’daki devlet bütçesinin yaklaşık yüzde 39’una eşitti. Bkz. ‘Russian Federation Energy and Environment Review’, The World Bank Sector Report, (Haziran 2000).

[19] Milko Kovachev, ‘Regional Energy Market’, South-East Europe Economic Forum, Sofya, 14-16 Ekim 2002.

[20] ‘Bulgaria Launches Initiative for Establishment of Regional Energy Centre on the Balkans’, Capital, No. 47, 23-29 Kasım 2002.

[21] Emil Tsenkov, ‘Bulgaria: Energy Capital of the Balkans’, http://www.balkantimes.com/ , (7 Ocak 2002).

[22] ‘Southeastern Europe Regional Country Analysis Brief’, U.S. Energy Information Administration, (Aralık 2002), http://www.eia.doe.gov/.

[23] Plamen Kulinski, ‘Bugarska Spašava Svoju Atomsku Elektranu’, AIM, (15 Ocak 2002).

[24] Emil Tsenkov, ‘Bulgaria: Energy Capital of the Balkans’.

[25] ‘Bulgaria to Restart Building New Nuclear Plant’, Reuters, (9 Nisan 2002).

[26] ‘Southeastern Europe Regional Country Analysis Brief’.

[27] Ekte sunulan Tablo 3 ve Tablo 4’e bakınız.

[28] Örnek olarak bkz. A. Necdet Pamir, Bakü-Ceyhan Boru Hattı: Orta Asya ve Kafkasya’da Bitmeyen Oyun, (Ankara: ASAM Yayınları, 1999), ss. 58-59.

[29] Mehmet Öğütçü, ‘Caspian Energy ‘Poker Game’ and Turkey’: Prospects for a New Approach (part 1), Enerji, Yıl. 7, No. 5, (Mayıs 2002), s. 43.

[30] Daha fazla bilgi için bkz. A. Necdet Pamir, Bakü-Ceyhan Boru Hattı: Orta Asya ve Kafkasya’da Bitmeyen Oyun, ss. 53-55.

[31] Mehmet Öğütçü, ‘Caspian Energy ‘Poker Game’ and Turkey’, s. 43.

[32] ABD Dışişleri Bakanlığı ve CIA’nın bir raporuna göre İran uluslararası terörizmi ve Kuzey Afrika’dan İran Körfezi’ne kadar uzanan coğrafyada yer alan radikal İslâmcı grupları destekleyen ülkelerden biridir. Bunun dışında İran Rusya ve Çin ile kitle imha silâh ticaretinde bulunmakla ve kendi nükleer silâhını üretme sürecinde olmakla suçlanmaktadır. ABD’nin Hazar Bölgesi enerji kaynaklarına yaklaşımı hakkında ayrıntılı bilgi için bkz. A. Necdet Pamir, Bakü-Ceyhan Boru Hattı: Orta Asya ve Kafkasya’da Bitmeyen Oyun, ss. 22-33.

[33] ‘Energy Interconnections in the Balkans’ Cosmos, Cilt. 1, No. 5 (Ocak 1996).

[34] I. Lesser, F. Larrabee, M. Zanini, K. Vlachos, Greece New Geopolitics, (U.S.: Rand Publication), s. 88; ‘Balkans Energy Interconnection Task Force’, Black Sea Regional Energy Centre Newsletter, Cilt. 3, No. 4 (Aralık 1997).

[35] ‘Southeastern Europe Regional Country Analysis Brief’.

[36] Bkz., Sinan Oğan, İlke Aytekin, ‘Mavi Akım: Türk-Rus İlişkilerinde Mavi Bağımlılık’, Stratejik Analiz, Cilt. 3, No. 32 (Aralık 2002), ss. 66-70.

[37] Alla Startseva, ‘Bulgaria Seen as Energy Gateway to Balkans’, The Moscow Times, (27 Ocak 2003), s. 7.

