Basın | 04 Mart 2018

|

PKK’nın Elindeki Tank Savar Füzeleri, İdlib Düğümü ve Menbiç Meselesi



Dr. Sinan Oğan, Enine Boyuna programında kritik değerlendirmelerde bulundu. Sinan Oğan’ın yanı sıra programın diğer konukları Uluç Özülker, Dr. Naim Babüroğlu, Ferhat Ünlü, Prof. Dr. Yaşar Hacısalihoğlu ve Nedim Şener oldu.

 

Sinan Oğan, 3 Mart Cumartesi günü katıldığı Haber Türk ekranlarında Senem Toluay Ilgaz ile Enine Boyuna programında gündemle ilgili son derece önemli konulara değindi. PKK’nın elindeki anti-tank füzelerinin Türkiye açısında Afrin Operasyonu’nda yaratabileceği problemlere ilişkin önemli uyarılarda bulunan Oğan, ilginç bilgiler de verdi. Oğan, bununla birlikte Afrin Operasyonu’nda İdlib ve Menbiç’te yaşanabilecek konusunda öngörülerini de belirtti. Salih Müslim’in Almanya’dan paketlenerek getirilmesi gerektiğini ifade eden Oğan, terör örgütü ile işbirliği yapan şirketler konusuna da vurgu yaptı. Oğan ayrıca Menbiç’le ilgili de önemli analizlerini ekranlardan kamuoyuyla paylaştı.

 

Sinan Oğan’ın açıklamalarından bazı satır başları şöyle…

 

“Öncesi de Var Ama PKK/PYD’nin Fiili Olarak 2015’ten Bu Yana Türkiye’nin Olası Operasyonuna Karşı Hazırlık İçerisinde”

 

Öncelikle, milletimizin başı sağ olsun. 8 şehidimize Allah’tan rahmet, gazilerimize de acil şifalar diliyorum. PKK/PYD, bu hendekleri dün yapmadı. Bu tür komplike hendekler zaten birkaç ay içerisinde yapılıp tamamlanacak hendekler değil, öncesi de var ama PKK/PYD, 2015 yılından beri fiili olarak Türkiye'nin Afrin'e yapacağı olası operasyonların karşısında ciddi bir hazırlık içerisinde. Bu hazırlıkta da çok sayıda yabancı mühendis ve yabancı stratejik aklı kullandığı net bir şekilde ortadadır. Burada PKK, 2012’den beri bölgeye yerleşmiş durumda 2015’ten beri bu hazırlığı yapmıştır. Kahraman askerlerimiz, bugün Allah hepsinden razı olsun canını dişine takmış vatan için çarpışıyorlar. Ben Türkiye’nin yeterli hazırlığı yapmadığı kanaatindeyim. Bunu izah edeyim. PKK/PYD’nin elinde çekirdek çitler gibi fırlattığı Amerikan TOW ve Javelin füzeleri başta olmak üzere İran'dan aldığı Toophan, İsveç yapımı AT 4, Kornet, Alman-Fransız yapımı Milan, Rus Konkurs ve SPG 9 gibi ciddi anti-tank füzeleri. Bunlar terer örgütü PKK/PYD’nin elinde çok sayıda bulunuyor. Tanklarımızı zırh koruma noktasında güçlendirmeliyiz. Bu üç beş günde yapılacak bir iş değil, onu da belirtelim.

 

“PKK/PYD’ya Binlerce Anti-Tank Füzesi Verildi”

 

