Dış Basın | 24 Kasım 2017

|

24 Kasım'da Dünya Bunları Konuşuyor



 

24 Kasım 2017 tarihinde dünya gündeminde öne çıkan başlıklar...

 

İran: Ortadoğu'da Savaş İsrail'in Yok Edilmesi ile Sonuçlanır

Rus haber ajansı Sputnik'in haberine göre, İran Devrim Muhafızları Komutanı Muhammed Ali Caferi dün başkent Tahran'daki bir konferansta konuştu.

İran Devrim Muhafızları Komutanı Muhammed Ali Caferi Ortadoğu'da yeni bir olası savaşın "İsrail'in yok edilmesi" ile sonuçlanacağını söyledi.

İranlı komutan Caferi, böyle bir durumda Filistinli Hamas örgütü ile Lübnan Hizbullah'ının İsrail'e karşı "direniş cephesi" ile birlikte hareket edeceğini vurguladı.

İran medyasının aktardığına göre Caferi, çok sayıda İran Devrim Muhafızlarının alt kolu olan gönüllü Besic milislerinin katıldığı etkinlikte yaptığı açıklamada bölgede yeni bir olası savaşın İsrail'in yok oluşu ile sonuçlanacağını savundu.

Caferi "Bugün yeni bir savaşın İsrail'in yok edilmesi ile sonuçlanacağını söylemek kanıtlanmış bir iddia" ifadelerini kullandı.

Hamas ile İsrail arasında 2008'deki savaşa ve 2006'daki Hizbullah ile İsrail arasında savaşa atıf yapan Caferi, "İsrail'in 33 Gün Savaşı ile 22 Gün Savaşı'nda direniş cephesinin gücünün bir kısmını gördüğünü" söyledi.

"Artık büyük direniş cephesi oluşturuldu. Bu iddia da kanıtlandı" diyen İran Devrim Muhafızları komutanı Caferi, Lübnan Hizbullah'ının saldırıya uğraması halinde direniş cephesinin" diğer bileşenlerinin onun yardımına gideceğini söyledi.

ABD'nin önde gelen gazetelerinden New York Times'a bir röportaj veren Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ise İran'ın dini lideri Ayetullah Ali Hamaney'i "Ortadoğu'nun yeni Hitler'i" olarak niteledi.

Aynı zamanda ülkesinin savunma bakanı olan Veliaht Prens "İran'ın dini lideri Ortadoğu'nun yeni Hitler'i. Ama biz Avrupa'dan düşman karşısında ödün vererek geri çekilmenin işe yaramadığını öğrendik. İran'ın yeni Hitler'inin Avrupa'da yaşananları Ortadoğu'da tekrarlamasını istemiyoruz" dedi.

(NTV, 24 Kasım 2017)

 

Netanyahu: İsrail, Gızlice Arap Ülkeleri İle İş Birliği Yapıyor

İsrail Genelkurmay Başkanı'nın Suudi Arabistan'la istihbarat paylaşımına hazır oldukları ve İsrail Enerji Bakanı'nın, Suudi Arabistan ile ülkesinin İran'a karşı 'gizli iletişim halinde olduğunu' söylemesinin ardından Başbakan Benyamin Netanyahu'dan açıklama geldi. Netanyahu "Arap ülkeleriyle sonuç veren iş birliği genellikle gizli" dedi.

 

İsrail'in ilk Cumhurbaşkanı Ben Gurion'ı anmak için düzenlenen bir etkinlikte konuşan Netanyahu, İsrail'in bazı Arap ülkeleri ile 'gizli iş birliği' içinde olduğunu doğrulayarak bu uygulamaların gelişerek artmasını umut ettiğini belirtti.

"Arap ülkeleriyle sonuç veren iş birliği genellikle gizli" diyen İsrail Başbakanı bu bağların 'daima gizlilik içinde yürütüldüğünü' söyledi.

Ynet internet sitesinin aktardığına göre İsrail Başbakanı "Ben Arap ülkeleri ile olan bu ilişkilerin gelişmeye devam edeceğine ve barış alanının genişlemesi sonucunu vereceğine inanıyorum. Komşu ülkelerin sakinleri bizimle iş birliği yapacak çünkü aksi takdirde yabancı kölecilerle iş birliği yapmak zorunda kalırlar" dedi.

İsrail, Körfez'deki monarşilerle ve bölgedeki diğer Müslüman ülkelerle İran'a karşı 'ortak çıkar ve tehditlere' vuru yaparak iş birliği yapıyor.

İsrail'in resmi olarak bölgede sadece Mısır ve Ürdün ile diplomatik ilişkileri var. Geçen hafta İsrail Enerji Bakanı YuvalSteinitz Tel Aviv'in ' birçok Müslüman ve Arap ülkesi ile gizli ilişkileri' olduğunu ifade etmişti.

Kasım başında da İsrail Genelkurmay Başkanı General GadiEizenkoy, Suudi Arabistan'ın Alaf gazetesine verdiği demecinde, ülkesinin İran konusunda Suudi Arabistan ile 'istihbarat paylaşımı yapmaya hazır olduğunu' duyurmuştu.

(Sputnik Türkiye, 24 Kasım 2017)

 

Mısır Medyası: Ankara İktidarı Ele Geçirmek İçin Müslüman Kardeşler İle Ortak Plan Yaptı

Mısır'ın resmi haber ajansı MENA, ülke istihbaratına dayandırdığı dünkü haberinde 29 kişinin 'Katar tarafından finanse edildiği, talimatları da Türk istihbaratından aldığını' iddia etmişti. Bu kişilere yönelik suçlamalar arasında, 'ülkenin ulusal çıkarlarına zarar verme, terör örgütüne üyelik, lisanssız uluslararası telefon görüşmeleri yapma ve para aklama' da var.

BBC İzleme Servisi, gözaltıların Mısır basınında ve televizyonlarında nasıl görüldüğünü derledi:

Özel El Wafd gazetesi, '(Cumhurbaşkanı Recep Tayyip) Erdoğan Mısır'ı gizlice gözetliyor' başlığı atarken, resmi yayın organlarından Rose el-Youssef, "Mısır istihbaratı, Müslüman Kardeşlerin Türkiye için çalışan en büyük casusluk şebekesini gözaltına aldı" dedi.

Mısır'ın bir diğer resmi yayın organı El Ahram ise "Ankara, Mısır devletine zarar verip iktidarı ele geçirmek için Müslüman Kardeşler ile ortak plan yaptı" ifadesini kullandı.

Özel On E TV kanalındaki programın sunucusu AmrAdlib, gözaltıların 'Türkiye'nin 2013'ten bu yana Mısır'da casusluk yaptığının kanıtı olduğunu' söyledi ve şebekenin gözaltına alınmasının Türkiye için 'acı bir yumruk' olduğu yorumunu yaptı.

Aynı kanalın araştırmacılarından SamehEid, "Türkiye uluslararası kamuoyunun dikkatini kendi iç sorunlarından uzaklaştırmaya çalışıyor" dedi.

(Sputnik Türkiye, 24 Kasım 2017)

 

Türk Dünyasındaki Aydınlanma Hareketleri Ankara'da Konuşulacak

Ankara’da “Türk Dünyasında Aydınlanma Hareketleri: 100. Yılında Alaş Uluslararası Konferansı” düzenlenecek.

