Basın | 11 Nisan 2018

|

Çernobil’in Hatırlattıkları, Metsamor’un Yaşattıkları, Akkuyu’nun Kazandırdıkları



TÜRKSAM Genel Sekreteri A. Gencehan Babiş, Milli Devlet Gazetesi’ne Akkuyu’dan Metsamor ve Çernobil’e nükleer santrali, ABD ile ilişkilerden Rusya ile temaslara Türk dış politikası gündemini değerlendirdi.

 

Akkuyu’da nükleer santral temelinin atılmasından önceki süreçte Türk-Rus ilişkilerini kısaca özetleyebilir misiniz?

 

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in son ziyareti ile birlikte Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan arasında son yirmi ay içerisinde dokuzuncu buluşmanın gerçekleştirildiğini görüyoruz. Bu uluslararası ilişkilerde ciddi anlamda yoğun bir diplomasi trafiğine işaret ediyor. Rusya’da Putin, son seçimlerde yüzde 76 civarında oy alarak tekrar devlet başkanı seçildi. Uluslararası ilişkilerde yeni seçilen devlet başkanlarının ilk ziyaretlerini hangi ülkeye yaptığının bir anlamı vardır. Putin’in bu bağlamda Türkiye’yi ziyaret etmesi, Rusya ile Türkiye ilişkilerini daha üst noktaya taşındığını ve üst aşamaya geçtiğini gösterir niteliktedir. Yeni seçilen başkanların ziyaret edilen ülke tarafından nasıl karşılandığının da bir anlamı vardır. Bu sembolik bir anlamdır ama önemlidir. Putin’in karşılama törenine baktığımızda büyük bir ihtişamla karşılandığını görüyoruz. Bu, benim hatırladığım kadarıyla Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’den sonraki en görkemli törenlerden biri oldu.  Dolayısıyla, bu tarz göstergeler ilişkilerin muhtevası açısından geldiği seviyenin yükseldiğini gösteren işaretlerden biridir.  Putin’in ziyaretinde kayda değer bir diğer nokta ise İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani’nin bu sırada Türkiye’ye gelmesi ve Suriye konulu bir toplantıda üç liderin bir araya gelmedir.

 

ABD’nin Suriye konusunda son süreçte Türkiye ile artık aynı dili konuşmadığını görüyoruz. Özellikle jet krizi süresince Türkiye ve Rusya arasında bir sıkıntı vardı ama şu an bu sıkıntı aşıldı. Yine Türkiye ile İran’ın bölgesel rekabetinden dolayı ara ara meydana gelen bazı sorunlar vardı. Bütün bunlara rağmen Türkiye, Rusya ve İran liderlerinin bir araya gelip Suriye’yi konuşması ve Suriye ile ilgili bir adım atması önemli bir gelişmedir. Bu, aynı zamanda Türkiye’nin Suriye’deki sıkışmışlığına bir çözüm olabilir çünkü bir taraftan Amerika ile ilişkiler iyi değil, jet krizi ile Rusya – Türkiye ilişkileri gerildi. Türkiye, sahada Fırat Kalkanı ve ardından Zeytin Dalı Operasyonu ile çok başarılı bir şe imza attı ve sahada elini güçlendirerek kendine bir alan açtı. Diplomatik anlamda da yavaş yavaş bölgesel mekanizmaları devreye sokarak Türkiye’nin içine düştüğü sıkışmışlığı açma girişimleri sergiliyor. Bu girişimler, aynı zamanda Amerika Birleşik Devletleri’ne (ABD) bir mesaj olarak da algılanabilir. ABD bölgede, biz NATO müttefiki olmamıza rağmen terör örgütüne destek vermektedir. Biz de buna karşılık olarak bölgede söz sahibi olan ülkelerle, bölgede bulunan merkezi hükümetlerle bir araya gelip, masaya oturup, bu sorunu bölgenin istikrarı açısından çözme yolları aramalıyız. Yapılan da son noktada budur.

