Basın | 26 Ocak 2018

|

Zeytin Dalı, YPG’deki Yabancı Teröristler ve “İkinci Açılım” Çabaları



Sinan Oğan, 25 Ocak 2018 tarihinde Haber Türk ekranlarında Senem Toluay Ilgaz’ın moderatörlüğündeki Enine Boyuna programında Afrin Operasyonu’nunu ve güncel gelişmeleri değerlendirdi.

 

Enine Boyuna programının Sinan Oğan’ın yanı sıra diğer konukları ise Prof. Dr. Ersan Şen, E. Büyükelçi Faruk Loğoğlu, Prof. Dr. Mesut Hakkı Caşın, E. Tümgeneral Ahmet Yavuz ve Selman Öğüt oldu. Oğan, Türkiye’nin dış politikasını ve Zeytin Dalı Harekatı’yla ilgili analizlerinin yanı sıra YPG içindeki yabancı teröristlerle ilgili de çok konuşulacak analizlerde bulundu. Oğan’ın ABD’nin “ikinci açılım” çabasına ilişkin öngörüsü ise programda ses getiren bir başka nokta oldu.

 

Oğan’ın Enine Boyuna programındaki değerlendirmelerinden konu başlıkları ve gündemle ilgili analizleri şöyle…

 

“Afrin Operasyonu, Türkiye’nin En Başarılı Operasyonudur”

 

“Öncelikle bu harekatın Türkiye’nin ilk sınır dışı operasyonu olmadığını biliyoruz. Ancak, bu hareket Türkiye’nin bugüne kadar yapmış olduğu sınır dışı operasyonların içerisinde hem askeri hem diplomatik anlamda çok iyi planlanmış, son derece başarılı devam eden hatta en başarılı operasyondur. Özellikle gerek Türkiye’nin ÖSO birlikleriyle sağladıkları koordinasyon önemlidir çünkü El Bab’da bu operasyonu tam olarak görememiştik. Bu defa hem ÖSO birliklerinin daha hazırlıklı olduğunu hem de Türkiye’nin özellikle hava desteğiyle son derece başarılı bir operasyon yaptığını görüyoruz.  Bunun kadar önemli olan bir diğer husus da Türkiye’nin dış politika alanında ivme kazanmasıdır. Özellikle Rusya ile sürdürmüş olduğu işbirliği, gerek kendini dışarıda anlatma gücü gerek de dışarıdan gelen tepkileri çok fazla önemsemeyen tavrıyla son dönemlerin en önemli dış politika hamlelerini bu operasyonla beraber görmekteyiz.”

 

“Zeytin Dalı, Hegemon Güçlere Karşı Bir Yarma Harekatıdır”

 

Sadece olayın askeri boyutunu konuşursak eksik kalır. Zeytin Dalı Harekatı Türkiye açısından sadece bir askeri harekat değildir. Bu harekat bölgede Türkiye’nin hegemon güçlere karşı bir yarma harekatıdır. Bu yarma harekatında özellikle ABD’ye karşı son derece başarılı olunmuştur. ABD’den son dönemde Türkiye’ye 30 kilometrelik bir güvenli hat oluşturma önerisi ve ABD’den gelen kafa karıştıran açıklamalara bakıldığında Türkiye’nin diplomasi alanında ve gerektiğinde ABD’ye rağmen ne yapabileceğini göstermesi açısından önemlidir.  

 

“ABD’deki Düşünce Kuruluşları Harıl Harıl ‘Yeni Bir Açılım Süreci Başlatabilir Miyiz’ Diye Çalışıyor”

 

Burada bir hususun altını çizmek lazım. Amerika’daki düşünce kuruluşlarını takip ettiğinizde size bazı ip uçlarını vermektedir? ABD’deki düşünce kuruluşları şu an harıl harıl Türkiye ile PKK/YPG’yi yeniden bir masaya oturtabilir miyiz, yeni bir açılım süreci başlatabilir miyiz diye çalışıyor. Neden?