El Bab’da da biz şehitlerimizin çoğunu IŞİD’in elindeki anti-tank füzeleri ile vermiştik. Burada da bakıyorsunuz, bölgeden haber alıyorsunuz, PKK’lılar, muhkim noktalara yerleşip hareket eden her şeye TOW sıkıyor. Bunlar ucuz silahlar değil, pahalı silah sistemleri. Bunun tanesinin 55 bin dolar olduğunu ifade etmem lazım. PKK’lıların bunun maliyetini tek başına karşılamaları mümkün değil. Ben bir habere rastladım, çok önemli olduğunu düşündüğümden paylaşmak istiyorum. 2014 yılında yaptığı bir açıklamada TOW’ların yapan Raytheon şirketi 2015 yılında teslim almak üzere ismini vermeyeceğimiz bir alıcı 14 bin TOW sipariş etti diyor. Bunun piyasa değeri 750 milyon dolardır. Başlangıçta, Esad’ın tanklarına karşı bir kısmının muhaliflere verildiğini biliyoruz ama daha sonra ABD’nin 4-5 bin TIR silah yardımı yaptığı PKK’ya bunlardan binlerce verildi. PKK’nın elinde TOW ve Javelinlerden ciddi miktarda birikmiş durumdadır. Sadece Amerikan yapımı değil, piyasadan özellikle eski Balkan coğrafyasından Rus yapımı anti-tank füzelerinin de ABD toplayarak PKK/PYD’ye veriyor. PKK bunları anti-tank silahı olmasına rağmen üzerinde silah sistemleri olan pick-up’lara sıkıyor, kalekollara, hareket eden her şeye sıkıyor. Buna karşı mutlaka önlem almamız lazım çünkü şehir merkezine yaklaştıkça meskun mahallerde bu şekildeki tankları vurmaları daha kısa mesafeli menzil olacağından daha kolay olacaktır.

 

“PKK, Tepe Operasyonlarında Pusu Kurup Merkezlerde Geri Çekiliyor”

 

Bir diğer husus; hem 1027 rakımlı tepede verdiğimiz şehitler hem de birkaç gün önce verdiğimiz şehitler maalesef benzer bir mantıkla kurulan birp pusuda bir tepe operasyonda verildi. PKK, Türkiye ve beraber hareket eden ÖSO ile karşı karşıya gelemeyeceğini bildiği için bekliyor, pusu kuruyor ve tek bir pusuda olabildiğince kayıp verdirerek çekiliyor. Dikkat ederseniz Keltepe’deki pusudan sonra PKK/PYD Raco merkezinde neredeyse hiç direnmeden, kısmi direnişlerle bölgeyi terk etti. Bunun yanında da Keltepe’deki operasyonda da bölgede önemli ölçüde zaiyat vermeyi göze alarak bir pusu kurdu. Bir noktanın daha altını çizeyim; orada görev yapan JÖH ve PÖH’lerin tamamı Doğu ve Güneydoğu’dan meskun mahal tecrübesine sahip değil. Özellikle kayıp veren Bornova JÖH’deki birliklerimizin alandan doğrudan oraya gitmediğini o sebeple de bir hafta önce giden birliklerin hemen çatışmaya alınmak yerine daha tecrübeli birliklerin çatışma noktasına çekilip onların araziye uyumunun beklenmesi lazımdır. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin bir planlaması var ve acil bir durum yok. Acil durum atılan roketlerin sivil kayıplara sebep olduğundan dolayı engellenmesiydi. Bu önlendi. Bundan sonra Türkiye’nin bir aciliyeti olmadığı gibi Türkiye’nin ana önceliği hem bölgede sivil kayıpları ve şehit sayısını minimuma indirmek olmalıdır. Bundan dolayı kim Türkiye yavaş ilerliyor diyorsa ki, buna katılmıyorum. Türkiye, doğru yapıyor.

 

“Salih Müslüm Almanya’dan Paketlenip Getirilmelidir”

 

Salih Müslim Almanya'da sanırım. Paketlenip getirilmesini bekliyorum. Çünkü artık Türkiye ile Almanya arasında bu paketlenme işinin bir geçmişi var. Nasıl Deniz Yücel bir şekilde paketlendi Almanya'ya gönderildi, aynı şekilde Salih Müslim'in paketlenip getirilmesini bekliyorum.

