Dış Politika Araştırmaları Merkezi/ Güney Kafkasya | 15 Nisan 2018

|

Oyun Bitti! Türkiye ile Ermenistan'ın “Futbol Diplomasisi”nin Sonu…



“Futbol, sadece futbol değildir!”

 

Türkiye ile Ermenistan arasında 10 Ekim 2009 tarihinde İsviçre’nin başkenti Zürih’te iki ülkenin arasında diplomatik ilişkilerin kurulması ve ilişkilerin geliştirilmesi hakkında imzalanan protokoller Ermenistan tarafından resmi olarak iptal edilmiş ve bu da Türkiye’ye bildirilmiştir. “De facto” olarak zaten yok hükmünde olan protokoller, 1 Mart 2015 tarihinde Ermenistan tarafından iptal edilmesi sonrası artık “de jure” olarak da herhangi bir anlam taşımamaktadır. Ermenistan Dışişleri Bakan Yardımcısı Şavarş Koçaryan’ın Türkiye’ye iptal bildirime ilişkin açıklaması aynı zamanda tabiri caizse, ölü doğan protokollere kefen biçilmesinden sonra gömüldüğü anlamı taşımaktadır.

 

Ermenistan ile Türkiye arasındaki protokollerin imzalanması sürecine genel manada bakıldığında bunun iki ülke arasındaki ilişkilerden kaynaklanmadığı ve dış faktörler tarafından şekillendirildiği belirtilmelidir. Bölgede ABD’nin telkinleriyle başlatılan bu süreç İsviçre’nin arabuluculuğuyla devam etmiş ve Zürih kentinde tabiri caizse “zor bela” imzalanmıştır. Hatta imza seremonisinde Ermenistan Dışişleri Bakanı Edvard Nalbandyan’ın imzaya yanaşmadığı ve o dönem ABD Dışişleri Bakanı olan Hillary Clinton’ın araya girmesiyle ikna edildiği, törenin de bu sebeple birkaç saat geç başladığı akıllardadır. ABD’nin gündemine Güney Kafkasya’da bir Türkiye – Ermenistan hattı projesi oluşturması yönünde ilerleyen süreç iç dinamikler göz önüne alınmadan, aceleci ve tepeden inme bir politika olduğundan ötürü sonuç vermemiştir. Özellikle, iki ülke arasında sivil toplum alanında hayata geçirilen projelere sağlanan finansman desteği ile iki taraf arasında yakınlaşma amaçlansa da beklenen gerçekleşmemiştir. Dış motivasyonlar tarafından ilerletilmek istenen “normalleşme süreci”nin samimi olarak yürütülmemesine ek olarak iç motivasyonların zayıf olması da bu noktada belirtilmelidir. O dönem Türk dış politikasına egemen söylem olan “sıfır sorun politikası”nın teorik arka planının pratiğe uymaması, kamuoyunun bu sürece hazır ve razı olmaması, Azerbaycan’ın sürecin dışında kalması ve buna verilen kamuoyu tepkisi, Ermeni diasporasının Türkiye’ye karşı değişmeyen hasmane bakışı bu noktada belirtilmesi gereken unsurlardır.

 

Protokollerin Ermenistan’da İnişli Çıkışlı Seyri

 

