Dış Basın | 17 Kasım 2017

|

17 Kasım'da Dünya Bunları Konuşuyor



17 Kasım 2017 tarihinde Rusya'dan ABD'ye, Çin'den Avrupa'ya dünya basının öne çıkan başlıklar...

 

Nazarbayev: Astana Müzakerelerinin Sağladığı Fayda Ortada

 

Kazakistan Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev, Astana’da düzenlenen Suriye konulu müzakerelerin sağladığı faydanın ortada olduğunu söyledi.  Nazarbayev, “Astana müzakerelerinin şimdiye kadar yedi turu yapıldı. Müzakerelere, silahlı çatışmalara katılanlar da katıldı. Katılanlar farklı fikirlere sahipti. Müzakereler zor yürütülüyordu. Büyük sonuçlara ulaşacağımızı söyleyemem ancak bunun faydası ve ilerlemesi de ortadadır. Bu nedenle barışın sağlanması ve İŞİD ile mücadele için büyük iş yaptığımızı düşünüyorum.” dedi. Nazarbayev ayrıca ABD, Rusya; Türkiye ve İran’ın eylemlerinin sonuç verdiğine de belirtti.

(Türk Kazak, 17 Kasım 2017)

 

Kazakistan Senato Başkanı: Kırgızistan’a Abluka Uygulanması Söz Konusu Değildir

 

Parlamentonun üst kanadı Senato Başkanı Kasım Jomart Tokayev, Kırgızistan’a abluka uygulandığına ilişkin Kırgız basınında çıkan iddiaları değerlendirdi.Tokayev, “Atambayev’in (Kırgızistan Cumhurbaşkanı) Kazakistan’a ilişkin kirli saldırgan histerik açıklamaları ülkelerimiz arasındaki ilişkileri olumsuz etkiliyor.

Siyasette bu tür duygulara yer yoktur. Kırgızistan’a abluka uygulanması söz konusu değildir. AEB kapsamındaki koşullar yerine getirilmelidir. Bu kadar…” şeklinde ifadeler kullandı. Bilindiği üzere, Kırgızistan Cumhurbaşkanı Atambayev,  Kazakistan yetkililerinden dolayı Kırgızistan’ın yaklaşık bir aydır AEB ülkeleriyle iletişim kuramadığını belirtmişti.

(Türk Kazak, 17 Kasım 2017)

 

Kazakistan’da Büyük Operasyon

 

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın ziyareti sonrasında ülkede büyük çaplı operasyon için düğmeye basıldı. Birçok isim Türkiye’ye iade edilirken, üst düzey militanlar Kırgızistan’a kaçtı. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın geçen eylülde gerçekleştirdiği Kazakistan ziyaretinde gündeme gelen "FETÖ'nün Orta Asya yapılanması" konusunda ilk önemli adım atıldı. FETÖ'nün Kazakistan yapılanmasına büyük operasyon gerçekleştirildi. Kazakistan Yabancılar Şube Müdürlüğü'ne getirilen FETÖ üyeleri işlemlerinin ardından Türkiye'ye iade edildi.

FETÖ'nün önemli finans kaynağı ülkelerden biri olan Kazakistan'da işadamlarının da sınır dışı edildiği belirtiliyor. Şüphelilerin ve örgüt üyesi çalışanların yasal işlemlerinin ardından Kazakistan'da oturum izinlerinin iptal edildiği öğrenildi. Bazı FETÖ'cülerin operasyonu önceden haber alarak örgütün Orta Asya'daki kalesi olan Kırgızistan'a kaçtığı öğrenildi.

Örgütün yaklaşık 25 yıldır faaliyet gösterdiği Kırgızistan'da bürokraside etkili olduğu ve ülkede darbe yapacak gücü elinde bulundurduğu biliniyor. Kırgızistan yönetimi ise Türkiye'nin bütün girişimlerine rağmen darbeci hainlere destek olmaya devam ediyor.

(Kabar, 17 Kasım 2017)

 

KKTC Cumhurbaşkanı Akıncı: Kıbrıs Sorununda Bundan Sonraki Aşamaları Kestirmek Zor

 

KKTC Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı, KKTC'nin kuruluşunun 34. yıl dönümü dolayısıyla KKTC'de bulunan Başbakan Yardımcısı Recep Akdağ, Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Fahri Kasırga ve beraberlerindeki heyeti kabul etti. Görüşmede, Türkiye'nin Lefkoşa Büyükelçisi Derya Kanbay da hazır bulundu.

Cumhurbaşkanı Akıncı, kabulde yaptığı konuşmada, ziyaretten duyduğu memnuniyeti dile getirerek, "Kuruluş yıl dönümü kutlamalarında sizleri de aramızda görmek büyük mutluluk." ifadesini kullandı.

"Sağlık Alanındaki Dönüşümü Övgüyle Takip Ediyoruz"

Türkiye'de sağılık alanında gerçekleşen dönüşümü büyük bir ilgi ve övgüyle takip ettiklerini belirten Akıncı, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Kıbrıs'ta yıllar önce sağlıkla ilgili yerel olarak çözemediğimiz bir sorun olduğunda halktan en başta gelen talep, kendilerini İngiltere'ye göndermemizdi. Bir yolunu bulup bunu sağlamamızı istiyordu vatandaşlar. Şimdi böyle bir talep duymuyorum. Hatta memnuniyetle öğreniyoruz ki İngiltere'den bile Türkiye'ye gitmek isteyen, şifa bulmak isteyen hastalar var. Bu, Türkiye'nin sağlık alanında geldiği noktayı bize gösteriyor."

Akdağ'ın Kıbrıs ile ilişkiler konusunda görevlendirilmesinin KKTC için büyük bir şans olduğunu dile getiren Akıncı, sağlık alanındaki asıl hedeflerinin hastaları Türkiye'ye bile sevk etmeden tedavilerini sağlamak olduğunu anlattı.

Kıbrıs Türk halkının başaramayacağı hiçbir şey olmadığını ifade eden Akıncı, "Kıbrıs sorununda bundan sonraki aşamaların ne olacağını kestirmek zor. Orada durum ne olursa olsun vazgeçilmeyecek konu bellidir. Bizim hedefimiz, ekonomimizle, demokrasimizle, sağlığımızla, eğitimimizle her şeyimizle bıkmadan usanmadan daha iyi, daha güzel bir noktaya varmaktır. Üzerimizdeki haksız ambargoları aşmanın yollarını da bütün gücümüzle çalışarak bulacağız." diye konuştu.

"KKTC Potansiyeli Çok Yüksek Bir Ülke"

Başbakan Yardımcısı Akdağ da, KKTC'nin kuruluş yıl dönümünü Kıbrıs Türk halkıyla kutlamanın mutluluk verici olduğunu söyledi.

Kuruluş etkinlikleri dolayısıyla düzenlenen törenlerin çok güzel geçtiğini belirten Akdağ, halkın gösterdiği coşku ve ortamın kendisini duygulandırdığını ifade etti.

Akdağ, Türk milletinin Kıbrıs'ta güçlü bir "çınar" gibi durduğunu kaydederek, "Kötü niyetliler veya buradaki toplumun, Kıbrıs Türk halkının haklarını anlamayanlar, anlamak istemeyenler varsın anlamasınlar. Ben Kıbrıs ilişkileriyle görevlendirildiğim ilk günden beri şunu görüyorum, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti potansiyeli çok yüksek bir ülke." dedi.

(Anadolu Ajansı, 17 Kasım 2017)

 

Çavuşoğlu: KKTC Üzerindeki İzolasyonun Kaldırılması İçin de Çabalıyoruz

 

TC Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Türk tarafının Kıbrıs konusunda neler yapılacağını istişare ettiğini, konunun diyalog ve diplomasi yoluyla çözülmesi için Türkiye'nin garantör ülke olarak üzerine düşeni yapacağını vurguladı.

Çavuşoğlu, TBMM Plan Bütçe Komisyonunda, Dışişleri Bakanlığının 2018 yılı bütçesine ilişkin sunum yaptı.

Kıbrıs’ta Çözüm Arayışları

Kıbrıs meselesine kalıcı bir çözüm bulunması için İsviçre'nin Crans-Montana kentinde yürütülen görüşmelerde Rum tarafının çözüm istemediğinin görüldüğünü belirten Çavuşoğlu, görüşmelerin sonunda "suya sabuna dokunmayan bir rapor" çıkmasına rağmen, Türk tarafının çözüm için sarfettiği çabaların BM ve AB ülkeleri tarafından görüldüğünü ve her platformda samimiyetle dile getirildiğini anlattı.

Türk tarafının Kıbrıs konusunda neler yapılacağını istişare ettiğini, konunun diyalog ve diplomasi yoluyla çözülmesi için Türkiye'nin garantör ülke olarak üzerine düşeni yapacağını vurgulayan Çavuşoğlu "Çözüm isterken KKTC üzerindeki izolasyonun kaldırılması için, KKTC'nin daha fazla temsilcilik açması için KKTC pasaportunun daha fazla ülkede geçerli olması için de çabalarımızı sürdürüyoruz." diye konuştu.

(Haber Kıbrıs, 17 Kasım 2017)

 

Anastasiadis: "Beklentimize Cevap Vermeyen Bir Politika"

Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’nın, üst düzeyli bir BM yetkilisinin dolaylı görüşmeler yoluyla stratejik bir anlaşma çerçevesi ortaya çıkma olasılığını araştırmasının düşünülebileceği açıklaması Rum tarafında “ara anlaşma önerisi” olarak değerlendirildi. Rum yönetiminin “bu teklifin yan etkilerinin önüne geçmeye koştuğu” haber verildi. 

Fileleftheros Cumhurbaşkanı Akıncı’nın KKTC’nin 34’üncü kuruluş yıldönümü kutlamaları çerçevesinde yaptığı açıklamaya gelen tepileri, “Ara Çözüm Görüşme Dışı… Kıbrıs Rum Tarafı Akıncı’nın Önerisinin Yan Etkilerinin Önüne Geçmeye Koşuyor… Başkan Anastasiadis Türklerin Söylemlerinin Beklentilerin Dışında Olduğunu Söylüyor” başlık ve spotlarıyla aktardı.

Habere göre Rum Yönetimi Başkanı Nikos Anastasiadis “Kıbrıslı Türk liderin ve diğer Türk yetkililerin açıklamalarından, beklentilerimize cevap vermeyen bir politika şekillendirdikleri görülüyor” dedi. Anastasiadis “Her halükarda, şu ana kadar uzlaşılan ve Kıbrıs sorununun çözümü için zemin teşkil edenlerle hiçbir şekilde uymayan ayrılıkçı bir fenomeni en sert şekilde kınamaktan öteye gitmek istemiyorum”  ifadesini kullandı.

