Dış Basın | 07 Eylül 2016

|

Dünya Bunları Konuşuyor



07.09.2016 Çin Devlet Radyosu

 

Işid Türk Tanklarına Saldırdı

 

Türk Silahlı Kuvvetleri'nin başlattığı Fırat Kalkanı harekâtının 14'üncü gününde, Suriye'nin Vukuf bölgesinde IŞİD militanlarının 2 tanka yönelik roketli saldırısında üç asker yaşamını yitirdi, dört asker yaralandı.

 

TSK, 24 Ağustos günü Gaziantep'in Karkamış ilçesinin karşısında bulunan Suriye'nin Cerablus kentinin IŞİD'den temizlenmesi ve sınır güvenliğinin sağlanması amacıyla "Fırat Kalkanı" adı verilen harekâtı başlattı.

 

Cerablus bölgesinin IŞİD'den arındırılmasının ardından TSK, harekatın ikinci aşaması olarak bu kez cumartesi günü Kilis'in Elbeyli ilçesinden sınırı geçerek Suriye'nin Rai bölgesine girdi. Zırhlı birliklerin geçişinin ardından ikinci cepheden de ilerleyen Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) güçleri, Türkiye sınır kesimini tamamen IŞİD'den temizledi ve sınıra 30 kilometre uzaklıktaki IŞİD'in merkezlerinden Bab'a ilerlemeye başladı.

 

Ancak, öğleden sonra Elbeyli'nin karşısında, sınırın 10 kilometre içerisinde Suriye'nin Vukuf bölgesinde meydana gelen şiddetli çatışmalar sırasında, IŞİD militanlarınca harekâta katılan 2 tanka güdümlü TAS roketleriyle saldırı düzenlendi.

 

TSK'dan yapılan bilgilendirmede, harekâtın 14'üncü gününde teröristlere ait 44 hedefin 153 atım yapılarak tam isabetle vurulduğu, çatışmalarda 2 üyesini kaybeden ÖSO güçlerinin 2 köyü ele geçirdiği kaydedildi.

 

Beijing’in Finans Merkezi 5G Projesi Uygulayacak

 

Çin'in başkenti Beijing'deki en önemli uluslararası finans merkezi olan CBD'de (Central Business District) 2020 yılı öncesinde 5G teknolojisi kullanılmaya başlanacak.

 

CBD'de "13. Beş Yıllık Plan" kapsamında akıllı şehir kapsamlı idare platformunun inşasıyla sivillere yönelik park ve trafik servisleri gibi akıllı hizmetler de sağlanacak.

 

Bunun yanında, bölgede büyük veri, bulut bilişim ve yüksek hızlı mobil internet dâhil olmak üzere en ileri teknolojiler için kapsamlı komuta merkezi inşa edilmesi de planlanıyor.

 

CBD'de kullanılacak 5G teknolojisi sayesinde internete erişim hızı 4G'nin 100 kat üzerinde olacak.

 

Çin’in Bişkek Büyükelçiliğine Saldıran Failler Belli Oldu

 

Kırgızistan makamları, Çin'in Bişkek Büyükelçiliği'ne geçen hafta düzenlenen terör saldırısını planlayan ve düzenleyenlerin kimliklerinin tespit edildiğini açıkladı.

 

Kırgız Devlet Komitesi'nin Ulusal Güvenlik bölümüne bağlı basın ofisinden yapılan açıklamada, 30 Ağustos günü düzenlenen saldırının, Suriye'de faal olan ve El Nusra Cephesi ile bağlantılı Uygur terörist gruplarınca gerçekleştirildiği bildirildi. El Nusra'nın saldırıya finansal destek sağladığı da ifade edildi.

 

Komite, intihar saldırganının terör örgütü Doğu Türkistan İslamî Hareketi'nin üyesi olduğunu açıkladı. Açıklamada, Zoir Khalilov adlı saldırganın Tacikistan pasaportu taşıdığı belirtildi.

 

Saldırgan, kullandığı araçla Bişkek Büyükelçiliği'nin batı kapısından girmeye çalışmış ve aracı infilak ettirmişti.

 

Patlamada, saldırgan dışında ölen olmazken, büyükelçilikte görevli üç Çinli ve iki Kırgız çalışan yaralandı. Büyükelçilik yerleşkesinin bazı bölümleri de saldırıda hasar gördü.

 

Kırgız güvenlik birimleri, terör saldırısına suç ortaklığı ettiği gerekçesiyle beş kişiyi de gözaltına aldı. Ayrıca, Suriye'de "terör eğitimi" alan Sattybaev Izzotillo Mashrapovich adlı Özbek vatandaşı bir kişi için de arama emri çıkartıldı.

 

Açıklamada, bu şahsın büyükelçilik saldırısında kullanılan patlayıcı cihazların hazırlanmasına destek sağladığı, saldırıdan birkaç saat önce Tacik pasaportuyla İstanbul'a gitmek üzere ülkeden ayrıldığı ifade edildi.

 

Öte yandan, hakkında tutuklama emri çıkartılan ve saldırıyla ilişkili oldukları tespit edilen iki Kırgız'ın da Türkiye'de bulunduğu belirtildi.

 

 Çin'in Bişkek Büyükelçiliği'ne düzenlenen saldırı, Çin ve uluslararası toplumca sert bir şekilde kınanmıştı.

 

Putin’den Fırat Kalkanı Yorumu

 

Çin'in Hangzhou kentinde düzenlenen G20 zirvesi ardından bir basın toplantısı düzenleyen Putin, Türkiye'nin Fırat Kalkanı operasyonuna değindi.

 

Sputnik Türkiye'nin haberine göre, Putin, "Türkiye'nin Suriye'deki operasyonu bizim için beklenmedik olmadı. Neler olup bittiğini anlıyoruz. Bu operasyonun kimin amaçlarına yönelik gerçekleştirildiğinden emin olamayız" ifadelerini kullandı.

 

Putin sözlerini şöyle sürdürdü: "Beklenmedik şeylerle daha az karşılaşmamız için bir dışişleri bakanlığımız ve istihbarat servislerimiz bulunuyor. (Operasyonu öğrendiğimizde) neler olup bittiğini, işlerin nereye doğru gittiğini anlaşmıştık. Hareketler ve amaçlar görülüyordu. Suriye'deki olaylar nedeniyle Türkiye'de yaşanan sorunları da görüyorduk. Bunları anlamak için büyük bir analist olmaya da gerek yok. Bunların hepsini bir hayli iyi görüyoruz ve burada bizim için büyük ölçüde beklenmedik bir şey yok. Fakat bir kez daha tekrarlıyorum: Uluslararası hukuk kurallarına ve prensiplerine aykırı olan hiçbir eylemi memnuniyetle karşılayamayız."

 

BM’den KDHC’nin Füze Denemesine Kınama

 

BM Güvenlik Konseyi, Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti'nin son balistik füze denemesini kınadı.

 

KDHC, pazar günü doğusundaki sulara 3 füze fırlattı.

 

BM Güvenlik Konseyi'nin basın açıklamasında, bu girişimin KDHC'nin uluslararası yükümlülüklerini ve konsey kararlarını ciddi şekilde ihlal ettiği belirtildi.

 

Pyongyang, son denemenin iki hafta öncesinde de doğu kıyısından bir füze fırlatmış, bu girişim ABD ve Kore Cumhuriyeti'nin askerî tatbikatlarına yönelik bir mesaj olarak değerlendirilmişti.

 

Güvenlik Konseyi'nin açıklamasında ayrıca üyeler Kore Yarımadası'nda, Kuzey ve Doğu Asya'da barış ve istikrarın korunmasının önemine vurgu yaptı. Açıklamada, gerilimin düşürülmesi için çalışılması gerektiğinin de altı çizildi.