 

Bu süreçte terör örgütlerinin bölgeden kazınması noktasında üçlü bir mütabakatın basına yansıması olmuştur. Bu mütabakatın hatları da belirlenmeli ve buna göre YPG’nin bölgedeki varlığı ve Türkiye’nin tehdit algısı tamamen anlatılara terörle mücadelede bölgesel uzlaşının devreye girmesi gerekiyor. ABD Başkanı Donald Trump’un son açıklamalarına baktığımız zaman Amerika’nın Münbiç’den çıkması gerektiğine dair emareler görüyoruz. Bu kısa vadede gerçekleşmeyecek olsa da Trump bu konuda istekli. YPG’nin ABD’den sonra tamamen Rusya’nın kucağına atılmaması isteniyorsa, bunların hepsi konuşulmalı ve Türkiye’nin haklı tezleri olarak masada vurgulanmalıdır.

 

Bir diğer nokta Rusya ile daha da ön plana çıkan bazı stratejik yatırımlardır. Kısa bir süre öncesine kadar Türkiye ile Rusya arasındaki ilişkileri tarif ederken “domates” mevzusu gündemdeydi. Artık işler domatesin önüne geçti, S-400 ile ilgili alımda sorun olmadığı Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından dile getirildi. Akkuyu’da “Nükleer Santral”in açılışı video konferans yöntemi ile yapıldı. Yine Rusya ile enerji üzerinden gelişen bir ilişkiler de var: “Türk Akımı” gibi projeler. Bu projeler ile ilgili iki devlet arasında bir müzakere süreci yürümekte. Akkuyu’daki santralin temelinin atılmasından önceki süreci bu şekilde özetleyebiliriz.

 

Putin’in Türkiye’ye ziyaretinde üçlü görüşmelerinde de olduğunu, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde büyük bir ihtişamla karşılandığını söylediniz. Bu görüşme esnasında Akkuyu’daki nükleer santralin temel atma töreni gerçekleşti. Bu törene video konferans ile yöntemi ile iki lider katıldı. Akkuyu’da temeli atılan nükleer santral Türkiye için ne anlam ifade etmektedir?

 

Öncelikle şunu belirtmek lazım. Nükleer santral, Türkiye için bir ilktir ve önemli bir yatırımdır. Olumlu bir gelişme olarak sayılabilir. Baktığınızda, dünyanın her tarafında nükleer santraller mevcuttur. 31 ülkede 450 tane nükleer santral var. Bunlardan bazılarının ilerleyen süreçlerde kapatılacağı söylenmektedir ama 55 tane de yapım aşamasında olan nükleer santral bulunuyor. Dolayısıyla eğer nükleeri siz sağlıklı, doğru ve kontrollü bir şekilde kullanırsanız nükleer santral sizin gücünüze güç katabilen bir enerji alternatifidir. Türk-Rus ilişkileri bakımından da stratejik bir yatırımdır ama bu ilişkilerin ilerleyen süreçte nasıl devam edeceği konusu önemlidir. Bu bakımdan, şu an için her şey iyi gözükse de uzun vadede ne olur, ne biter dikkat edilmesi gereken bir meseledir. Biliyorsunuz, bizim bölgemizde herşey çok sık değişmektedir. Rusya’nın dış politikasında uzun yıllardır enerjiyi önemli bir kart olarak kullandığını ve Türkiye’nin Rusya ile ilişkilerinin daha çok enerji alanında olduğunu görmekteyiz. Aynı zamanda jet krizinin çözümü sonrası, S-400’ler ve ticaretin geliştirilmesi noktasında bazı imkanların arttırılması söz konusu ve bunlar müzakere edilmeye devam ediliyor. Bazı kısıtlayıcı uygulamaların kaldırılması gündemde. Aslında Türkiye üzerinden Rusya’nın Batı’ya vermek istediği bir mesaj var: “Batı ittifakı içerisinde olan bir ülke şu an Suriye’de benimle hareket ediyor.” Son dönemdeki Rusya-İngiltere arasındaki gerginlik sonrası Batı, Rus diplomatlarını sınır dışı kararlarıyla Rusya’ya karşı siyasi baskı uygulamakta ve Rusya’nın müdahaleciliğine karşı bir kamp yaratmaya çalışıyor. Bu da Rusya açısından Türkiye’yi daha değerli kılmaktadır. Yani Rusya için sadece yatırımlar değil aynı zamanda uluslararası siyasi konjonktür açısından Türkiye önem kazanmaktadır. Bu süreçte de Türk-Rus ilişkilerinin daha da arttığını görüyoruz. Bu bağlamda nükleer santrale baktığımızda, bazı problemlerin olduğunu görüyoruz. 20 milyar dolarlık bir yatırım söz konusu. Bu yatırımın finansmanın sağlanması noktasında bazı sorunlar var. Bu sorunlar ne kadar çözülecek ne kadar çözülmeyecek, buradaki durum ikili ilişkilerdeki nükleer santral başlığının ilerleyen dönemdeki seyrini değiştirecek. Halihazırada lişkilerin iyi bir aşamaya geldiği, Akkuyu’nun da bunun bir yansıması olduğunu görüyoruz.