Türk Tarih Kurumu, Gazi Üniversitesi, Al-Farabi Kazak Milli Üniversitesi ve Hoca Ahmet Yesevi Uluslararası Türk-Kazak Üniversitesi Mütevelli Heyeti Başkanlığı iş birliği ile 24 Kasım’da düzenlenecek konferansta Alaş hareketi üzerine kapsamlı bir değerlendirme yapılacak. Türk Tarih Kurumundan yapılan açıklamada, Doğu ve Batı Türklüğünün karşılaştığı ortak sorunların ve 20. yüzyılın başındaki fikir ve bağımsızlık hareketlerinin ele alınacağı konferansta bu gelişmeler içinde özel bir yeri olan Alaş üzerinde durulacağı belirtilerek, “Geçtiğimiz ay Kazakistan’da düzenlenen konferansın Türkiye ayağını teşkil eden etkinlik, konuyu Türk bilim insanlarının gündemine taşıması bakımından önem arz ediyor. 30-31 Ekim 2017 tarihlerinde Almatı’da düzenlenen konferansta Kazakistan’ın 19. ve 20. yüzyıllardaki durumu ele alınmış ve ülkenin bağımsızlığını kazanmasında 100 yıl önceki Alaş aydınlarının çalışmalarının önemi vurgulanmıştı. Türk dünyası tarihçileri arasında ortak bir çalışma zemini oluşturma hedefi doğrultusunda konu ile ilgili akademisyenleri bu defa Ankara’da bir araya getirecek olan konferansta, Osmanlı modernleşmesinden Tatar reformlarına, Ceditçilik’ten Alaş’a, aydınların mücadele ettikleri Çarlık Rusya’nın Türkistan, İdil-Ural, Kırım ve Kafkasya’da hâkimiyet kurma süreci ve yönetimi de tartışılacak” denildi.

Etkinliğe ev sahipliği yapacak olan Türk Tarih Kurumu Başkanı Prof. Dr. Refik Turan’ın yanı sıra, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Başkanı Prof. Dr. Derya Örs, Ahmet Yesevi Uluslararası Türk-Kazak Üniversitesi Mütevelli Heyet Başkanı Prof. Dr. Musa Yıldız, Gazi Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. İbrahim Uslan, Kazakistan Cumhuriyeti Ankara Büyükelçisi Abzal Saparbekuly ile yurt içi ve yurt dışından çok sayıda bilim insanının katılacağı bildirildi.

(Milliyet, 24 Kasım 2017)

 

Türkiye ile Kazakistan Arasında Yatırım Protokolü

Kazakistan Ulusal Girişimciler Odası Atameken ile Türkiye Sanayici İş Kadınları ve İş Adamları Konfederasyonu arasında 5 milyar dolarlık yatırım protokolü imzalandı.

Atameken'den yapılan yazılı açıklamada, Kazakistan'ın başkenti Astana'ya ziyaret gerçekleştiren Sanayici İş Kadınları ve İş Adamları Konfederasyonu Genel Başkanı Nezaket Emine Atasoy'un, Kazakistan Girişimciler Odası Atameken'in İş Kadınları Konseyi Başkanı Lazzat Ramazanova ile bir araya geldiği belirtildi.

Görüşmede taraflar arasında iş birliği protokolünün imzalandığı hatırlatılırken protokol kapsamında Kazakistan'a 5 milyar dolar Türk yatırımının çekileceği, tarafların Kazakistan ile Türkiye arasındaki ticari ekonomik ilişkilerin gelişmesine katkı sağlamaya hazır olduklarını onayladıkları kaydedildi.

Açıklamada, protokolün, ticaretle ilgili bilgi ve yayınların paylaşımı, iki ülkenin dış ticareti ve iş geliştirme için ortak etkinliklerin yapılmasında iş birliğinin pekiştirilmesinin hedeflendiği aktarıldı.

Ramazanova ise yaptığı değerlendirmede Türkiye'nin Astana Büyükelçiliği'nin destekleriyle ortak iş birliğinin sağlandığına işaret etti ve "Türk iş dünyası bölgemize büyük ilgi gösteriyor." ifadelerini kullandı.

Atasoy da, konfederasyonun dünyanın 100 ülkesinde faaliyet gösterdiğini söyleyerek, "Biz iki ülke arasındaki ticari, stratejik ilişkileri daha iyi ve ileri noktalara taşımak için geldik." yorumunu yaptı.

(Anadolu Ajansı, 24 Kasım 2017)

 

Sooronbay Ceenbekov, Resmen Kırgızistan Cumhurbaşkanı Görevine Geçti

Sooronbay Ceenbekov, resmen Kırgızistan Cumhurbaşkanı görevine geçti.

Bugün (24 Kasım), yeni cumhurbaşkanı Sooronbay Ceenbekov’un yemin töreni, Bişkek’in Devlet Konutu Ala-Arça’nın Ene-Say resepsiyon evinde düzenleniyor.

Tören sırasında Ceenbekov, yemin etti. Daha sonra, Merkez Seçim Komisyonu (MSK) Başkanı Nurcan Şayldabekova, yeni cumhurbaşkanına Devlet Başkanı Forsu'nu ve göğüs nişanı teslim etti. Buna ek, Almazbek Atambayev, yeni cumhurbaşkanına Kırgızistan bayrağını teslim etti.

(Kabar, 24 Kasım 2017)

 

Özbekistan ve Güney Kore Anlaştı

190 bin ton uranyum rezervine sahip olan ve dünyanın en büyük dördüncü uranyum ihracatçısı konumunda bulunan Özbekistan, Güney Kore’yle uranyum anlaşması imzaladı.

Özbekistan ve Güney Kore arasında anlaşma, Özbekistan Cumhurbaşkanı Şavkat Mirziyoyev’in 22 Kasım’da Güney Kore’ye gerçekleştirdiği 4 günlük resmi ziyareti çerçevesinde gerçekleştirildi. Anlaşmanın mali değeri ise açıklanmadı. Son yıllarda Güney Kore’ye yıllık 300 ton uranyum ihracatı gerçekleştiren Özbekistan, bu rakamı yıllık 500 tona çıkaracağı haberleri ise önceden basına yansımıştı. Eylül 2017’de ise New York’ta düzenlenen Özbekistan-ABD İş Forumu kapsamında, Özbekistan’da uranyum üretimi yapan Nevai Maden-Metalürji Kombinesi ile Amerikan Nukem şirketi arasında 7 yıl boyunca 300 milyon dolarlık uranyum konsantresi satışı konusunda anlaşma imzalanmıştı.

(TGRT Haber, 24 Kasım 2017)

 

Akıncı: “Bir 50 Yıl Daha Sürecek Verimsiz Görüşmeler İstemiyoruz”

KKTC Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı, İngiltere'de yaptığı açıklamada Türkiye'nin 82'inci vilayeti olmayı istemediklerini söyledi.

Akıncı, Londra'da Kıbrıs Türk sivil toplum örgütleri temsilcileri ve soydaşlarına seslendiği toplantıda, adadaki son siyasi durumu değerlendirerek, “Bugün Kıbrıs sorununu çözmek 2004 yılından daha zor. Rum tarafında zihniyet değişikliği olması lazım” dedi.

Ada genelinde Kıbrıslı Türklerin iki şeyi istemediğini vurgulayan Cumhurbaşkanı Akıncı, “Bunlar, Rum üniter devleti içinde azınlık olmak ve Türkiye´nin 82´inci vilayeti olmak. Ya eş değer olarak aynı çatı altında, veya iki ayrı çatı altında yaşayacağız” diye konuştu.