 

“Terör Örgütü ile İş Yapan Kim Olursa Olsun İş Yapmasına Seyirci Kalmamalıyız”

 

Fransız çimento şirketlerinin terör örgütlerine destek sağladığı bizim istihbarat birimlerimiz ve ilgili kurumlarımız tespit ederse bu önemli bir konudur ve şirketlerin lisansının iptal edilmesini bekliyorum. Türkiye’ye karşı terör örgütüyle işbirliği yapan hangi firma ve hangi ülke olursa olsun Türkiye’ye gelip paşa paşa iş yapmasına seyirci kalmamalıyız.

 

“Menbiçlilerin Taleplerinin Uluslararası Camiada Dile Getirmelerine Ön Ayak Olmalıyız”

 

Menbiç’i hep konuşuyoruz ama şimdiye kadar ABD’nin çekileceğine dair bir konu yok. Bunu hep anlatmaya çalışıyorum. Konuşulan konu; ABD’nin çekilmesi değil, o sebeple “ABD çekilecek mi” şeklinde konuşmanın da bir anlamı yok. Türkiye de ABD’ye doğruda “Sen, Menbiç’ten çekil” demiyor. YPG unsurlarının oradan çekilip çekilmeyeceğini tartışıyoruz. Dolayısıyla burada da doğru şeyi tartışmak lazımdır. Masada olan konu; PKK/PYD/YPG unsurlarının Menbiç’ten çıkarılmasıdır. “Menbiç ,Menbiçlilere verilecek mi” konusunu önce bir Menbiçlilerin ifade etmesi lazım. Tillerson Ankara’ya geldiğinde üç tane Menbiçliyi yolun kenarına çıkarıp “Biz Menbiç’e dönmek istiyoruz” dedirtebildik mi? Bunu neden söyletemiyoruz? Kamu diplomasisiyse, şu anki konu budur. Menbiç’e gerçek sahipleri olan Arapların dönmesi için öncelikle bu taleplerinin uluslararası camiada dile getirmelerine ön ayak olmamız lazım.

 

“Tartışılan Konu ABD’nin Değil PKK/PYD’nin Menbiç’ten Çekilmesidir”

 

ABD’nin oradan çekileceğini ya da çıkacağını beklememek lazım. Bu nasıl olabilir? Türkiye, Rusya, İran ve Şam yönetimi bir araya gelir ve ABD’yi oradan şu veya bu şekilde Fırat’ın doğusuna gönderir ama bugün için bu durum çok mümkün gözükmüyor. Bugün için mümkün gözüken şey ABD’nin verdiği sözü tutması için baskıya devam etmektir. Türkiye, bu baskıyı sağlam bir şekilde yapıyor ve ben inanıyorum ki, Türkiye’nin bu baskısı bir orta yolu ABD’ye mecbur kılacak. Nedir o orta yol? PKK/YPG’lilerin Fırat’ın doğusuna gönderilmesi ama SDG içerisindeki Arap unsurların orada güvenliği ABD kontrolü altında sağlamaya devam etmesi… ABD’nin de Türkiye’ye önerdiği formül budur. Türkiye’nin acilen Türkiye’deki Menbiçlileri organize etmesi lazım. Afrin’in aylarca, yıllarca sürecek bir operasyon olduğunu kanaatinde değilim, bir şekilde tamamlanacaktır. Önemli ölçüde sınır hatlarındaki mevziler kazanıldı, şimdi Racu ve Cin Deresi’nden sonra Afrin şehir merkezine sıra gelecektir.

 

“BM’nin Doğu Guta Kararı Afrin’i Kapsamıyor”

 

Yeri gelmişken şunu da söyleyeyim; Birleşmiş Milletler’in (BM) Doğu Guta Kararı hiçbir şekilde Afrin’i kapsamıyor. Rusya’da da bu anlamda böyle bir tartışma yok. Rusya bu konuda çok hevesli olsaydı, sanırım bunu bir şekilde Türkiye’ye kabul ettirmeye çalışırdı çünkü elinde bu argümanlar var.