Rum yönetimi sözcüsü Nikos Hristodulidis ise Rum tarafı açısından ara çözüm diye bir şey olmadığını bu nedenle “böyle bir  konuyu görüşme mantığına giremeyeceğini” söyledi.

Hristodulidis “Akıncı’nın söylediklerinden ortaya çıkan; Türkiye’nin, yasadışı oluşumun bir çeşit tanınması için bunca yıldır harcadığı çaba hiçbir sonuca gitmediği ve gerek Türkiye gerek Kıbrıslı Türkler doğrudan veya dolaylı ne kadar çabalasalar da Kıbrıs Cumhuriyeti’nin onayı olmadan hiçbir sonuç da alamayacaklarıdır.” dedi.

Sözcü Akıncı’nın BM’nin alt komitesindeki ifadelerinden, Türkiye’nin hedeflerini başaramadığının açıkça görüldüğünü de savundu ve “Alt komite müzakereler dışında ve Kıbrıs Cumhuriyeti’nin onayı olmadan işleyemez. Bu, Akıncı’ya da, Türkiye’de veya Kıbrıs Türk toplumunda işgal altındaki bölgelerdeki yasadışı oluşumun, sahte devletin herhangi bir şekilde yükseltilmesini hayal edenlere de cevaptır” dedi.

Rum tarafı açısından çözüm çerçevesinin ortada olduğunu ve yeni bir ara çözüm olamayacağını söyleyen Hristodulidis “Ara çözüm, çözüm değildir. bu nedenle  böyle bir konu görüşme dışıdır” dedi, Kıbrıs sorununun en  temel ilkesinin, her şeyde anlaşılana kadar hiçbir şeyde anlaşılmamış addedileceği olduğunu tekrarladı.

Hristodulidis “Çerçeve uzlaşılmıştır, biliniyor ve başarmaya çalıştığımız da budur. Ara çözüm başarılamaz, Kıbrıs sorununun çözümü gerçekten arzuluyorsak, hiçbir katkı yapamaz” dedi, özetle şunları ekledi:

“Gerek Türk gerek Kıbrıs Türk tarafından sıklıkla farklı yaklaşımlar işitiyoruz. Kısa süre önce Sayın Nami’den başka şeyler işitmiştik, şimdi Akıncı’dan başka. Bunlar da Kıbrıs sorununda istenilen çözümle ilgili bir karışıklık olduğunu gösteriyor. Crans Montana’dan neden sonuç alamadığımızın da izahıdır. Sayın Akıncı dün açıkça, Crans Montana’da askerin kalmasını ve garantilerin devamını istediklerini söyledi.”

Yunan Dışişleri de Yazılı Açıklama Yaptı

Rum Dışişleri Bakanlığı ise “tek taraflı bağımsızlık ilanlarının ölü doğum olduğunu ve uluslararasında hiçbir kabul görmediğini” savunarak Türkiye’yi “bunu örnek almaya”ve “KKTC’yi yükseltme politikasından vazgeçmeye” çağırdı.

KKTC’nin 34’üncü yıldönümü nedeniyle yapılan yazılı açıklamada “uluslararası toplumun tamamının Kıbrıs’taki tek devlet olarak Kıbrıs Cumhuriyeti’ni tanıdığı bir zamanda Türk tarafı etkinlikler ve kışkırtıcı kutlamalar aracılığıyla bunun önüne geçmeye ve işgal bölgelerindeki; BM Güvenlik Konseyi’nin 541 (1983) ve 550 (1984) sayılı kararıyla mahkum edilmiş, yasadışı, asılsız, ayrılıkçı varlığı ve ölü doğmuş bir oluşumu idame ettirmeye çalışıyor” iddiasında bulunuldu.

Haberde, Yunanistan Dışişleri  Bakanlığı’nın da KKTC’nin kuruluş yıldönümü nedeniyle yazılı açıklama yaptığı kaydedildi.

Gazeteye göre Kıbrıs’ın “Megaloniso” (büyük ada) ismiyle anıldığı açıklamada “yeniden birleşme ve Kıbrıs Cumhuriyeti’nin normal bir devlete dönüşümü ancak köhnemiş garantiler rejiminin ve işgal askeri varlığının kaldırılmasıyla başarılabilir” iddiasında bulunuldu.

KKTC’nin ilanını “tek taraflı ve yasadışı eylem” diye niteleyen Yunan Dışişleri bunun, “uluslararası hukuk kurallarına ve temel ilkelere aykırı  ve Kıbrıs meselesine karşılıklı kabul edilebilir  çözüm bulunmasının önünde engel olduğunu”  iddia etti.

Açıklamada Türkiye’nin ve KKTC’deki bir kısım çevrelerin “Kıbrıs’ın işgal altındaki bölgesi” nitelemesi yapılan KKTC’de “yeni yasadışı oldubittiler ve taksimci alternatif çözümler dayatmaya çalıştığı” savunuldu, “uluslararası toplum asla, Kıbrıs’ta süregelen Türk askeri işgalinin etkilerinin meşrulaştırılmasına katılmamalıdır” denildi.

Politis haberi “Ara Çözüme Hayır… Hristodulidis: Kıbrıs Rum Tarafı Yeni Anlaşma Çerçevesine Karşı… Kıbrıs Rum Tarafı Akıncı’nın Stratejik Anlaşma Açıklamasını Kıbrıs Türk Tarafının Yeni Çerçevesi Olarak Yorumluyor – Hükümet Sözcüsü Kıbrıs Türk Tarafının Net Hedefi Olmadığını Değerlendiriyor”  başlık ve spotlarıyla aktardı.

Alithia ise “İşgal Bölgelerinden Taksimci Mesajlar Lefkoşa’yı Kaygılandırdı… Sahte Devletin İlanı Kutlamaları, Türk Siyasi Liderliğinin ve Savaş Uçaklarının Güçlü Varlık Göstermesi, Kıbrıs Sorununun Çözümü İçin İyi Niyet Bekleyen Anastasiadis Hükümetini Rahatsız Etti” başlık ve spotlarını kullandı.

(Gündem Kıbrıs, 17 Kasım 2017)

 

Azeri Bakan AGİT Başkanlarıyla Dağlık Karabağ İçin Konuştu

Azerbaycan Dışişleri Bakanı Elmar Memmedyarov, Dağlık Karabağ sorununun çözüm süreci kapsamında Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) Minsk Grubu eş başkanlarıyla görüştü.

Azerbaycan Dışişleri Bakanlığından yapılan açıklamada, Memmedyarov'un, eş başkanlar Rus İgor Popov, Fransız Stephane Visconti, Amerikalı Andrew Schofer ile Moskova'da bir araya geldiği ifade edildi.

Yapıcı olduğu ve Dağlık Karabağ sorununun çözümü konusunda masada bulunan tüm önerilerin müzakere edildiği belirtilen açıklamada, Azerbaycan tarafının müzakereden memnun kaldığı kaydedildi.

Açıklamada, görüşmede, 7-8 Aralık'ta Avusturya'nın başkenti Viyana'da yapılacak AGİT Dışişleri Bakanları Toplantısı kapsamında Azerbaycan ve Ermenistan dışişleri bakanlarının bir araya gelmesinin önerildiği, Azerbaycan'ın bu öneriyi kabul ettiği bildirildi.

Açıklamada, Dağlık Karabağ sorununun çözülmesi ve bölgede barış ve istikrarın sağlanması için Azerbaycan'ın yapıcı ve mantıklı müzakereleri her zaman desteklediği ifade edildi.

(Dünya Bülteni, 16 Kasım 2017)

 

Kıbrıs Türklerine Yapılan Mezalim Azerbaycan Televizyonunda

Azerbaycan Devlet Televizyonu (AZTV), Kıbrıs Türklerine yapılan katliam ve mezalimin anlatıldığı bir belgesel film hazırladı.Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin (KKTC) 34. kuruluş yıl dönümü dolayısıyla AZTV çalışanları tarafından çekilen "Hakikatlerin tarihi: Yunan mezalimi ve Türk kurbanlar" isimli belgesel dün akşam saatlerinde yayınlandı.İki bölümden oluşan, toplam 99 dakikalık belgeselin ilk bölümünde Osmanlı topraklarında Yunanların Türklere karşı uyguladığı katliamlar kanıtlarıyla anlatılırken Osmanlı Devleti'ni yıkmaya çalışan Batı ülkelerinin bu konuda Yunanları kullanmaları, Türklerin kendi topraklarından kovulmaları ve Yunanların katlettiği insanların acı kaderlerinden bahsediliyor.

Belgeselin ikinci bölümünde ise Kıbrıs Türklerinin yaşadığı sıkıntılar, Yunanların ENOSİS planı, EOKA örgütünün yaptığı katliamlar, Muratağa, Sandallar, Atlılar, Taşkent ve diğer bölgelerdeki katliamlar anlatılıyor.

Katliamın tanıkları, Türk ve KKTC'li tarihçilerin görüşlerine de yer verilen belgeselde, KKTC Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı, Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş ve diğer politikacıların da röportajları yer alıyor.

(Anadolu Ajansı, 16 Kasım 2017)

 

Rusya Kimyasal Silah Araştırmasını Veto Etti

Rusya Suriye'de kimyasal silah kullanımına dair ortak araştırma misyonunun (JIM) görev süresinin uzatılmasını Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nde (BMGK) veto etti.

ABD'nin önerdiği tasarı perşembe günkü BMGK oturumunda masaya yatırıldı. Tartışmalı geçen ve üç saat süren oturumda 15 BMGK üyesinin 11'i tasarıya destek verirken, Rusya ve Bolivya "hayır" oyu kullandı, Çin ve Mısır ise çekimser kaldı. Rusya böylece BMGK'da veto hakkını Suriye iç savaşıyla ilgili konularda onuncu kez kullanmış oldu.

ABD ve Rusya'dan Karşılıklı Suçlamalar

ABD'nin BM temsilcisi Nikki Haley oylamanın ardından yaptığı açıklamada, "Rus dostlarım, bir sonraki kimyasal silah saldırısından sizler sorumlusunuz" şeklinde konuştu. Haley, "Bir ortak araştırma misyonuna sahip olmamakla dünyaya kimyasal silah kullanımının kabul edilebilir olduğunu söylüyorsunuz" dedi.

Rusya'nın BM Temsilcisi Vassili Nebensja ise ABD'yi "kamuoyunu manipüle etmek için kuklamsı bir yapı" yaratmaya çalışıyor olmakla suçladı. Nebensja "Bölgede kimyasal terörizm tehdidini engellemek adına güçlü ve profesyonel bir mekanizmaya ihtiyaç duyuyor oluşumuz bugün kesinleşti" dedi.

BM ve Kimyasal Silahların Yasaklanması Örgütü (OPCW) tarafından Suriye'de kimyasal silah kullanan tarafların tespiti amacıyla 2015 yılında oluşturulan ortak araştırma misyonunun görev süresi cuma günü doluyor. JIM, bugüne dek üç olayda Suriye rejiminin, bir olayda ise IŞİD'in kimyasal silah kullandığını tespit etmişti.