 

Daha önceki süreçlerde de Akkuyu ile alakalı birçok girişim olmuştu ama bunlar sonuçlandırılamamıştı. Şu an ise bir noktaya kadar sonuçlandırıldığını söyleyebiliriz. Rusya Devlet Nükleer Enerji Kurumu Rosatom'un projede yüzde 51 paya sahip, Türkiye’de bir konsorsiyum vardı. Bu konsorsiyumda belli bazı sıkıntılar oldu. Bu sıkıntıların aşılması ile 2023’te halihazırdaki Akkuyu nükleer santrali üretime başlayacağı öngörülüyor. Nükleer santralin dört reaktörü olacak. Bunların hepsi birer yıl ara ile devreye girecek. Dolayısıyla santralin tam olarak üretime başlama tarihi öngörülen kadarı ile 2026 gibi gözüküyor. 2026 yılında da halihazırdaki hesaplarla Türkiye’nin enerji tüketiminin yüzde 10’unun Akkuyu üzerinden karşılanacağı hesaplanıyor fakat bazı hesaplamalara göre de bunun daha da yüzde 7-8 bandında kalacağına ilişkin hesaplamalar da bulunuyor.

 

Cumhurbaşkanı Erdoğan da sizin dediğiniz gibi enerji tüketimin yüzde10’unu karşılayacağını söyledi. Bu Türkiye için iyi bir durum. Peki nükleer santral Türkiye için doğru bir tercih midir?

 

Nükleer santral Türkiye açısından stratejik bir girişimdir ama dünyadaki enerji politikalarına baktığımızda artık nükleerin yanı sıra yenilenebilir enerji -güneş enerjisi, rüzgar enerjisi gibi- daha risksiz kaynakların son süreçte öne çıktığını görüyoruz. Örneğin Avrupa’nın bazı ülkelerinde yatırımların ve AR-GE harcamalarının önemli bir kısmı rüzgar ve güneş enerjisi gibi alanlara aktarılmaktadır.

 