 

07.09.2016 İran Bunları Konuşuyor

 

Ruhani: Petrol Fiyatlarının İyileşmesini Destekliyoruz

 

OPEC Genel Sekreteri Mohammad Barkindo’yu Tahran’da kabul eden Ruhani, adaletsiz piyasa şartlarında hem üretici hem de alıcı ülkelerin zarar edeceğini belirterek, petrol fiyatlarının düşük olması ve istikrarsızlığının yalnızca OPEC üyesi ülkelerin zararına olmadığını aksine dünyada çevre sağlığını koruma konusunda büyük hedeflerin de gerçekleşmesine engel olacağını belirtti.

Ruhani, 'OPEC üyelerinin koordine ve işbirliği ve tedbirleriyle, petrol fiyatlarının adil olması ve petrol piyasasının da istikrara kavuşmasını temenni etti.

Barkindo’ya yeni görevinde başarılar dileyen Ruhani, ‘’Bugün hepimiz tek hedefin peşinde olmalıyız ve o da dengeli bir piyasa ve ülkeler için insafa dayalı ve adaletli bir kota’’ dedi.

OPEC genel sekreteri de, İran İslam Cumhuriyetinin OPEC’in bağımsızlığı ve güçlenmesine verdiği desteği takdir ederek, petrol üretici bütün ülkelerin ve ihracatçıların işbirliği ve koordine içinde bu sorunu çözmek için çaba göstermeye vurgu yaptı.

Barkindo, İran’ın OPEC’teki kilit role sahip olduğunu belirtti ve tüm üye ülkelerin sorunların adaletli şekilde çözümü için koordinasyon içinde olmalarını istedi.

OPEC genel sekreteri, bir çok soruna rağmen İran'da enerji alanında gözalıcı gelişmeleri de överken, İran'ın başta petrol ve gaz sanayi olmak üzere ekonomisi ve diğer alanlarda İranlı uzmanlar sayesinde önemli şekilde gelişmesi ve ilerlemesinin çok önemli ve büyük kazanımlar olduğunu ve bunun da yaptırımların kalkmasından kısa bir süre içinde kendini gösterdiğini söyledi.

 

Kasımi: Arabistan Veliahdı Mina Faciası Konusunda Hesap Vermeli

 

İran İslam Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Kasımi, ‘’Suudi yetkililerin, İran’ın Haccı siyasete karıştığı iddiaları ve ithamları, bir yıldan beri Mina faciasından kaçmak için uyguladıkları eskimiş ve sonuçsuz oyunun devamıdır. İslami değerleri koruma iddiasında olan yönetimler önce Hacıların canını hiçe sayarak uluslararası gerçekleri araştırma komisyonu oluşmasına engel olanları adli takibini yapmalılar’’ dedi.

Kasımi, Arabistan veliahdının açıklamalarının esef verici olduğunu belirterek; Hac merasimi sırasında büyük insani facianın yaşanmasının sebebinin gerçekte Hac organizasyonu yapmakta liyakatsız olan Arabistan'ın yetersizliğinden kaynaklandığını belirterek hatta bu ülkenin Allah'ın evinin misafirlerinin ölmesinden dolayı üzüntüsünü bile açıklamadığını aksine direkt veya dolaylı şekilde, bölge müslüman milletlerini kandırmaya dayalı siyasi oyunlarının kurbanı etmekte olduğunu söyledi.

 

Zarif: İranlıların İslamı, Vahhabi Suudilerin Radikalizmine Benzememektedir

 

Suudi Arabistan baş müftüsü Abdülaziz Al-İ Şeyh’in İranlılar ile ilgili tuhaf sözlerine karşın, Zairf, ‘’Vahabi müftü ve terörizmin destekçisi Suudilerin tebliğ ettiği İslam ile İranlıların ve Müslümanların çoğunun inandığı İslam arasında benzerlik yoktur’’ dedi.
 

Suudi Arabistan baş müftüsü Abdülaziz Al-İ Şeyh yaptığı konuşmada İranlıların Müslüman olmadığını söylemişti.

 

İran İstihbarat Bakanı Almanya’yı Ziyaret Etti

 

İran İslam Cumhuriyeti İstihbarat Bakanı Seyyid Mahmud Alevi, Almanya yetkililerin daveti üzerine o ülkede temaslarda bulundu. İstihbarat Bakanlığı halkla ilişkiler Biriminde yapılan açıklamada, Alevi bir heyet başkanlığında Almanya yetkililerle görüşmelerde bulundu.

Alevi ayrıca İran’ın Berlin Büyükelçiliği personeli ile yaptığı görüşmede yurt dışında yaşayan İranlıların sorunlarına en kısa sürede eğilmelilerini istedi ayrıca İran’ın potansiyellerinin tanıtılması gereğini vurguladı.

 

Kasımi: Tekfirci Düşünceli Gruplar Bölgenin İstikrar ve Düzenini Hedef Almışlardır

 

Kasımi onlarca kişinin ölümü ve yaralanmasına neden olan Bağdat ve Kabil’de yaşanan terör saldırılarını kınayarak, dünya toplumunun terörle mücadeleye ilişkin görevlerini yerine getirmeleri istedi.

“Terör örgütlerinin düşünce yapısı, bölge ülkelerinin istikrar ve güvenliğini hedef almıştır” diyen Kasımi, “Uluslararası toplumun suskunluğu ve duyarsızlığı, her gün bölge ülkelerinin yüzlerce suçsuz günahsız insanını hedef alıyor” diye belirtti.

Dünya toplumunun terörizmin kökenini bulmak için gereken ve yeterli iradeye sahip olmadığı sürece, terör örgütlerinin şiddete başvurma ve terör eylemi yapmalarının süreceğini ifade eden Sözcü, dünya kamuoyunun her geçen gün suçsuz insanların kıvranmasına tanık olmaya devam ettiğini vurguladı.

Terörizm denilen hastalığının tedavisinin ertelendikçe bütün dünyayı kapsayabileceğini kaydeden Kasımi, “Bu yapıldıkça daha ciddi ve tehlikeli sıkıntıların ortaya çıkmasına, durumun kontrol dışına çıkmasına tanık olacağız” açıklamasında bulundu.

Kasımi açıklamasının sonunda bir kez daha dünya toplumu ve ülkelerini, terörle mücadele konusunda üzerlerine düşen ahlaki ve insani görevlerini yerine getirmeye ve teröristlerle onları destekleyen ülkelere karşı duyarsızlığa son verme çağrısında bulundu.

 

07.09.2016 Rusya Bunları Konuşuyor

 

Çavuşoğlu: Batı Bize Rusya İle İlişkileri Normalleştir Diyordu Şimdi İse Çok Yaklaşmayın Diyorlar.

 

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, "Uçak krizinden sonra bize 'Rusya ile ilişkileri normalleştir' diyen Batı'daki dostlarımız şimdi 'Rusya'ya fazla yaklaşmayın' diyor" ifadelerini kullandı.
 

Slovenya'daki bir foruma katılan Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, 15 Temmuz darbe girişimi ve Türkiye-AB ilişkilerine dair çarpıcı açıklamalarda bulundu. Hürriyet'ten Emre Kızılkaya'nın haberine göre, Slovenya'nın Bled kasabasında düzenlenen bir bölgesel güvenlik forumunda konuşan Çavuşoğlu'nun açıklamalarından satır başları şöyle: Uçak krizinden sonra bize 'Rusya ile ilişkileri normalleştir' diyen Batı'daki dostlarımız şimdi 'Rusya'ya fazla yaklaşmayın' diyor. Rusya iki boru hattı inşa etmek istemektedir. İlki Türk pazarına yönelik bir boru hattıdır ve şu anda bizim Batı'dan satın almış olduğumuz doğalgazın yerine geçebilir. İkinci boru hattı ise Avrupa pazarına yönelik olacaktır. Rusya şu anda bu pazarı garanti altına almak istemektedir, bu sebeple Türkiye de bir enerji merkezi konumundadır, birçok boru hattı, doğalgaz veya petrol boru hattı Türkiye üzerinden geçmektedir, birçok proje Türkiye üzerinden geçmektedir doğudan batıya, kuzeyden güneye. Ve şu anda ilişkilerimizi İsrail'le de normalleştiriyoruz. Akdeniz'in bu bölgesinde de önemli zenginlikler olduğunu görüyoruz ve Kıbrıs konusunda da adımlar atıldıktan sonra, bölgedeki bu ülkelerle de iş birliğine geçeceğiz ve aslında transit ülkesi olacağız, bu projeler için de.