(Deutsche Welle Türkçe, 17 Kasım 2017)

 

Cumhurbaşkanı Erdoğan Rusya'ya Gidiyor

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan yeniden Rusya'ya gidiyor. Geçtiğimiz hafta Rusya'da Vladimir Putin'le görüşen Cumhurbaşkanı 22 Kasım'da Rusya'ya yeni bir ziyaret gerçekleştirecek. Eğer ziyaret gerçekleşirse Cumhurbaşkanı Erdoğan, son bir yılda Putin'le altı kez yüz yüzde görüşmüş olacak.

Ana Madde Suriye

Soçi'ye sadece Türkiye değil İran da katılacak. Toplantının ana gündemi Suriye'de olacak. Taraflar Suriye'deki gelişmeler ve ülkedeki son durumu ele alacak.

Suriye Halklar Kongresi'ne PYD'nin davet edilmesi Türkiye'nin tepki göstermesine neden olmuştu. Gelen tepki üzerine PYD'nin davet edildiği kongre erteelenmişti. Toplantıda bu kongrenin de ele alınması bekleniyor.

Kalın'dan Açıklama

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, 22 Kasım'da Soçi'de Cumhurbaşkanı Erdoğan, Rusya Devlet Başkanı Putin ve İran Cumhurbaşkanı Ruhani'nin katılacağı Suriye konulu üçlü zirveye ilişkin, "Astana toplantıları sonucunda Suriye'de şiddetin azaltılması yönünde sağlanan ilerlemeler ve tesis edilen gerilimi azaltma bölgelerindeki faaliyetler değerlendirilecek, insani yardımların ulaştırılması ve Suriye'de siyasi çözüm yönünde 2254 sayılı BM Güvenlik Konseyi kararı çerçevesindeki Cenevre sürecine üç garantör ülke tarafından yapılabilecek katkılar ele alınacaktır." ifadelerini kullandı.

(NTV, 16 Kasım 2017)

 

Rusya ve Türkiye Müşterek Uzay Laboratuvarı ve Akdeniz Üssü Kurabilir

Rusya’nın savunma sanayi şirketi Rostek’in Türkiye ile ortak 5. nesil savaş uçağı üretiminin istişare edildiğine dair haberlerden sonra Rusya’nın Federal Askeri-Teknik İşbirliği Kurumu (FSVTS), Türkiye’ye savaş helikopterleri sevkiyatı için de masaya oturmaya hazır olduğunu belirtti.

Bundan birkaç gün önce ise Rus firması IRKUT, Türk Havacılık ve Uzay Sanayii A.Ş. (TUSAŞ/TAI) ile sivil havacılık alanında da ortak üretimi öngören stratejik işbirliği ve ortaklık mutabakat metnini imzaladı.

Böylece, Rusya ile Türkiye arasında gelişen askeri ve sivil havacılık ve uzay alanındaki işbirliğinin yeni bir döneme girmiş olduğunu söylemek mümkün. İmzalanan belgeler ve varılan mutabakatlar da sadece bir başlangıçtır.

Bundan sonraki süreci ve bu işbirliği alanında görünen ufukları Hava Harp Akademisi ve Özyeğin Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mesut Hakkı Caşın ile konuştuk.

Rusya ile Türkiye arasında havacılık alanında son dönemde yaşanan açılımları nasıl değerlendiriyorsunuz?

Türkiye ve Rusya arasındaki havacılık ve uzay işbirliği bugün başlamış bir hadise değildir. Soğuk Savaş’tan sonra Türkiye, Rusya’nın Mi-8 helikopterlerini almış ve halihazırda da Türk ordusunun envanterinde bu helikopterlerin bir kısmı kullanılmaktadır. Ayrıca Türkiye’de çok yaygın bir şekilde Rusya’nın yangın söndürme helikopterleri de kullanılıyor.

Rus havacılık ve uzay sanayisinin Türkiye için ne gibi faydaları olabilir? Bu alanlarda Rusya ile işbirliği yapmak Türkiye’ye neler kazandırır?

Bilindiği gibi Rusya, Sovyet döneminden beri dünya havacılığına yön veren en önemli süper devletlerden biridir. Gerek jet uçak sanayisinde gerekse kıtalararası balistik füzeler ve uzay araştırmalarında dünya şampiyonu olan ve uzaya ilk uyduyu fırlatan bir Rus havacılık endüstrisinden bahsediyoruz. Burada iki husus çok önemli. Birincisi, Rusya’nın çok gelişmiş bir know-how birikimine sahip olması, ikincisi ise Rusya’nın çok ileri bir altyapıya sahip olması.

Öte yandan Soğuk Savaş’tan sonra Rusya’nın silah pazarını arttığını görüyoruz. Şimdi buradaki hadise, Rusya eski komünist ülkelere birtakım silahlar satarak para kazanamıyordu. Ama bugün Rus havacılık şirketleri kaliteyi arttırmak suretiyle uçaklarını dünya çapında satabilmektedirler. Bu fevkalade önemli ve bugün NATO’nun pekçok ülkesi Rus Mig-29 uçaklarını, avcı ve bombardıman uçakları olarak kullanmaktadır. Sivil havacılığa gelince TAI’nin Rusya ile birlikte yapacağı yeni ulaştırma uçağının Türkiye’nin havacılık endüstrisine büyük bir katkı yapacağından eminim. Bu fevkalade önemli bir adım. Çünkü eğer Rusya ve Türkiye ortak ulaştırma uçağı üretebilirse, ikisinin de bunu satabileceği pazar, Orta Doğu’dan Uzak Doğu’ya kadar çok geniş bir coğrafyayı kapsar.

Ayrıca Türkiye’nin yüksek irtifa ağır bombardıman beşinci jenerasyon uçaklarına ihtiyacı olduğu bilinmektedir. 2023’te Türkiye’nin ilk kendi savaş uçağı olacaktır. Bunun için de İngiltere’den motor almaktadır. Ayrıca Türkiye NATO’dan 100 adet F-35 alacaktır. Fakat Türkiye’nin ortalama uçak ihtiyacı, 500 ile 1000 arasındadır. Ve Türkiye’nin etrafındaki kriz noktaları düşündüğümüzde Türk Hava Kuvvetleri’nin eskiyen F-4 Phantom ve F-5 uçakları yerine yaklaşık 400 adet bir uçak alımı potansiyeli vardır. Bu bakımdan eğer Türkiye ile Rusya, bu yeni beşinci nesil ağır bombardıman uçaklarında anlaştıkları takdirde Türk Hava Kuvvetleri bunları, hem istihbarat ve keşif amaçlarıyla, hem yüksek irtifa önleme işlevinde, hem de orta menzilli bombardıman görevlerinde kullanabilir.

Tabi bütün bunların yapılması için her iki tarafın kararlılığın ekonomik olarak da desteklenmesi gerekir. Her iki tarafın yatırımlarını, hem insan olarak hem de sermaye olarak ortaya koydukları takdirde Türk-Rus havacılık endüstrisinin ben çağ atlayabileceğini düşünüyorum.

Peki bundan sonra iki ülke arasında havacılık teknolojileri alanındaki işbirliği nasıl gelişecek? Somut olarak ne gibi proje ve adımlara imza atılabilir?

Türkiye’nin, özellikle S-400 füze savunma sistemlerinden sonra S-500’lere de bir şekilde talip olması, Soğuk Savaş’tan sonra bir NATO üyesi olan Türkiye ile Rusya arasındaki stratejik işbirliğinin geldiği noktayı göstermektedir. Peki havacılık alanındaki projeler içerisinde hangileri daha öne çıkabilir diye baktığımızda bilindiği üzere Türkiye, Kamov helikopterleriyle çok uzun bir süre ilgilenmişti. Özellikle Ka-50 ve Ka-52 son derece başarılı helikopterler olup dünya standartlarında bir taarruz helikopteri olduğunu muharebe alanında göstermiştir. Türkiye de kendi helikopterini yapmıştı. Fakat motorda bir sıkıntı vardı. Dolayısıyla eğer “Russian Helicopters” şirketi ile Türkiye hem aviyonik hem de silah sistemleri konusunda Kamov’un yeni bir modeli üzerinde anlaşabilirlerse ve motorları da Rusya tarafından yapılırsa bu yeni silah sistemlerini Rusya ve Türkiye ortaklaşa olarak üretebileceğini düşünüyorum.

Fakat burada iki önemli husus var. Birincisi, NATO’nun iki ülke arasında havacılık alanında gelişen işbirliğine karşı çıkabileceğini düşünüyorum. Fakat Türkiye’nin, NATO ile yaşanan S-400 füze krizinde olduğu gibi, kararlılığını gösterecektir. Türkiye, egemen bir ülke olarak artık kim kendisine teknoloji verir ve ortak üretime katılırsa, İngiltere motoru örneğinde olduğu gibi, onunla uçak ve silah yapmaya hazırdır. Rusya, dünya pazarında çok önemli bir aktördür. Ve Rusya-Türkiye işbirliği, hem iki ülkeye hem de dünya barışına büyük katkılar sağlayabileceğini düşünüyorum. Bu bakımdan bu gelişen işbirliğinin ben hem tarihi hem stratejik olarak çok önemli olduğunu düşünüyorum.

İkinci husus da, Türk mühendislerinin Rusya’da, Rus mühendislerinin de Türkiye’de eğitilmeleri çok önemli bir hadisedir. Bunun sağlanması gerekir.

Ülkelerin kararlılığı devam ederse ve karşılıkı eğitim sağlanabilirse zamanla Türk astronotlarının Ruslarla beraber havacılık ve uzay alanlarındaki müşterek laboratuvar çalışmalarını uzayda da yapabileceklerini şimdiden söyleyebilirim.

Ayrıca iki devlet ortaklaşa olarak uçak gemisini da yapabilir. Akdeniz’de beraber işbirliği yapabiliriz. Türkiye Rusya’ya üs de verebilir bu konuda.

Türkiye artık hiçbir sözde müttefikinin ambargosuyla karşı karşıya gelmek istemiyor. Kendi silahını kendisi yapmak ve ortak dünya pazarına satmak istiyor.

Bu konuda Rusya ile işbirliğine Türkiye kararlıdır. Her iki ülke kazan-kazan ikili projeleriyle çok büyük işler yapabileceğine inanıyorum.

(Sputnik Türkiye, 16 Kasım 2017)

 

Avustralya Parlamento Başkanı'ndan Ukrayna’ya “Vışivankalı” Destek

 

Avustralya’nın Güney Avustralya eyaleti Parlamento Başkanı Michael Atkins, parlamento oturumuna Ukrainlerin geleneksel işlemeli gömleği vışivanka giyerek katıldı.