[38] James P. Dorian, ‘Turkmenistan’s Future in Gas and Oil Hinges on Certanity for Export Options’, Oil & Gas Journal, Cilt. 100, No. 41 (7 Ekim 2002), s. 26. Türkmenistan’ın üzerinde durduğu diğer alternatif projeler için aynı kaynakta sayfa 21’e bakınız.

[39] ‘Bulgaria to Help Iran Export Gas to Europe’, IRNA, (2 Nisan 2003).

[40] Bu konuda daha fazla bilgi için bkz. Füsun İvak, ‘Türkiye’de Doğal Gaz Politikaları ve BOTAŞ’, PetroGas, No. 35 (Aralık 2002), ss. 48-49.

[41] Toplam uzunluk 285 km, maliyeti yaklaşık 300 milyon dolar, başlangıçta yılda transfer etmesi beklenen doğalgaz miktarı 17,7 milyar fut3 olarak plânlanmaktadır.

[42] ‘Avrupa’nın Enerji Geçidi Türkiye’, Enerji, Yıl. 7, No. 4, (Nisan 2002), ss. 9-10.

[43] ‘Greece-Turkey Gas Link: Win-Win Deal for All But Washington’ Stratfor, 15 Mart 2002, http://www.stratfor.com/.

[44] Füsun İvak, “Türkiye’de Doğal Gaz Politikaları ve BOTAŞ”, s. 49.

[45] Bakü-Tiflis-Ceyhan Ham Petrol Boru Hattı’nın kapasitesi yılda 50 milyon ton olup, toplam uzunluğu 1730 km’dir. Hattın Türkiye kesiminin uzunluğu 1070 km’dir.

[46] Stavros Stavridis, ‘A Trans-Balkan Pipeline: A Commentary’, Gnome, (1 Ağustos 1999); Christopher Deliso, ‘Analysis: South Balkan Oil Transit-I’, UPI, (30 Aralık 2002); Paul Michael Wihbey, ‘Looking at Balkans Route for Caspian Crude’, UPI, (23 Haziran 1999). Hazar Bölgesi enerji kaynaklarının potansiyel pazarları ve Bakü-Tiflis-Ceyhan’a karşı sunulan alternatif güzergâhların tamamı hakkında bkz. A. Necdet Pamir, Bakü-Ceyhan Boru Hattı: Orta Asya ve Kafkasya’da Bitmeyen Oyun, ss. 59-80.

[47] Kazakistan’ın Tengiz-Novorossisk hattı üzerinden ham petrolünü ihraç ediyor olması, Bakü-Tiflis-Ceyhan projesini olumsuz etkileyip etkilemeyeceği sorusu akla gelmektedir. Çünkü Kazak petrolü yetersiz kalırsa, en azından ilk aşamada Bakü-Tiflis-Ceyhan’ın tam kapasite ile çalışamayacağı üzerinde durulmaktadır. Kazakistan’ın resmî açıklamalarına bakıldığı zaman, Bakü-Tiflis-Ceyhan’ı destekledikleri ve gerekli ham petrolü sağlayacakları görülmektedir. Bkz. ‘Qazaxistanın Baki-Tiflis-Ceyhana Marağı Artır’, Yeni Musavat (15 Mart 2002).

[48] ‘Southeastern Europe Regional Country Analysis Brief’.

[49] Bkz. George Monbiot, ‘A Discreet Deal in the Pipeline’, The Guardian, (15 Şubat 2001); George Draffan, ‘Oil Wars: The Balkans’, http://www.endgame.org/.

[50] Burgaz’daki rafineri Balkanlar’ın en büyük rafinerilerinden biri olup, Rus şirketi LUKoil’in mülkiyetindedir.

[51] Bu konuda daha çok bilgi için bkz. ‘Greece, Bulgaria Okay Trans-Balkan Pipeline’, Reuters (2 Kasım 2002).

[52] Christopher Deliso, ‘Analysis: South Balkan Oil Transit-II’, UPI, (6 Ocak 2003).

[53] Yugoslavya Federal Cumhuriyeti’nin resmî adı 2003’ün başlarında ‘Sırbistan ve Karadağ’ olarak değişmiştir.