1) ABD, o kadar yatırım yaptığı YPG’yi Türkiye’nin gazabından korumak istiyor çünkü Türkiye hakikaten de bu konuda kararlı ve sonuna kadar da gideceğini net bir şekilde göstermiştir.

2) Türkiye’nin Rusya ve İran ile işbirliği ABD’yi endişelendirmiştir. ABD için en büyük endişe kaynaklarından birisi bu eksene kayma ihtimalidir. Türkiye, Rusya ve Türkiye ile İran’la beraber hareket ettiği takdirde ABD’nin Suriye ve Irak’ta işi çok kolay olmayacaktır.

 

“Mültecilerin Dönmesinin Yüksek Sesle Söylenmesi ABD’ye Karşı Ciddi Bir Kazanım Olur”

 

Bu noktada, Türkiye’nin sürecin bir ayağını eksik yaptığını söylemek gerekir. Birinci olarak Türkiye’nin Şam yönetimi ile artık bu konuları doğrudan görüşme noktasına gelmelidir. İkinci olarak daha önce de altı çizdiğim kamu diplomasisi konusudur. Bu konuda hala beklenen adımları atamıyoruz. Özellikle YPG’nin işgal ettiği bölgelerden göçüp Türkiye’ye gelen mültecilerin Amerikan bayrağı dalgalanan yurtlarına dönmesinin zamanının geldiğini yüksek bir sesle söylediği zaman özellikle ABD karşısında ciddi bir kazanım elde etmiş olacaktır.

 

“Türkiye, YPG’nin Silahlandırılmasına Seyirci Kalmayacağını Ortaya Koydu”

 

Trump bizim bildiğimiz Amerikan devlet başkanlarından farklı bir kişiliğe sahip. Trump’ın önüne her başkanın önüne konduğu gibi telefon konuşmalarından önce ilgili birimler konu başlıklarını sıralayarak konuşma metnini koyar. Zannederim ki, basına yansıyan Beyaz Saray’dan yapılan açıklama da Trump’ın konuşmasında olması gereken alt kademelerden yazılıp önüne koyulan metin. Ancak, Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Donald Trump arasındaki konuşmanın bu dozda olmadığını Türkiye Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanlığı açıkladı. Bizim için muteber olan elbette ki, Cumhurbaşkanlığının ve bizim Dışişleri Bakanlığımızın açıklamasıdır. ABD’de farklı bir kişiliğe sahip olan Trump’ın da yönetime çok hakim olduğunu söylememiz mümkün değildir. Trump ayrı bir telden çalıyor, Beyaz Saray ondan farklı, Pentagon ise bambaşka şeyler söylüyor, Dışişleri Bakanlığı da yine daha farklı bir telden çalıyor. Bunların içerisinde Pentagon’un daha ağırlıklı bir noktada olduğunu söylemek mümkündür. O sebeple ABD’nin öncelikle kafa karışıklığını gidermesi lazım. İkincisi, ABD’nin muhatap ve müteffikinin ABD mi YPG mi olduğunu netleştirmesi lazım. Bir noktanın altını özellikle çizmek istiyorum, Türkiye ABD ile krizi kontrollü bir şekilde yükseltmelidir. Özellikle, Suriye’de ABD kaç bin kilometre öteden gelip yanımızda PKK/YPG’yi yanımızda bu şekilde silahlandırırken Türkiye’nin buna seyirci kalmasının mümkün olmadığını hem El Bab Operasyonu’yla hem Afrin Operasyonu ile ortaya koydu. Bunun devamının Menbiç ile gelmesi lazım. ABD zaten bundan korkuyor. ABD’nin alelacele 30 km’lik bir güvenli hat oluşturalım demesinin altında yatan sebep de Türkiye’nin Menbiç ve ötesine geçecek olmasıdır. ABD’nin en çok endişe ettiği konu; Türkiye ile Rusya arasında daha ileri adımlardaki olası yakınlaşmadır. Türkiye bu kozu sonuna kadar oynayabilir. Türkiye, ABD samimi oluncaya kadar elindeki farklı imkanları ve seçenekleri kullanmalıdır. İlk olarak, Türkiye’nin yerelde operasyonlarını devam ettirmesidir. İkincisi Rusya, İran’la ve Şam yönetimi ile yakın ilişki içerisinde olmasıdır. Üçüncüsü Türkiye’nin kamu diplomasisini daha etkin bir şekilde kullanmasıdır.