 

“ABD, Hedeflerini Gerçekleştirirse PKK/PYD’yi Satabilir”

 

ABD’nin PKK/PYD’ye bir devlet kurdurma gibi aşkı varmış gibi gözükse de bu defa öyle değil. Amerikanlar da Ruslar da eline silah alan Kürtleri her zaman kullanmıştır, şimdi de kullanıyor. ABD’nin burada PKK/PYD ile ilgili temel hedefi 50-60 bin civarın bir terör birliği oluşturmak ve bu terör birliğini yeri geldiğinde Türkiye’ye karşı bir koz ve baskı unsuru olarak kullanmak yeri geldiğinde Esad rejimine karşı bunu kullanmak ama daha da önemlisi Suriye içerisindeki İran etkisini kırarak bölgede İsrail’in güvenliğini sağlamaktır. O sebepledir ki, ABD’nin derdi orada bir devlet kurmaktan ziyade bu hedeflere ulaşmaktır. ABD, pazarlık masasında bu hedeflere ulaştığı takdirde PKK/PYD’yi satar. Dün satmıştır, bugün de yarın da satabilir ama hedeflerini karşılayabilecek bir ortamın oluşması lazımdır.

 

Türkiye, ABD’nin bölgeden çıkarılmasından ziyade PKK/PYD’nin bölgeden çıkarılmasını hedefliyor. Türkiye daha önce Rakka operasyonlarında da “PKK/PYD’yi bırak, biz bu operasyonları beraber yapalım” demişti. Türkiye’nin bu sözü ortadayken PKK/PYD’nin Menbiç’ten çıkarıldığı takdirde Türkiye ile ABD, bölgedeki birtakım işbirliği kanallarını yeniden devreye sokabilir. Burada altını çizerek belirtmek isterim, “sokabilir” diyorum, “sokmalıdır” demiyorum.

 

“İdlib Düğümü Kolay Çözülmeyecek”

 

Rusya’nın Türkiye’ye hava sahasını açmasının temel şartı İdlib’di. Türkiye’nin Afrin’de Rusya’nın kontrol ettiği Suriye hava sahasına takılmadan gitmesinin temel sebebi Türkiye’nin İdlib’de hem rejim güçlerinin özellikle aşırı diyebileceğimiz muhaliflere Türkiye ses çıkarmıyor. Orada daha önce insansız hava araçlarıyla yapılan Rus üslerine ya da Rus birliklerine ve Şam rejimine Türkiye’nin kontrol edebileceği grupların saldırı yapmasının engellenmesi isteniyor. O sebeple Türkiye ile Rusya İdlib konusunda bunları zaten konuşmuş, anlaşmış durumdadır. Türkiye Afrin Operasyonu’nu sürdürürken Rusya’nın hava kuvvetleri, yerel birlikler olarak milisler de Şam rejimi de İdlib’de önemli toprak kazanımları elde etmeye devam ediyor. İdlib biraz farklı bir nokta. İdlib’de ÖSO, farklı muhalif gruplar var çünkü Suriye’nin dört bir yanına dağılmış olan muhalifler, İdlib’e toplandı. İdlib’de DAEŞ de var, ÖSO zaman zaman oradaki DAEŞ unsurlarıyla çatışma halinde, El Nusra da burada… Suriye’deki bütün savaşan örgütlerin şu veya bu şekilde İdlib’de şu veya bu şekilde bir mevzi elde etmiş durumda. O sebeple İdlib düğümünün kolay çözülmeyeceğini belirtmek gerekmektedir. Rusya’nın Türkiye’de temel beklentisi, Rusya hava kuvvetlerinin orada yaptığı saldırılarda Türkiye’nin ses çıkarmamasıdır. Sanıyorum, Rusya ile Türkiye arasında devam eden bir işbirliği söz konusudur.