 

Kılıçdaroğlu’na Saldırı Emrini Yeşil Listedeki Pkklı Verdi İddiası

 

Artvin'in Şavşat ilçesi Yanıklı köyü yakınında 25 Ağustos Perşembe günü CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun konvoyuna yönelik düzenlenen saldırıda Jandarma Er Fatih Çaybaşı hayatını kaybetmiş, 2 asker de yaralanmıştı.

HaberTürk'ten Enis Yıldırım'ın aktardığına göre, konvoya saldırı düzenleyen grubun liderinin Yusuf Buldağ olduğu ileri sürüldü. Emniyet Genel Müdürlüğü'nün hazırladığı ‘gri arananlar listesi’’nde adı bulunan 1986 Bingöl doğumlu Buldağ'ın yakalanmasını sağlayanlara 300 bin TL ödül vadediliyor. Bununla birlikte saldırı emrini ise başına 1 milyon TL ödül konulan ve ‘yeşil liste'de bulunan Artvin nüfusuna kayıtlı ‘Türk Tarık' kod adlı Barış Öner'in verdiği iddia edildi. Saldırıyı grubunun 5 PKK'lıdan oluştuğu kaydedildi.

 

Duerte Obama’dan Moro Katliamı İçin Özür Bekliyor.

 

Pazartesi günü Reuters haber ajansına bir açıklama yapan Duterte, ABD Başkanı Barack Obama ile ASEAN Zirvesi'nde yargısız infazlar konusunda ne konuşulacağının sorulması üzerine "ABD önce yüzyılın başında Filipinler'de yapılan katliamların hesabını versin. Bu konuda hala özür gelmedi" demişti. Sunstar gazetesi, Duterte'nin bu sözleri ile ABD'nin 1906 yılında Solo adasındaki Bud Dojo kraterinde saklanan 600 Müslümanı katletmesi olarak bilinen Moro Krater Katliamı'nı kast ettiğini açıkladı. Duterte, açıklamasında Filipinler'in artık ABD sömürgesi olmadığı, Filipin halkının buna karşı geçmişte çok mücadele verdiğini ve sadece özgür Filipinler Cumhuriyeti halkına hesap vereceğini de sözlerine ekledi. Duterte, Obama'nın katliamdan dolayı özür dilemesi durumunda, kendisine yönelteceği soruları yanıtlayacağını da belirtmişti.

 

Eski İstanbul Emniyet Müdürü Çapkın’ın Mal Varlığına Tedbir Koyuldu.

 

FETÖ soruşturması kapsamında tutuklanan İstanbul'un eski Emniyet Müdürü Hüseyin Çapkın'ın malvarlığına tedbir kararı kondu. Karar kapsamında tüm bankalara ve tapu müdürlüklerine yazı gönderildi.

 

Eski İstanbul Emniyet Müdürü Hüseyin Çapkın tutuklandı Cemaat'in mülkiye yapılanmasına ilişkin soruşturma kapsamında İstanbul eski Emniyet Müdürü Hüseyin Çapkın da gözaltına alınmıştı. Hürriyet'ten Dinçer Gökçe'nin haberine göre, Hüseyin Çapkın ile birlikte gözaltına alınan Pendik Kaymakamı Osman Tunç, müfettişler Gürkan Polat ve Yılmaz Tunç geçtiğimiz cumartesi akşamı tutuklandı. Söz konusu isimler Silivri Cezaevi'ne konuldu. Tutuklama kararı sonrası anılan isimler hakkında önemli bir kararın daha alındığı öğrenildi. İstanbul Sulh Ceza Hakimliği, savcılığın talebi doğrultusunda mal varlıklarına tedbir koydu. Kiralık kasalara da tedbir koyuldu. Karar, tüm bankalara ve tapu müdürlüklerine gönderildi. Önceki gün Türkiye'de bulunan tüm bankalara ulaşan yazıda anılan isimlerin, varsa banka hesapları, kiralık kasalarına tedbir kararı uygulanması istendi.Yazının ulaştığı bankalar, listede yer alan isimlerin hesapları tespit edildiği taktirde bloke koydu. Hesabın bulunmaması halinde ise bu durum yazı ile bildirildi. Benzer bir talep tapu müdürlüklerine de gitti. Tedbir kararının soruşturma süresince devam etmesi bekleniyor.

 

07.06.2016 İngiltere Bunları Konuşuyor

 

IŞİD'ın Türk Tankına Saldırısında Üç Asker Hayatını Kaybetti

BBC’nin haberine göre; IŞİD'in Suriye'nin Vukuf bölgesinde iki Türk tankını vurması sonucu üç askerin hayatını kaybettiği ve dört askerin de yaralandığı belirtildi. Bölgedeki çatışmalarda ayrıca iki ÖSO üyesinin de öldüğü kaydedildi.

 

TSK'dan olayla ilgili olarak şu açıklama yapıldı:

 

"Türk Silahlı Kuvvetlerinden yapılan açıklamada, "Harekâtın 14'üncü gününde operasyon bölgesinde teröristlere ait olduğu belirlenen ve yerleri tespit edilen 44 hedefe fırtına obüsleriyle 153 atım yapılarak tam isabetle vurulmuştur.

 

24 Ağustos 2016 Fırat Kalkanı Harekâtının başladığı günden bugüne kadar toplam 437 hedefe 1852 atım yapılmıştır. Koalisyon Hava Kuvvetlerine ait savaş uçaklarınca saat 12:30 sularında Baragidah bölgesinde tespit edilen DEAŞ hedefleri vurulmuştur. Ayrıca bugün Koalisyon Güçleri desteğindeki Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) tarafından Vukuf ve Sadvi köyleri ele geçirilmiştir.

 

Bölgede operasyonlara devam edilmektedir. Vukuf bölgesinde meydana gelen çatışmalar esnasında DEAŞ unsurlarınca güdümlü TAS roketleriyle iki tankımıza yönelik yapılan saldırıda maalesef 2 kahraman silah arkadaşımız şehit olmuş; 5 kahraman silah arkadaşımız ise yaralanmıştır. Yaralılarımız derhal helikopterle hastaneye sevk edilerek tedavi altına alınmışlardır.

 

Ayrıca yine Vukuf bölgesi ve civarında süren çatışmalarda iki ÖSO personeli hayatını kaybetmiş, iki personeli de yaralanmıştır. Aynı şekilde yaralılar tahliye edilerek hastanede tedavilerine başlanmıştır.

 

Terör örgütleri tarafından kullanılan ve hudut bölgemizde güvenlik riski doğuran Suriye kuzeyinde, icra edilen koalisyon harekâtına destek veren Türk Silahlı Kuvvetleri, bölgede yaşayan sivil halkın zarar görmemesi için her türlü tedbiri almakta ve bu konuda azami hassasiyet göstermektedir" .

 

TSK'nın daha sonra yaptığı açıklamadaysa yaralı askerlerden birinin daha hayatını kaybettiği belirtlidi.

 

Financial Times: ABD Suriye'de Güvenli Bölge İstemiyor

 

BBC’nin haberine göre; Financial Times, Türkiye'nin Suriye'nin kuzeyinde bir güvenli bölge oluşturulması talebine Amerika Birleşik Devletleri'nin sıcak bakmadığını yazıyor.