Akıncı, Rumlarda, KKTC´nin uluslararası platformlarda tanınması “fobisinin” bulunduğunu da kaydederek, “Amaç bizim Türkiye ile bağlarımızı koparmak” diye konuştu.Kuzey Londra´da Grand Palace salonundaki toplantıya eşi Meral Akıncı, KKTC Londra Temsilcisi Büyükelçi Zehra Başaran, AB ve Siyasi İşleri Danışmanı Erhan Elçin ve özel Kalemi Cenk Gürçağ ile gelen Cumhurbaşkanı, yüzlerce kişinin alkışları ve sevgi gösterisi ile karşılandı.

Bir saat süren konuşmasında Akıncı, cumhurbaşkanlığına gelir gelmez iki ay içinde görüşmeler sürecini başlattığını hatırlatarak, özellikle ilk yıl önemli mesafeler aldıklarını vurguladı.

Türkler ve Rumlar arasındaki ilk görüşmenin Denktaş ve Klerides arasında 1968 yılında Beyrut´ta başladığına ve seneye 50´inci senesini tamamlayacağına dikkati çeken Akıncı, “Cumhurbaşkanı seçildikten sonra ilk yıl liderler seviyesinde 70´ten fazla, heyetler düzeyinde ise 150´den fazla toplantı yapıldı” dedi ve ekledi:

“Tarihte ilk defa 5´li konferans toplandı. Toprak, güvenlik, garanti konularının ele alınacağı sürece bizim zorlamalarımızla girildi. Kıbrıs Rum tarafının temel amacı, Türkiye´nin KKTC ile bağlarını koparmak.

“Ancak bunun mümkün olmadığını anlattık. Kıbrıs sorununu çözmek, Annan Planının oylandığı 2004 yılından çok daha zor. Annan Planını biz yüzde 65 'evet' ile kabul ederken, Rumlar yüzde 75 hayır dedi.

“Bugün, bizde yüzde 65 oyun olup olmadığı ciddi bir tartışma. Rumlar müzakerelerde Türkiye´nin her şeyiyle adadan elini eteğini çekebileceğini hayat etti; bu gerçekçi değildi. Ancak Türkiye´nin Kıbrıs ile ilişkilerini makul düzeyde tutmak mümkündü. Biz de bunu önerdik.”

“Kıbrıs Türk tarafı da Türkiye´de makul ve gerçekçi davrandı. Ancak onların sunduğu 'sıfır asker, sıfır garanti söylemi' maksimalist söylem, bir uzlaşma fırsatını bize vermedi. Zaten bizi ne Birleşmiş Milletler, ne de Avrupa Birliği, ne de İngiltere müzakerelerin sonuçsuz kalmasından dolayı suçlamadı. Kimin çözümü engellediği açıkça görüldü ancak çıkan raporlarda iki tarafın da eşit rolü olarak gösterildi. Gerçekler dile getirilemedi. KKTC´ye haksızlık yapıldı.”

Bir gün önce Britanya Parlamentosu'nda da parlamenterlerle bir araya geldiğini ve bu konuda kendisine sorular yöneltildiğini kaydeden Akıncı şöyle devam etti;

“Bana 'umut verici birşey söyleyebilir misiniz?' diye sordular. Ben de dedim ki, 'umut çok güzel bir söz. Umut en son ölür. Ancak öldürmemek için de insanoğlunun birşeyler yapması lazım. Herkesin üzerine düşeni yapması gerekir. “Rum tarafını çok ciddi bir zihniyet dönüşümüne ihtiyacı var. Bizimle yetkiyi paylaşmakta zorlanıyorlar. Bu geçen yıllar içinde statüko kemikleşti; bunlar gerçekler. Statükonun bir tarafında yetkiyi 1963 yılından beri, devleti, resmi tanınmış devleti gasp eden bir Rum Cumhuriyeti var. Kıbrıs Cumhuriyetinin tek sahibi oldular. Orayı bizimle paylaşmakta ve federal yapıya dönüştürmekte çok ciddi sıkıntılar var. Bunu yapamadılar.”

“Bizim tarafta da statüko var. 1974´den sonra elde edilen toprakları vermeye niyetli değiliz. Ben siyasi risk alarak adım attım. Toprakta yüzde 29.2´yi kabul ettim. Türkiye´nin herşeyiyle Kıbrıstan elini ayağını çekeceğini hayal ettiler. Ancak bu mümkün değildi. Bugün adada yüzde 65´lik Annan Planına verilen 'evet' oyunun olup olmadığı ciddi bir tartışma. Bunu da samimiyetle söylememiz gerekir. Çok uğraşmamız lazım.”

Cumhurbaşkanı Akıncı 50 yıldır süren müzakerelerin bundan sonrasının sonuç odaklı, zaman tahditli paket şeklinde olması gerektiğine vurgu yaprak, “Bir 50 yıl daha sürecek verimsiz görüşmeler istemiyoruz” dedi.

“BM parametrelerini öldü, çöpe attık” diyecek bir durum olmadığını da ifade eden Akıncı, “Suç, parametrelerde değildi. Yıllar içinde bizim liderlerimizin uğraşlarıyla iki kesimlilik, siyasi eşitlik, en son bizim de çabalarımızla Guterres´in söylemine giren dönüşümlü cumhurbaşkanlığı, biz bunları elimizin tersiyle itemeyiz. Buradaki sıkıntı oralarda değil.. O ilkelere uyum sağlamayan, inanmayan ve gereğini yapmayan Rum zihniyetindedir” diye ekledi.

(Gündem Kıbrıs, 24 Kasım 2017)

 

Danimarka Yerel Seçimlerinde 40 Türkiye Kökenli Aday Seçildi

Danimarka'da 21 Kasım'da yapılan yerel seçimlerde, 101 Türkiye kökenli adaydan 40’ı seçildi.

Danimarka medyasında yer alan sonuçlara göre, yerel seçimlere katılan Türkiye kökenli adayların aldığı oy oranları belli oldu. Buna göre, seçime farklı partilerden giren 101 adaydan 40'ı seçilme başarısı gösterdi.

Yerel seçimlerde, en çok Türkiye kökenli aday başkent Kopenhag'ın 20 kilometre batısındaki İshoj kentinde seçildi. Burada 5 Türkiye kökenli adaydan 5'i de seçilirken 9 Türkiye kökenli adayın yarıştığı Höje-Taastrup'ta ise sadece ikisi kazandı.

Aarhus'ta Liberal Partinin (Venstre) belediye başkanı adayı Bünyamin Şimşek, aldığı 5 bin 742 oyla en çok tercihli oy alan Türkiye kökenli aday oldu.

Danimarka'daki yerel seçimlerde, bölge idarelerine de aday olan 9 kişinin durumu ise henüz netlik kazanmadı. Danimarka'daki 5 bölge idaresinin 3'ünde yer alan Türkiye kökenli adayların durumu tercihli oyların sayımından sonra belli olacak.

(Sputnik Türkiye, 24 Kasım 2017)

 

İsviçre'de Etiyopyalı İmama 18 Ay Hapis Cezası

İsviçre'nin kuzeyinde yer alan Winterthur kentindeki An'Nur Camisi'ne yapılan baskında gözaltına alınan ve bir yıldır tutuklu olan Etiyopyalı imama 18 ay şartlı hapis cezası ve 15 yıl İsviçre'ye giriş yasağı verildi.

İsviçre basınında yer alan haberlere göre, Zürih'teki yerel bir mahkeme, kendisini "Şeyh Abdurrahman" olarak tanıttığı ileri sürülen 25 yaşındaki imam hakkındaki kararını açıkladı.

Duruşmada savcılık, "imamın dini görüşlerinin halka yönelik tehlike oluşturduğu" iddiasında bulundu.

