Dış Basın | 14 Ekim 2016

|

Dünya Bunları Konuşuyor



14 Ekim 2016 ABD Bunları Konuşuyor

 

John Kirby: “Türk Güçleri Uluslararası Koalisyonun Parçası Olarak Orada Değiller”

Türkiye’nin Başika’daki askeri varlığı nedeniyle Irak ve Türkiye arasında başlayan kriz, karşılıklı açıklamalar ve restleşmelerle büyüyor. Türkiye ve Irak yönetimi arasında yaşanan Başika gerilimi, ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü John Kirby’in yaptığı açıklamalarla daha da tırmandı.

 

ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü John Kirby, Amerika’nın konuyla ilgili görüşünü "Tüm komşuları Irak'ın egemenliğine ve toprak bütünlüğüne saygı göstermeli. Irak'ta konuşlu Türk güçleri uluslararası koalisyonun parçası olarak orada değiller." sözleriyle ifade etti.

 

ABD: “PKK’nın Musul Operasyonu’nda Rol Almasını Desteklemeyiz”

 

ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mark Toner, terör örgütü PKK’nın yaklaşan Musul operasyonunda rol almasını desteklemeyeceklerini söyledi.

Toner’a günlük basın brifinginde, Türkiye’nin Musul’un IŞİD’den temizlenmesi amacıyla planlanan operasyona PKK unsurlarının da katılması olasılığına dair endişeleri ve Amerika’nın bu konudaki pozisyonu soruldu.

 

PKK’yı net biçimde terör örgütü olarak gördüklerini belirten Toner, “Dolayısıyla (operasyona katılmaları) onları desteklemeyiz” ifadesini kullandı.

Toner, Suriye’nin kuzeyinde de sahada IŞİD ile savaşan PYD gibi bazı Kürt gruplar ile PKK arasında kesin bir çizgi çizdiklerini vurguladı.

 

Türkiye’nin vatandaşlarını PKK’nın devam eden saldırılarına karşı koruma çabalarını desteklediklerini kaydeden Toner, “Nihayetinde, bir türden diyaloğu ve şiddetin sona erdiğini görmek isteriz ama Türkiye’nin PKK terörüne karşı vatandaşlarını korumaya her hakkı var” diye konuştu.

 

Toner, PKK’nın Bağdat’ta ofis açmayı planladığına dair haberlerin sorulması üzerine de, bu yöndeki haberleri ya da çağrıları görmediğini, ancak böyle bir şeyi elbette desteklemeyeceklerini söyledi.

 

Başika’daki Türk askeri varlığından dolayı Türkiye ile Irak arasındaki gerilime dair sorular üzerine de Toner, hem Türkiye hem de Irak hükümetlerini “ortak düşman” IŞİD’e odaklanmaya çağırdıklarını belirtti.

 

Gerilimin düşmesi ve anlaşmazlıkların çözümü için iki hükümet arasında yapıcı bir diyaloğun olmasını da desteklediklerini yineleyen Toner, Irak’ta IŞİD’e karşı operasyonların Irak hükümetinin komuta ve kontrolü altında olması gerektiği yönündeki pozisyonlarını da tekrar vurguladı.

 

Gazetecileri Koruma Komitesi: “Trump’ın Başkan Seçilmesi Basın Özgürlükleri İçin Tehdit”

 

New York merkezli uluslararası ‘Gazetecileri Koruma Komitesi’ (CPJ), Cumhuriyetçi başkan adayı Donald Trump’ın başkan seçilmesi halinde basın özgürlükleri için Amerika ve dünyada ciddi bir tehdit oluşturacağı görüşünü savundu.

 

Gazetecileri Koruma Komitesi Yönetim Kurulu, başkan seçilmesi halinde Trump’ın, Amerika ve dünyada basın özgürlüğü için ciddi bir tehlike oluşturacağı ve böyle bir durumda Trump’a karşı mücadele edilmesi gereken bir kararı kabul etti.

 

Yönetim Kurulunda kabul edilen kararla ilgili açıklamayı, Gazetecileri Koruma Komitesi Yönetim Kurulu Başkanı Sandra Mims Rowe yaptı.