 

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, haftasonu Çin'de yapılan G20 Zirvesi'nde ABD Başkanı Obama ve Rusya Devlet Başkanı Putin ile yaptığı ikili görüşmelerde Suriye'de güvenli bölge oluşturulması talebinde ısrarcı olduğunu dile getirmişti.

 

Financial Times, Erdoğan'ın bu talebini "Türkiye, Suriye'deki rolünü artırmak istiyor" diye yorumluyor.

 

Erdoğan'dan Obama'ya: Güneyimizde Terör Koridoru Oluşmasın

 

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın güvenli bölgeye Türkiye'ye sığınan Suriyelileri yerleştirmek istediğinin belirtildiği haber şöyle devam ediyor:

 

"ABD bir süredir Türkiye'yi IŞİD'i Suriye'nin kuzey sınırından temizlemek için bir operasyon düzenlemeye çağırıyordu.

 

"Ancak Washington bölgede resmi bir güvenli bölge oluşturulması önerilerine ısrarla karşı çıkıyor. Bunun ABD öncülüğündeki koalisyonu bölgede çok daha büyük bir askeri yükümlülüğe sokacağından korkuyor."

 

"Suriye'deki savaşta şu ana kadar büyük oranda hüsrana uğramış olan Erdoğan için, uluslarası desteği de alacağı Türkiye idaresindeki bir güvenli bölge, savaşta çok önemli bir oyuncu olmak anlamına geliyor."

 

Financial Times, Türkiye'nin bu çağrısına karşılık bulması durumunda, savaş planları hem Rusya hem de ABD tarafından kabul edilmiş olan tek taraf olacağına da dikkat çekiyor.

 

"Türkiye, Yıllar Sürecek Olan Büyük Bir Sorumluluğa Girebilir"

 

Türkiye'nin desteklediği Özgür Suriye Ordusu'nun, Cerablus'un ardından güneye inerek Menbiç ve IŞİD'in elindeki El-Bab'a yöneleceğini yazan Financial Times, bu planlar gerçekleşirse ÖSO'nun Kürt savaşçılara tehlikeli şekilde yaklaşmış olacağını belirtiyor:

 

"Bu durum aynı zamanda Türkiye'nin Suriye'deki askeri operasyonunu da ciddi şekilde artırır. Hem Türk ordusunun, hem de muhalif savaşçılara verilen maddi desteğin savaş sonuna kadar devam ettirilmesi gerektiği anlamına gelir.

 

"Uzmanlar böyle bir operasyon için en az 35 bin savaşçıya ve Türkiye'den sürekli bir özel kuvvet ve cephane desteğine ihitiyaç olacağını tahmin ediyor"

 

TEPAV'dan (Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı) Nihat Ali Özcan gazeteye verdiği demeçte "Bu, yıllar sürecek büyük bir yükümlülük anlamına gelir. Bir bölgeyi aldığınızda, artık onu elinizde tutmak zorundasınızdır ve bu Suriye'de yıllar sürebilir" diyor.

 

Suriye Ordusuna Halep'te Klor Gazı Saldırısı Suçlaması

 

BBC’nin haberine göre; Suriye'de hükümet güçleri Halep'in silahlı muhalif güçlerin elindeki bir mahallesine helikopterlerden atılan varil bombalarıyla klor gazı saldırısında bulunmakla suçlandı.

 

Gönüllü acil durum çalışanları Sukari bölgesinde düzenlenen saldırıda 80 kişinin yaralandığını ve yaralıların nefes almakta güçlük çektiğini belirtti.

 

Suçlama bağımsız kaynaklarca doğrulanamadı.

 

Geçen ay BM öncülüğünde yapılan bir soruşturmada hükümet güçlerinin en az iki kez klor gazı kullandığı sonucuna varılmıştı.

 

Suriye hükümetiyse kimyasal silah kullandığı iddialarını reddediyor.

 

Silahlı muhalif güçlerin denetimindeki bölgelerde faaliyet gösteren Suriye Sivil Savunma'dan İbrahim Elhaj, helikopterlerin varil bombalarını atmasından kısa süre sonra olay yerine ulaştığını ve varillerde dört klor tüpü bulunduğunu söyledi.

 

Suriye Sivil Savunma hükümeti geçen ay da klor gazı kullanmakla suçlamıştı.

 

Bu arada BM'den yapılan açıklamada, bu yılbaşında bir ölçüde rahatlayan Suriyeli sivillerin, daha da yoğun bir şekilde geri dönen çatışmalara maruz kaldığını söyledi.

 

'600 Bin Sivil Kuşatma Altında'

 

BM, Suriye konusundaki 12. raporunda, Şubat'taki ateşkeslerle yıllardır yardım alamayan bazı bölgelere ulaşılabildiğini, ancak bunun bir kaç hafta sürdüğünü belirtti.

 

Örgüt, 600 bin Suriyeli'nin kuşatma altında yaşadığını ve bunun 300 bininin Halep kentinde olduğunu kaydetti.

 

Halep'te hükümet güçlerinin geçen ay muhaliflere kaptırdığı bazı bölgeleri Pazar günü geri aldığı ve muhaliflerin elindeki kesimlerin yeniden abluka altına girdiği belirtilmişti.

 

İngiltere'deki Sellafield Nükleer Tesisinde Ciddi Kusurlar Ortaya Çıktı

 

BBC’nin haberine göre; İngiltere'nin Cumbria bölgesindeki Sellafield nükleer tesisinde ciddi güvenlik kusurları olduğu ortaya çıktı.

 

BBC'nin araştırmacı gazetecilik programı Panorama'nın haberine göre, ülkenin nükleer atıklarının depolandığı tesiste bazı altyapı unsurlarının yıprandığı, radyoaktif maddelerin doğru bir şekilde saklanmadığı ve yeterli personel olmadığı belirlendi.

 

BBC'nin Pazartesi günü yayınladığı programın ele aldığı güvenlik sorunu, bir zamanlar tesiste üst düzey bir yöneticinin ihbarı üzerine araştırıldı. Kimliği açıklanmayan eski yetkili, tesislerdeki güvenlik konusunda kaygılı olduğunu belirtti.

 

Programda, nükleer tesiste tehlikeli radyoaktif maddelerin ancak kısa dönemli kullanılabilecek plastik kaplarda uzun süre tutulduğu ve kapların bozulmaya başladığı görüldü.

 

Sellafield nükleer güvenlik sorumlusu Dr Rex Strong, tesisin "geçmişteki yatırım eksikliğini gidermeye çalıştığını" ifade etti.

 

Ayrıca yapılan bir açıklamada ise plutonyum ve uranyum numunelerinin "güvenli bir şekilde saklandığı" ve bu tür maddelerin uygunsuz bir şekilde muamele gördüğü iddialarının doğru olmadığı belirtildi.

 

İhbarda bulunan eski yetkili ise en büyük korkusunun nükleer atık silolarının yanması olduğunu ve bunun büyük sorunlara yol açacağını ifade etti ve "Orada bir yangın çıksa radyoaktif atık bulutu bütün Batı Avrupa'ya yayılır" dedi.

 

Araştırmalar ayrıca tesiste yeterli personel olmadığını, Temmuz 2012 ile Temmuz 2013 döneminde asgari güvenli personel sayısının ihlal edildiğini ortaya koydu.

 

Tesisin altyapısı ile ilgili 2013'te hazırlanan bir rapor, yıllardır devam eden ihmallerin Sellafield'de kabul edilemez koşullara yol açtığına dikkat çekmişti.

 

Tesisten yapılan açıklamada, Sellafield'in güvenli olduğu ve son yıllarda yapılan yatırımlar sonucu gelişme kaydedildiği belirtildi.