Avustralya Ukraynalı Teşkilatlar Birliği Başkanı Stefan Romaniw’in şahsi Facebook hesabından bildirdiğine göre, Atkins vışivankayı, Rusların Ukrayna’nın Donbas bölgesinde 3 yıldır süren saldırıları yüzünden insanların hayatlarını kaybettiğini ve bunun unutulmaması gerektiğini belirtmek için giydiğini anlattı.

Avustralyalı Ukrainler, Atkins’in eyalette yaşayan etnik Ukrainlerin faaliyetlerine verdiği desteği kaydederken, siyasetçinin defalarca Güney Avustralya’daki Ukrainler derneğinin etkinliğine iştirak ettiğini belirtiyor.

(Kırım Haber Ajansı, 17 Kasım 2017)

 

Sırbistan'dan Ukrayna egemenliğine hakaret

 

Sırbistan’da Sırp Radikal Partisi milletvekilleri 2014 yılında işgal edilen Kırım’ı Rusya’nın bir parçası olarak tanımayı teklif etti.

Sırbistan Parlamentosu milletvekili Aleksandr Şeşel, üyesi olduğu Sırp Radikal Partisi’nin bir sonraki parlamento toplantısı için hazırladığı beyannamede Kosova’nın ayrılması ile Kırım’ın Rusya’ya ile “birleşmesi” arasındaki farkları vurgulamak istediğini bildirdi.

Şeşel, “Rusya'nın toprak bütünlüğünü tanımayan Belgrad, Moskova’dan tartışmalı bölgeler konusunda destek bekleyemez. Bu yüzden partimiz, hükümeti bu konuyu olabildiğince hızlı çözme ve Kırım’ın Rusya’yla birleşmesini tanıma çağrısında bulunuyor.” ifadelerini kullandı.

Daha önce Sırbistan savcılığının, 2014 yılından beri Ukrayna’nın Donbas bölgesi dahil yurt dışındaki askeri çatışmalara katılan 45 Sırp vatandaşına karşı dava açtığı bildirilmişti.

(Kırım Haber Ajansı, 17 Kasım 2017)

 

Zeman'dan Kırım Hakkında Bir Skandal Açıklama Daha

 

Çek Cumhurbaşkanı Milos Zeman, skandal Kırım açıklamasıyla bir kez daha gündeme geldi.

 Rus haber ajansı TASS için konuşan Zeman, Avrupa’da Kırım’ın işgalini tanıyan siyasetçilerin var olduğunu, ancak bunu açıkça itiraf etmek için cesaretlerinin olmadığını ifade etti.

 Zeman’ın güya “Kırım’ın Rusya’ya bağlanmasını tamamlanmış bir mesele” olarak tanıyan tek siyasetçi olduğunu ifade etti. Rus muhabire açıklamalarda bulunan Zeman, “Biliyor musunuz, ben bu şekilde açıklama yapan tek siyasetçiyim, ancak bu şekilde düşünen başka siyasetçilerin olmadığı göstermiyor, ancak onlarda bunları açıkca itiraf edecek cesaretleri yok.” dedi.

Bilindiği gibi birçok kez Rusya’ya desteğini bildiren ve Kremlin yanlısı tutum sergileyen Çek Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Milos Zeman, 10 Ekim tarihinde Strasbourg’da Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi’nde yaptığı konuşmada işgal altındaki Kırım konusunun “tamamlanmış bir mesele” olduğunu savunarak, işgalin yasallaştırılması için Ukrayna’ya tazminat ödenmesi teklifinde bulundu. Zeman, ayrıca Rusya’ya karşı uygulanan yaptırımların kaldırılması gerektiğini ve yerine Rusya ile aktif temasların kurulması gerektiğini savundu.

 Ukrayna Dışişleri Bakanlığı Özel Görevler Elçisi ve Ukrayna'nın Avrupa Konseyi Daimi Temsilcisi Dmitriy Kuleba, Çek Cumhurbaşkanı Milos Zeman’ın ilgili açıklamalarını yorumlayarak “Kırım’ın satılık olmadığını” belirtti.

 Ukrayna Parlamento Başkan Yardımcısı İrina Geraşçenko da, “Ukrayna vatandaşlarını, topraklarını, egemenliğini, onurunu ve haysiyetini pazarlık konusu yapmayacak. Bunlar satılık değil” açıklamasında bulundu.

 Ukrayna Cumhurbaşkanı Petro Poroşenko, Çek Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Milos Zeman’ın Kırım'ın işgalinin “tamamlanmış mesele” olduğu yönündeki açıklamasına sert tepki gösterdi.

Strazburg’da, 11 Ekim tarihinde Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi’nin (AKPM) toplantısına katılan Petro Poroşenko, “1950 yılında Avrupa Konseyi’nin ideolojik babası Churchill, Sovyetler Birliği demokratik Avrupa’ya tehdit oluşturduğunda Parlamenter Meclise hitap etti. Churchill, Moskova’nın sorun oluşturmak için muazzam imkanları olduğunu ifade etti ve bu Meclisin perspektifleri için önemli bir şey söyledi: “Ya biz Avrupa için önemimizi, ağırlığımız ve değerimizi kanıtlayacağız, ya da mağlubiyete uğrayacağız” dedi. Bu bilge sözleri hatırlayarak ben, Kırım’dan tamamlanmış meseleden olarak konuşanların açıklamalarını kararlıkla reddediyorum. Bu kürsü uzlaşma çağrıları ve para, petrol veya gaz karşılığında toprak pazarlığı yapma çağrıları için kurulmadı. Bu hiçbir zaman gerçek olmayacak” diye konuştu.

 Kırım Tatar Milli Meclisi (KTMM) Başkanı Refat Çubarov da, Zeman’ın Kırım açıklamasına tepki gösterdi.

 Konuyla ilgili Facebook sayfasında açıklamada bulunan Çubarov, Zeman’ın bu açıklamalarıyla sadece Ukrayna, Ukrain ve Kırım Tatar halklarına karşı değil, aynı zamanda özgürlük ve bağımsızlık için sürekli çaba gösteren Çek halkına karşı saygızılık gösterdiğini kaydetti.

 Çek Cumhuriyeti Senatosu, Çek Cumhurbaşkanı Milos Zeman’ı Rusya’nın, Ukrayna’ya yönelik saldırısını yasallaştırma girişiminde bulunmakla suçladı.

 Çek Cumhuriyeti’nin başkenti Prag'da Cumhurbaşkanlığı binası önünde Milos Zeman'ın işgal edilen Kırım’la ilgili tutumuna karşı gösteri düzenlendi. Protestocular eyleme, #czechrepublicisnotzeman hashtagı şeklinde hazırladıkları "Çek Cumhuriyeti Zeman değidir" posterleri ile katıldı.

(Kırım Haber Ajansı, 17 Kasım 2017)

 

Irak'ta IŞİD'in Kontrolündeki Son Bölgenin Merkezine Girildi

 

IŞİD'e karşı yürütülen operasyonlardan sorumlu Korgeneral Abdulemir Yarullah, yaptığı yazılı açıklamada, "El Cezire operasyonlar birliğiyle (ordu) yerel aşiret güçleri, Rava'nın merkezine girdi" ifadesini kullandı.

Irak güçleri, sabaha karşı kurtarma operasyonu kapsamında Rava'ya üç koldan saldırı başlatmıştı.

Ordu ve yerel aşiret güçlerine koalisyon uçakları da hava desteği sağlıyor.

Irak'ın batısındaki Rava kasabası, IŞİD'in 2014'ten bu yana elinde bulundurduğu son bölge olarak biliniyor.

(Sputnik Türkiye, 17 Kasım 2017)

 

Sudan ve Katar, Kızıldeniz'de Bir İlk İçin Anlaştı

 

Sudan Ulaştırma Bakanı Makkawi Awad iki ülke arasında artan işbirliğinden dolayı Kızıldeniz'in en büyük limanını inşa etmeye hazırlandıklarını söyledi.

Görüşmelerin tamamlandığını belirten Awad, Katar hükümetinin, 'Sudan Limanı'nı geliştirmeyi hedeflediğini ve limanın Sudan ve diğer komşu ülkeler aracılığıyla kullanılmasını istediğini belirtti. Awad, limanın Dubai Port şirketinin bir uzantısı olduğu iddialarını reddetti.

Yerel haberlere göre yakın bir zamanda Sudan'ın başkenti Hartum'da bir araya gelen Katar Maliye Bakanı H.E. Ali Şerif el Emadi ve Sudan lideri Ömer el Beşir iki ülke arasındaki ekonomik durumu gözden geçirdi.

Sudan Maliye Bakanı Mohammed Osman, Katar Maliye Bakanı ile bizzat görüştüğünü ve Sudan'ın ekonomik kalkınması adına ortak liman projesi için anlaşmaya vardıklarını söyledi. El Emadi ise ülkesinin yol, köprü ve baraj yapımı gibi ülkeyi geliştirmesi hedeflenen projelere katkı sağlamaya devam edeceğini belirtti.

Sudan Yatırım Bakanlığı, liman projesinin açıklanmasının ardından Katar'ın Sudan'a yaptığı yatırımların yaklaşık olarak 4 milyar dolar olduğunu söyledi.

(Sputnik Türkiye, 17 Kasım 2017)

 

İsrail'den Suudi Arabistan'a İran Çağrısı

 

Suudi Arabistan'ın "İlaf" gazetesine konuşan İsrail Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot, "İran'a karşı Suudi Arabistan ve diğer ılımlı Arap ülkeleriyle tecrübe ve istihbarat paylaşmaya hazırız" dedi.

Suudi Arabistan ile İsrail arasında bir çok ortak çıkar bulunduğunu savunan Eisenkot, "ABD Başkanı Donald Trump'ın liderliği altında bölgede yeni bir uluslararası ittifak kurma fırsatı bulunuyor. İran tehdidini bertaraf etmek için büyük ve kapsamlı bir stratejik planı hayata geçirmeye ihtiyacımız var" ifadelerini kullandı.

Bir Suudi Arabistan gazetesine röportaj veren "ilk" İsrail Genelkurmay Başkanı olan Eisenkot, İran'ın Ortadoğu'daki nüfuzunun hem İsrail hem de Suudi Arabistan için kaygı verici olduğunu belirtti.   

Eisenkot, şunları kaydetti:"İran'ın planı, iki Şii hilaliyle Ortadoğu'yu kontrol etmek. Bunlardan ilki İran'dan Irak'a, oradan da Suriye üzerinden Lübnan'a uzanıyor. Diğeri ise Bahreyn ve Yemen üzerinden Kızıl Deniz'e uzanıyor. Bunun gerçekleşmesini önlemek zorundayız."