Sanık avukatı ise savunmasında, "O üzerinde hiç şüphe olmayan ve İsviçre'de sadece üç ay bulunmuş bir sığınmacıydı. Fanatik bir Müslüman değildi" ifadelerini kullandı. Mahkeme cezaevinde bir yılı aşkın tutuklu bulunan ve adı açıklanmayan Etiyopyalı imamı, "şiddeti körüklediği, İsviçre'de oturma ve çalışma izni bulunmadığı halde çalıştığı" gerekçesiyle suçlu buldu.

Mahkemece 18 ay şartlı hapis cezası ve 15 yıl İsviçre'ye giriş yasağı verilen imamın, işlemlerinin tamamlanmasının ardından ülkeden sınır dışı edileceği kaydedildi.

Zürih Kantonu'na bağlı polisler, geçen yıl 2 Kasım'da Winterthur/Unterland Savcılığının talebi üzerine An'Nur Camisi'ne baskın düzenlemişti.

İmam ve 3 kişi gözaltına alınmış, İsviçreli savcıların isimleri açıklanmayan şüpheliler hakkında şiddeti körükleme şüphesiyle soruşturma başlattığı bildirilmişti. Cami, haziran ayında bina sahiplerinin kira kontratını uzatmayı reddetmesi nedeniyle kapatılmıştı.

(Sputnik Türkiye, 24 Kasım 2017)

 

Fransa'dan Rus Oligark Kerimov'a Şok Soruşturma

Fransız yargısı, Dağıstan kökenli Rus işadamı ve Senatör Süleyman Kerimov'u Nice'de göz altına aldıktan sonra Kerimov hakkında "örgütlü çete kurarak ağır vergi kaçırma ve milyonlarca Euro'yu bulan para aklama" şüphesiyle soruşturma açtı. Nice ve Coted'Azur tatil bölgesinde çok sayıda villası bulunan Kerimov'un pasaportuna el konularak, 'katı adli kontrol' altına alındı.

Fransız polisi, Salı gecesi 23.20'de özel jetiyle Nice Havaalanı'na gelen Rus oligark Kerimov'u göz altına aldı. Nice Savcısı Jean-Michel Pretre, Auvare polis merkezine götürülen ve 24 saat gözaltında tutulan Kerimov hakkında soruşturma başlattıklarını duyurdu. Polis, Kerimov'un tatil beldesindeki 4 ayrı evinde çalışan 4 kişiyi de gözaltına aldı.

Nice Savcılığı Kerimov'un tutuklanmasını talep etti ancak gözaltı hakimliği sıkı adli kontrol altına kalarak Nice bölgesini terk etmemesi yönünde karar aldı. Kerimov'un pasaportuna el konulurken, 5 milyon Euro da ağırlaştırılmış kefalet ücreti belirlendi.

Rus işadamı hakkında, ismi görünmeyen sahte şirket ve aracı firmalar kurarak oluşturduğu bir sistemle vergi kaçırmak ve kaçırdığı vergileri Nice ve Coted'Azur'da özellikle lüks turistik bölge Capd'Antibes'de ev alarak akladığı iddiaları öne sürülüyor. Kerimov'un aynı zamanda sahip olduğu evlerin değerini vergiden kaçırmak amacıyla gerçek bedelinin altında gösterdiği de iddia ediliyor. Kerimov'un emrinde çalışan personele de maaşlarını nakit ödediği tespit edildi.

Kremlin ve Duma'dan Tepki

Kerimov'un gözaltına alınmasının ardından Kremlin, "Rusya'nın Kerimov'u savunmak için her türlü çabayı sarf edeceğini" açıkladı. Kremlin sözcüsü Dimitri Peskov, "Süleyman Kerimov'un senatör ve Rusya vatandaşı olması nedeniyle, hukuksal haklarının korunması için her türlü çabayı göstereceğiz" dedi.

Rus senatör ve işadamı Kerimov'un Fransa'da göz altına alınması Rus Parlamentosu'nda da sert eleştirildi. Senatör FrantsKlintsevitch, "gözaltı kararını Rus düşmanlığının bir ifadesi" olarak değerlendirirken, Parlamento Dışişleri Komisyonu Başkanı Konstantin Kosatchev de, Kerimov'un bir an evvel özgürlüğüne kavuşması için her çabayı göstereceklerini açıkladı.

Forbes Dergisi tarafından Rusya'nın 21'inci en zengin işadamı olarak gösterilen Kerimov, servetini Sovyetler Birliği'nin yıkılmasının ardından uygulanan özelleştirme politikası sırasında büyüttü. Rus maden devi Uralkali'nin bir numaralı hissedarı olan Kerimov, hissesini bu şirkete 3.6 milyar Euro karşılığında satmıştı. Rus oligark, Gazprom, SEU, Sberbank gibi kamuya ait ya da yarı kamu şirketlerde de hisse sahibi olmuştu.

Nice'in ünlü kordon yolu PromenadedesAnglais'de, 2006 yılında, Ferrari marka otomobilliyle kaza yapan 51 yaşındaki Kerimov, Fransız medyasında gündeme gelmiş, yanıkları nedeniyle uzun süre hastanede tedavi görmüştü.

(Amerika’nın Sesi, 23 Kasım 2017)

 

Merkel'e Partisinden İstifa Çağrısı

Almanya'da 24 Eylül'de gerçekleştirilen genel seçimde güç kaybeden Hristiyan Demokrat Birlik'te istifa çağrısı yükseldi. Almanya Başbakanı Angela Merkel'in lideri olduğu partinin gençlik teşkilatı olan JungeUnion'unDüsseldorf Bölge Teşkilatı Başkanı UlrichWensel, Merkel'e istifa çağrısında bulundu.

Wensel, Alman Haber Ajansına (DPA) yaptığı açıklamada, Hristiyan Birlik'in seçimlerde 1949’dan bu yana en kötü sonucu aldığını belirterek, Merkel’in bu sonuçtan sorumlu tutulması gerektiğini söyledi. Merkel’in genel seçimlerden alınan sonuçtan ders çıkarmadığını belirten Wensel, ülkede erken seçime gidilmesi halinde Merkel'in başbakan adayı olmaması gerektiğini kaydetti.

Almanya'da seçimlerin ardından hükümeti kurma amacıyla müzakereler yapan Hristiyan Birlik, FDP ve Yeşiller arasındaki ön görüşmeler FDP’nin masadan kalkmasıyla başarısızlıkla sonuçlanmıştı.

(Sputnik Türkiye, 24 Kasım 2017)

 

Avrupa Borsaları İngiltere Hariç Alıcılı

Avrupa borsaları haftanın son işlem gününe İngiltere hariç alıcılı başladı. Avrupa borsalarında, açılışın ardından gösterge endeks Stoxx Europe 600 yüzde 0,12 kazançla 387,60 puan, İngiltere'de FTSE 100 endeksi ise yüzde 0,05 düşüşle 7.413,76 puan oldu.

Almanya'da DAX endeksi yüzde 0,08 değer kazanarak 13.018,39 puanda, Fransa'da CAC 40 endeksi yüzde 0,07 primle 5.383,20 puanda, İspanya'da IBEX 35 endeksi yüzde 0,42 yükselerek 10.074,60 puanda ve İtalya'da MIB 30 endeksi yüzde 0,14 değer kazancıyla 22.427,91 puanda seyrediyor.

Dün açıklanan Avrupa Merkez Bankası (ECB) toplantı tutanaklarının para politikası hakkında yeni bir ipucu vermediğini belirten analistler, siyasi belirsizliklerin devam etmesine karşın makroekonomik verilerin euroyu desteklemeye devam ettiğini kaydetti.