 

07.09.2016 Amerika Bunları Konuşuyor

 

Almanya-Türkiye Arasındaki İncirlik Krizi Çözülüyor mu?

 

Voice Of America’nın haberine göre; Alman ordusu 240 askeriyle 6 Tornado askeri keşif uçağının konuşlandığı İncirlik Üssü’ne 58 milyon Euro yatırım yapacak. Alman medyasında konuyla ilgili çıkan haberleri doğrulayan Federal Savunma Bakanlığı sözcüsü, bakanlık bütçesinde öngörülen, ancak Türkiye ile Almanya arasında yaşanan ziyaret krizi nedeniyle bir süre önce dondurulan paranın Müşteşar Gert Hoofer tarafından imzalanarak, onaylandığını söyledi.

 

Alman ordusunun İncirlik’deki inşaat planları Nisan ayında bizzat Başbakan Angela Merkel tarafından gündeme getirilmiş, Merkel, Alman askerlerinin Adana’daki İncirlik Üssü’nde uzun soluklu görev yapabilmesi için üssün modernleştirilmesi gerektiğini belirtmişti.

 

Sözkonusu yatırım kapsamında Alman uçaklarının kullanacağı uçuş alanı, askerlerin kalacağı yerler ve tam donanımlı komuta merkezi kurulması planlanıyor.

 

Alınan bilgilere göre, yatırımın 28 milyon Euro’su Tornado keşif uçakları için kullanılacak yeni bir piste, askerlerin kaldığı kışlaların modernizasyonuna ve komuta merkezine ayrıldı. Alman tornadoları şimdiye dek, Amerikan uçaklarına ayrılan pistte park ediyordu. Diğer 30 milyon Euro ile de askeri teçhizat alınacak. Federal Savunma Bakanlığı’nın bütçeyi onaylaması iki ülke arasındaki gerilimin atlatıldığının işareti olarak yorumlanıyor.

 

Ermeni soykırımı kararının ardından Türkiye, bir grup Alman milletvekilinin Temmuz ayında İncirlik’e yapmak istedikleri ziyarete izin vermemiş, bu karar iki ülke arasında diplomatik krize neden olmuştu. Aralarında Dışişleri Bakanı Frank Walter Steinmeier’in de olduğu çok sayıda siyasetçi, Alman askerlerini ziyaret etme yasağının sürmesi durumunda Tornado’ların, İncirlik’ten çekilebileceği tehdidinde bulunmuştu.

 

Berlin’deki siyasi çevreler, Çin’deki G20 Liderler Zirvesi’nde biraraya gelen Merkel ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın konuyu kapalı kapılar ardında konuştuklarından ve Ankara’nın önümüzdeki günlerde ziyaret izni yasağının kaldırıldığını duyuracağından yola çıkıyor. Geçen hafta sonunda Sosyal Demokrat Parti’nin (SPD) savunma politikaları sözcüsü Rainer Arnold, Alman parlamentosunun Savunma Komisyonu üyesi milletvekillerinin 4 Ekim’de İncirlik Üssü’nü ziyaret edeceğini söylemişti.

 

Gözler Seçim Öncesi Yapılacak Tartışma Programlarında

 

Voice Of America’nın haberine göre; Amerika’da başkanlık seçimi kampanyalarının en önemli aşamalarından biri, televizyonlarda canlı yayınlanan tartışma programlarıdır. Hem Demokrat Parti başkan adayı Hillary Clinton’ın hem de Cumhuriyetçi Parti başkan adayı Donald Trump’ın oldukça düşük kamuoyu destek oranlarına sahip olması, bu yılki tartışma programlarının geçmiş seçimlerdekilere oranla çok daha etkili olabileceği anlamına geliyor.

 

Tartışma programlarının ilki, 26 Eylül’de New York eyaletinin Hempstead kasabasındaki Hofstra Üniversitesi’nde düzenlenecek. Programın moderatörlüğü görevini, NBC Televizyonu ana haber programı sunucusu Lester Holt yapacak.

 

Seçimden önce dört tartışma programı var.

 

İkinci tartışma programı ise 9 Ekim’de Missouri eyaletinin St.Louis kentindeki Washington Üniversitesi’nde gerçekleştirilecek. Programın moderatörlüğünü bu sefer iki deneyimli haberci, CNN Televizyonu’ndan Anderson Cooper ve ABC Televizyonu muhabiri Martha Raddatz yapacak. Bu program, toplantı formatında gerçekleşecek. İzleyicilerin aktif katılım sağlayacağı programı sosyal medya üzerinden takip edenler de sorularıyla programa katılabilecek.

 

Moderatörlüğünü Fox Televizyonu’ndan Chris Wallace’ın yapacağı üçüncü tartışma programı ise 19 Ekim’de Las Vegas’taki Nevada Üniversitesi’nden yayınlanacak.

 

Moderatör koltuğunda CBS Televizyonu’ndan Elaine Quijano’nun oturacağı program ise başkan yardımcısı adaylarını karşı karşıya getirecek. Programda Demokrat Parti’den Tim Kaine ve Cumhuriyetçi Parti’den Mike Pence, kozlarını paylaşacak. Bu program, Virginia eyaletinin Farmville kasabasındaki Longwood Üniversitesi’nde 4 Ekim’de yapılacak.

 

Trump Pazarlık Peşinde

 

Tartışma programları, Başkanlık Tartışmaları Komisyonu adlı partilerüstü bir grup tarafından düzenleniyor. Komisyondan yapılan açıklamada C-SPAN haber kanalından Steve Scully, dört tartışma programı için de yedek moderatör olarak hazır bulunacak.

 

Demokrat Parti başkan adayı Hillary Clinton, her üç başkanlık tartışmasına da katılacağını açıkladı.

 

Cumhuriyetçi Parti başkan adayı Donald Trump ise programlara katılacağını söylemekle birlikte programların koşullarını gözden geçirmek için pazarlığa oturmak istediğini söylüyor.

 

Donald Trump’ın katılımcı olacağı programların büyük ilgi çekmesi bekleniyor.

 

“Kavga Ederler Mi?” Beklentisi

 

Washington’dan kriz yönetimi danışmanı Eriz Dezenhall, kitlelerin Trump ve Clinton arasında yaşanacak olası bir kavgayı görmek için ekran başına kilitleneceği beklentisi içinde.

 

Donald Trump, önseçimler sırasında Cumhuriyetçi Parti aday adayları arasında yapılan tartışma programlarında dikkatleri her zaman üzerine çekmeyi başarmıştı. Gerginliğin dozunun yüksek olduğu programlar, karşılıklı söz düellolarına sahne olmuş, moderatörler tartışmayı kontrol altına almakta büyük zorluk çekmişti.

 

Demokrat Parti’nin önseçimler sırasında yaptığı dokuz tartışma programı ise Hillary Clinton’a deneyimlerini sergilemesi için fırsat oluşturmuştu.

 

“‘Nakavt’ Olur Mu Olmaz Mı?” Tartışması

 

Genel seçim tartışmaları, son 50 yıldır televizyon ekranlarında birçok ateşli tartışmaya sahne olmuştu. Ancak ‘nakavt’ olarak nitelendirilebilecek anlar nadiren yaşanıyor.

 

“Presidential Debates: Forty Years of High-Risk TV” “Başkanlık Tartışmaları: Yüksek Riskli Televizyonculuğun Kırk Yılı” adlı kitabın yazarı Alan Schroder, 1980 yılında Cumhuriyetçi Parti başkan adayı Ronald Reagan’ın zamanın başkanı, Demokrat Parti adayı Jimmy Carter’la yaptığı tartışmayı hatırlatıyor. Schroder, Ronald Reagan’ın programın sonunda kamuoyuna ‘Dört yıl öncesine göre daha iyi durumda mısınız?” sorusunu yöneltmesinin kamu görüşünde ciddi değişikliğe neden olduğunu ve Reagan’a seçimi kazandırmada büyük rol oynadığını söylüyor.