İran'ın "yayılmacılığı" hakkında Suudi Arabistanlı yetkililerden duyduklarının İsrail'in endişeleriyle bire bir aynı olduğunu kaydeden Eisenkot, bu konuda Suudilerle İsrailliler arasında "tam bir anlayış birliği" olduğunu söyledi.

(NTV, 17 Kasım 2017)

 

İran’dan Fransa’ya Sert Çıkış

 

Sputnik’in haberine göre Kasımi açıklamasında, “Maalesef Fransa’nın bölgedeki krizlere karşı taraflı ve peşin hükümlü bir tutumu olduğu görülüyor. Ve bu tutum kasıtlı olsun ya da olmasın potansiyel krizlerin gerçek krizlere dönüşmesine katkıda bulunuyor” ifadelerini kullandı.

Kasımi ayrıca “Bölgesel gerçeklikleri gözardı edip savaş çığırtkanı Suudi yetkililerin uydurduğu temelsiz konuları tekrar etmek ve İran’a yönelik agresifçe tutum almak, Suudi Arabistan’ın açıkça yıkıcı bir rol oynadığı bölgedeki krizleri çözmeye bir katkı sağlamıyor” dedi.

Lübnan Başbakanı Saad el Hariri’nin 4 Kasım’da Riyad’daki istifasının ardından bölgede yaşanan krizi çözme amacıyla dün Suudi Arabistan’da hem Hariri hem de Suudi Veliaht Prens ile Suudi Kralı ile görüşen Fransa Dışişleri Bakanı Le Drian, Suudi mevkidaşıyla yaptığı basın toplantısında ‘Fransa’nın İran’ın bölgede hegemonya kurma niyetinden ve bölgesel krizlere müdahalelerinden endişe duyduğunu’ söylemişti.

Le Drian “Özellikle de İran’ın balistik füze programını düşünüyorum” demişti.

Fransız bakan ayrıca Lübnan’ın ‘dış müdahaleden korunması’ gerektiğini de söylemişti.

Hariri ve Ailesinin Yarın Fransa’ya Ulaşması Bekleniyor

Le Drian dün Hariri’nin Fransa’nın davetini kabul ettiğini açıklamıştı. Çarşamba günü Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron hala Riyad’da bulunan Hariri ve ailesini Fransa’ya davet etmişti.

Hariri ve ailesinin cumartesi günü Fransa’ya ulaşması bekleniyor. Fransa Cumhurbaşkanlığı’ndan bir kaynak da Hariri ile Macron’un cumartesi günü bir görüşme gerçekleştirmesinin beklendiğini aktarmıştı.

Fransa Hariri’nin ülkeye gelişiyle bölgedeki krizin yumuşayacağını belirtiyor. Hariri’nin Fransa’dan Beyrut’a ne zaman geçeceği ise henüz netlik kazanmadı.

(Sözcü, 17 Kasım 2017)

 

 

‘Sarraf 27 Kasım’da Başlayacak Duruşmalara Katılacak Mı?’

 

New York Güney Bölgesi Federal Mahkemesi’nde yaklaşık 20 aydır devam eden Rıza Sarraf davasının bugün yapılan ara duruşmasında Halkbank Genel Müdür Yardımcısı Mehmet Hakan Atilla’nın talepleri görüşüldü. Duruşmaya Sarraf ve avukatları katılmazken, Atilla dört avukatıyla birlikte duruşmada yer aldı.

Hakim Richard Berman, Atilla’nın hakkındaki iddianamenin düşürülmesi veya dosyasının Sarraf’tan ayrılma talebini kabul etmedi.

Yaklaşık iki saat süren duruşmaya kısa bir ara verildikten sonra yeniden devam edildi. Duruşmanın ikinci bölümünde Atilla’nın mahkemeye çıkartmak istediği tanıklarıyla ilgili çeşitli prosedürler görüşüldü.

Hakim Berman ayrıca, savunma ve savcılık makamından Fethullah Gülen ve Türk hükümeti arsında neler yaşandığını ve ne tür farklılıkların olduğu konusunda bir bilirkişiyi mahkemeye getirmelerini istedi.

27 Kasım’da başlayacak davanın asıldan görüleceği jürili duruşmalar öncesinde, önümüzdeki hafta Salı günü yerel saatle 14.00’de jüri üyelerinin tespitiyle ilgili yeni bir ara duruşma yapılmasına karar verildi.

Atilla’nın avukatları Hakim Berman’a Rıza Sarraf’ın 27 Kasım’da başlayacak duruşmalara katılıp-katılmayacağını sordu. Hakim Berman, soruyu gülümseyerek, “Hakim olsam da bu tür soruların muhatabı ben değilim. Bu soruları bana yöneltmeyin. Mahkeme dosyalarını takip edin” diye yanıtladı.

Atilla, duruşmada bir gazetecinin, “Sarraf itirafçı mı oluyor?” sorusunu, “Böyle bir şey bilmiyorum. Bu konuda hiç bir fikrim yok” diye yanıtladı.

(Amerika’nın Sesi, 16 Kasım 2017)

 

ABD Temsilciler Meclisi Vergi Reformu Tasarısını Onayladı

 

ABD Temsilciler Meclisi, ülkenin vergi sisteminde önemli değişiklikler öngören vergi reformu yasa tasarısını onayladı.

Temsilciler Meclisinde bugün yapılan oturumda, "Vergi İndirimleri ve İstihdam Yasası" başlıklı tasarı 205'e karşı 227 oyla kabul edildi.

ABD Başkanı Donald Trump ve Cumhuriyetçi Parti için büyük önem taşıyan reform teklifi, ülkede kurumsal vergi oranını tek hamlede ve kalıcı olarak yüzde 35'ten yüzde 20'ye indirilmesini içeriyor.

Tasarı ayrıca, ülkede mevcut durumda 7 dilimden oluşan bireysel gelir vergisi oranlarını yüzde 12, 25, 35 ve 39.6 olmak üzere 4 dilime indirmeyi planlıyor ancak ülkenin vergi kanunlarını 30 yılı aşkın süredir ilk kez değiştirmeyi hedefleyen tasarının gelecek 10 yılda ABD federal hükümetinin borcunu yaklaşık 1.4 trilyon dolar arttıracağı tahmin ediliyor.

Öte yandan, Cumhuriyetçi Parti senatörlerinin kendi hazırladıkları vergi reformu tasarısının ABD Senatosunda bu ayın sonunda oylanması bekleniyor.

'ABD'de en zengin yüzde 1'lik kesim yüzde 22 daha az vergi ödeyecek'

Bu oylamadan olumlu sonuç çıkması durumunda, Temsilciler Meclisi ve Senatonun kendi kabul ettikleri tasarıların arasındaki farklılıkları gidermesi ve üzerinde hemfikir olunan yeni bir tasarı oluşturması gerekiyor.

Üzerinde hemfikir olunan yeni tasarının Kongrenin her iki kamarası tarafından yeniden oylanarak kabul edilmesinin ardından ise yasalaşması için Başkan Trump tarafından imzalanması bekleniyor.

Trump, vergi reformu tasarısının bu yıl bitmeden yasalaşmasını istediğini dile getirirken, uzmanlar Temsilciler Meclisi ve Senatonun kendi oluşturdukları tasarılar arasındaki farklılıklar nedeniyle bunun gelecek yıla sarkabileceğini belirtiyor.

(Sputnik, 16 Kasım 2017)

 

ABD'den Vatandaşlarına Avrupa'ya Seyahat Uyarısı

 

ABD Dışişleri Bakanlığı, özellikle tatil dönemlerinde terör saldırılarının artmasını gerekçe göstererek Amerikan vatandaşlarını Avrupa seyahatleri konusunda uyardı.

Bakanlıktan yapılan yazılı açıklamada, "Avrupa'ya seyahat eden ABD vatandaşları tatil festival ve etkinliklerinde dikkatli olmalı. Bu seyahat uyarısı 31 Ocak 2018'de sona erecek." ifadelerine yer verildi.

Açıklamada, son zamanlarda Fransa, Rusya, İsveç, İngiltere, İspanya ve Finlandiya'da söz konusu olan saldırıların, DEAŞ ve El Kaide gibi terör örgütlerinin Avrupa'da benzer eylemleri düzenleme kabiliyetine sahip olduğunu gösterdiği kaydedildi.

Son yılbaşı ve öncesinde Almanya'nın başkenti Berlin ile İstanbul'daki Reina gece kulübünde yaşanan terör eylemlerinin hatırlatıldığı açıklamada, Bakanlığın muhtemel saldırılar konusunda kaygılı olduğu belirtildi.

Açıklamada ayrıca ABD vatandaşlarının bazı terör destekçilerinin ve kendi kendine radikalleşmiş kişilerin saldırılarına karşı dikkat etmesi gerektiği vurgulandı.

Teröristlerin silah, patlayıcı madde ve araç gibi birçok saldırı aracını kullanabileceği uyarısında bulunulan açıklamada, turistik yerler, ulaşım noktaları ve alışveriş merkezlerinin yanı sıra otel, kulüp, restoran, ibadethane, park ve yüksek profilli etkinliklerin saldırganların ilgisini çekebilecek alanlar olduğu ifade edildi.

(CRI Türk, 17 Kasım 2017)

 

ABD Temsilciler Meclisi Vergi Reformu Tasarısını Onayladı

 

ABD Temsilciler Meclisi, ülkenin vergi sisteminde önemli değişiklikler öngören vergi reformu yasa tasarısını onayladı. Temsilciler Meclisinde bugün yapılan oturumda, "Vergi İndirimleri ve İstihdam Yasası" başlıklı tasarı 205'e karşı 227 oyla kabul edildi.

ABD'de vergi reformu, kamu borcunu 1.7 trilyon dolar artıracak. ABD Başkanı Donald Trump ve Cumhuriyetçi Parti için büyük önem taşıyan reform teklifi, ülkede kurumsal vergi oranını tek hamlede ve kalıcı olarak yüzde 35'ten yüzde 20'ye indirilmesini içeriyor.

Tasarı ayrıca, ülkede mevcut durumda 7 dilimden oluşan bireysel gelir vergisi oranlarını yüzde 12, 25, 35 ve 39.6 olmak üzere 4 dilime indirmeyi planlıyor ancak ülkenin vergi kanunlarını 30 yılı aşkın süredir ilk kez değiştirmeyi hedefleyen tasarının gelecek 10 yılda ABD federal hükümetinin borcunu yaklaşık 1.4 trilyon dolar arttıracağı tahmin ediliyor.

Öte yandan, Cumhuriyetçi Parti senatörlerinin kendi hazırladıkları vergi reformu tasarısının ABD Senatosunda bu ayın sonunda oylanması bekleniyor.

Bu oylamadan olumlu sonuç çıkması durumunda, Temsilciler Meclisi ve Senatonun kendi kabul ettikleri tasarıların arasındaki farklılıkları gidermesi ve üzerinde hemfikir olunan yeni bir tasarı oluşturması gerekiyor.

