Dış Politika Araştırmaları Merkezi/ Türkiye | 06 Ağustos 2017

|

Bir Türk Dış Politikası Kritiği: “Batı Gerginliği” ve “Doğu Trafiği”



Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, 2-3 Ağustos tarihlerinde Çin’e resmi bir ziyarette bulunmuş, iki ülke arasındaki birçok konu masaya yatırılmıştır. Çavuşoğlu’nun Çin ziyaretine bakıldığı zaman aslında ilk incelenmesi gereken noktalardan bir tanesi ziyaretin zamanlamasıdır. Özellikle Avrupa Birliği (AB) ve Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ile ciddi sıkıntıların yaşandığı bu süreçte bu ziyaretin yapılması, ziyaretin analizini daha elzem bir noktaya taşımıştır. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ABD ziyaretinden, gidilen ajanda ekseninde bir sonuç çıkmaması, tam aksine Cumhurbaşkanlığı korumalarının göstericilere müdahale etmesi sonucu bunun bir gerginlik kaynağı olarak bir anda piyango gibi ana gündem maddesi haline gelmesi aslında hiç kimsenin beklemediği bir durumdur. Diğer taraftan Türk bakanların Avrupa ülkelerini ziyaretlerinde çıkan problemler ve anlaşmazlıklar, zaman zaman restleşmeye kadar giden açıklamalar Türk dış politikasında diğer taraftan, AB ve ABD ikilisinin karşısında acaba bir “Rusya ve Çin alternatifi mi devreye giriyor?” sorularını da beraberinde getirmiştir. Rusya ile artan diplomasi trafiğine bir de Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu’nun Çin’de  güvenlik eksenli yaptığı açıklamalar ve Çin’in inisiyatifiyle Şangay İşbirliği Örgütü’nün (ŞİÖ) kuruluşunun da “kolektif güvenlik” olduğu varsayıldığında “Şangay İşbirliği Örgütü Türk dış politikası sahnesine daha net bir biçimde yeniden mi çıkıyor?” ihtimalini bir kez daha gündeme taşımıştır.

 

Türk Dış Politikası ve ŞİÖ

 

Özellikle son sürece baktığımızda NATO bünyesinde İncirlik ve Konya üsleri üzerinden çok ciddi anlaşmazlıklar yaşandığı görülmektedir. Örneğin, Almanya ile çok ciddi gerginlikler söz konusu olmuş hatta Almanya buradaki üssünü Ürdün’e taşıma kararı da almıştır. Avrupa Birliği müzakereleri 1963’te Avrupa Ekonomik Topluluğu ile ortaklık anlaşması imzalamasından bu yana Türkiye 54 yıldır Avrupa Birliği kapısında beklemektedir. Son süreçte bakıldığında beklemekten sıkılan, yorulan ve artık başka alternatifler arayan Türkiye’nin isteğini aslında farklı bir zeminde sunduğunu ve öte yandan da bir taraftan genel tavrın tersine Batı’dan ziyade Doğu’ya yönelmede bunu bir meşrulaştırma aracı olduğunu da gözler önüne sermektedir. Bu noktada genel manasıyla Şangay İşbirliği Örgütü incelendiğinde Avrupa Birliği’nden farklı olarak Şangay İşbirliği Örgütü’nde insan hakları, demokratikleşme gibi kavramlar yerine daha çok sınır güvenliği, ekonomik ve siyasi işbirliği gibi konular üzerinde yoğunlaşıldığı anlaşılmaktadır. Şu anda Türkiye’nin Batı ile ilişkilerinde sıkıntı yaşadığı konuların ve söylem bazında gerginliklerin bir kısmının kaynağı insan hakları ve demokrasi gibi konuların iki taraf açısından da farklı yorumlanmasıdır. Bu farklı anlayışlar devreye girdiğinde, Türk dış politikası açısından şu an için Şangay İşbirliği Örgütü daha tercih edilebilir bir noktaya doğru taşındığı söylenebilir. Yalnız, ilişkilerin şu ana kadarki altyapısı ve ŞİÖ’nün meydana getirilmesi konusunda  Türkiye’nin tamamen Şangay İşbirliği Örgütü’nü angaje bir politika izlemesini de zorlaştırmaktadır.