Ermenistan’da protokoller, ilk olarak Anayasa Mahkemesi’nin incelemesinden geçmiş ve burada kabul edilmiştir. Söz anayasaya gelmişken, Ermenistan Anayasası’nın 13 maddesinde Türkiye sınırları içerisinde yer alan Ağrı Dağı’nın devlet simgesi olarak tanımlandığı da ayrıca vurgulanmalıdır. Sonrasında ise Ermenistan Cumhurbaşkanı Serj Sarkisyan, protokollerin askıya alındığına ilişkin 22 Nisan 2010 tarihinde açıklama yapmıştır. Sonrasında 2012 yılında Sarkisyan’ın gençlere yönelik yaptığı “Karabağ’ı biz aldık, Ağrı Dağı’nı size bıraktık” açıklaması Türkiye’de büyük tepki toplamakla birlikte sürecin artık sonlandığını da gözler önüne sermişti. Sürecin samimiyetsizliğe bir diğer kanıt ise dönemin Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve Ermenistan’ın o dönemki Cumhurbaşkanı Serj Sarkisyan’ın Erivan ve Bursa’da futbol maçlarını beraber izlemesinden ötürü “futbol diplomasisi” olarak hatırlanan süreçte Ermenistan Futbol Federasyonu’ndaki Ağrı Dağı simgesi Gül’ün Erivan ziyaretinden önce kaldırılması, sonrasında ise yeniden eklenmesidir. Benzer şekilde, Türkiye tarafından Sarkisyan’ın 2015 senesinde Çanakkale Zaferi’nin 100. yıldönümü anma etkinliklerine çağrılmasına verdiği cevapta “Türkiye’nin bir anma etkinliği düzenlemeden önce sözde soykırımı tanıması gerektiği” ifade edilmiştir. Süreçte karşılıklı güven bunalımı giderilememiş, sözde soykırım ile ilgili asılsız iddialar ve sonuç olarak Ermenistan Dışişleri Bakanı Eduard Nalbandyan “2018 baharını protokoller olmadan karşılayacağız” diyerek sürecin sonlanacağının sinyallerini vermiştir. Buna rağmen Türkiye, masadan kalkan taraf olmak istememiş ve Türkiye Büyük Millet Meclisi’ndeki Dışişleri Komisyonu’nda protokolleri tutulmuştur.

 

Komisyonun Her Dönemki Gündemi: Zürih Protokolleri

 

Türkiye’de protokoller TBMM’nin 23. yasama döneminde imzalanmış ve prosedür gereği meclis genel kurulundan önce TBMM Dışişleri Komisyonu’na gelmiştir. Ermenistan, askıya aldığını ifade etse de Türkiye’nin uzlaşmadan kaçmayan ülke olduğunu uluslararası kamuoyuna göstermek amacıyla gündeminden kaldırmamıştır. 2009 yılının 21 Ekim’inde Dışişleri Komisyonu’na gelen diplomatik ilişkilerin kurulması ve ilişkilerin geliştirilmesine ilişkin protokoller, 24. yasama döneminde ise 1 Ekim 2011’de Dışişleri Komisyonu’na gelmiştir. 25. dönem zaten geçici hükümet olduğundan bu süreçte kritik işlemler yapılmamıştır. 26. yasama döneminde ise yine Dışişleri Komisyonu’na 18 Şubat 2016 tarihinde gelmiştir. Bu süreç içerisinde Ermeni diasporasının çabalarıyla Fransa parlamentosunda 2011’de sözde soykırımın inkarının suç sayılmasına ilişkin yasa tasarısı onaylanmış, sözde soykırımın yıldönümü olarak kabul edilen 24 Nisan tarihinde Ermenistan’da Türk bayrağı yakılarak Türkiye’ye yönelik büyük saygısızlıklar yapılmış, Ermeni temsilcilerin uluslararası toplantılarda Türkiye’ye karşı tutumları ve açıklamaları devam etmiştir. Bütün bunların yanında Ermenistan aynı zamanda Türkiye’nin kapıları kapatma sebebi olan Azerbaycan’ın Karabağ bölgesindeki işgalini sonlandırmamış üstüne üstlük sivillere yönelik katliamlarını sürdürmüştür. Türkiye Ermenistan’a 1993’te zor durumdayken buğday satışı yapmış, ayrıca elektrik sağlanmasında önemli rol oynamıştır. 1995’te de hava koridorunu Ermenistan’a açan Türkiye’ye yönelik tavırda herhangi bir değişiklik olmamıştır. Son süreçte ise Türkiye’nin Afrin’deki terör mevzilerinin bertaraf edilmesi için başlattığı Zeytin Dalı Operasyonu’na ilişkin Ermeni diasporası ABD’de Türkiye’yi zora sokmak adına PYD’lilerle ortak toplantılar düzenlemiş, Hollanda ile ilişkilerin gerildiği zamanı fırsat bilmiş ise sözde soykırımın tanınması için büyük gayret sarf etmiştir.