Üzerinde hemfikir olunan yeni tasarının Kongrenin her iki kamarası tarafından yeniden oylanarak kabul edilmesinin ardından ise yasalaşması için Başkan Trump tarafından imzalanması bekleniyor.

Trump, vergi reformu tasarısının bu yıl bitmeden yasalaşmasını istediğini dile getirirken, uzmanlar Temsilciler Meclisi ve Senatonun kendi oluşturdukları tasarılar arasındaki farklılıklar nedeniyle bunun gelecek yıla sarkabileceğini belirtiyor.

(Sputnik, 17 Kasım 2017)

 

Trump: ‘Asya Gezim ABD’nin Saygınlığını Arttırdı’

 

Başkan Donald Trump, iki hafta süren Asya gezisinin Amerika’nın dünyadaki saygınlığını hiç olmadığı kadar arttırdığını savundu.

Beyaz Saray’da beş Asya ülkesine yaptığı ziyareti değerlendiren Trump, geziyi “tarihi” ve “müthiş başarı” diye niteledi.

Başkan Trump, “Gittiğimiz her yerde bizi ağırlayan ev sahiplerimiz Amerikan heyetini inanılmaz sıcaklık, konukseverlik ve en önemlisi, saygıyla karşıladı” diye konuştu.

Çin, Güney Kore, Japonya, Vietnam ve Filipinler’de bir dizi ticaret ve yatırım anlaşması imzalandığına dikkati çeken Trump, aynı zamanda Pekin hükümetinin ‘Kuzey Kore krizinde tüm tarafların askeri faaliyetlerini kısıtlaması’ yönündeki önerisinden geri adım attığını savundu. Söz konusu öneri, Kuzey Kore’nin nükleer faaliyetlerini kısıtlaması karşılığında, ABD ve Güney Kore’nin yarımadada askeri tatbikatları azaltması temeline oturtulmuştu.

Trump, Çin Devlet Başkanı XiJinping’in de, nükleer silahlara sahip Kuzey Kore’yi ülkesine tehdit olarak gördüğünü kaydetti.

Geçmiş ABD yönetimlerinin Kuzey Kore’yle yaptığı anlaşmaların ısrarlı bir şekilde çöktüğünü öne süren Trump, tüm seçeneklerin masada olduğunu ancak zamanın da daraldığını söyledi.

Başkan Trump ayrıca Amerika’nın, Asya ülkeleriyle arasındaki ticaret açığını da hızla azaltmaya başlayacağını kaydetti.

Donald Trump, gezisinin öncelikli amaçlarından birinin Asya ülkeleriyle adil ve karşılıklı ticaret yürütmek olduğunu belirtti.

Trump, Amerika’daki iş olanaklarının ve fikri mülkiyetlerin yurtdışına kaçırılmasına yol açan haksız ticaret uygulamalarına hoşgörü gösterilmeyeceğini de sözlerine ekledi.

Kendisinden önceki başkanlara ve yönetimlere de eleştiri yönelten Başkan Trump, eski yönetimlerin Amerikan halkının çıkarlarını korumadığı ve kendisinin bu çıkarları daima birinci öncelik yapacağı sözlerini de tekrarladı.

Başkan Trump, geçmişte Çin’i defalarca yüksek sesle eleştirmişti. Trump karşıtları da Başkan’ın, geçmişte sıklıkla dile getirdiği bu kaygıları Xi ile yaptığı yüz yüze görüşmede açma konusunda sıkı bir duruş sergileyemediğini savundu.

Trump konuşmasında, Kuzey Kore dışında, ziyaret ettiği hiçbir ülkedeki insan hakları ihlallerine değinmedi.

Başkan Donald Trump, Filipinler ziyareti sırasında uyuşturucu kullanıcıları ve tüccarlarının polis tarafından yargısız infaz edilmesine destek veren Devlet Başkanı RodrigoDuterte’yle de çok samimi pozlar sergilemişti.

(Amerika’nın Sesi,17 Kasım 2017)

 

ABD Kongresi’nde Türkiye Oturumu

 

ABD Kongresi’nde Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Komisyonu olarak da anılan Helsinki Komisyonu, Türkiye’de 15 Temmuz darbe girişiminden sonraki OHAL koşullarıyla Amerikan vatandaşları ve diplomatik misyon çalışanlarının tutuklanması hakkında oturum düzenledi.

“Temizlik Operasyonunun Mahkumları: Türkiye’deki Hukukun Zayıflamasının Kurbanları” başlıklı oturumda, bir süre önce Türkiye’de temaslarda bulunan ABD Dışişleri Bakanlığı’nın Avrupa ve Avrasya İşleri Dairesi Müsteşar Yardımcısı JonathanCohen de konuşmacılar arasındaydı.

Oturumun ikinci bölümünde de, Türkiye’de bir yılı aşkın süredir tutuklu bulunan Amerikalı rahip Andrew Brunson’ın kızı JacquelineFurnari söz alarak duygu yüklü bir konuşma yaptı.

Senato’nun Dirksen çalışma binasındaki oturumun başkanlığını yapan Cumhuriyetçi Senatör ThomTillis, açılış konuşmasında özellikle Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, Türkiye’nin iadesini istediği Fethullah Gülen ve rahip Brunson’ı kastederek, “Papazı istiyorsanız papazı verin” sözüne tepki gösterdi. Tillis, “Bu adalet değil bu rehin almak. Amerika bir NATO müttefikinden bu tür bir muamele beklemez” dedi.

Darbe girişimi sonrasında on binlerce kişinin tutuklandığını ya da görevlerinden atıldığını hatırlatan ve tutuklu bulunan bazı Amerikan ya da çifte vatandaşlara değinen Tillis, OHAL altındaki uygulamaların Türkiye’nin AGİT üyesi olarak hukuk ilkelerine yönelik yükümlülükleri konusunda ciddi soru işaretleri yarattığını belirtti.

Tillis, Türkiye’de adalet yerini buluncaya kadar konunun takipçisi olmayı ve Türkiye’deki insan hakları savunucuları, avukatlar, belediye başkanları gibi OHAL mağdurlarının haklarını savunmayı ısrarla sürdüreceklerini vurguladı.

Açılış konuşmalarının ardından söz alan ABD Dışişleri Müsteşar Yardımcısı Cohen de, önce Türkiye’yle Amerika arasında uzun geçmişe dayanan NATO müttefikliğine, Türkiye’nin küresel güvenliğe olan katkılarına ve Amerika olarak Türkiye’de demokrasi, insan hakları ve hukukun üstünlüğüne verdikleri öneme değindi.

“Türkiye’yle yapıcı diyaloğu devam ettireceğiz. Birbirimize ihtiyacımız var” diyen Cohen, Türkiye’nin dramatik bir darbe girişimine sahne olduğunu ve bununla ilgili soruşturmaya yönelik çabaları desteklediklerini, iade taleplerini dikkatlice gözden geçirdiklerini kaydetti.

Bununla birlikte, darbe girişiminin üzerinden bir yılı aşkın süre geçmesine rağmen OHAL’ın hala devrede olmasını ve geniş kapsamla uygulanmaya devam edilmesini eleştiren Cohen, bu süreçte darbeyle hiçbir bağı olmayanların, hükümeti eleştirenlerin de hedef alındığına dikkati çekti.

Cohen, OHAL’in uzatılmasının Türkiye’de hukukun üstünlüğü, demokrasi ve özgürlüklere zarar verdiğini düşündüklerini ifade etti.

Amerika olarak rahip Andrew Brunson’ın serbest bırakılmasını en üst düzeyde ısrarla talep ettiklerini, Türkiye’de tutuklu Amerikan vatandaşları ya da çifte vatandaşların haklarının sürekli takipçisi olduklarını vurgulayan Cohen, hakkında yakalama kararı çıkartılan Türkiye uzmanı HenriBarkey konusuna da özellikle değindi ve Barkey hakkındaki suçlamaların haklı olmadığını belirtti.

Cohen, bu tür eylemlerin Türk medyası ve Türkiye’deki yargı sürecinin güvenilirliğine zarar verdiğini söyledi.

JonathanCohen bir soru üzerine, OHAL’in uzamasının, Türkiye’de siyasete dair kamuoyu tartışmaları, ifade ve basın özgürlüğü üzerinde olumsuz etkiler yaptığını kaydederek, “Bize göre OHAL makul sınırlarını aşmış gibi görünüyor” ifadesini kullandı.

Cohen bir başka soru üzerine, “Türk ordu yetkililerinin 15 Temmuz’da devlet kurumları ve tesislerine karşı ordu teçhizatını kullandığı açık. Daha az net kategorisine giren unsur, kiminle çalıştıkları. Gördüğümüz temizlik operasyonlarının boyutunun arkasında yatan şey bu” diye konuştu.

Oturumun ikinci bölümünde söz alan rahip Andrew Brunson’ın kızı JacquelineFurnari de, babasına yöneltilen suçlamaların “absürt” olduğunu söyledi. Sözleri sırasında oldukça duygulandığı görülen Furnari, babasının yıllardır Türkiye’de çalıştığını, kendilerinin de Türkiye’de büyüdüğünü anlattı.

(Amerika’nın Sesi,17 Kasım 2017)

 

Xi, Suudi Arabistan Kralı ile Telefonda Görüştü

 

Cumhurbaşkanı XiJinping bugün Suudi Arabistan Kralı Salman bin Abdülaziz El Saud'la telefon görüşmesi yaptı. Salman, Çin Komünist Partisi 19. Ulusal Kongresi'nin başarılı geçmesi ve yeniden ÇKP Merkez Komitesi Genel Sekreterliği'ne seçilmesi nedeniyle Xi'yi tebrik etti.

Salman, 19. Ulusal Kongre'nin Çin halkının daha büyük başarılara imza atmasına yön verdiğini vurguladı.

Salman, Suudi Arabistan'ın "2030 Vizyonu"nu Çin'in Kuşak ve Yol inisiyatifiyle kenetleyip, enerji ve finans gibi alanlarda işbirliğini derinleştirmeye, Çin'in Körfez bölgesindeki önemli ortağı olmaya hazır olduğunu dile getirdi.

Xi, ÇKP'nin halka liderlik ederek, Çin milletinin yeniden kalkınmasını gerçekleştireceğini belirtti. Xi, kapsamlı stratejik ortak olan Çin ve Suudi Arabistan'ın işbirliğini derinleştirip, ikili ilişkilerin iki halka ve diğer ülkelere fayda getirmesini sağlayacaklarını ifade etti.

İki lider, her iki tarafı da ilgilendiren uluslararası ve bölgesel sorunları da ele aldı.