 

“Kamu Diplomasisi Alanındaki Eksiklik”

 

Türkiye’de 5 milyon mülteci var, bunun 4 milyonu Suriyeli. Batı, elimizdeki mültecileri unuttu. Artık Avrupa’da ve Batı basınında mülteciler konuşulmuyor. Peki, Türkiye olarak biz mültecilere bakarken bunu neden kamu diplomasisi alanına çeviremiyoruz. Neden kamu diplomasisi alanında kullanmıyoruz? –“Kullanma” tabirini lütfen yanlış anlamayın-; hem mültecilerin geri dönüşlerinde etkili olacağını düşünüyorum hem de orada bir YPG işgali varken Türkiye’nin demesinden daha etkin bir yönetim, Türkiye’deki Tel Abyadlıların Birleşmiş Milletler’in önüne, sınıra, ABD Büyükelçiliği’nin önüne gitmesi ve orada “Biz Tel Abyad’a, Afrin’e dönmek istiyorum” demesidir. O zaman etkili olur. Bunları maalesef ki kamu diplomasisi alanında kullanmıyoruz. ABD’nin de Batı’nın da anladığı dil budur.

 

“Suriye İki Yıl Önceki Suriye Değil”

 

Sinan Oğan, Suriye’de Türk askerinin Amerikan güçleriyle karşı karşıya gelme ihtimalini de değerlendirdi; “ABD’lilerin hele de Suriye’de çok rahat olmayan bir Amerika’nın Türkiye ile karşı karşıya geleceğini düşünmüyorum. Suriye artık iki sene öncesi gibi değil. Suriye’de hem rejim gücü ele geçirmeye başladı hem İran orada güçlü hem de Rusya hiç olmadığı kadar orada güçlü. Dolayısıyla bu üçlü ayağa Türkiye de eklendiği zaman ABD muhtemelen Türkiye’ye bugün olduğu üzere 30 kilometrelik güvenli hat önerisi gibi daha önce verdiği sözleri yerine getirecektir. Türkiye’ye “Çatışmaya gerek yok, YPG’liler zaten geri dönecekti, biz de zaten size böyle bir söz vermiştik” demek zorunda kalacaktır."

 

“BOP’u Çok Anlattık”

 

Büyük Orta Doğu Projesi konusunu defalarca gündeme getirdiğini de ifade eden Oğan şöyle devam etti; “BOP’u çok anlattık mecliste, Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) tutanakları buna şahittir. Bu BOP’un ne olduğunu Suriye’de bugüne gelinen noktayı birçok kere ifade ettik.”

 

“TÜRKSAM Var!”

 

Türkiye’de doğru düzgün bir think-tank olmadığını söylendi ama TÜRKSAM var. Girip yazılarını okursanız, kısıtlı imkanlara rağmen TÜRKSAM’da güncel konularla ilgili çok sayıda analiz ve rapor olduğunu göreceksiniz. Olması gereken; devletin think-tank’ler arasında ayrımcılık yapmaması ve özel teşebbüslerin desteğidir.