 

“Rusya’dan Türkiye’ye ‘Operasyonu İdlib’e Taşıyalım’ Teklifi Gelebilir”

 

Soçi ve Astana görüşmelerine göre Türkiye İdlib’de gözlem noktaları kuruyor. Türkiye’nin orada gözlem noktaları kurmasının temel nedenlerinden birisi o bölge baz alınarak Rusya’ya veyahut Şam rejimine saldırıların engellenmesidir. Türkiye orada adeta bir arabulucu rolünü de üstleniyor ama bu Türkiye yarın Afrin kent merkezine girmeye başladığında Rusya’dan Türkiye’nin önüne “Tamam, sen burada teröre karşı operasyon yapıyorsun, gayet de iyi gidiyorsun ama bunu İdlib’e de taşıyalım” teklifi gelebilir. Türkiye’nin buna çok direnme şansı da yoktur ve bu kolay bir karar değildir. Orada karşınızda belli bir güç yok, terörün her tonu orada mevcut aynı zamanda Türkiye’nin desteklediği kuvvetler de orada bulunuyor. Türkiye’nin tek başına bir operasyon yapması söz konusu değildir, bunu Rusya ve Şam rejimi de istemez. Rusya ile Şam rejiminin temel hedefi Türkiye’nin operasyon yaparak elde ettiği El Bab, Afrin gibi yerlerle sınırlamak ve onun dışındaki alanları Şam rejiminin elde etmesinin önünü açmaktır. Türkiye’den ise belki bu birliklerin çekilmesi talep edilebilir, bu bir dönem konuşuldu ve ciddi olarak masaya yatırıldı. Rusya, İdlib’de meskunlaşan radikal unsurların alınıp Türkiye’ye getirilmesini talep etti, ama bu kadar teröristin Türkiye topraklarına geçirilmesi mümkün değildir. Bu kadar radikal unsurların Türkiye toprakları içerisine alınmasını kabul etmek imkansızdır. Türkiye orada radikal olmayan bazı unsurların ÖSO içerisine dahil olup daha düzenli bir birlik haline gelmesine vesile oluyor. Burada da doğru bir şey yapıyor ama bunun ötesinde Türkiye’nin orada tek başına operasyon yapmasını zaten Rusya istemez çünkü o bölgenin Şam’ın kontrolü altına girmesini istiyor. İkincisi, Türkiye de bunu tek başına yapmaz. Oradan Türkiye’ye dönük bir saldırı söz konusu değil, asıl tehdit Şam rejimi ve Rusya’yadır.

 

“Afrin Operasyonu Sürerken Sosyal Medyada RT Kaygısı Güdülmemelidir”

 

Yeri gelmişken söyleyeyim, daha Genelkurmay Başkanlığı bir açıklama yapmadan Türkiye’den birtakım insanların kafalarına göre şehit sayılarını yazarak sosyal medyadan paylaşımlar yapması da son derece yanlıştır. Asker ailelerinin halini, çocukları orada mücadele eden Türk milletini düşünmek, bu tür durumlarda RT kaygısı taşımamak lazımdır. Bilhassa YPG ve onlara yakın sosyal medyayı takip ettiğim süreçte şunu gördüm; buradan sorumsuzca atılan tweetler o çevreler tarafından alınıp bir propaganda aracı olarak da kullanılıyor. Buradan istirham ediyorum; buna meydan vermemek lazım. Türkiye terör operasyonlarına devam ederken, bizim bu konularda daha sorumlu davranmamız lazım.

 

“Afrin’deki Polisimizin, Askerimizin Üzerinde Soru İşareti Yaratacak Tartışmalardan Uzak Durmamız Lazım”

 