(CRI Türk, 16 Kasım 2017)

 

Cumhurbaşkanı Xi'nin Özel Elçisi Kuzey Kore'ye Gidecek

 

Çin Komünist Partisi Merkez Komitesi Genel Sekreteri XiJinping'in özel elçisi Song Tao, Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti'ne (KDHC, Kuzey Kore) gidiyor.

XiJinping'in özel elçisi ve ÇKP Uluslararası Departmanı Başkanı Song Tao, ÇKP 19. Ulusal Kongresi'yle ilgili bilgi vermek için17 Kasım'da Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti'ne gidecek.

Çin Dışişleri Bakanlığı'nın sözcüsü GengShuang, söz konusu ziyaretin, ÇKP ve KDHC İşçi Partisi gibi sosyalist ülkelerin partileri arasında yıllardır izlenen geleneğin bir parçası olduğunu kaydetti.

Özel elçinin ziyareti sırasında ÇKP 19. Ulusal Kongresi'yle ilgili bilgi paylaşılmasının yanı sıra, ikili ilişkiler hakkında da fikir alıverişinde bulunulacak.

(CRI Türk,16 Kasım 2017)

 

Çin Dışişleri Bakanı Bangladeş ve Myanmar'a Gidiyor

 

Asya-Avrupa Toplantısı (ASEM) kapsamındaki 13. Dışişleri Bakanları Toplantısı 20-21 Kasım günlerinde Myanmar'ın başkenti Naypyitaw'da düzenlenecek.

Toplantıya katılacak bakanlar arasında Çin Dışişleri Bakanı WangYi de yer alıyor.

Toplantı kapsamında çeşitli aşamalarda yapılacak tartışmalara katılacak olan WangYi, uluslararası ve bölgesel durum, Asya ve Avrupa arasındaki altyapı tesisleri işbirliği ve ilgili sıcak konularda Çin'in görüş ve tutumunu açıklayacak. WangYi ilgili ülkelerin heyet başkanlarıyla ikili görüşmeler yapacak.

WangYi bu toplantı öncesinde 18-19 Kasım günlerinde Bangladeş ve Myanmar'a resmi ziyaret gerçekleştirecek, bu ülkelerin dışişleri bakanları ve devlet liderleriyle bir araya gelecek.

(CRI Türk, 16 Kasım 2017)

 

Daily Telegraph: İngiltere, İran'dan Aldığı 400 Milyon Sterlini İade Etmenin Yollarını Arıyor

 

Daily Telegraph gazetesi, İngiltere'nin İran'a 400 milyon sterlinlik (yaklaşık 2 milyar TL) ödeme yapmaya hazırlandığını yazdı.

İngiltere'nin yapacağı ödeme, İran'ın İslam devriminden önce İngiltere'den bin 500 tank almak ve 250 tankı tamir etmek için verdiği paranın geri ödemesi olacak.

İran İngiltere'ye 650 milyon sterlin ödemiş, tankların bir kısmı gönderildikten sonra gerçekleşen devrimin ardından sevkiyat durdurulmuştu.

Daily Telegraph İran'a yapılacak ödemenin, ülkede tutuklu bulunan İngiliz-İran vatandaşı NazaninZaghari-Ratcliffe'in serbest bırakılmasını da kolaylaştırabileceğini belirtti.

NazaninZaghari-Ratcliffe'in serbest kalması için İngiltere'de eylemler düzenleniyor

İran, teslim edilmeyen tankların parasını geri almak için başlattığı hukuk mücadelesini 2010 yılında AB mahkemelerinde kazanmış fakat İran'a uygulanan yaptırımlar nedeniyle İngiltere bu parayı İran'a gönderememişti.

Gazete, İngiliz yetkililerin yaptırımları aşarak bu ödemeyi gerçekleştirmenin yollarını aradığını belirtti.

İran basını ise İngiltere Dışişleri Bakanı Boris Johnson'ın, önümüzdeki hafta İran'ın ziyaret etmeye hazırlandığını yazdı.

(BBC Türkçe, 16 Kasım 2017)

 

İspanya Dışişleri Bakanı: Katalanların Bu Kadar İleri Gideceğini Düşünmemiştik

 

DW’nin "ConflictZone" programına katılan İspanya Dışişleri Bakanı Dastis, Katalonya ile yaşanan krize ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Dastis, Katalanların kararlılığı karşısında şaşırdıklarını kabul etti.

İspanya’da yaşanan son 40 yılın en ağır siyasi krizine ilişkin değerlendirmelerde bulunan İspanya Dışişleri Bakanı AlfonsoDastis, Madrid yönetiminin, Katalanların bu kadar ileriye gidebileceğini düşünmediğini söyledi. Dastis, “Bu insanların bölünme ve parçalanmayı provoke edecek kadar ileri gideceklerini düşünmemiştik” dedi.

Barcelona'daki Katalonya Özerk Bölge Parlamentosu, 27 Ekim'de Madrid’den bağımsızlığını ilan etmişti. Ancak bağımsızlık ilanından sonra hiçbir ülke Katalonya’ya destek vermemişti. Avrupa Birliği (AB) Konseyi Başkanı Donald Tusk da tek muhataplarının Madrid hükümeti olduğunu vurgulamıştı.

Katalonya Özerk Bölgesi'nde 1 Ekim’de yapılan ve katılanların yüzde 93’ünün bağımsızlıktan yana oy kullandığı referandum öncesinde İspanya Anayasa Mahkemesi; halk oylamasını yasa dışı ilan etmiş, Madrid hükümeti de Katalanların özerkliğini iptal etme tehdidinde bulunmuştu. Parlamentonun bağımsızlık ilanından sonra Madrid, Katalan hükümetini feshetmiş ve yönetimi devraldığı bölgede 21 Aralık’ta erken seçimlerin yapılmasına karar vermişti.

Hafta sonunda Barcelona'ya giden İspanya Başbakanı MarianoRajoy, Katalanların yarattığı “ayrılıkçı kargaşanın” erken bölgesel seçimlerin ardından sona ereceğini söyledi.

İnsan Hakları İzleme Örgütü ise yaşanan gerilimde İspanyol güvenlik güçlerinin de kısmen suçu olduğunu savunuyor. Örgütten yapılan açıklamada, "Tartışmalı referandumun yapıldığı gün Katalonya'daki göstericilere karşı İspanyol polisi tarafından aşırı şiddet uygulanarak, barışçı göstericilere copla müdahale edilmiş ve çok sayıda kişinin yaralanmasına neden olunmuştur” denilmişti.

Bu iddialara ilişkin DW’nin sorularını yanıtlayan İspanya Dışişleri Bakanı Dastis, güvenlik güçlerinin aşırı şiddet kullandığını reddetti. Alfonso, “Bazı durumlarda şiddet kullanılmış olabilir ancak bu aşırı şiddet değildi, bu önceden planlanmış bir şiddet değildi, mahkemenin verdiği yetkiye dayanarak insanların provokasyonuna gösterilen bir tepkiydi” şeklinde konuştu.

Katalonya’nın bağımsızlığını ilan etmesinin ardından, İspanya Senatosu acil durum yetkilerini kullanarak, anayasanın 155’inci maddesinin uygulanmasına onay vermişti. Rajoy, yaklaşık 7,5 milyon Katalan’ı korumak için aldıkları bu önlemin, krizden çıkışın tek çaresi olduğunu söylemişti. Atılan bu adımla, diktatör Francisco Franco’nun devrildiği 1975 yılından bu yana ilk kez merkezi hükümet ülkedeki 17 özerk bölgeden birinde kontrolü doğrudan eline almış oldu.

İspanya Dışişleri Bakanı Dastis, Birleşmiş Milletler'in halklara koşulsuz olarak tanıdığı kendi kaderini tayin hakkının ise göreceli bir kavram olduğunu savundu. Dastis, "İnsanlara inançları, dinleri veya renkleri nedeniyle ayrımcılık uygulamayan devletlerde kendi kaderini tayin hakkı olarak adlandırılan durum bulunmuyor” dedi.

"Biz onlara saygı gösteriyoruz. Ancak bazı haklar, siz ne kadar var olduğunu iddia etseniz de aslında yoktur” diyen Dastis, hükümetinin "Katalonya’da yaşayan, Katalan, İspanyol ve Avrupalı olarak kalmak isteyenlerin haklarını koruduğunu” da sözlerine ekledi.

Madrid, anayasanın 155'inci maddesini uygulamaya koyarak Katalonya Özerk Bölge Başkanı CarlesPuigdemont ve bütün Katalan bakanları görevden almıştı. Katalonya'daki emniyet birimleri İspanya İçişleri Bakanlığı’na bağlanmış, bölge parlamentosu feshedilmişti. Puigdemont ve dört bakan güvenlik gerekçesiyle Brüksel’e kendi istekleriyle sürgüne gitmişlerdi. İspanya ise Puigdemont ve bakanlar hakkında uluslararası yakalama ve tutuklama kararı çıkarmıştı. Katalan liderin tutumunu değerlendiren Dastis, Puigdemont'un “son derece basit düşündüğünü ve kendisi dışında herkesin yanlış yaptığına inandığını” belirtti ve ekledi: “Ama bence gerçek bunun tam tersi.”

Dastis, Madrid'in Katalan lidere "uçurumun kenarından dönmesi için” her türlü fırsatı sunduğunu belirterek, Puigdemont'un “Katalan halkının ihtiyaçlarını dikkate almadığını” dile getirdi.

İspanya Senatosu Başkan Yardımcısı PedreSanz, Aralık ayında yapılacak erken seçimlerin yine yasa dışı bir tutum izleyecek bir hükümetin kurulmasına yol açması halinde, 155'inci maddenin tekrar uygulamaya konulacağını duyurmuştu. Bu Katalonya’nın yine özerkliğini kaybetmesi anlamına gelecek.

Dastis, böyle bir tehdidin olup olmadığına ilişkin soruyu ise şu sözlerle yanıtladı: "Böyle bir tehdidin bulunduğunu düşünmüyorum. Katalonya’da demokrasi istediğimizi gösterdik ve Katalan halkının sandık başına gitmesine izin vererek ne olacağını görmek istiyoruz. Bunu engelleyecek olanlar ise Katalan yasalarını ve anayasayı dikkate almayacak ve ihlal edecek olanlardır.”

(Deutsche Welle Türkçe, 17 Kasım 2017)

 

Saad Hariri Paris'in Davetini Kabul Etti

 

Bir süre önce sürpriz bir şekilde istifasını açıklayan Lübnan Başbakanı Saad Hariri'nin Fransa Cumhurbaşkanı EmmanuelMacron'un davetini kabul ettiği ve önümüzdeki günlerde Paris'e gideceği açıklandı.