Rowe, yönetim kurulu toplantısında alınan kararla ilgili yaptığı açıklamada; “200 yıldan beri Amerikan demokrasisinin kurucu esaslarına göre bağımsız basın kuruluşlarının aracılığıyla vatandaşlara bilgi akışını özgürce sağlar. Amerika’da gazetecilik ve basın özgürlükleri konusundaki tutum ve ilkeler dünyada her türlü şiddete, sansüre, devlet baskısına karşı koyan cesur gazetecilere ilham kaynağı olur. Trump başkan seçilmesi halinde elde ettiğimiz bu değerler için çok ciddi bir tehdit oluşturur” dedi.

 

14 Ekim 2016 İran Bunları Konuşuyor

 

Zarif, Guterres’in BM Genel Sekreterliğine Seçilmesini Kutladı

 

İran İslam Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı Mohammad Cevad Zarif, Antonio Guterres’in BM Genel Sekreteri seçimini kutladı.

 

Zarif, Guterres’in BM Genel Sekreterliğine seçildiğini kutladı

Zarif, İran’ın BM daimi temsilcisi Gholamali Hoşru vasıtası ile Guterres’in bürosuna gönderdiği mesajda kendisinin BM Genel Sekreterliğine seçilmesini kutladı.

Zarif mesajında, Guterres’ın milli ve uluslararası düzeyde tecrübelerine değinerek kendisini bu makam için en yetkin kişi olduğunu söyledi.

 

Portekiz'de 25 Nisan 1974'te şiddet kullanılmadan gerçekleştirilen ve diktatörlüğe son veren Karanfil Devrimi'nin ardından Sosyalist Parti'e katılan Guterres, 1992 yılında partinin genel sekreteri oldu.

 

1995 ile 2002 yılları arasında Portekiz Başbakanı olarak görev yapan Guterres, başbakanlık görevinin ilk döneminde ekonomik açılımlar yaparak Portekiz'in Expo 98'e evsahipliği yapmasını sağladı ve ülkenin uluslararası alanda görünürlüğünü artırdı.

 

Başarılı bir döneme imza atan Guterres, 1999 yılında ikinci kez başbakan olarak seçildi. Ancak, Guterres'in ikinci dönemi o kadar da parlak geçmedi. Sosyalist Parti içindeki iç çatışma ve yerel seçimlerde istenilen zaferin elde edilememesi Guterres'i 2001'de istifaya zorladı.

 

Guterres, 1999 – 2005 yılları arasında ise Sosyalist Enternasyonal’ın başkanlık görevini yürüttü.

 

Antonio Guterres, İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana en kötü insani krizin yaşandığı bir dönemde 2005-2015 yılları arasında BM Mülteciler Yüksek Komiserliği görevini üstlendi.

 

Abdullahiyan: İran, Güçlü Bir Şekilde Direniş Cephesinin Yanında Durmaya Devam Edecektir

 

İslami Şura Meclis Başkanı Uluslararası İşler Özel temsilcisi Hüseyin Emir Abdullahiyan, İran’ın güçlü bir şekilde direniş cephesinin yanında durmaya devam edeceğini bildirdi.

 

Abdullahiyan: İran, güçlü bir şekilde direniş cephesinin yanında durmaya devam edecektir

Tahran’da açıklamada bulunan Abdullahiyan, bölge halklarının Bahreyn, Suriye, Yemen ve Irak’ta terörizm ve Siyonizm karşısında zafere ulaşacaklarını bildirdi.

 

Siyonist rejimin bölgeden silineceğini ifade eden Abdullahiyan, İran İslam Cumhuriyetinin güçlü bir şekilde direniş cephesinin yanında durduğunu ve durmaya da devam edeceğini söyledi.

 

Abdullahiyan, Arabistan ve ABD’nin Yemen’deki ortak tecavüzünün yenildiğini belirterek, İran’ın bölgedeki istikrar ve sebatın tesisi için tüm çabalarına devam edeceğini söyledi.