[54] Yukarıda belirtilen boru hatlarının diğer ayrıntıları için bkz. ‘Balkans Region Country Analysis Brief’; ‘Southeastern Europe Regional Country Analysis Brief’.

[55] Bu boru hattı Tito Yugoslavya’sı döneminde döşenmiş olup, önümüzdeki yıllarda mülkiyeti eski Yugoslavya ülkeleri arasında tartışma konusu olabilecektir. Bu konuda bkz. Miodrag Šašić, ‘Dosije: Jugoslovenski Naftovod, Sedamsto Pedeset Kilometara Nesporazuma’, Politika (11 Şubat 2002).

[56] Petrol rezervleri 9 milyon varil olduğu tahmin edilen Yunanistan’da 2001’de günlük petrol üretimi sadece 8.992 varil iken, günlük petrol tüketimi 406 bin varildir. Yunanistan ihtiyaç duyduğu petrolü İran, Suudi Arabistan, Rusya, Libya ve Mısır’dan ithal etmektedir.

[57] Daha fazla bilgi için bkz. Erhan Türbedar, ‘Selanik-Üsküp Boru Hattı: Yunanistan Balkanlar’daki Ekonomik Atılımlarına Devam Ediyor’, Yeni Dönem (11 Temmuz 2002).

[58] Bu konuda bkz. Emir Türkoğlu, ‘1990’larda Yunanistan’ın Balkan Politikası ve Balkanlar’da Artan Ekonomik Etkinliği’, Stratejik Analiz, Cilt. 2, No. 20 (Aralık 2001), ss. 35-41.

[59] Erhan Türbedar, aynı kaynak.



http://www.turksam.org/tr/a99.html
Arkadaşına Gönder 3007 kez okundu Yazdır
Paylaş: Google Yahoo FaceBook Mixx
Digg StumbleUpon Del.icio.us reddit Twitter
 
Yorumlar
   Başlık : 
  Yorum : 
(Yorum larınızı yaparken '<' ve '>' işaretlerini kesinlikle kullanamazsınız.) 

* Yorum yapabilmeniz için 'Üye Girişi' yapmanız gerekmektedir.

  
Bu sitede yer alan bilgiler TÜRKSAM adresi kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Tüm hakları Telif Hakları Yasası'nca korunmaktadır. Kâr amacı güdülmez. Yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Sitede Ençok Okunanlar
Osmanlı Devletinde Ermeni Sorunu Ve Avrupa Devletlerinin Ermeni Politikaları
49076 kez okundu.
Türklerde Yeni Yıl: Nevruz Bayramı ve Törenleri
31740 kez okundu.
Montrö Boğazlar Sözleşmesi Yetmiş Yaşında
19053 kez okundu.
İran’ın Nükleer Çabaları: Hedefler, Tartışmalar ve Sonuçlar
17654 kez okundu.
Yeni Global Oyun ve Hazar’ın Statüsü
15974 kez okundu.
Sitede Ençok Yorumlananlar
Atatürk’ün Türk Dünyasına Bakışı!
10 defa yorumlandı.
PKK Terör Örgütü’nün Dağdan İnmesi ve Karşılanmasındaki Sorunlu Süreç
6 defa yorumlandı.
Ermenistan ile İmzalanan Protokoller ve Bundan Sonraki Riskli Sürecin Analizi
5 defa yorumlandı.
Gazze’ye Yardım Girişimi ve İsrail Saldırısının Soğukkanlı Analizi
5 defa yorumlandı.
Türklere Karşı Yapılan Soykırımlar ve Hocalı Soykırımı
4 defa yorumlandı.
Copyright © 2004 - 2012 TÜRKSAM - Tüm Hakları Saklıdır.
Şu an sitemizde gezinen 2469 ziyaretçi, 0 üyemiz bulunmaktadır.
Tasarım ve Programlama TÜRKSAM - Bilişim Teknolojileri Merkezi (BTM)
En iyi 1024x768 görüntülenir.