 

ŞİÖ’ye Yakınlaşma Konjonktürel mi Uzun Vadeli mi?

 

Çavuşoğlu’nun son Çin ziyaretindeki ifadeleri yorumlandığında ŞİÖ’nün başka bir uluslararası aktörün karşısında konumlandırılmadığına işaret edildiği görülecektir. Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, “(Şanghay İşbirliği Örgütü) Türkiye, bölgesel ve uluslararası örgütlerle yakın iş birliği arayışı içerisinde, uluslararası örgütler birbirinin alternatifi değil, tamamlayıcısı" demiştir.[1] Daha önce Türkiye tarafından yapılan bazı açıklamalarda Şangay İşbirliği Örgütü’nün Batı’ya bir rest ya da bir blöf olarak olarak gündeme getirilmesiyle karşılaştırıldığında bu son açıklamaların daha itidalli, ilişkileri daha çok denge siyasetine oturan bir çizgide devam ettiği fark edilmektedir.

 

Bunun yanında Türkiye’nin  Şangay İşbirliği Örgütü’nü bir dış politika manevra alanı olarak mı gördüğü ya da konjonktürel bir yakınlaşma alanı olarak mı tasavvur ettiği veya bunların tamamen tersine olacak şekilde uzun vadeli bir ittifak merkezi olarak mı algıladığına ilişkin tezler Türkiye’de hep bir tartışma söz konusu olmuştur. Belirtmek gerekmektedir ki, iki taraf arasındaki yakınlaşmanın asıl sorunu ilişkilerin dinamiklerin kendisinin henüz daha net olarak tanımlanamamasıdır. Genellikle NATO’yla ya da AB ile bir kriz sonrası Şangay İşbirliği Örgütü’nün söylemsel olarak devreye girmesi söz konusu olmuştur. Dolayısıyla bu ilişki perspektifinin daha anlaşılır, kapsamlı ve detaylı şekilde şekillendirilmesi açısından önce bir ilişki dinamiklerinin hangi zemine oturduğu ve hangi ayaklar üzerinde yükseldiğinin tanımlanması gerekmektedir. Tabii ki uluslararası birçok sorunda

 

Rusya ile Çin’in Düşünceleri, Türkiye’nin Tutumu ve ŞİÖ

 

Kısaca tarif edildiğinde iyi ve etkin bir dış politika, ulusal çıkarın maksimize edilmesi yönündeki siyaset yapım sürecidir. Şangay İşbirliği Örgütü’nün ana omurgasını oluşturan Çin ve Rusya’nın uluslararası konularda bazı düşünceleri vardır ve bunlar Batı’daki aktörler gibi Türkiye ile tamamen uyuşmamaktadır. Bazı noktalarda Türkiye açısından görüş ayrılıklarının da söz konusu olduğu aşikardır. Örneğin Astana Süreci ile Rusya ile Türkiye Suriye konusunda aynı masa etrafında tartışmakta ve bir aşama kaydetmişlerdir; ama Suriye içerisinde bazı noktalarda ciddi görüş ayrılıkları söz konusudur. Diğer taraftan Kırım, Karabağ gibi konularda Türkiye ve Rusya – Çin ikilisinin dış politikalarının daha uyumlu olmadığı görülmektedir. Önceki dönemlerde özellikle Moskova ile Ankara arasında terör örgütleri PYD ve PKK gibi terör örgütlerine destek verilmesi ve temsilciliklerinin açılmasına izin verilmesi gibi konularda sorunlar olmuştur. Çin ile de benzer şekilde, Uygur Türklerinin yaşadığı sorunların artık üstesinden gelinip,  Doğu Türkistan ilişkilerde bir fırsat alanı olarak görülmeli ve ilişkiler adına olumlu bir köprü olarak ele alınmalıdır. Daha sağlıklı bir gelecek perspektifinin ortaya konulması için bu noktaların birbirine uyumlu dış politika tercihlerinde uyumlulaştırılması gerekmektedir. Daha iyi bir işbirliğinin oluşturulması açısından bu sıkıntılı noktaların gözden geçirilmesi gerekmektedir. Tabii ki güvenlik noktasında taraflar arasındaki anlaşmalar son derece kritik öneme haizdir.