 

Cenneti: “İran’ın Gündeminde Barış ve Saygıyı Kalıcı Kılmak İçin Dinler ve Kültürler ile Diyalogu Geliştirmek Vardır”

 

İran İslam Cumhuriyeti Kültür ve İslami İrşad Bakanı Ali Cenneti, ‘’İran, barış ve saygıyı kalıcı kılmak için dinler ve kültürlerle diyalogun gelişmesini gündemine almıştır’’ dedi.

Cenneti:  İran’ın gündeminde barış ve saygıyı kalıcı kılmak için dinler ve kültürlerle diyalogu geliştirmek vardır

 

Endonezya’nın Bali adasında düzenlenen Uluslararası Kültürler Kurultayı toplantısında konuşma yapan Cenneti, İran’ın eski kültür ve medeniyetine dayanarak her zaman diyalogu ön planda tuttuğunu söyledi.

 

Kültürel çeşitliliğim büyük bir zenginlik olduğunu ifade eden Cenneti, ‘’Kültür çeşitlilik var olan özel değerlerinden dolayı dünya kültür mirasının zenginleşmesinde ve milletlerin kültürel işbirliğinde yapıcı rol üstlenebilir’’ dedi.

 

Günümüzde insanoğlunun çeşitli sorunlar ve sıkıntılarla boğuştuğunu ifade eden Cenneti, diyalog için uygun bir ortamın hazırlanması ve adalete dayalı bir dünyanın kurulması açısından, kültürün ortaklık ve karşılıklı anlayış ve saygı için kullanılmasının etkili olacağını söyledi.

 

Dünya’daki hızlı değişimlere ve uluslararası arenada çeşitli etkenlerin girmesine işaret eden Cenneti, ‘’Bu değişimler bizi her zamandan daha çok kalıcı gelişme ve güvenlik için kültürün yüksek kapasitelerini kullanmamızı gerektirmektedir. Kültür iyi ve kötüyü öğretmekte ve ikaz etmektedir. Kültürün ilkesel ve idrak boyutları vardır ve bizim tüm davranışlarımıza yön vermektedir’’ dedi.

 

21. yüzyılda artan taassup ve mantıksız nefretlere değinen Cenneti, ‘’Maalesef toplumların kültürel bir parçası olan mezhepsel bakışlar kökenleri adalet, barış olmasına rağmen nefretin artması ve savaşlara neden olmaktadır. Bu durum tehlikelerin yanı sıra toplumsal ve kültürel koordinasyonu ve kültürlerle, medeniyetlerin birlikte barış içinde yaşamını tehlikeye atmakta’’ diye konuştu.

 

Cenneti dün Endonezya Kültür ve Öğretim Bakanı Muhacır Efendi ile yaptığı görüşmede, İran ve Endonezya'nın İslam âlemi içindeki önemli konumunu hatırlatarak, iki ülke arasındaki işbirliğinin İslam aleminin karşı karşıya bulunduğu sorunların çözümlenmesinde etkili olacağını bildirdi.

 

Kültürel etkinlik ve haftanın düzenlenmesinin iki ülke arasındaki kültürel bağların daha da pekişmesini beraberinde getireceğini belirten İran İslam Cumhuriyeti Kültür ve Eğitim Bakanı ayrıca İran ve Endonezya'nın bölgesel ve uluslararası teşkilatlar içinde de yakın işbirliğini sürdürmelerini istedi.

 

Endonezyalı bakan Muhacir Efendi de bu görüşmede, ülkesinin İran İslam cumhuriyeti ile ilişkilerini dostluk, vahdet ve kardeşlik temelleri üzerinde daha da geliştirmek istediğini bildirdi.

 

Ruhani: “Yemen, Suriye ve Irak Halklarının Teröristlerden Kurtarılmasını Diliyorum”

 

İran İslam Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani, Yemen, Suriye ve Irak halkının hüzün verici durumuna işaretle, bu ülkelerin halkının Allah'ın yardımıyla, saldırganlar ve teröristlerin şerrinden kurtulmasını temenni etti.