(Dünya Haber, 24 Kasım 2017)

 

Uluslararası Savaş Suçları Mahkemesi Bosnalı Sırp General Ratko Mladiç’i Ömür Boyu Hapis Cezasına Çarptırdı

Eski Yugoslavya için kurulan Uluslararası Savaş Suçları Mahkemesi, 1990'lı yıllarda Bosna'daki etnik savaşta insanlık suçu işlemekle suçlanan Bosnalı Sırp General Ratko Mladiç’i ömür boyu hapis cezasına çarptırdı

"Bosna Kasabı” olarak bilinen ve çok sayıda Sırp tarafından ”kahraman” olarak ilan edilen Mladiç, 16 yıl kaçtıktan, beş yıl da hapis yattıktan sonra bu cezaya çarptırıldı. Savunma avukatları, Mladiç'in kontrolündeki güçlerin hiçbir suç işlemediğini iddia ederek müvekkillerinin beraatını istemişti. Mladiç, birçok Sırp tarafından savaş kahramanı olarak kabul ediliyor.

Bunlar arasında Srebrenitza Belediye Başkanı Mladen Grujicic de var. Grujicic, “Maldic emirleri veren ve Sırp köylerini savunan bir komutandı” diyor. 1995 Temmuz'unda Bosnalı Sırp güçler, Birleşmiş Milletler koruması altındaki Srebrenitza'ya girdi. Yaklaşık 15 bin Boşnak erkek, Müslümanlar’ın kontrolündeki bölgeye erişme umuduyla yakındaki ormanlık alana kaçtı. Sırplar, kaçışı engellemek için peşlerine düştü.

Katliamdan kurulanlardan biri “Ormanda tavşan avına çıkmış gibi izimizi sürüyorlardı” diyor.

Bir diğeri ise “Boşnaklar’ın elindeki bölgenin yakınında olduğum için şanslıydım. Zar zor bu bölgeye varmayı başarmıştım” ifadelerini kullanıyor. RatkoMladiç adı, her zaman, Yugoslavya'nın parçalanmasından sonra 1995'te en az 7 bin erkek ve erkek çocuğunun öldürüldüğü Srebrenitza katliamıyla anılacak. Mladiç, üç yıl süren savaşla ilgili olarak 11 ayrı suçtan yargılandı.

Savaş sonrasında Bosna'da farklı bölgelerde Srebrenitza'da öldürülen binlerce kişinin gömüldüğü toplu mezarlar bulundu. Başkan George W. Bush zamanında Amerika'nın Savaş Suçlarını Önleme Temsilcisi olan Pierre Prosper, Amerika'nın Sesi'ne yaptığı açıklamada, Mladiç'in profesyonel bir ordu mensubu olarak davranmadığını söyledi.

Prosper, ”Sırp Cumhuriyeti'nin ileriye yönelik adım atabilmesi için olup bitenleri, oynadığı rolü ve yetkililerinin yaptıklarını kabul etmesi gerekiyor. Eğer geçmişte yaşamaya devam ederlerse bu, gelecek için felakete davetiye çıkarmak demektir” diyor.

Bosna Savaşı, 1995'te imzalanan Dayton Barış Anlaşması'yla sona erdi. Anlaşma uyarınca Bosna, Sırp Cumhuriyeti ve Boşnak-Hırvat Federasyonu olarak ikiye bölündü. Bölgedeki etnik gerginlikler bugün de devam ediyor. Pierre Prosper, Lahey'deki Savaş Suçları Mahkemesi’nin işlenen suçların kişisel sorumluluğunun alınması konusunda önemli bir mesaj verdiği görüşünde. Ancak mahkemenin uzlaşı sürecini de içermesi gerektiğini düşünen Prosper'a göre artık Bosnalılar için bu süreci başlatmanın tam zamanı.

(Amerika’nın Sesi, 23 Kasım 2017)

 

Makedonya ve Bulgaristan Ortak Bakanlar Kurulu Toplantısı

Bulgaristan Başbakanı Borisov:- ‘Şimdi Bulgaristan’ın, daha sonra da Romanya ve Hırvatistan’ın AB dönem başkanlığından istifade etmenin tam zamanı’- Makedonya Başbakanı Zaev:- ‘Dostluk ve iyi komşuluk böyle kurulur, iş birliği böyle gelişir. Yurttaşlar böyle sevilir. Yerel, bölgesel ve dünya barışı böyle tesis edilir’

Makedonya’nın güneydoğusundaki Ustrumca şehrinde Makedonya Başbakanı ZoranZaev ve Bulgaristan Başbakanı BoykoBorisov başkanlığında ortak bakanlar kurulu toplantısı düzenlendi.

Ustrumca kentinde yapılan toplantıdan sonra iki ülke arasında ikili ilişkileri yoğunlaştırma, afet durumunda iş birliği, roaming tarifelerinin kaldırılması, yatırım, enerji, savunma ve turizm gibi alanlarda anlaşmalar imzalandı. Anlaşmaların imzalanmasının ardından Zaev ve Borisov ortak basın toplantısı düzenledi.

Bulgaristan Başbakanı Borisov, Balkan ülkelerinin başkentleri arasındaki bağa işaret ederek bu bağın ülkeler arasındaki ilişkileri ve iş birliğini geliştireceğini belirtti.

Bulgaristan’ın AB Konseyi dönem başkanlığına işaret eden Borisov, “Şimdi Bulgaristan’ın, daha sonra da Romanya ve Hırvatistan’ın AB dönem başkanlığından istifade etmenin tam zamanı.” dedi.

Makedonya ve Bulgaristan arasındaki ilişkilerden övgüyle bahseden Borisov, Balkan ülkeleri arasındaki ilişkilerin artırılması için bu ülkelerin altyapılarının geliştirilmesinin önemli olduğunu söyledi. Makedonya Başbakanı Zaev de yapılan toplantı ve imzalanan anlaşmaları “tarihi” olarak nitelendirerek Makedonya ve Bulgaristan’ın imzaladıkları İyi Komşuluk Anlaşması ile aralarındaki ilişkileri geliştirdiklerinin altını çizdi.

İyi komşuluk ilişkilerinin ve aktif bölgesel iş birliğinin Güneydoğu Avrupa’da kalıcı güvenlik ve istikrarın anahtarı olduğunu dile getiren Zaev, “Dostluk ve iyi komşuluk böyle kurulur, iş birliği böyle gelişir. Yurttaşlar böyle sevilir. Yerel, bölgesel ve dünya barışı böyle tesis edilir.” ifadelerini kullandı.

Borisov’un 1 Ağustos 2017’de Makedonya’ya yaptığı ziyaret kapsamında Makedonya ve Bulgaristan arasında Dostluk, İyi Komşuluk ve İş Birliği Anlaşması imzalanmıştı.

Anlaşma, Makedonya’nın Avrupa-Atlantik hedeflerinin Bulgaristan tarafından desteklenmesi, ikili ve çok yönlü iş birliği, ulaşım bağlantılarının iyileştirilmesi, gümrük işlemlerinin kolaylaştırılması, bölgesel ve sınır ötesi altyapı projeleri için fon tahsisi gibi birçok alanı kapsıyor.

Arnavutluk ve Makedonya hükümetlerinin ortak bakanlar kurulu toplantısının aralık ayında Arnavutluk’un Görice şehrinde, Sırbistan ve Makedonya hükümetlerinin ortak bakanlar kurulu toplantısının ise gelecek yıl şubat ya da mart ayında Sırbistan’da yapılacağı açıklanmıştı.