 

1960 yılında Richard Nixon’ın o zaman senatör olan John F. Kennedy’yle yaptığı üç tartışmanın ilkinde sergilediği hasta ve hazırlıksız görünüm, kamuoyu üzerinde son derece olumsuz etki bırakmış ve Nixon, bu kötü performansının etkisinden kurtulmayı başaramamıştı.

 

Donald Trump’ın önceden tahmin edilmesi zor hareketlerde bulunması ve sözler sarfetmesi, “tartışma programları sırasında her an bir patlama yaşanabilir” beklentisi oluşturuyor. Bu beklentiler nedeniyle çok sayıda izleyicinin ekran karşısına geçeceğine ise şüphe yok.

 

ABD'de Yasadışı Göçmen Tartışması Büyüyor

 

Voice Of America’nın haberine göre; Amerika Gümrük ve Sınır Devriyesi’nin çalışmalarına rağmen, Meksika’dan Amerika’ya yasadışı giren kişiler birçok farklı yöntem kullanıyor. 10 yıl önce sınırı geçerek Texas’a ulaşan Maya isimli kadın, “Yasal giriş yapmadığım için birçok sorun yaşayacağımı biliyordum. Aynı zamanda birçoğumuz belgesiz olmamıza rağmen hayatta ilerleme elde ettik” diye konuşuyor.

 

Maya kendisi gibi yasadışı göçmen olan kocasının arkasından Amerika’ya gelmiş. Çiftin 8 yaşındaki kızları Maryland eyaletinde doğmuş ve Amerikan vatandaşı. Bu yüzden de ailenin en büyük korkusu sınır dışı edilmek ya da hapse girmek.

 

Amerika Göçmenlik Reformu Federasyonu’ndan Dan Stein, yasadışı göçmenlerin sınır dışı edilmesi gerektiğini söylüyor. Stein, “Amerika’ya yerleşmek isteyen milyonlarca kişi var. Bunların kim olacağı kişilerin kendilerine bırakılamaz. Ekonomik durumunu geliştirmek isteyen herkesin gelmesine izin veremeyiz” diye konuşuyor.

 

Ancak Casa de Maryland adlı, Latin kökenlilerin haklarını koruyan dernekten George Escobar, kayıtsız göçmenleri toplu şekilde sınırdışı etme fikrinin saçmalık olduğunu söylüyor. Escobar'a göre, Bu insanlara yasal haklarının verilmesi, vatandaş olmaları hem masraflar açısından daha mantıklı hem de Amerikan ekonomisi için daha iyi.

 

Göçmenlik tartışmalarını daha da alevlendiren konulardan biri de “sığınak şehir” olarak adlandırılan kentlerin varlığı. Amerika’da 32 eyaletteki 276 kentte polis, bireyleri durdurup göçmenlik durumlarını kontrol edemiyor.

 

Stein, polisin ülkeye yasadışı yıllarla girdiğinden şüphelendiği kişileri sorguya çekebilmesi gerektiğini söylüyor.

 

Ancak Escobar, bunun polisin yetkilerini aşması anlamına geleceğini savunuyor. Escobar, “Federal göçmenlik yetkilileri ve yerel polis arasında işbirliği yersiz olur” diye konuşuyor.

 

Bu iki karşıt görüşlü kişinin üzerinde anlaştığı tek nokta, Amerikan göçmenlik sisteminin değişmesi gerektiği. Escobar, “Kesinlikle kapıları açıp herkesin dalgalar halinde gelmesine izin veremezsiniz. Göç eğilimlerini izlemeniz gerek” derken, farklı düşünen Stein,

“Kaçakların ülkeyi terk ederek hukuka uyması gerekir. Ülkelerine döndükten sonra uygun vize programlarına başvurarak tekrar giriş yapmaları doğru olur” diye öneride bulunuyor.

 

Geçen yıl Başkan Barack Obama, başkanlık yetkisini kullanarak yasadışı göçmenlerin yarısının Amerika’da kalmasını sağlayan bir kararname çıkardı. Ancak buna muhalefet edenler, itirazlarını mahkemeye taşıdı.

 

Amerika’da Kongre İşbaşı Yapıyor

 

Voice Of America’nın haberine göre; Kongre üyeleri 7 haftalık aranın ardından işbaşı yapıyor.

 

ABD’de Kasım ayında yapılacak Başkanlık seçimi öncesi Kongre üyeleri yaklaşık 20 gün mesai yapacak. Kongre üyeleri, gelecek ayın ilk günlerinde kampanya faaliyetleri için yeniden kendi seçim bölgelerine dönecek.

 

Kongre’yi işbaşı yaptıktan sonra bekleyen en önemli gündem maddesi bütçe konusunda olacak. Kongre’nin, harcama yasasının süresinin 1 Ekim’de dolmasından önce hükümeti açık tutmanın yolunu bulması gerekecek.

 

Bunun dışında Zika virüsü ile mücadeleye kaynak aktarımı ve savunma bütçesiyle ilgili yasa çalışmaları da önemli gündem maddelerinden. Silah kontrol yasası ve Hakim Merrick Garland’ın Yüksek Mahkeme üyeliği adaylığının onaylanması konularında bir ilerleme sağlanması ise zor görünüyor.

 

Kongre’nin her iki kanadının üyeleri, Demokrat Başkan adayı Hillary Clinton’ın e-postasoruşturması ile İran’la nükleer anlaşma üzerinde de mesai harcayacaklar.

 

Bütçe Tartışması

 

Hükümetin kapanmasını önleyecek yeni harcama tasarısının geçirilmesi kağıt üzerinde kolay gibi görünse de geçmiş yıllarda iki parti arasındaki politika farklılıkları krizlere neden olmuştu.

 

Hatta 2013 yılında, iki tarafın uzlaşamayarak 1 Ekim’den önce harcama tasarısını geçirememesi sonucu federal hükümet 16 Ekim’e kadar kapalı kalmıştı.

 

Kongre üyeleri, hükümet kurumlarının işleyişini sürdürebilmesi için harcama yetkisinin süresini uzatması gerekiyor.

 

Muhafazakarlar, harcama yetkisini gelecek yıla kadar uzatmak isterken, Demokratlar ise Aralık’a kadar kısa bir uzatmadan yana.

 

Zika Virüsüyle Mücadele

 

Kongre’deki her iki partinin üyeleri de hükümetin Zika virüsü ile mücadele etmesine yardımcı olacak yasa çıkartmak istiyor ama kürtaj politikalarına dair bir anlaşmazlık yüzünden Zika ile mücadeleye 1.1 milyar dolar fon desteği içeren yasa geçirilemedi.

 

Şimdi konunun Kongre’nin açılmasıyla tekrar yasama gündemine gelmesi öngörülüyor.

Kongre üyeleri ayrıca, arada bazı tartışmalı konular olsa da savunma bütçesine son şeklini vermeye çalışacak.

 

Clinton’ın E-Postaları

 

Federal Soruşturma Bürosu FBI’ın, Demokrat başkan adayı Hillary Clinton’ın e-posta skandalı hakkında dava açılmasına gerek görmemesine tepki gösteren Cumhuriyetçiler, şimdi Adalet Bakanlığı’ndan Clinton’ın 2012’deki Bingazi saldırısıyla ilgili Temsilciler Meclisi’nde verdiği ifadede yalan söyleyip söylemediği hakkında soruşturma açmasını istiyor.

 

FBI Direktörü James Comey’nin de Clinton’ın e-postaları hakkında ifade vermesi için Kongre’ye tekrar çağrılması muhtemel.

 

Kongre gündemine uzun vadede gelmesi olası konular arasında da silah kontrolü yasası çalışmaları, Merrick Garland’ın Yüksek Mahkeme üyeliğine adaylığı ve Asya-Pasifik ticaret anlaşması görüşmeleri bulunuyor.