 

Aşura Merasimi için Tahran'ın güneyindeki Abdul-Azim Hasani türbesinde İmam Hüseyin’in şahadet yıldönümünde düzenlenen törende konuşan Ruhani, bu ülke halklarının kurtulması temennisini dile getirdi.

 

Abdullahiyan: “İran, Güçlü Bir Şekilde Direniş Cephesinin Yanında Durmaya Devam Edecektir”

 

İslami Şura Meclis Başkanı Uluslararası İşler Özel temsilcisi Hüseyin Emir Abdullahiyan, İran’ın güçlü bir şekilde direniş cephesinin yanında durmaya devam edeceğini bildirdi.

 

Abdullahiyan: İran, güçlü bir şekilde direniş cephesinin yanında durmaya devam edecektir

Tahran’da açıklamada bulunan Abdullahiyan, bölge halklarının Bahreyn, Suriye, Yemen ve Irak’ta terörizm ve Siyonizm karşısında zafere ulaşacaklarını bildirdi.

 

Siyonist rejimin bölgeden silineceğini ifade eden Abdullahiyan, İran İslam Cumhuriyetinin güçlü bir şekilde direniş cephesinin yanında durduğunu ve durmaya da devam edeceğini söyledi.

 

Abdullahiyan, Arabistan ve ABD’nin Yemen’deki ortak tecavüzünün yenildiğini belirterek, İran’ın bölgedeki istikrar ve sebatın tesisi için tüm çabalarına devam edeceğini söyledi.

 

14 Ekim 2016'da Rusya Bunları Konuşuyor

 

Esad: Teröristleri Türkiye'ye Geri İtmek veya Öldürmek Zorundayız

 

Sputnik'e göre; Türkiye’nin Suriye’deki eylemlerini ‘işgal’ olarak nitelendiren ve bunun uluslararası hukuka aykırı olduğunu ifade eden Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad, Halep’teki teröristlerin Türkiye’ye geri itilmesi ya da öldürülmesi gerektiğini söyledi.


Rusya’nın Komsomolskaya Pravda gazetesine konuşan Esad, Halep’in teröristlerden geri alınmasının diğer Suriye kentlerinin özgürleştirilmesi için ilk adım olacağını ifade etti. “Bu bölgeyi temiz tutmak ve teröristleri geldikleri yer olan Türkiye’ye itmek ya da öldürmek zorundasınız. Başka bir seçene yok” diyen Esad, şöyle devam etti: “Askeri ve stratejik açıdan, El Nusra’yı izole etmemiz mümkün değil. Ancak Halep’i almak, diğer şehirlere doğru ilerlemek ve onları da teröristlerden kurtarmak için başlama noktası olabilir. Halep bu yüzden önemli.”
 

‘Öso İle Işid Ve Nusra Arasında Bir Fark Yok’

Özgür Suriye Ordusu ile IŞİD ve El Nusra arasında herhangi bir fark olmadığının altını çizen Esad, “Teröristler Suriye’ye ilk geldiğinde kimse El Nusra ya da IŞİD’den bahsetmiyordu. Onlara basitçe Özgür Suriye Ordusu deniyordu, hükümetin ve ordunun karşısındaydılar. Ancak gerçekte, biz ilk haftalardan insanların kafalarını kesmeye başladıklarını gördük. Bu, onların başından beri radikal bir grup olduğunu gösteriyor” diye konuştu. Suriye lideri, “ÖSO büyümeye başladığında, suçlarını saklamak imkansız hale geldi ve Batı da El Nusra’nın varlığını kabul etmek zorunda kaldı. Ancak aslında bu Özgür Suriye Ordusu, bu IŞİD. Aynı köklere sahipler ve bir yerden diğer yere hareket edip duruyorlar” dedi.

 

NATO'daki Türk Subay Sayısı 9'a Düştü

 

Darbe girişiminin ardından FETÖ üyesi olduğu gerekçesiyle ordudan ihraç edilen subaylar nedeniyle, NATO’nun Belçika'nın başkenti Brüksel’deki baş karargâhında görevli Türk subaylarının sayısının 9’a düştüğü bildirildi. Reuters’e konuşan bir Türk yetkili, Brüksel’de 50 askeri personelden sadece 9’unun kaldığını söyledi.