 

“Siyasi Partiler, Türk Devleti ve Türk Milleti Bir Bütün Halinde Hareket Ediyor”

 

Uzun süre sonra ilk defa siyasi partiler, Türk devleti ve milleti bir bütün halinde hareket ediyor. Bunun iç politikaya malzeme ve heba edilmemesi gerekiyor. Askerlerle konuştuğunuz zaman son derece yüksek bir moral içerisinde olduklarını görüyorsunuz. “Kızılelma’ya gidiyoruz” diyor Türk askeri… Kutlu bir ideal olan Kızılelma ülküsünün peşinden giden Türk askeri karşısında hangi güç olursa olsun yenilmez.

 

“YPG İçerisindeki Yabancı Teröristler…”

 

Herkesin IŞİD içindeki yabancı savaşçılardan bahsettiği bir ortamda kimse YPG içerisindeki yabancı teröristlerden bahsetmiyor. YPG birçok Batılı ülke tarafından terör örgütü olarak tanınmadığı için teröristler kalkıp geliyor, Türkiye’ye karşı savaşıyor ve elini koluna sallayarak geri ABD’ye İngiltere’ye gidiyor. Türkiye’nin kamu diplomasisi alanında yapacağı çok şey var. Geçen sene bu konuda İngiltere’de bir rapor hazırlanmış, bu bile YPG içerisindeki yabancı teröristlerin miktarını ortaya koymaya yeterlidir.

 

Bakınız, YPG içerisindeki yabancı savaşlar…

 

Michael Israel

Kod adı: Robin Agiri

1989 doğumlu, Amerikan – Kaliforniyalı

YPG’ye Haziran 2016’da katılmış, 26 Kasım 2016’da orada öldürülmüş.

 

Nicholas Alan Warden

Kod adı: Rodi Deysie

1988 doğumlu, Amerikan – New Yorklu

Afganistan’da savaşmış.

 

Matthew Gardiner

1971 doğumlu, Avusturalyalı

1993’te Avusturalya’nın Somali müdahalesinde görev almış.

 

Gillian Rosenberg

1983 doğumlu, Kanada ve İsrail çifte vatandaşı Yahudi bir kadın.

YPG’de savaşmış.

 

Maksim Trifonov

Kod adı: Maksim Peresvet; Norman

1989 doğumlu, muhtemelen Rus istihbaratından birisi, o da YPG’ye katılmış.

 

İçerisinde bu kadar geniş bir yabancı terörist olan YPG’nin bir terörist bir örgüt olduğu sadece bu isimlerle bile ortaya konabilir. Altını özellikle çiziyorum Türkiye bu alanda kamu diplomasisi konusunda eksik kalıyor.

 

“Türkiye Sınırlarında Meşru Bir Devleti Sağlamak Zorunda”

 

Türkiye sınırında meşru bir devleti sağlamak zorundadır. Başında ister Ahmet olsun ister Mehmet olsun meşru olan devlet Suriye devletidir. Bu Suriye devletini ikinci hegemon güç olan Rusya ve ayrıca İran destekliyor. Yarın siz bu ülkelerle masaya oturup YPG’ye karşı gelin mücadele edelim, sen de sınırlarını koru dediğiniz zaman ABD’nin, Türkiye-İran-Rusya-Suriye’ye aynı anda bir saldırı açma imkanı yoktur.

 

“Dönmeyecek Suriyeli Mültecilerin Oranı”

 

TÜRKSAM bünyesindeki Göç Araştırmaları Enstitüsü’nde yaptığımız çalışmalarda da gördüğümüz ve dünya ortalaması olan yüzde 30-35 civarında Türkiye’den dönmeyen mülteci olacaktır. “Bunları alacağız, vatandaş yapacağız” gibi yanlış ifadelerden dönülmesinden son derece mutluyum, ilk defa Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan ve Cumhurbaşkanı İbrahim Kalın mültecilerin gönderileceğini ifade etti. Elbette ki, kimseyi zorla kapının önüne koymayacağız ve Türkiye kadınlara, çocuklara, yaşlılara bakacak; ama Türkiye’de ciddi oranda eli silah tutan bir kesim var. Türkiye bunları doğru kullanamıyor. İnşallah bir yetkili bunları dinler ve bunları gerçekleştirir. Üzerine basa basa ifade ediyorumİ Tel Abyad bir Arap şehridir ve PKK/YPG tarafından işgal edilmiştir. Tel Abyadlılar da Türkiye’de mülteci konumundadır. Oradan IŞİD’den kaçmamışlar mıydı? Şimdi IŞİD yok, Amerikan bayrağı dalgalanıyor. Tel Abyadlılar, ABD Büyülelçiliği’nin, Birleşmiş Milletler’in önüne ve sınıra gidip “Biz vatanımıza dönmek istiyoruz” der. Geri dönmelerine eğer engel olunursa o zaman orada ABD ve PKK/YPG’nin işgalci olduğu net şekilde ortaya çıkar.