(Balkan Günlüğü, 24 Kasım 2017)

 

Netanyahu’dan Sonra Sisi de Çipras ve Anastasiadis ile Buluştu

Gaz üretiminde Akdeniz’den yararlanmayı ve Yunanistan üzerinden Avrupa’ya satmayı amaçlayan Kıbrıs Rum Yönetimi Yunanistan ve Mısır’ın katıldığı enerji zirvesine ev sahipliği yaptı. Kıbrıslı Rum lider NikosAnastasiadis Lefkoşa’da Mısır Devlet Başkanı Abdülfettah Sisi ve Yunanistan Başbakanı AleksisÇipras ile biraraya geldi. Rum ve Yunan liderler daha önce de bir diğer enerji konulu 3’lü zirvede İsrail Başbakanı BenyaminNetanyahu ile yine Kıbrıs’ta buluşmuştu.

Zirvede ilk olarak Çipras ve Anastasiadis baş başa görüştü. Bölge ülkeleri İsrail, Ürdün, Lübnan ve Mısır ile işbirliğine önem verdiklerini dile getiren Çipras, bu ilişkilerin Kıbrıs’ın bölgede istikrar için kilit önemi haiz olduğunu ortaya koyduğunu savundu:

“Enerji sektöründe üç ülkenin işbirliği, hem hidrokarbon taşımacılığı bölgesi hem de ülkelerimiz arasındaki elektrik hatları için stratejik bir öneme sahip. İşbirliğimizin Avrupa ile Afrika arasında bir köprü oluşturduğunu söyleyebilirim.”

Çipras ayrıca üç liderin Girit Adası’nda tekrar biraraya geleceğini açıkladı. Mısır Devlet Başkanı Sisi ise işbirliği alanlarının çeşitlendirileceğini söyledi: “Enerji ve arıtma sistemleri gibi umut vaat eden birçok sektör bulunuyor. Bu da bizim doğal zenginliğimiz için bir güvence oluşturuyor.”

Görüşmeye Kuzey Kıbrıs yönetiminin tepkisi gecikmedi. KKTC Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan yazılı açıklamada enerji konusunda herhangi bir adımın Türk tarafının gıyabında atılamayacağı savunulurken “anavatan Türkiye ile birlikte mukabil adımlar atıldığını hatırlatırız” denildi.

(Balkan Günlüğü, 24 Kasım 2017)

 

‘İdlib’deki Durum Çok Karışık’

Suriye’deki gelişmeler Washington’da da yakından izleniyor. Rakka’nınIŞİD’den geri alınmasının ardından muhtemel gelişmeler, Türkiye’nin İdlib operasyonu gibi konular Sosyal Ekonomik ve Toplumsal Araştırmalar Vakfı SETA adlı düşünce kuruluşunun düzenlediği panelde tartışıldı. Konuşmacılar İran’ın bölgeye etkisi nedeniyle İdlib’deki durumun çok karışık olduğuna dikkat çekti. Panelin adı, ‘Suriye’de çatışmanın azaltılması, Türkiye’nin İdlib’ Operasyonu’ydu.

Panele Heritage Vakfı’ndan dış politika uzmanı LukeCoffey, People DemandChange Kuruluşu Program Direktörü NidalBetare ve SETA’dan Kadir Üstün katıldı. NidalBetare, İdlib’in durumunun çok karışık olduğuna dikkat çekti.

Betare, “Herkes İdlib’e gönderildi, Aileler, savaşçılar,siviller. İdlib 2.5 milyon nüfuslu bir kent haline geldi. Yani İdlib’deki durum çok karışık. Bölgede insani durum da çok kötü. İdlib’de bugün çatışmasızlık gibi bir durum yok, Türkiye’nin müdahalesi çatışmaları önlemeyi amaçlıyor” dedi.

Kadir Üstün de Türkiye’nin İdlib operasyonunun Ankara’nın uzun zamandan beri devam eden endişelerinden bazılarını gidermeyi amaçladığı görüşünde.

Üstün,“Türkiye’nin operasyonu Ankara’nın Suriye’yle ilgili daha geniş çerçevedeki endişelerinden bir kısmını gidermeyi hedefliyor. Türkiye iç savaşın başlamasından buyana muhalefeti destekledi, sınırlarını güven altında tutma politikası yürüttü. Benzer endişeleri İdlib’de de görüyoruz. PYD’nin daha ileriye gidebileceği konusunda kuşkular var. Türkiye’nin İdlib operasyonunu gerçekleştirme nedenlerinden biri de bu” ifadelerini kullandı.

LukeCoffey de, Amerika’nın YPG’ye Suriye’nin kuzeyinde verdiği desteği eleştirdi. Coffey, “En başından beri Amerika’nın Suriye’nin kuzeyine PYD’yle birlikte müdahalesi doğru olmadı. Bence Amerikalılar vergilerinin marksist bir ideolojiye sahip ve dışişleri bakanlığı tarafından terörist listesinde olan bir örgütle bağlantısı olan bir grupla anılmasından rahatsız olurlar. Rakka’nın alınması manşetlerdeydi, bundan memnun olduk ama şimdi Amerika için bir başka büyük sorun var. Şimdi ne olacak? Şimdi ne yapacağız?” dedi.

Coffey, son zamanlarda gerginleşen Türk-Amerikan ilişkilerinin onarılabileceği düşüncesinde. Coffey, iki ülke ilişkilerinin çok uzun yıllar öncesine dayandığını vurguladı.

Coffey, “YPG’nin Amerika-Türkiye ilişkilerine verdiği zarar onarılabilir. Türk-Amerikan ilişkilerinin sonlanmasını istemem. İki ülke arasında 70 yıla dayanan bir ilişki var ve bunu son 7 yılda yaşanan zorluklar nedeniyle bir tarafa atmak istemem. Uzun zamandır stratejik ortağız. Umuyor ve inanıyorum bunun üstesinden gelebiliriz. Ancak Amerika’nın YPG’ye desteği bunu zorlaştırıyor. Politika yapanların Kürt gruplar arasındaki farkı tamamen anladıklarını sanmıyorum. İki ülkenin NATO içindeki ilişkileri gerçekten fazla etkilenmedi, Türkiye Afganistan’a en fazla katkıyı yapan ülke, Karadeniz’in güvenliğinde rol oynuyor ve tabii ki İncirlik hava üssü önemli. Umarım YPG dışındaki sorunları da aşabiliriz” dedi.

Peki Amerika’nın Suriye ve Irak’taki politikası ne olmalı? Coffey’e göre Amerika bu çatışmanın neden olduğu terörden vatandaşlarını korumalı ve Washington mültecilere kapılarını açan ülkelere yardım etmeli.

Luke Coffey, “Amerika ilk olarak terör tehdidinden vatandaşlarını korumalı, ikinci olarak da mültecilerin Türkiye, Ürdün, Lübnan gibi komşu ülkelerdeki sıkıntılarını azaltmaya çalışmalı. Kaynakları mültecilerin bakımı için bu ülkelere kaydırmalıyız. Amerika’nın mülteci politikası mültecileri ülkelerine çok yakın tutmak üzerine olmalı. Amerika Türkiye gibi ülkeleri Suriye’de olanlar konusunda daha fazla söz sahibi olması için cesaretlendirmeli. Bence Türkiye, Fırat Kalkanı operasyonunda yaptığını idlib’de yapıyor. Türkiye’nin Suriye’yle sınırı var, bölgede çıkarları var ve harekete geçiyor” dedi.