 

Bütün bunlardan başka Türkiye’nin ŞİÖ ile durumunun onlara üye Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan gibi Türk devletleriyle ilişkilerini nasıl etkileyeceği de hesaplanmalıdır. Kurumsal yapının ilişkilerin geliştirilmesine daha fazla katkı mı sağlayacağı ya da örgütteki başat aktörlerin buna bir üst limit getirip getirmeyeceği de dikkatle öngörülmesi gereken başlıklardan biridir.

 

Rusya’nın S – 400’leri, Türkiye’nin Güvenliği ve ŞİÖ

 

Önceki yıllarda Türkiye ve Çin arasında bir füze savunma sistemi alımı gündeme gelmiş; ama neticelenmemişti. Yine son süreçte Türkiye’nin Rus S-400 füze savunma füzelerinin alımına ve kullanımına ilişkin girişimleri bulunmakta ve bu konuda müzakereler devam etmektedir. Üst düzey yetkililer tarafından yapılan açıklamalar göz önüne alındığında önceki dönemlerde sonuçsuz kalan Çin savunma sisteminin alınmasına nazaran Rusya’nın bu S-400’lerinin Türkiye içerisinde konumlandırılması biraz daha güçlü bir ihtimal gibi görünmektedir. Uygulanışında bakıldığında ise Türkiye’nin NATO’ya entegre savunma sistemleri bulunduğu bilinmektedir. Türkiye sonuç olarak bir NATO ülkesidir ve bu süreçte S-400’lerin rolü ve entegrasyonu nasıl olacak, sistemin “know how”ı gelecek mi gelmeyecek mi henüz bilinmemektedir. Yalnız, nihayetinde şu söylenebilecektir; S-400 füzeleri Türkiye’yi Şangay İşbirliği Örgütü’ne biraz daha yaklaştırabilir. NATO tarafından s – 400’lerin tasvip edilmediği doğrudur; ama bu Türkiye’nin tamamen NATO’dan kopacağı manasına gelmemektedir ki, bu kısa vadede mümkün bir durum değildir. Nihayetinde küçük yada büyük olduğu tartışılsa da bu Türkiye tarafından ŞİÖ’ye doğru bir yönelim ifade etmesi bakımından mana taşımaktadır.

 

Çin’in Potansiyeli, Türkiye’nin Konumu ve ŞİÖ

 

Diğer taraftan yine Çin’le ilişkiler özellikle ticari noktada aşama kaydetmektedir. Türkiye’nin konumuna bakıldığında Asya’nın Avrupa’ya bağlandığı nokta olması ve Çin ticaretinin Türkiye vasıtasıyla bu çıkış güzergahında kendi etkinliğini mutlaka arttırmak istemesi muhtemeldir. İpek yolunun yeniden canlandırılmasına ilişkin “Tek Yol Tek Kuşak” gibi çeşitli projeler ikili ilişkiler açısından önemlidir. Türkiye’nin ilerleyen süreçte bu projelerde etkin bir ülke olması ve bununla ilgili çalışmaların da devam ettiği bilinmektedir.  Öte yandan enerji, turizm gibi konular vardır.  Türkiye ve Rusya arasında özellikle doğalgaz alımında ciddi bir enerji ilişkisi mevcut. Rusya’dan sonra aynı şekilde Çin ile de yeni santrallerin ortak kuruluması alakalı anlaşmaların gündeme geldiği görülmektedir.  Bu konular Türkiye’yi Şangay İşbirliği Örgütü eksenine yakınlaştıran sebepler olabilir; ama bunlar Tükiye’nin söz konusu devletler ile ikili ilişkileri olduğu Türkiye’nin ŞİÖ ile kurumsal işleyen bir ilişki vizyonundan kaynaklanmadığı belirtilmelidir. Ayrıca Türkiye’nin hala bir NATO üyesi olduğunu, NATO’dan bir anda çıkabilecek durumda olmadığını, uluslararası ittifak ve uluslararası müttefikliklerin bu şekilde bir anda kurulmadığını da altını çizerek vurgulamak gerekmektedir.