1,5 senedir Türkiye’de devletin en mahrem yerlerine kadar sızmış FETÖ’cüler temizleniyor, bunun böyle de devam etmesi lazım. Eminim hala, devletin birçok noktasında kalan FETÖ’cüler vardır. Şu anda polisimiz, askerimiz Afrin’de Türkiye için mücadele verirken şu anda “Orduda 10 bin ya da 30 bin FETÖ’cü var” gibi açıklamalar yapmayı doğru bulmuyorum. Orduda ya da devletin başka kademelerinde birçok FETÖ’cü vardır, çünkü yıllarca devletin içerisine çöreklenmiş çok gizli bir örgüt. Bunun artık Türkiye terör operasyonu yaparken ekranda konuşulmaması lazımdır. Bunu devletin savcısı, polisi Türkiye terör operasyonlarına devam ederken herkesi zan altında bırakacak hatta orada mücadele eden ya da burada mücadele için görev emri bekleyen polisin, asker, jandarmanın, güvenlik güçlerinin üzerine zerre kadar dahi olsa bir şüphe uyandıracak şeyleri tartışmayı doğru bulmuyorum. Türkiye terör operasyonlarını yürütürken bu tür ordudaki soruşturmaların gizli şekilde yapılması lazım. Kimin FETÖ ile uzaktan yakından bir alakası, iltisakı varsa kulağından tutulup adalete teslim edilmesi gerekir. Bu süreçle kısıtlı kalmak kaydıyla sayı vererek hala görevinde olan FETÖ’cülerden konuşmaktan orada operasyonları sürdüren ya da yarın öbür gün orada operasyona gidecek olan polisimizin, askerimizin üzerinde soru işareti yaratacak tartışmalardan uzak durmamız lazım. Türkiye bugün teröre karşı operasyon yapmaktadır, karşımızdaki terör örgütü olsa da arkasında yedi düvel olduğunu burada haftalardır konuşuyoruz. Böyle bir ortamda kim olursa olsun, bu şekilde herkesi zan altında bırakacak açıklamalar yapmamalıdır. O sebeple, bu konuda daha dikkatli olmalıyız. Bu soruşturmalar devam etmesin anlamına gelmez. Türkiye bu süreçteyken ordudaki soruşturmalar bu süreçle sınırlı kalmak kaydıyla daha gizli yürütülmelidir. Bunun ne iktidara ne muhalefete bir rantı vardır, bu milli bir meseledir. 

 

“FETÖ ile Mücadele Ucu Kime Uzanırsa Uzansın Devam Etmeli”

 

Bugün FETÖ’yü gündemde tutmak gerektiği düşüncesine tamamen katılıyorum, FETÖ’nün ordu, polis teşkilatı gibi yerlerde hala varlığını sürdürdüğünü ben de düşünüyorum. Bu FETÖ’cüler her yere girmişler ama siyasete girmemişler(!) Bir tane milletvekili, bir tane belediye başkanı FETÖ’den alınmadı. Bunlar konuşulurken siyasi ayağın da konuşulması lazım. FETÖ’den konuşacaksak askeri boyutunu savcılar halletsin, biz gelin siyasi boyutunu konuşalım.  Biz sadece bugün veya 17-25 Aralık ya da 15 Temmuz sonrasında değil “okyanus ötesi” tabiri ile kimse kusura bakmasın ama bu iktidar FETÖ ile yan yana otururken de FETÖ ile mücadele edilmesi gereğini söylüyorduk. FETÖ ile mücadele yapılsın ama her şeyin bir yolu yordamı olmalıdır, bugün asker orada operasyona devam ederken acaba yanımdaki FETÖ’cü mü, benim üzerimde de bir FETÖ şüphesi olabilir mi gibi karamsarlığa düşmesin diyorum. FETÖ ile mücadele kime uzanacaksa uzansın ve yapılmaya devam etsin ama siyasi ayağına da dokunulsun.

 

 

http://www.turksam.org/tr/basin-detay/1767-pkk-nin-elindeki-tank-savar-fuzeleri-idlib-dugumu-ve-menbic-meselesi
Bu sitede yer alan bilgiler TÜRKSAM adresi kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Tüm hakları Telif Hakları Yasası'nca korunmaktadır.
Kâr amacı güdülmez. Yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.

Sayfa 11024 kez görüntülendi.


Copyright © 2004 - 2014 TÜRKSAM - Tüm Hakları Saklıdır. Aktif 1135 ziyaretçi bulunmaktadır. Tasarım ve Programlama TÜRKSAM - Bilişim Teknolojileri Merkezi (BTM)