Coffey, ayrıca Amerika’nın bölgede çok tehlikeli bir oyun oynadığı görüşünde. NidalBetare de Amerika Başkanı Donald Trump’ın IŞİD söylemiyle İran’ın Suriye’deki rolüne dikkat çekti.

Betare, “Trump iktidara gelince yönetimin görevi IŞİD’i yok etmek dedi, bu sözü sık sık duyuyoruz ancak bölgeyi istikrarlı hale getirmeden IŞİD’i yok etmek sizin bir başka çatışmaya girmekte olduğunuz anlamına gelir. Araplar Kürtleri işgal gücü olarak görüyor. Suriye Demokratik Güçleri’nin geri aldığı bölgeleri bölge halkı yönetmeli. Bir Suriyeli olarak İran’ın Suriye’nin geleceğinde oynayacağı rolden de endişe ediyorum. Bu, benim gerçek endişem” ifadelerini kullandı.

Betare, Türkiye’nin Suriye politikasıyla ilgili soru işaretleri olduğunu da savundu.

NidalBetare,“Türkiye’nin yeni politikası bende soru işaretleri yaratıyor. Olumlu ya da olumsuz bir şey söyleyemiyorum. Türkiye son 4 yılda Suriye’nin kuzeyinde uçuşa yasak bölge ilan edilmesini istedi ama kimse Türkiye’yi dinlemedi. Bu algı, İdlib operasyonuna kadar gitti Ancak Türkiye ve İran arasındaki ittifakın nereye varacağını da gerçekten merak ediyorum” dedi.

Kadir Üstün de Türkiye’nin Suriye’de Amerika’yla bir yere varılmadığı görüşünde olduğunu söyledi.

(Amerika’nın Sesi, 24 Kasım 2017)

 

Pasifik Okyanusu'na Düşen ABD Uçağının Mürettebatı Aranıyor

Pasifik Okyanusu’na düşen Amerikan donanmasına ait bir nakliye uçağındaki üç askeri arama kurtarma çalışmaları devam ediyor. C2-A Greyhound tipi uçak, Okinawa’nın 925 km güneyinde denize çakıldı.

Uçak, Japonya’daki ABD üssünden USS Ronald Reagan uçak gemisine asker ve yük taşıyordu. Uçak düştükten 40 dakika sonra, mürettebattan 8’i kurtarıldı ve Ronald Reagan gemisine götürüldü.

Donanmadan yapılan açıklamada, Amerikan ve Japon gemi ve uçaklarının 320 deniz milinden fazla bir alanı kayıpları bulmak için aradığı belirtildi. Kazanın nedeni hakkında bir bilgi verilmezken, kazayla ilgili soruşturma başlatıldı.

Şükran Günü için Florida’daki Mar-a-Lago tatil beldesinde bulunan Başkan Donald Trump, Twitter üzerinden olayla ilgili bilgisi olduğunu belirtti. USS Ronald Reagan uçak gemisi, Japonya’yla birlikte yürütülen 10 günlük tatbikat kapsamında Filipinler Denizi’nde bulunuyor.

Diğer pek çok savaş gemisiyle birlikte 14 binden fazla Amerikan askeri bu tatbikata katılıyor. ABD Donanması’na ait beş gemi bu yıl Asya açıklarında kaza geçirdi.

Kazalardan ikisinde 17 donanma personeli yaşamını yitirdi. Kazalar sonrası Savunma Bakanlığı, 7.Filo komutanı dahil, 8 üst düzey donanma personelini görevlerinden aldı.

Ağustos ayında Singapur açıklarında USS John S. McCain gemisinin bir petrol tankeriyle çarpışması sonrasında 10 asker ölmüş, 5’i de yaralanmıştı. Haziran ayında da USS Fitzgerald destroyeri Japonya açıklarında kuru yük gemisiyle çarpışmış, kazada da 7 asker yaşamını yitirmişti. Soruşturmalar sonrasında, kazaların önlenebilir olduğu ortaya çıkmış, komutanlar ve mürettebatın ihmali belirlenmişti.

Ölümcül kazaların yanı sıra, Ocak ayında bir gemi Yosuka yakınlarında karaya oturmuş, Mayıs ayında da bir başka gemi Güney Kore’de bir balıkçı gemisiyle çarpışmıştı.

(Amerika’nın Sesi, 23 Kasım 2017)

 

‘ABD’nin Suriye’deki Askeri Varlığı, Ancak Kürt Özerk Bölgesiyle Korunur’

Rus askeri uzman Konstantin Sivkov, Suriye’deki terör yanlılarının bozguna uğratılmasından sonra ABD’nin bu ülkedeki askeri varlığını ancak Kürtlere ait özerk bir bölgenin ortaya çıkması halinde koruyabileceğini, başka herhangi bir senaryodaysa Amerikan üssünün tecrit edilme riskinin olduğunu söyledi.

ABD'nin Suriye'deki Askeri Varlığını Sürdürmesinin Sonuçları Ne Olur?

Sputnik’e konuyla ilgili açıklamalarda bulunan Sivkov, “Eğer ABD Suriye’de kalmak istiyorlarsa, bu adımın uygunluğunu Şam’a gerekçelendirmek durumunda olacaklar. Orada bir Amerikan askeri üs bulunacak olsa da söz konusu üs, Suriye yönetiminin ve bölgedeki diğer ülkelerin olumsuz tutumu halinde tecrit edilme riskiyle karşı karşıya kalır. Amerikalıların, Kürtlerin özerkliğini tanımazsa Suriye’deki askeri varlıklarını korumayı başaramayacaklarından eminim, öte yandan özerkliği tanımalarıysa Ankara’nın Washington’a güvenini sonsuza kadar baltalamış olacak” diye konuştu.

ABD’nin, planlarının Rusya, İran ve Türkiye gibi 3 büyük ülkenin çıkarlarıyla örtüşmemesi nedeniyle bölgedeki pozisyonlarının baltalanmış olduğuna dikkat çeken Sivkov, “Bugün Washington sadece Rusya’yla değil, Moskova-Tahran-Ankara üçlüsüyle karşı karşıya geliyor” ifadelerini kullandı.

(Sputnik Türkiye, 23 Kasım 2017)

 

Laptop Yasağının Gerisindeki İsrail Komando Operasyonu

Trump'ın Lavrov ve Kislyak'a açıkladığı laptop yasağıyla ilgili İsrail istihbaratının içeriği medyaya yansıdı. VanityFair'e konuşan iki kaynak, İsrail komandolarının Suriye'de yaptığı operasyonla IŞİD'cilerin laptopları bombaya dönüştürmeye çalıştığının saptandığını söyledi.

ABD'nin uçuşlarda laptop yasağı getirmesine yol açan istihbarat için İsrail'in Suriye'de operasyon yürüttüğü ortaya çıktı. ABD Başkanı Donald Trump'ın mayıs ayında Beyaz Saray'da ağırladığı Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ve dönemin Washington Büyükelçisi Sergey Kislyak'a açıkladığı laptop yasağıyla ilgili İsrail istihbaratının içeriği sonunda medyaya yansıdı. Dün VanityFair'de yayımlanan haberde dergiye konuşan iki İsrailli istihbarat kaynağı, İsrail özel kuvvetlerinin Suriye'de yaptığı operasyon sonucunda IŞİD'cilerin laptopları bombaya dönüştürmeye çalıştığının saptandığını söyledi.