FrankreichEmmanuelMacron&Saad Hariri in Paris (picture-alliance/Maxppp/N. Messyasz)

Saad Hariri ve EmmanuelMacron 1 Eylül 2017'de Elysee Sarayı'nda görüşmüşlerdi

Fransa Cumhurbaşkanı EmmanuelMacron’un ofisinden yapılan açıklamada Lübnan Başbakanı Saad Hariri’nin Macron’un davetini kabul ettiği açıklandı. Açıklamada Hariri’nin önümüzdeki günlerde Paris'e beklendiği belirtildi.

Açıklama, Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Yves Le Drian'ın Suudi Arabistan'da Saad Hariri, Suudi Arabistan Kralı Selman ve Veliaht Prens Muhammed Bin Selman ile görüşmesinin ardından geldi.

Macron, Hariri ve ailesini dün birkaç günlüğüne Paris’e davet etmişti. Macron, BM İlkim Konferansı için bulunduğu Bonn’da yaptığı açıklamada bunun bir siyasi sığınma daveti olmadığını vurgulamıştı.

Hariri, 4 Kasım’da Suudi Arabistan'ın başkenti Riyad’da bulunduğu sırada yaptığı sürpriz istifa açıklamasının ardından hafta başında ilk kez konuşmuş ve yakında ülkesine geri döneceğini söylemişti. Suudi Arabistan'da zorla tutulduğu iddialarını reddeden Hariri, Hizbullah'ın gelecekte bölgedeki sorunlara karışmaması durumunda istifasını geri çekebileceğini belirtmişti.

Lübnan Cumhurbaşkanı MişelAvn, Hariri'nin istifasını henüz resmen kabul etmedi. Lübnanlı yetkililere göre 47 yaşındaki Hariri, Suudi Arabistan'da kendi rızası dışında tutuluyor. Hariri, istifa açıklamasına kendisine karşı bir suikast düzenlenmesi riski bulunduğunu gerekçe olarak göstermişti.

Bu gelişmenin ardından derin bir siyasi krize sürüklenen Lübnan'ın, Tahran ve Riyad arasındaki bölgesel iktidar mücadelesinin arasında kaldığı ve Hariri'nin istifaya zorlandığı yönünde spekülasyonlara yol açmıştı.

(Deutsche Welle Türkçe, 17 Kasım 2017)

 

AB Komisyonu Almanya'yı Şikayet Edecek

 

Alman basınında yer alan habere göre AB Komisyonu Almanya’yı çok sayıda kent ve bölgedeki hava kirliliği nedeniyle Avrupa Adalet Divanı'na şikayet etmeye hazırlanıyor.

DeutschlandDampfundAbgase der ChemiefirmaOxea (GettyImages/L. Schulze)

StuttgarterZeitung adlı gazetede AB Komisyonu'nun bazı kent ve bölgelerindeki hava kirliliği nedeniyle Almanya hakkında 7 Aralık'ta Avrupa Adalet Divanı'na şikayette bulunmayı planladığı bildirildi.

Almanya Çevre Bakanlığı sözcüsü de "AB Komisyonu'nun 7 Aralık'ta bu konuda bir karar alınması yönünde tavsiyede bulunacağını federal hükümete bildirdiğini" açıkladı. Adalet Divanı'nın şikayeti yerinde bulunması durumunda Almanya'nın para cezası ödemesi gündeme gelebilecek.

Almanya'nın Baden-Württemberg Eyaleti'nin Ulaştırma Bakanı Yeşiller Partili WinfriedHermann, söz konusu şikayetten memnuniyet duyduğunu dile getirdi. Hermann "Atmosferin temiz tutulması için somut önlemler alınmasının ve Berlin'in Mavi Plaka için yeşil ışık yakmasının zamanı çoktan geldi" diye konuştu.

Baden-Würtemberg Eyaleti'nde 2016 yılında Mavi Plaka uygulaması kararı alındı. Buna göre otomobil egzozlarından çıkan zararlı nitrik asit emisyonu daha az olan araçlara mavi plaka verilmesi ve yerel yönetimlerin uygun gördüğü alanlara trafiğe sadece mavi plakalı araçların girebilmesi öngörülüyor.

Eyaletin Yeşiller Partili Başbakanı WinfriedKretschmann'ın bulunduğu Baden-Württemberg Eyaleti bu uygulamanın Almanya'nın genelinde yaygınlaştırılmasını istiyor. 

AB Komisyonu 2015 yılının Haziran ayında da Almanya'da nitrik asit emisyonlarının ülkenin birçok ana ulaşım merkezlerinde yapılan ölçümlerde yıllık ortalama sınırın üstüne çıkması nedeniyle Almanya hakkında mevcut sözleşmeleri ihlal ettiği gerekçesiyle işlem başlatmıştı.

(Deutsche Welle Türkçe, 16 Kasım 2017)

 

Hırvatistan'da 'Avro Bölgesi' Sesleri

 

Avro Bölgesi üyeliği, AB'nin en genç üyelerinden biri olan Hırvatistan'ın önündeki "kilit" adımlardan birini oluşturuyor

Avrupa Birliği'nin (AB) en genç üyelerinden biri olan Hırvatistan'ın önündeki "kilit" adımlardan birini Avro Bölgesi üyeliği oluşturuyor.

Hırvatistan Başbakanı AndrejPlenkovic, geçen ay yaptığı açıklamada, AB'de dönem başkanlığını devralacakları 2020 yılında avroya geçmeyi hedeflediklerini belirterek, avronun, Hırvatistan'a küresel anlamda siyasi ve ekonomik kredibilite getireceğini söylemişti. Plenkovic, başında bulunduğu hükümetin Avrupa yanlısı olduğunu ifade ederek, AB'nin en genç üyesi Hırvatistan'ın önündeki en kilit iki adımın, Schengen ve Avro Bölgesi'ne girmek olduğunu kaydetmişti. IHSMarkit Avrupa ve Bağımsız Devletler Topluluğu Analisti Kit Nicholl, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Hırvatistan'ın Avro Bölgesi'ne girmesinin, ülke ekonomisine uzun dönemli istikrar ve daha fazla güvenilirlik getirebileceğini söyledi.

Nicholl, Hırvatistan'ın dış politikaya yönelik iki ana amacının, Schengen ve Avro Bölgesi'ne girmek olduğunu belirterek, avronun Hırvatistan'ın şu anki para birimi Hırvat kunasının yerine geçmesinin ülkenin kredi notunu olumlu etkileyebileceğini, bunun ülkedeki faiz oranlarının da azalmasına sebep olabileceğini kaydetti.

"Hırvatistan'ın Avroyla Tanışmasının En Büyük Maliyeti Enflasyon Olabilir"

Kit Nicholl, Hırvatistan'ın Avro Bölgesi'ne katılmak için birtakım kriterleri karşılamaya gereksinimi olduğunu, bu gereksinimlerin hükümeti konuyla ilgili reformları uygulama konusunda teşvik edebileceğini söyledi.Nicholl, ülkede kamu borcunun azaltılmasının Avro Bölgesi'ne girmek için bir ön gereksinim olduğunu belirterek, Hırvatistan'ın avroyla tanışmasının en büyük maliyetinin enflasyon olabileceğini vurguladı."Hırvatkunası zaten avroyla bağlantılı"DekabankBaşekonomistiUlrichKater de "Hırvat kunası zaten avroyla bağlantılı. Hırvatistan, fiili olarak Avro Bölgesi'ne üye. Hırvatistan'ın Avro Bölgesi'ne üyeliğiyle ilgili sembolik mesaj, Avro Bölgesi'nin küçük ülkeler için hala cazip bir model olduğudur." ifadelerini kullandı.

(Pusula Haber, 17 Kasım 2017)

 

ABD ve Sırbistan'dan Ortak Askeri Tatbikat

Amerika Birleşik Devletleri ve Sırbistan ortak askeri tatbikat düzenliyor. Sırbistan’ın başkenti Belgrad yakınlarındaki tatbikata 60 Amerikalı paraşütçü katılıyor. Operasyonun amaçlarından biri Sırbistan ve Batı arasında işbirliğini arttırmak.

Sırbistan’ın aynı zamanda Rusya ile de yakın ilişkileri bulunuyor. Ancak Belgrad yönetimi gelecek 10 yıl içinde Avrupa Birliği’ne üye olma hedefine sahip.

Amerikalı Tuğgeneral Richard More, tatbikatların Batı için önemine dikkat çekti: “Biz Sırpların Avrupa Birliği’nin parçası olma isteklerini destekliyoruz. Eğer bu onun başlangıcıysa harika. Askeri düzeyde bağlantının da bu şekilde kurulmasını isteriz. Bizim ve Sırbistan’ın askeri olarak ikili düzeyde işbirliğinin göstergesi olan tatbikatlar çok önemli.”

Sırbistan 1999’daki Kosova Savaşı’ndan sonra barış anlaşmasının uygulanması döneminde NATO ile ilişkilerini güçlendirdi.

(Euronews Türkçe, 17 Kasım 2017)

 

Bulgaristan'da Parlamento Başkanı Dimitar Glavçev İstifa Ettiğini Açıkladı.

İktidardaki Bulgaristan'ın Avrupalı Gelişimi İçin Yurttaşlar (GERB) partisinden parlamento başkanı seçilen Glavçev, istifa dilekçesini sunmadan önce Başbakan BoykoBorisov ile görüştü.

Glavçev, görüşmenin ardından "Yasama organımızın normal çalışma ortamına yeniden kavuşmasını istiyorum. Bulgaristan'ın 2018'de üstleneceği AB Konseyi dönem başkanlığının gölgelenmesini istemem." dedi.

Başkan Yardımcısı TzvetaKarayançeva da genel oturumda Glavçev'in parlamentoya sunduğu istifasını okudu. Çalışma tüzüğüne göre, parlamento başkanının istifası oylamaya sunulmadan kabul edilmiş sayılıyor.

Glavçev, çarşamba günkü oturumda kürsüde konuşma yapan ana muhalefetteki Bulgaristan Sosyalist Partisi (BSP) Genel Başkanı KorneliyaNinova'yı salondan kovmuştu.

BSP de Glavçev'in istifasını talep etmiş ve Glavçev istifa edene kadar oturumlara katılmama kararı almıştı. Üyelerinin çoğunluğunu Türklerin oluşturduğu Hak ve Özgürlükler Hareketi (HÖH) de boykota katılmıştı.

(Time Türk, 17 Kasım 2017)

 

 

http://www.turksam.org/tr/dis-basin-detay/1589-17-kasim-da-dunya-bunlari-konusuyor
Bu sitede yer alan bilgiler TÜRKSAM adresi kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Tüm hakları Telif Hakları Yasası'nca korunmaktadır.
Kâr amacı güdülmez. Yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.

Sayfa 1664 kez görüntülendi.


Copyright © 2004 - 2014 TÜRKSAM - Tüm Hakları Saklıdır. Aktif 1135 ziyaretçi bulunmaktadır. Tasarım ve Programlama TÜRKSAM - Bilişim Teknolojileri Merkezi (BTM)