 

ABD Şirketlerinde Vergi Endişesi

 

Voice Of America’nın haberine göre; Avrupa Birliği’nin teknoloji devi Apple’a verdiği vergi cezası sonrası, ABD’deki vergi düzenlemeleri mercek altında. Zira bazı varlıklı şirketler, yatırım fonları gibi daha düşük vergi diliminden faydalanıyor.
 

Apple, Avrupa’da vergi ödememek için 11 yıldır yasa dışı yollara başvurduğunu reddetse de, dünyanın en büyük şirketlerinin ödediği vergiler arasında ciddi uçurumlar var.
Finans şirketi Credit Suisse’in raporuna göre Apple gibi teknoloji şirketleri 2004’ten 2014’e uzanan 10 yıllık süreçte karlarının yüzde 24’ünü vergi olarak ödedi. Bu oran enerji şirketleri için ise yüzde 41, yani karlarının neredeyse yarısı.
 

Rapora göre, sağlık ve teknoloji şirketleri, yurtdışındaki düşük vergi dilimleri sayesinde 10 yılda karlarına 266 milyar dolar kattı.
 

ABD’deki vergi sisteminin zorluğu, karışıklığı ve bazı uzmanlara göre de adaletsizliği, şirketlerin merkezlerini başka ülkelere taşımasına neden oluyor.
 

Geçen Mayıs ayında yayımlanan bir başka rapora göre aralarında Facebook, eBay ve Kraft Heinz’ın da bulunduğu ABD’nin en güçlü 78 şirketi, eğer yurtdışı vergi oranlarından faydalanmasa yüzde 15 daha az kazanacaktı. Şu an ise bu şirketler yüzde 20 kar etmiş durumda.
 

Avrupa Birliği, McDonalds’ın ve Amazon’un da peşine düşerken, Starbucks’a milyonlarca dolarlık ceza kesti. ABD Maliye Bakanlığı da, düşük vergili ülkelere kaçışı zorlaştırmak için yeni düzenlemeler getiriyor.
 

ABD Genel Muhasebe Dairesi kayıtlarına göre 2012’de ABD’li şirketlerin beşte biri kurumlar vergisi ödemedi. Bir başka araştırmaya göre ilaç devi Pfizer, düşük vergi ödemede en kazançlı firma. Eğer yurtdışı kazançlarından ABD kanunlarına göre vergi ödeseydi, bu yüzde 35’lik biroran olacaktı ve karları da 3 milyar 100 milyon dolar düşecekti. PayPal ve Expedia da, Pfizer gibi aynı şekilde karlarını artıran kuruluşlar arasında yer alıyor.

 

07.09.2016 Almanya Bunları Konuşuyor

 

Çavuşoğlu: İncirlik İçin İzin Verebiliriz

 

Türkiye'den İncirlik konusunda yumuşama mesajı geldi. Türkiye Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu, Almanya'nın dostane tutumunu sürdürmesi şartıyla Alman parlamenterlerin İncirlik'i ziyaret edebileceklerini söyledi.

 

Türkiye Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Alman milletvekillerinin İncirlik üssündeki Alman birliğini ziyaretiyle ilgili anlaşmazlıkta yumuşama sinyali verdi. Çavuşoğlu, Alman Welt gazetesine yaptığı açıklamada, ziyaret izniyle ilgili olarak "Almanya şimdiki tavrını koruduğu takdirde ziyarete izin verebileceklerini" söyledi. Çavuşoğlu, "Almanya'nın Türkiye'ye olumsuz davranması durumunda ise ziyaret yasağının sürebileceğini" dile getirdi.

 

Almanya Federal Cumhuriyeti Meclisi'nin 1915 yılındaki Ermeni tehcirini "soykırım" olarak nitelendiren kararı onayladığı haziran ayından bu yana Alman parlamenterlerin İncirlik'teki Alman askerlerini ziyaret etmesine izin verilmiyor.

 

Berlin'in Açıklaması Havayı Yumuşattı

 

Almanya Başbakanı Angela Merkel, Çin'deki G20 Zirvesi sırasında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile yaptığı ikili görüşmenin ardından "önümüzdeki günlerde ziyaret izniyle ilgili olumlu haberler beklediğini" söylemişti.

 

Alman hükümetinin soykırım kararının hukuki açıdan "bağlayıcı olmadığını" vurgulamasının gerginliğin azalmasında rol oynadığı tahmin ediliyor. Almanya Dışişleri bakanı Frank-Walter Steinmeier de ziyaret yasağının kalkacağı umudunda olduğunu söylemişti. Merkel ve Steinmeier Meclis Genel Kurulu'ndaki oylamaya katılmamıştı.

 

İncirlik'e Alman Yatırımı

 

Pürüzlerin ortadan kalkmasından sonra Federal Meclis Savunma Komisyonu üyelerinin 4 – 6 Ekim tarihleri arasında IŞİD ile mücadele kapsamında uluslararası koalisyona stratejik destek sağlamak amacıyla İncirlik'te üslendirilen Alman birliğini ziyaret etmesi bekleniyor.

 

Almanya, İncirlik'e 200'ün üzerinde asker, Tornado tipi 6 keşif ve bir de yakıt ikmal uçağı göndermişti. Hafta başında Savunma Bakanlığı Almanya'nın İncirlik üssüne 58 milyon Euro'luk yatırım yapacağını duyurmuştu.

 

Türkiye, Federal Meclis'in Ermeni soykırımı kararının ardından Alman milletvekillerinin İncirlik Üssü'nü ziyaret etmesine izin vermiyordu.

 

Badische Neueste Nachrichten: Berlin-Ankara Hattında Soğuk Dönem Kapanıyor

 

Türkiye ve Almanya arasındaki İncirlik anlaşmazlığı, BM’den Avrupa’ya yöneltilen eleştiri, Suriye ve Afganistan’daki durum ile Başbakan Merkel’in aldığı seçim yenilgisi Alman basınında başlıca yorum konuları.

 

Türkiye ve Almanya arasındaki İncirlik anlaşmazlığı, BM’den Avrupa’ya yöneltilen eleştiri, Suriye ve Afganistan’daki durum ile Başbakan Merkel’in aldığı seçim yenilgisinin sonuçları bugünkü Alman basınından seçtiğimiz yorum konularını oluşturuyor.

İncirlik konusunda Türkiye ile yaşanan anlaşmazlığın giderileceğini ümit eden Almanya hükümeti, İncirlik Üssü için 58 milyon tutarında bir yatırım paketi hazırladı. Badische Neueste Nachrichtengazetesinin konuya ilişkin yorumu şöyle:

 

“Mozaik üstüne mozaik konularak bir resim ortaya çıkıyor ve bunun sadece bir mesajı var: Berlin ile Ankara aylarca süren soğuk dönemden sonra artık birbiriyle konuşuyor ve kırılıp dökülenleri parça parça toplamaya çalışıyorlar. Federal hükümetin Federal Meclis kararları ile hükümetin uygulamalarının iki ayrı şey olduğunu resmen açıklığa kavuşturması ve mesaj vermesi Erdoğan’ın beklediği şeydi. Çünkü bu açıklamadan sonra her şey tıkırında gitmeye başladı.”