 

“Suriyelilere Vatandaşlık Verilmesi Türk Ordusuna Yardım Ederken Hayatını Kaybedenlerin Aileleri İle Sınırlandırılmalıdır”

 

‪Hükümetin hiçbir özelliği, niteliği olmayan, hiçbir bedel ödemeyen Suriyelilerle vatandaşlık vermesini kesinlikle yanlış buluyorum. Bunun yerine TSK ile Afrin’de operasyon esnasında hayatını kaybeden ve çoğunluğunu da Türkmenlerin oluşturduğu ÖSO mensuplarının aileleri vatandaşlığa alınmalıdır. Maalesef AKP Hükümeti Suriyelilerle bedava kömür dağıtır gibi vatandaşlık dağıtıyor. Benim önerim; Suriyelilerle bedava kömür dağıtır gibi vatandaşlık dağıtılmasının durdurulması ve sadece Türk ordusuna yardım ederken hayatını kaybedenlerin aileleri ile sınırlandırılmasıdır. Ayrıca unutulmamalıdır ki, ÖSO mensuplarının büyük çoğunluğu Suriyeli Türkmenlerden oluşmaktadır.

 

“Türkiye’nin Dikkatle Takip Etmesi Gereken Konu”

 

CIA Direktörü Mike Pompeo geçen gün Sünni aşiretlerle ittifaka ihtiyacımız var diye bir açıklama yaptı. Bunun altını çizmek gerekir. “Biz YPG’ye yatırım yaparak çok iyi bir iş yaptık ama eksik kalıyor, Sünni aşiretlere de yatırım yapmamız lazım” diyor. Bu Türkiye’de konuşulmayan ve gözden kaçan bir konu. Önümüzdeki süreçte ABD sadece YPG ile iş yapamayacağını anladığı için Sünni aşiretlere el atacak ve ÖSO içindeki bazı kuvvetleri kendisine çekmeye çalışacak, Türkiye’nin bu konuyu dikkatle takiple ve yakından etmesi lazım.

 

“Yaklaşan Kriz: Afrin Merkezine Girildiğinde Türk Ordusunun Ele Geçireceği Amerikan Silahları”

 

Irak ve Suriye’den IŞİD’i temizleme noktasına gelindi; ama IŞİD’in hala iki noktada tutunduğunu görürsünüz. YPG ve ABD oralara saldırabilir mi? Evet, saldırabilir; ama saldırmıyor. Dolayısıyla IŞİD’i orada yeniden kontrollü bir noktaya getirmeleri pekala mümkündür. Önümüzdeki süreçte Türkiye ile ABD arasında ilişkilerin bir taraftan tırmanma ihtimali de var. 5 bin TIR silah ve bunların yanında ABD’nin maddi desteğiyle bölge bir silah pazarı haline gelmiş durumdadır. Bir de bölgeden satın alınan silahlar söz konusudur. Bu silahların bir kısmı Türkiye operasyon kararını açıklamadan önce Afrin’e gitmişti. Türkiye, Afrin şehir merkezine doğru ilerledikçe Türkiye bu silahları ele geçirecektir. Bu silahların ele geçirildiği dakikadan itibaren Türkiye ile ABD arasında daha büyük bir krizin yaşanacağını unutmayalım. Elbette, silahları alacağız ve bunu diplomatik yolla ABD’nin gözüne sokarak “İşte, PKK’ya verdiğin silahlar diyeceğiz”.