Sıkıntılar noktasında az önce bahsettiğim siyasi ve ekonomik sorunlar gündemdedir. Türkiye’nin enerji alanında Rusya’ya bağımlılığı var, Akkuyu da bu minvalde hayata geçecek. Evet, Türkiye ile Rusya arasındaki lişkilerin gelişmesinde önemli bir mihenk taşı ama öte yandan da Rusya’ya bağımlığın daha da artmasını beraberinde getiriyor. Bir diğeri “güvenlik konusu”. Bu konuyla “Bölgedeki doğal afetlere hazırlıklı olacak mı?” sorusu akla gelmektedir. Açıklamalar değerlendirildiğinde santralin 9 şiddetindeki depreme kadar dayanıklı olacağı söylenmektedir. Diğer bir konu da “atık sorunu”. Bu aynı zamanda çevreciler tarafından büyük bir eleştiri noktasıdır. Soğutma sonrası atıkların denize boşaltılması büyük bir çevre sorunu olabileceğine ilişkin araştırmalar var. Santralin işleyişini kontrol edilme noktası da iki ülkenin vereceği karara ve teknik imkanlara bağlı. İyi kontrol edilirse, bunun teknik olanaklar iyi sağlanırsa umarım ki büyük bir sıkıntı yaşanmaz. Şunun altını çizmekte fayda var: Bu sorunlarla alakalı uzun süreli ve en kapsamlı çözümler dünyadaki örneklerine bakıldığında çözümler sadece Finlandiya’da üretilmiş. Bir diğer deyişle, nükleer santrallerin hepsi içerisinde ufak da olsa riskler barındırmaktadır. Nükleer santralin, benim şahsi kanaatim, olmasında herhangi bir sakınca yok. Tabii ki, bunun iyi yapılması iyi denetlenmesi ve çevre ile risklerinin de minimuma indirilmesi gerekiyor.

 

Yakın geçmişe baktığımız zaman Çernobil’deki facia hemen aklımıza gelmektedir. Aynı zamanda Batı Avrupa ülkelerinden bazıları da yavaş yavaş nükleer santrallerini kapatıp, sizin dediğiniz gibi yenilenebilir enerji kaynaklarını tercih etmeye başladılar. Bu anlamda Batı, nükleer santralin insan sağlığı için tehlike oluşturma ihtimalini varsayarak başka kaynaklara yönelmektedir. Siz bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz?

 

Batı’da yenilenebilir enerjinin daha önde olduğunu görüyoruz. Akkuyu’ya baktığımızda ise İstanbul kadar olan bir alanın enerji ihtiyacının karşılanıyor. Belirttiğimiz riskler teknik anlamda tabii ki var ama önemli olan ilerleyen süreçte Türkiye ile Rusya arasında çıkabilecek herhangi bir sorunun, örneğin Suriye’de iki ülkenin bir anlaşmazlık yaşamasının Akkuyu’yu etkilememesidir. Yatırım sağlıklı devam etmesi için örneğin iki ülkenin Kırım ile ilgili bir anlaşmazlık yaşaması durumunda Akkuyu’nun etkilememesi gerekmektedir.

 

Akkuyu nükleer santrali halk sağlığı açısından da dikkat edilmesi gereken bir konudur. Geçmişimizde yaşanan Çernobil gibi vakayı hatırladığımız zaman bunun önemi daha da anlaşılmaktadır. Türkiye’de bu noktada nükleer tartışılması yapılırken, bize çok yakın olan, 16 km ilerimizde, çok kritik depremler yaşamış, yapımı son derece eski teknolojiyle olan bir nükleer santral var, Ermenistan’da: Metsamor Nükleer Santrali.  Metsamor nükleer santrali, Türkiye’nin sadece 16 km içerisinde ve Türkiye’den santrali çıplak gözle görebiliyorsunuz. Bu, Türkiye açısından ciddi bir sıkıntı oluşturmaktadır. Bir tarafta eski bir proje var ve Türkiye’ye ciddi anlamda sorunlar yaşatmış. Örneğin, o bölgede kanser vakalarının artışında ciddi bir artış var. Sık sık yerel medyada gündeme geliyor, bazıları ulusal medyaya da taşınıyor. Mesela bir inek doğum yapıyor, doğan ineğin iki tane kafası var veya bir kuzu yavruluyor, doğan kuzunun üç bacağı var. Bunlar santral sebebiyle ortaya çıkan genetik bazı sıkıntılardan birkaç tanesi. Ben Türkiye’de Metsamor konusunun biraz ihmal edildiğini düşünüyorum. Ermenistan ile ilişkiler genelde siyasi olarak gündeme geliyor. Azerbaycan topraklarını Ermenistan uluslararası hukuka aykırı işgal ettiği için sınırımız kapalı ama sınır aşan böyle sıkıntılar mevcuttur. Türkiye’nin yakın coğrafyasında istikrarı sağlama noktasında elbette enerji ve çevre güvenliği önemlidir. Çevre güvenliğinin yanı sıra Türkiye’nin kendi vatandaşlarının maruz kaldığı sağlık sorunları da gündemdedir. Dolayısıyla bu konunun da ben sizin vasıtanız ile gündeme getirilmesini istiyorum.