 

BM'nin İnsan Hakları Yüksek Komiseri Zeyd Raad el Hüseyin, İslam karşıtı ve sağcı söylemleri olan Batılı politikacıları, IŞİD ile aynı propaganda yöntemlerini kullanmakla suçladı. Berlin’de yayımlananDie Tageszeitung’un yankı uyandıran bu eleştiriye ilişkin yorumunda şu görüşlere yer veriliyor:

 

“Avrupalılar şu sıralarda Arap ve İslam dünyasına baktıklarında orada dinci fanatikleri görüyor ve endişeleniyorlar. Şimdi ise Arap kökenli bir BM temsilcisi Avrupa’ya bakıyor ve o da endişeleniyor. Ona gücenmek mümkün mü? Çirkin Avrupa sadece popülist Wilders ve Le Pen demek değil. Mültecilerin denizin ortasında boğularak ölmesine izin veren, yabancı kökenli insanlara vatandaşlık hakkı vermeyen, siyahî insanlara sınırlarını kapatan ve yabancı kültürlerin üzerine ahlak polisini salan da Avrupa. Avrupa Donald Trump’a şaşırıyor ama o, aslında Avrupa’daki yeni normalliğin aşırı dozdaki bir karikatürü sadece. Bir zaman sonra Avrupa’nın sorunu çok sayıda mültecinin buraya akın etmesi değil, buraya hiç kimsenin gelmek istememesi olacak.”

 

Mainz’da yayımlanan Allgemeine Zeitung Suriye ve Afganistan’daki durumdan yola çıkarak Avrupa’da terör tehlikesinin artabileceği uyarısında bulunuyor:

 

“Batı her yerde dünya polisliğine soyunamaz; Rusya’nın desteğini alsa bile bunu yapamaz. Şu sıralarda Suriye ateş altında. Kaynakların az olması, savaş yorgunluğu, tüm bunlar anlaşılabilir, ama buna rağmen bir savaş bölgesinden ayrılmadan önce bunun sonuçlarının çok iyi tartılması gerekir. Afganistan konusunda bu şu anlama geliyor: Eğer bu ülke kaybedilecek olursa, o zaman Batı’da terör tehlikesi artacak, mülteci akını da daha büyüyecektir.”

 

Münchner Merkur gazetesi ise bir kez daha Başbakan Merkel’in lideri olduğu Hristiyan Demokrat Birlik partisinin (CDU) Mecklenburg-Vorpommern eyaletindeki yenilgisinin ardından kardeş parti Hristiyan Sosyal Birlik (CDU) lideri Horst Seehofer ile Merkel arasındaki çekişmeye değiniyor:

 

“Başbakan 2017 yılındaki seçime kadar düşüşe geçiş dinamiğini durdurabilecek mi? Eğer bugüne kadar izlediği mülteci politikalarından vazgeçmezse bu dinamiği durdurması mümkün olmaz. Hristiyan Sosyal Birlik (CDU) lideri Horst Seehofer’in ‘insanlar Berlin’in bu politikalarını artık istemiyor’ çıkışı, sadece Angela Merkel’i değişim yönünde etkilemek için söylenmiş sözler değil. Seehofer, eğer Merkel izlediği politikaları değiştirmeye yanaşmazsa onun siyaseten sonunu hazırlamaya çalışıyor. Tıpkı diğer taraftan Hristiyan Sosyal Birlik’in (CSU) Başbakan’a, mülteci politikalarıyla içten içe kardeş partisini bitirmeyi amaçladığı suçlamasını yönelttiği gibi.”

 

Türkiye'de Düşünce Özgürlüğü İçin İmza Kampanyası

 

Almanya'dan yazar ve gazeteciler Başbakan Merkel ve AB Komisyonu Başkanı Juncker'den Türkiye'de düşünce özgürlüğü için çabalamasını istedi. Bunun için #FreeWordsTurkey etiketli bir imza kampanyası başlatıldı.

 

Uluslararası Yazarlar Derneği PEN'in Almanya şubesi, Alman yayınevleri, kitabevlerinin çatı kuruluşu Alman Kitap Basım ve Yayıncıları Derneği Borsa Birliği ve Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü, Almanya Başbakanı Angela Merkel ve AB Komisyonu Başkanı Jean-Claude Juncker'den Türkiye'de düşünce özgürlüğü sağlanmasını talep eden bir imza kampanyası başlattı. Kampanyaya şimdiye dek 73 bin 465 kişi destek verdi.

 

www.freewordsturkey.de/petition sitesinde, "Bayan Merkel, Bay Juncker: Türkiye'den düşünce özgürlüğü isteyin" başlığıyla başlatılan imza kampanyasında Federal hükümet ve AB Komisyonu'ndan Türkiye'deki durumla ilgili olarak somut bir tavır takınmaları, düşünce özgürlüğünü uzlaşmasız bir biçimde talep etmeleri ve pazarlık konusu yapmamaları istendi.

 

Türkiye'de darbe girişiminden bu yana hükümeti eleştiren gazeteci ve medya kuruluşlarına karşı hareket edildiği, gazetecilerin pasaportlarının ellerinden alındığı, yazarların tutuklandığı belirtilerek, "60 gazeteci ve yazar tutuklanmış, medya grubu olan 130 şirket kapatılmıştır. Yazarlar ve yayıncılar korku ve varoluşsal kaygı içinde bulunmaktadırlar" denildi.

 

Almanya Başbakanı Angela Merkel ve AB Komisyonu Başkanı Jean-Claude Juncker'e hitaben hazırlanan imza kampanyası dilekçesinde, düşünce özgürlüğünün pazarlık konusu edilemeyeceği belirtilerek şu görüşlere yer verildi:

 

"Bu nedenle Federal hükümet ve Avrupa Birliği Komisyonu'nundan talebimiz, Türkiye’nin içinde bulunduğu bu duruma karşı net bir duruş sergilemeleri, verecekleri kararlar, eylemleri ve yapacakları açıklamaları ile tavizsiz ve etkin bir şekilde düşünce özgürlüğünü talep etmeleri ve bunu pazarlık konusu yapmamaları. Türkiye ve dünyanın başka bir yerinde düşünce özgürlüğü saldırı ve ağır sınırlamalara maruz kaldığında, Federal hükümet ve Avrupa Komisyonu bu ülkelere karşı politikalarını gözden geçirmelidir. Ayrıca, mağdur gazeteci ve yazarların, Almanya tarafından sağlanacak, örneğin bürokrasisi olmayan engelsiz acil yardım vizesi uygulaması gibi hızlı bir şekilde yardıma ihtiyaçları vardır" denildi.

 

“İfade Özgürlüğü İçin Harekete Geçelim”

 

Alman Kitap Basım ve Yayıncıları Derneği Borsa Birliği Başkanı Alexander Skipis “Türk hükümeti büyük ölçüde ifade özgürlüğüne saldırıyor. Alman hükümeti ve AB Komisyonu, buna daha fazla sessiz kalmamalıdır. İfade özgürlüğü bir insan hakkıdır ve pazarlık edilmemelidir. Siyaset dünyası, bu hakkı koşulsuz temsil etmelidir. Gelin hep birlikte bu sessizliği kıralım ve ifade özgürlüğü için harekete geçelim” şeklinde konuştu.

 

“Sessiz Kalmak Bir Seçenek Değil”

 

Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü sözcüsü Michael Rediske ise “Türkiye'nin durumunu göz önüne alınca sessizlik bir seçenek değil. Gazeteci ve yazarların yoğun şekilde takibi ve tutuklanmasına karşı açıkça görüş bildirmek gerekli. Takibata uğrayan Türk medya çalışanlarının bizim dayanışmamıza ve pratik desteğimize ihtiyaçları var” ifadelerini kullandı.

 

 

 

http://www.turksam.org/tr/dis-basin-detay/1306-dunya-bunlari-konusuyor
Bu sitede yer alan bilgiler TÜRKSAM adresi kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Tüm hakları Telif Hakları Yasası'nca korunmaktadır.
Kâr amacı güdülmez. Yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.

Sayfa 825 kez görüntülendi.


Copyright © 2004 - 2014 TÜRKSAM - Tüm Hakları Saklıdır. Aktif 1135 ziyaretçi bulunmaktadır. Tasarım ve Programlama TÜRKSAM - Bilişim Teknolojileri Merkezi (BTM)