 

Protokollerden Sonra Güçlenen Türkiye - Azerbaycan İlişkileri

 

Türkiye’nin Ermenistan’ın ilişkilerini ilişkilerin yeniden sağlıklı düzleme oturtulma gayretlerinden ilki bu değildir. Daha önceki dönemlerde de birçok defa normalleşme adımları atılmıştır; ama 2008 - 2009 yıllarındaki “futbol diplomasisi”nden farklı olarak önceki girişimlerde Türkiye’nin yanında Azerbaycan, önünde ise Ermenistan’a sunduğu şartlar olduğundan ötürü özellikle Azerbaycan ile ilişkilerde bir problem yaşanmamıştır. Örneğin, 2002’de İzlanda'nın başkenti Reykjavik'te “çay diplomasisi” başlatılmış, Türkiye, Ermenistan ve Azerbaycan'ın Dışişleri Bakanları bir araya gelmiştir. Türkiye, o dönemde “futbol diplomasisi”nde olduğu gibi ön şartsız değil şartlarını öne sürerek masaya oturmuştur.

 

Türkiye’nin Ermenistan ile sınırını kapatmasının sebebi Ermenistan’ın Karabağ’daki işgali olduğundan Azerbaycan ile ilişkilere de etkisi olmuş, bu süreçte yaşanan sıkıntılar da iki ülke arasındaki bağların sosyal, ekonomik, tarihi olarak güçlü olmasından ötürü kısa sürede aşılmış ve ilişkiler önceki sürece göre daha yüksek düzeyde seyretmiştir. Özellikle, 2010 yılında cumhurbaşkanları düzeyinde Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyi’nin tesisiyle ilişkilerdeki kurumsallık bir adım daha ileriye geçmiş, Bakü – Tiflis – Kars Demiryolu hattının açılması ve TANAP’ta sona gelinmesi ile ikili bağlar daha da kuvvetlenmiştir. Bu süreçte Türkiye – Azerbaycan ilişkileri büyük bölgesel enerji ve ulaştırma projesinin lokomotifi olmuş, öte yandan da bölgede kurulan üçlü mekanizmalarda çekirdek konumunda olmuştur. İkili ilişkiler, bölgesel etki doğuran bir mahiyet barındırırken Ermenistan bölgede iyice yalnızlaşmaktadır. İlişkilerin normalleştirilme çabalarında dile getirilen Türkiye ile Ermenistan arasında ticaretin gelişeceği ve bunun Doğu illerine fayda sağlayacağı çokça belirtilmiştir. Ancak, ekonomik olarak zayıf olan Ermenistan’la yapılacak düşük çaplı ticaretle bu gibi küresel boyutta ses getiren projeler karşılaştırıldığında kaybedenin Ermenistan olduğu daha net görülecektir.

 

Değerlendirme

 

Protokollerden artık bir sonuç çıkmayacağı aşikar hale gelmişken, Türkiye son dakikaya kadar Ermenistan’ın bütün tavizkâr açıklamalarına rağmen masada kalmayı sürdürmüş ve uzlaşmaz tarafın Ermenistan olduğunu uluslararası kamuoyuna göstermeyi amaçlamıştır. Nitekim, Ermenistan protokolleri iptal etmiş ve özellikle Türkiye’nin Batı ile sorun yaşadığı noktalarda devreye girerek Türkiye karşıtı eylemlerine hız vereceğinin sinyallerini vermiştir.