 

Akkuyu’ya geri dönecek olursak; eğer bu santral Batı’da olduğu gibi gerekli standartlar yakalanarak yapılırsa ki, Rusatom dünyanın birçok yerinde benzer projeler yapıyor, 2020 yılında yeni teknolojik olanakların seferber edildiği bir santralin ben çok büyük bir ihmal olmadığı taktirde bir sıkıntıya yol açmayacağını düşünüyorum.

 

Son olarak Türk-Rus ilişkileri bağlamını da dikkate alarak Akkuyu’da temeli atılan nükleer santral hakkında ne söylemek istersiniz?

 

Akkuyu’da temeli atılan nükleer santral Türk-Rus ilişkilerinin gelişmesinin bir yansıması ama az önce de ifade ettiğim gibi daha önceki süreçlerde Akkuyu ile ilgili belli girişimler olmuş ama bunlar nihayete ermemişti. Şimdi aşama kaydedildiği görülüyor, artık önemli olan bunların devam ettirilmesi. Bunların devam ettirilmesi noktasında da bir; ekonomik sorunların çözülmesi, iki; çevre sorunları yaratacağına ilişkin bazı soru işaretlerinin kamuoyunda giderilmesi, üç; bunun, nükleer santralin, Türkiye’nin geleceği açısından atılmış olumlu bir adım olduğunu göstermek geliyor. Bizden bir üst neslin akıllarında hep Çernobil var. Çünkü onlar Çernobil’i 20’li-30’lu yaşlarda bu nahoş tecrübeyi yaşadı. Yani şu an 50 yaş üstü insanlara baktığımızda hepsinin anılarında Çernobil tazedir. Çernobil’in yarattığı travma ile insanlara “nükleer santral” deyince belki akıllarına ilk gelen şey Çernobil oluyor. Bu felaket hem dünyayı hem de Türkiye’yi ciddi anlamda etkiledi. Dolayısıyla, bu algının değişmesi bağlamında adımların atılması gerekmektedir. Nobel ödüllü değerli bilim adamımız Aziz Sancar’ın oynadığı kamu spotu bu anlamda atılmış doğru bir adım. Böylece, nükleer santralin gelişen teknoloji ile yapıldığında bir tehdit olmadığı, olumlu bir adım olduğu ile alakalı noktaları göstermek bakımından bence önemliydi. İnşallah Türkiye’de bundan sonraki süreçte Çernobil’den kalan kötü anılar değil, Türkiye’nin bu projelerle nasıl güçlendiğini ve bölgede nasıl daha çok söz sahibi bir ülke konumuna geldiğini konuşuruz.

 

 

http://www.turksam.org/tr/basin-detay/1831-cernobil-in-hatirlattiklari-metsamor-un-yasattiklari-akkuyu-nun-kazandirdiklari
Bu sitede yer alan bilgiler TÜRKSAM adresi kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Tüm hakları Telif Hakları Yasası'nca korunmaktadır.
Kâr amacı güdülmez. Yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.

Sayfa 2687 kez görüntülendi.


Copyright © 2004 - 2014 TÜRKSAM - Tüm Hakları Saklıdır. Aktif 1135 ziyaretçi bulunmaktadır. Tasarım ve Programlama TÜRKSAM - Bilişim Teknolojileri Merkezi (BTM)