Reuters tarafından görülen 'hizmete özel' niteliğe sahip askeri belgede, NATO'nun Almanya, Brüksel, Hollanda ve İngiltere'deki merkezlerinde görevli 149 askeri temsilci, 27 Eylül'de 3 gün içinde Türkiye'ye dönme emri aldı. Birçoğu Türkiye'ye döndükten sonra TSK'dan ihraç edildi ya da tutuklandı.

 

Darbe Soruşturmasında Bir İlk: Yüksek Rütbeli 4 Asker Tahliye Edildi

 

Sputnik'e göre; İstanbul’daki darbe soruşturmasında ilk kez yüksek rütbeli askerlerin tahliyesi gerçekleşti. Hâkimlik, Tümgeneral Veli Yıldırım, Tuğgeneral Şener Yazıcıoğlu, ve Tuğgeneral Ali Akyürek, Tuğamiral Ömer Mesut Ak'ın 'Darbeci kanatla işbirliği yaptıklarına dair şüphe olsa da yeterli delil bulunmadığı' gerekçesiyle tahliyesine karar verdi.

Hürriyet'ten Damla Güler'in haberine göre, 15 Temmuz darbe girişiminin ardından İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terör ve Örgütlü Suçlar Soruşturma bürosu tarafından başlatılan darbe girişimi soruşturması kapsamında tutuklanan Tümgeneral Veli Yıldırım, Tuğgeneral Şener Yazıcıoğlu, Tuğamiral Ömer Mesut Ak ve Tuğgeneral Ali Akyürek tahliye edildi. Yapılan tahliye taleplerinin ardından darbe soruşturmasını yürüten savcı Can Tuncay'a görüşü soruldu. Savcı Tuncay generallerin tahliyesine karar verilmesi yönünde görüş bildirdi. İlk olarak Tuğamiral Ali Akyürek, 'mevcut delil durumunun değişmesi ihtimali' göz önüne alınarak tahliye edildi. Tümgeneral Veli Yıldırım, Tuğgeneral Şener Yazıcıoğlu, Tuğamiral Ömer Mesut Ak için yapılan tahliye talebi ise ilk olarak İstanbul 5. Sulh Ceza Hakimliği tarafından reddedildi. Avukatların yaptığı itiraz sonucu tahliye taleplerinin bu kez bir üst hakimlik olarak İstanbul 6. Sulh Ceza Hakimliği değerlendirdi. Talepleri değerlendiren hakimlik 3 isim hakkında tahliye kararı verdi.

 

'Darbeye Katıldıklarına İlişkin…'

 Tahliye kararına gerekçe olarak, "Komuta ettikleri birliklerin darbe girişimine katıldıklarına dair herhangi bir tespitin bulunmaması" değerlendirmesi yapıldı. Komutanların darbe girişimine katıldıklarına dair delil bulunmadığına dikkat çekilen kararda, "Darbeciler tarafından hazırlanan sıkıyönetim sözde atama listesinde mevcut görevin devamına dair atama kararları hariç darbe teşebbüsüne katıldıklarına dair delil bulunamadığı.." ifadeleri kullanıldı.

 

14 Ekim 2016 İngiltere Bunları Konuşuyor

 

Economist dergisi, Avrupa Birliği konularının ele alındığı Charlamagne köşesinde bu hafta, "Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne üye olma girişimi kötü bir şaka, ama bu girişimi öldürmeyin" başlıklı bir yazıyla Türkiye'deki gelişmelere yer veriyor.

 

Yazı, Türkiye'deki iki genç kadını anlatarak başlıyor. Kadınların Türkiye'nin korku dolu bir yer olması nedeniyle, hiç çocuk sahibi olmama anlaşması yaptıklarını yazan dergi, "Temmuz'daki darbe girişiminden sonra girişilen misillemeler ve tasfiyeler arasında demokrasi ışıkları" sönüyor diyor.