 

Değerlendirme

 

Türkiye’nin ABD ile ilişkilerinn özellikle 15 Temmuz sonrası FETÖ elebaşının iade edilmemesi ve Suriye’de terör gruplarına verilen destekten sonra soğuk bir dönemden geçtiği açıktır. AB ile referandum süreci öncesinde ağırlaşan krizlerin devamı ve Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi’nde (AKPM) Türkiye’nin yeniden denetim sürecine alınmasına karar vermesi burada da istenilen şekilde bir atmosferin yakalanamadığına işaret etmektedir. Bu süreçte Türkiye özellikle füze krizinden sonra gerilen Rusya ile diplomasi trafiğini artırmış ve tabiri caizse Doğu’suna daha sık bakmaya başlamıştır. İpek Yolu’nun canlandırılmasında özellikle Çin ile ticari ve S 400’lerin alınması gibi konularda Rusya ile güvenlik eksenli ilişkiler Türkiye’nin diyalog ortağı statüsünde ilişkilerini yürüttüğü ŞİÖ ile ilişkilerinin daha fazla gündeme gelmesine ortam hazırlamıştır; ŞİÖ ile ilişkilerin handikapı ise Türkiye’nin üye ülkeler ile alakasının ŞİÖ üzerinden değil ikili olarak ŞİÖ’den bağımsız olarak kurulması gösterilebilecektir. Türkiye’nin ŞİÖ ile münasebetlerinin geliştirilmesi isteiyorsa ilk olarak bağımsız  bir eylem planı hazırlanmalıdır. Nitekim, AB ile bu durum karşılaştırıldığında son derece zayıf kalmaktadır. Türkiye’nin AB ülkeleri ile ilişkilerinde ticari anlamda Gümrük Birliği gibi, siyasi anlamda da AB kriterleri gibi kurumsal prensipler yerleşmiştir. Öte yandan ticari olarak örneğin Çin ile ilişkiler ilerlese de Türkiye’nin dış ticaretinde AB ülkeleri önemli bir paya sahiptir. Güvenlik noktasında ise Türkiye’nin yıllardır NATO üyesi olduğu varsayıldığında ve altyapısal olarak da ŞİÖ’nün NATO’nun gerisinde olduğu kabul edildiğinde Türkiye’nin dengeli bir bakış açısı benimsemesi gerektiği ortadadır.

 


[1] Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu Çin'de, http://www.haberturk.com/dunya/haber/1585731-cavusoglu-cinin-guvenligini-kendi-guvenligimiz-gibi-goruyoruz, Erişim Tarihi: 5 Ağustos 2017.

 

 

http://www.turksam.org/tr/makale-detay/1467-bir-turk-dis-politikasi-kritigi-bati-gerginligi-ve-dogu-trafigi
Bu sitede yer alan bilgiler TÜRKSAM adresi kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Tüm hakları Telif Hakları Yasası'nca korunmaktadır.
Kâr amacı güdülmez. Yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.

Sayfa 13534 kez görüntülendi.


Copyright © 2004 - 2014 TÜRKSAM - Tüm Hakları Saklıdır. Aktif 1135 ziyaretçi bulunmaktadır. Tasarım ve Programlama TÜRKSAM - Bilişim Teknolojileri Merkezi (BTM)