 

Açılımlar döneminde Türkiye’nin dış politikasında uygulanmak istenen “komşularla sıfır sorun politikası”nın en kolay test edileceği ülke Azerbaycan olmasına rağmen bu politika var olan iyi ilişkileri daha üst bir noktaya çıkarmak bir yerde dursun olan iyi ilişkileri de bozmuştur. Tarihi, kültürel, sosyal alanlarda iki kardeş olarak tanımlanan hatta aralarındaki ilişki “iki devlet tek millet” şeklinde özetlenen Türkiye ile Azerbaycan arasındaki sorunsuz ilişkiler bu kavramın en kolay uygulanacağı yer olmasına rağmen burada bile sorunlara yol açmıştır. Kısaca komşularla sıfır sorun en kolay testini Zürih Protokolleri örneğinden yola çıkarak geçemediği anlaşılmıştır.

 

Açılımlar rafa kaldırılmışken geçtiğimiz yıllarda bazı dönemlerde yeniden bir açılımın başlayabileceğine ilişkin söylentilerin ara ara konuşulduğu da belirtmek gerekmektedir. Ne var ki, 2009’da başlayan süreçte ABD’nin teşvikinin olduğu net şekilde ortadadır. Bugün ise Türk – Amerikan ilişkilerinde bir “Ermeni faktörü” gündeme gelmeden önce iki taraf için de asıl sorun kendi ilişkilerini normalleştirmektir. İlişkilerini normal rayına oturtamamış Türkiye ve ABD’nin Ermenistan ile bir normalleşme için konuşması olası şu an için zaten olası değildir. Ayrıca yapılan araştırmalarda, yüzde 64,3’lük oranla ABD Türkiye’ye tehdit oluşturan ülkelerin başında gelirken; Türkiye’nin en önemli dostu/müttefiki şeklinde ifade edilen ülke ise yüzde 67,8 ile yine Azerbaycan olmuştur.[1] ABD’nin herhangi benzer bir girişimi bu sonuçlarla birlikte değerlendirildiğinde yine kardeş olarak görülen Azerbaycan lehine haklı toplumsal tepkilerin olacağı nettir. Belirtmek gerekmektedir ki, bu noktada bölgedeki önemli aktörlerden biri olan Rusya öne çıkmaya başlamakta ve son yıllarda Rus üst düzey yetkililerin açıklamaları incelendiğinde Türkiye – Ermenistan arası olası bir yakınlaşma sürecinde ise arabuluculuk niyeti sezilmektedir.

 

Bugün artık “futbol diplomasisi” resmi olarak sona ermiş, yeşil sahaların diliyle ifade etmek gerekirse belirtilen sebeplerle “ofsayta düşen” protokoller için artık “oyun” bitmiştir.   

 


[1] Türkiye Sosyal-Siyasal Eğilimler Araştırması 2017 Sonuçları, http://ctrs.khas.edu.tr/post/19/turkiye-sosyal-siyasal-egilimler-arastirmasi-2017-sonuclari, Erişim Tarihi: 21 Mart 2018.

 

(Bu makale, Diplomatik Gözlem dergisinin Nisan 2018 sayısında “Oyun Bitti! Türkiye ile Ermenistan Arasındaki ‘Futbol Diplomasisi’nin Sonu…” Operasyonu” başlığı ile yayınlanmıştır. Makalenin İngilizcesi ise Diplomatic Observer dergisinin Nisan 2018 sayısında “Game Over! End Of The ‘Football Dıplomacy’ Between Turkey And Armenia” başlığıyla yer almıştır.)

 

 

http://www.turksam.org/tr/makale-detay/1839-oyun-bitti-turkiye-ile-ermenistan-in-futbol-diplomasisi-nin-sonu
Bu sitede yer alan bilgiler TÜRKSAM adresi kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Tüm hakları Telif Hakları Yasası'nca korunmaktadır.
Kâr amacı güdülmez. Yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.

Sayfa 3316 kez görüntülendi.


Copyright © 2004 - 2014 TÜRKSAM - Tüm Hakları Saklıdır. Aktif 1135 ziyaretçi bulunmaktadır. Tasarım ve Programlama TÜRKSAM - Bilişim Teknolojileri Merkezi (BTM)