 

Dergi her hafta yeni tutuklama, görevden alma dalgaları yaşandığını ve hiç kimsenin muaf olmadığını anlatıyor. Kadınların bir arkadaşlarının da üniversitesinin Gülen cemaati bağlantısı nedeniyle, diplomasını kaybettiği belirtiliyor. "Resmi paranoya iyice absürtleşti" diyen dergi geçen hafta, bir ders kitabında bulunan geometri sorusundaki F ve G harflerinin çıkartıldığını söylüyor. Bir akademisyenin de "Herkesin ödü kopuyor" dediği söyleniyor. Yazı şöyle devam ediyor;

 

'Rusya bize Almanya'dan daha iyi davranıyor'

 

"Bu kadınlar kaygılarını paylaşan Avrupa Birliği'nden destek bekleyebilirler mi? Çok zor. Avrupa'nın ikiyüzlü olduğunu, terör saldırılarının ardından dayanışma beklerken, darbe girişiminden sonra bunu hiç göstermediklerini söylüyorlar. Bu duyguları toplumun geniş kesiminde paylaşılıyor. Sadece Charlamagne'nın dolaştığı, hükümet yanlısı Fatih semtinde de değil. Kadınlar, Recep Tayyip Erdoğan'dan şikâyetlerini dile getirirken, kentin öbür yanında, Türkiye'nin öfkeli Cumhurbaşkanı 'bize hala insan hakları veriyorlar' dediği ülkeleri, demokrasi feneri ülkeler Azerbaycan, Venezuela ve Rusya'nın liderlerinin önünde yerden yere vuruyordu. Erdoğan ve Vladimir Putin, Türk akım projesini canlandırma taahhüdü verdi. Fatih'teki bir esnaf Nazif Özbek 'Rusya bize Almanya'dan daha iyi davranıyor. Avrupa bizi arkamızdan bıçaklıyor' diyor. "

 

Yazıda, Türkiye-Avrupa Birliği ilişkilerinin bu kadar kötü olduğu bir dönemi hatırlamanın zor olduğu söyleniyor. Türkler 'in de haklı olarak 270 kişinin öldüğü, seçilmiş bir cumhurbaşkanının neredeyse devrildiği ve Ankara'da parlamentonun bombalandığı darbe girişiminden sonra AB'nin gösterdiği miskin desteğe öfkeli olduklarını aktarıyor.

 

Erdoğan taraftarı olmayan Türkler'in bile Avrupalıların darbenin başarıya ulaşmasını istediğinden şüphelendikleri kaydediliyor. Economist şöyle devam ediyor;

 

'Türkiye diktatörlük bataklığına sürükleniyor'

 

"Avrupalılarsa, Erdoğan vidaları sıkarken, diplomatik terbiyelerini korumaya uğraşıyor. 'Geçen yıl, mültecileri uzak tutması için Türkiye'ye rüşvet vermek yeterince kötüydü' diyorlar. Daha kötüsü, Türkiye AB'yle katılım müzakereleri yapıyor. Katılım sürecinin, aday ülkeleri Avrupa normlarına yaklaştırması gerekiyor. Ancak sultan olma heveslisi lideriyle Türkiye, diktatörlük bataklığına sürükleniyor. Türkiye hiç üyeliğe yakın olmadı. Ama bir süre, bunun önemi yoktu. Müzakerelerin 2005'te başlamasından önce Erdoğan üyelik vizyonunu, ölüm cezasını kaldırmak, Kürtçe yayınlara izin vermek ve işgüzar orduyu kışlalarında tutmak için kullandı. İhracatçılar, Avrupalı şirketler ve yatırımcılarla daha yakın ilişki ihtimalini düşünerek ellerini ovuşturdu. Almanya Başbakanı Angela Merkel, Türkiye'nin imtiyazlı ortaklığa razı olması gerektiğini söylerken, AB'nin eski Sovyet bloğuna genişlemesine sevinen diğerleri, genişlemenin gücünün dev komşularını içerden dönüştüreceğine inanıyordu."

 

Dergi artık kimsenin bu iddiada bulunmadığını söylüyor ve "Erdoğan'ın yıllarca gazetecileri hapse attığını, adalet sistemini bozduğunu ve yolsuzluğun büyümesine izin verdiğini" savunuyor.