 

“Türkiye’yi İkinci Bir Açılım Sürecine Zorlayacaklardır”

 

İkinci bir açılım sürecine Türkiye’yi zorlayacaklardır. ABD, Türkiye gibi değil, orada bu işler Dışişleri Bakanlığı koridorlarından evvel düşünce kuruluşları ve enstitülerde pişirilir ve oradan Dışişleri Bakanlığı’na, Beyaz Saray’a ve Pentagon’a getirilerek sonrasında icra edilir. Daha önceki açılımlarla da Büyük Orta Doğu Projesi’nde de ABD’de aynı süreci görmüştük. Belki yarın öbür gün ABD, PKK/YPG’ye bir açıklama yaptıracak ve “Biz Türkiye’ye karşı artık silah kullanmaycağız” dedirtecek. Bunan inanacak mıyız? Elbette inanmayacağız fakat ABD’nin ilerleyen günlerde YPG’ye bu açıklamayı yaptırıp sonrasında da Türkiye ile bu grupları masa oturtmaya çalışacaktır. Neden? Çünkü, İsrail’in güvenliği önemlidir ve başka bir mesele de İran’ın etki alanının hem Irak hem de Suriye’de kırılmasıdır. Önümüzdeki süreçte İran’da farklı gelişmeleri organize etmek için YPG’nin orada Türkiye’nin hışmına uğramadan sağlam kalması ABD açısından önemlidir. Yıllar önce Türkiye’de sınırdan peşmergeler alınıp bir adaya götürüldü, eğitildikten sonra geri getirildi. ABD planlarını 2-3 günlüğüne değil uzun vadeler için yıllar sonrası yapıyor. Türkiye’ye rağmen ABD’nin YPG’ye ısrarla silah yardımında bulunmasının altında yatan temel sebep İran etkisini kırmak ve İran’a olası operasyonlarda YPG’yi kullanmaktır. Bunu da terör örgütü YPG’yi Türkiye’nin hışmına uğratmadan yapmayı planlamaktadır. İlerleyen günlerde ABD, terör örgütü PKK/YPG’nin Türkiye için bir tehdit olmadığına yönelik Türkiye’yi ikna etmeye çalışacaktır. Biz mutlaka ki, inanmayacağız; ama bunlar ABD’nin planları bunlardır.

 

“Mısır’da Mursi ile Erken Doğum Yaptırılıp Sisi Getirildi”

 

Turuncu Devrimler isimli kitabın yazarı Oğan, programın son bölümünde Arap Baharı’nı da yorumladı şöyle yorumladı; “Mısır’da olanlara ‘Rabia Meydanı’ diye duygusal bakarsanız doğru okuyamazsınız. Müslüman Kardeşlerin tabanda gittikçe güçlendiği Mısır’da İran’da olan 1979 İslam Devrimi’nin aynısı olmasın diye ABD Mursi ile beraber erken doğum yaptırıp ardından da Sisi’yi getirdi.”

 

 

http://www.turksam.org/tr/basin-detay/1695-zeytin-dali-ypg-deki-yabanci-teroristler-ve-ikinci-acilim-cabalari
Bu sitede yer alan bilgiler TÜRKSAM adresi kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Tüm hakları Telif Hakları Yasası'nca korunmaktadır.
Kâr amacı güdülmez. Yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.

Sayfa 10329 kez görüntülendi.


Copyright © 2004 - 2014 TÜRKSAM - Tüm Hakları Saklıdır. Aktif 1135 ziyaretçi bulunmaktadır. Tasarım ve Programlama TÜRKSAM - Bilişim Teknolojileri Merkezi (BTM)