 

Economist, Türkiye'nin AB üyeliğini zaten hiç istemeyen Avusturya'nın müzakerelere son verilmesini istediğini ve tekrar Fransa Cumhurbaşkanı olmak isteyen Nicolas Sarkozy'nin de AB'nin Türkiye'ye Asya'ya ait olduğunu söylemesi gerektiği yönündeki sözlerini hatırlatıyor. Erdoğan'ın da "Yunanistan'ın Ege adaları üzerindeki genişleme hırslarının sinyalini verdikten birkaç gün sonra parlamentoda Türkiye ve AB'nin artık oyunun sonuna gelmesi gerektiğini söylediği" vurgulanıyor. Economist daha sonra şöyle devam ediyor;

 

"Tarafların çıkarları şimdi başka yerde. Türkiye enerjisini Kürtlerin, sınırlarında bir devletçik oluşturmasını durdurmaya ve Gülencilerin geniş uluslararası bağlarını zayıflatmaya odakladı. Sessizce AB'den uzaklaşıyor ve ortak kültür ve eğitim kurumlarından çıkıyor. Avrupalılarsa Türkiye'nin AB'ye girmesinin oy verenler arasındaki zehirli etkisinden korkuyor. Bütün bunlara yorgun gözlerle bakan AB yanlısı Türkler başka bir ilişki modeli olup olmaması gerektiğini merak ediyor. Peki, fişi çekme zamanı mı artık? Bu cezbedici ama hayır. Darbeden sonra, kredi notları düşen ve yatırımların donduğu Türkiye, en büyük ticari ortağına sırtını dönmeyi kaldıramaz. Erdoğan, tüm o konuşmalarına karşın, istikrarsızlık güney sınırlarını sararken büyük ihtimalle Avrupa'yla bağlarını kesmeyecektir. Avrupalılar Erdoğan'la terbiyeyle oynamaktan nefret ediyor ama ilişkiler kesildiğinde içgüdülerinin onu nereye götüreceğinden korkuyorlar. Şüpheciler, Erdoğan'ın artık iktidarda olmayacağı günün çok uzak olduğunu düşünüyor olmalı. Daha mutlu bir dönem gelirse, komadaki bir hasta her zaman uyandırılabilir."

 

'Avrupalılar ikiyüzlülüğü yutmak zorunda'

 

Dergi her iki tarafın da terörle mücadeleden göçe yakın vadeli sorunlarını görmezden gelemeyeceğini söylüyor ve AB ile Türkiye'nin acilen yeni birlikte çalışma yollarına ihtiyacı olduğunu belirtiyor. Bunun için de yılda iki kez yapılacak zirvelerin iyi bir başlangıç olabileceği vurgulanıyor. Mülteci anlaşmasının da gelecekteki işbirliği için bir model olabileceği vurgulanıyor. Yazı şu satırlarla sona eriyor;

 

"Kıbrıs'ın yeniden birleşmesi için bir anlaşma, ki bu ulaşılabilir mesafede bir başka model olabilir. Türkiye AB'nin vizesiz seyahat koşullarını karşılarsa ki bir Avrupalı bürokrat bunun gayet başarılabilir bir şey olduğunu söylüyor, Fransa ve Avusturya gibi ülkeler sırf inatlarından bu anlaşmayı bloke etmemeli. AB'ye katılımın Avrupa'nın özgürlük ve demokrasi ideallerini, bunların pek görülmediği bölgelere genişletme süreci olması gerekiyordu. Türkiye'ninkinde bu, hastaların bırakmasının çok tehlikeli olduğu bir uyuşturucuya dönüştü. Görünür gelecekte Türkiye AB'nın sorunlu, fevri ama vazgeçilmez bir komşusu olacak. Avrupalılar bir derece ikiyüzlülüğü yutmak zorunda kalacak."

 

'Türk-Rus yakınlaşması Suriye'de dengeleri değiştirdi'

 

Financial Times yazarlarından David Gardner, Türkiye ve Rusya arasındaki yakınlaşmanın Suriye'de cephedeki dinamikleri değiştirdiğini yazıyor.

 

Gardner, Doğu Halep'teki muhaliflerin Rus bombardımanı ve İran'ın destek verdiği milislerin karadan saldırılarıyla yenilecek gibi göründüğünü söylüyor. Böylece Rus lider Vladimir Putin'in istediğini alıp, Rusya'nın ABD'nin karşısında bölgesel ve küresel bir rakip olarak rüştünü göstereceğini belirtiyor. Ancak Gardner, bu sonucu getirecek olanın sadece Putin'in acımasızlığı değil, Türkiye'nin Rusya ve bir ölçüde İran'la yakınlaşması olduğunu vurguluyor.Gardner, beş yıldır devam eden savaş boyunca, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Esad yönetimini devirmeye çalıştığını, Esad karşıtı isyancı güçlere destek verdiğini ve cihatçı gönüllülerin Türkiye'yi Suriye'ye saldıralarda bir rampa gibi kullanmalarına izin verdiğini söylüyor. Yazar şöyle devam ediyor;

 

"Bu keskin odaklanmışlık, özellikle Temmuz'da Erdoğan'a karşı düzenlenen şiddet dolu darbe girişiminden sonra Ankara daha acil sorunlarla karşılaşınca zayıflamaya başladı. Türkiye'nin şimdi Suriye'deki başlıca amacı, Kürt savaşçıların sınırın güneyinde otonom bir bölgeyi pekiştirmesi. Ankara Suriyeli Kürtlerin, Kürdistan Bölgesel Yönetimi'ndeki üslerinden güneydoğu Türkiye'de bir isyan yürüten müttefikleriyle bağlantı kurmasından korkuyor. Ankara sonunda ülkedeki IŞİD hücrelerini ve sempatizanlarına karşı harekete geçmeye ve cihatçıları sınırlarından sürmeye başladı. Erdoğan bu karmaşık askeri hamleyle girişmeden önce Putin'le barıştı."

 

'Washington Ankara'yı kızdırdı'

 

Türk yetkililerin, Rusya'yla bu sıcak ilişkilerin Halep'in veya Suriye'deki isyanın sonu anlamına gelmediğini söylediğini aktaran David Gardner, ancak bunun kendi Kürt azınlığının üzerine giden, Suriye'nin bir diğer uluslararası hamisi İran'la doğrudan olmayan bir ilişkiye uzandığını vurguluyor. Gardner üst düzey bir yetkilinin de "Komşuyuz ve birlikçe birçok şey yapabiliriz" dediğini aktarıyor. David Gardner şöyle devam ediyor;

 

"Bu yeni denklemdeki bir element, Türkiye'nin Nato üyesi ve AB'ye aday ülke olmasına karşın, Moskova ve Tahran'ın Temmuz'daki darbe girişimini Washington ve birçok Avrupa başkentinden daha hızlı kınamasıydı. Ancak Suriye konusunda Türkiye uzun süre önce Batı'nın ana akım Sünni isyancıları terk ettiği sonucuna vardı. ABD, görev süresinin sonuna gelen bir Başkana sahip ve seçim yarışıyla dikkati dağılmış halde. Sadece IŞİD'e odaklanıp, Suriyeli Kürt milisleri vurucu kuvvet olarak kullanarak Ankara'yı kızdırdılar. AB, Rusya'yı Suriye'de yaptıkları için cezalandırmayı düşünebilir ama Kırım'ın ilhakı ve Ukrayna'ya müdahale için koyduğu ambargoları yılsonunda uzatmakta zorlanabilir."

 

http://www.turksam.org/tr/dis-basin-detay/1320-dunya-bunlari-konusuyor
Bu sitede yer alan bilgiler TÜRKSAM adresi kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Tüm hakları Telif Hakları Yasası'nca korunmaktadır.
Kâr amacı güdülmez. Yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.

Sayfa 1456 kez görüntülendi.


Copyright © 2004 - 2014 TÜRKSAM - Tüm Hakları Saklıdır. Aktif 1135 ziyaretçi bulunmaktadır. Tasarım ve Programlama TÜRKSAM - Bilişim Teknolojileri Merkezi (BTM)