Buna göre Trump'ın resmen başkanlığa başlamasından bir ay sonra, İsrail'in elit terörle mücadele birliği Sayeret Matkal komandoları Suriye'de bir kış gecesi operasyonu yaptı. 'Hayaletlerden oluşan gölge birlik' diye nitelenen komandolar, iki helikopterle alçaktan uçarak Suriye'nin derinliklerine daldı ve IŞİD'cilerin laptop çalışmaları yaptığı üssün birkaç km ötesine iniş yaptı. Üsle ilgili bilgiyi ya gruba sızmayı başaran gizli İsrail ajanı ya da IŞİD içinden muhbir olan içerdeki adamlarından almışlardı. Gizlenen ve Suriye ordusunun devriye aracı görüntüsüne sokulan iki cipe binen İsrail komandoları, üsse gitti. Kaynaklardan birine göre IŞİD'in toplantı odasını dinlemeyi sağlayan çok ufak bir mikrofon yerleştirdiler, diğerine göreyse IŞİD'cilerin konuşmalarını dinlemeyi sağlayacak şekilde yakındaki telefon hattını manipüle ettiler. Her şekilde böcek işini halledip helikopterlerine binerek geri döndüler.

Ardından İsrail'in büyük kısmını işgal ettiği Suriye'nin Golan Tepeleri'ndeki üsse konuşlanan dinleme ekibi Birim 8200, IŞİD üssündeki dinlemelerden istihbarat çıkarmaya çalıştı. Ve sonunda bir militanı havaaalanı güvenliğinden geçecek şekilde laptopun nasıl bombaya dönüştürüleceğini anlatırken yakaladı. 

Bunun üzerine İsrail'in ABD'yi uyarması, martta Amerikalı ve İngiliz yetkililerin belli Ortadoğu ve Kuzey Afrika ülkelerinden doğrudan uçuşlarda el bagajında büyük elektronik cihazlar taşınmasını yasaklamasıyla sonuçlandı. Mayısta Trump'ın medyadan sadece bir Rus haber ajansı foto muhabirini aldığı görüşmede, yasağın gerisindeki istihbaratı Lavrov ve Kislyak ile paylaşması ise Amerikan istihbaratçılarının şimşeklerini çekti, İsrail'i alarma geçirdi.

BM laptop bombalarıyla ilgili 'asıl soruyu' sordu: 'Olabilir mi' değil 'Ne zaman olacak?'

İsrail'in içerdeki adamın hayatının tehlikeye girdiği ve Rusya ile paylaşılan istihbaratın İran'ın eline geçebileceği iddiaları üzerine Trump attığı tweetlerde 'Rusya ile istihbarat paylaşarak hayatlar kurtardığını' savundu. VanityFair'e konuşan eski bir İsrailli komando ise muhbirin IŞİD tarafından öldürüldüğünden korktuklarını ve bunun tek sorumlusunun Trump olacağını dile getirdi. Komando, ''Başına her ne geldiyse, bir ABD Başkanı'nın hatası yüzünden çok büyük bedel ödedi'' dedi.

(Sputnik Türkiye, 23 Kasım 2017)

 

Chongqing'de 5,0 Büyüklüğünde Deprem

Çin'in güneybatısındaki Chongqing kentine bağlı Wulong İlçesi'nde Beijing saatiyle 17.43'te 5,0 büyüklüğünde bir deprem meydana geldi. Çin Deprem Ağları Merkezi, depremin yerin 10 kilometre derinliğinde gerçekleştiğini duyurdu.

(CRI Türk, 23 Kasım 2017)

 

Xi Jinping, Cibuti Cumhurbaşkanı ile Görüştü

Çin Cumhurbaşkanı XiJinping, ülkeye resmi ziyarette bulunan Cibuti Cumhurbaşkanı Ismail Omar Guelleh ile görüştü. Görüşmede, iki ülke arasında stratejik ortaklık ilişkisi kurulması ve çeşitli alanlarda iş birliğinin derinleştirilmesi konusunda fikir birliğine varıldı.

XiJinping görüşmede, Çin ile Cibuti arasında diplomatik ilişkilerin 38 sene önce kurulduğunu hatırlatarak, ikili ilişkilerin temelinde karşılıklı eşitlik, saygı ve destek bulunduğunu söyledi. Xi, Cibuti ile birlikte "Çin-Afrika İşbirliği Forumu Johannesburg Zirvesi"nde kaydedilen sonuçları yerine getirmeyi ve Kuşak ve Yol inşasını hızlandırmayı umduklarını belirtti.

Xi, Çin'in, çeşitli alanlardaki iş birliğini kapsamlı şekilde derinleştirerek, iki ülke halkına fayda sağlamak için çaba harcamaya hazır olduğuna işaret etti. İki ülke arasındaki karşılıklı siyasi güvenin son yıllarda artarak geliştiğini ve çeşitli alanlardaki iş birliğinde zengin sonuçlar kazanıldığını dile getiren Xi, iki ülke arasında üst düzey temasların sürdürülmesinin yanı sıra, iki ülkenin hükümetleri, yasama kuruluşları, siyasi partileri ile yerel hükümetleri arasındaki iş birliğinin genişletilmesinin önemini vurguladı.

Xi ayrıca, Çin ile Cibuti arasında, birbirinin çekirdek çıkarları ile kaygılarını ilgilendiren sorunlar üzerinde karşılıklı destek sağlanması gerektiğini ifade etti. Çin'in, Cibuti'nin uluslararası ve bölgesel konularda daha büyük rol oynamasını desteklediğinin altını çizen Çin Cumhurbaşkanı, Cibuti ile birlikte "2030 Yılı Sürdürülebilir Gelişme Gündemi"ni oluşturmayı umduklarını dile getirdi.

Xi daha sonra, Çin'in, Afrika'da barış ile güvenlik gibi önemli uluslararası ve bölgesel sorunlarda eşgüdümü güçlendirerek, gelişmekte olan ülkelerin ortak çıkarlarını korumaya hazır olduğunu kaydetti. Ismail Omar Guelleh ise görüşmede, Çin'in Cibuti'ye sunduğu yardımlar ve destekler nedeniyle teşekkür etti.

Guelleh, Cibuti'nin Kuşak ve Yol inşasına etkin şekilde katılarak, Çin ile altyapı tesisleri inşasını ve halkın yaşamına ilişkin alanlardaki iş birliğini güçlendirmeye hazır olduğunu ifade etti. Cibuti'nin "Tek Çin" politikasında ısrar edeceğine vurgu yapan Guelleh, Çin ile stratejik ortaklık ilişkilerini geliştirmek için çaba harcamaya ve çok taraflı iş birliğini pekiştirmeye hazır olduğunu sözlerine ekledi.

(CRI Türk, 23 Kasım 2017)

 

Çin: Doğu Asya Ekonomik Birliği İnşasını Hızlandırmaya Hazırız

Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Lu Kang, Doğu Asya Ekonomik Birliği'nin inşa edilmesinin, bölgedeki ülkelerin ortak isteği ve hedefi olduğunu belirtti. Lu Kang bugün düzenlenen basın toplantısında, Doğu Asya ülkelerinin 2012 yılında, yani ASEAN-Çin, Japonya ve Kore Cumhuriyeti (10+3) işbirliğinin 15. yıldönümünde, Doğu Asya Ekonomik Birliği inşasını ortak hedef olarak kabul ettiklerini hatırlattı.

Lu Kang, Çin Başbakanı Li Keqiang'ın kısa süre önce Filipinler'de düzenlenen 10+3 Liderler Toplantısı'nda ileri sürdüğü Doğu Asya Ekonomik Birliği inşasını hızlandırmayı amaçlayan altı önemli alanda işbirliği önerisinin, toplantıya katılan liderler tarafından desteklendiğini ifade etti.

Sözcü, 10+3 işbirliğinin 20. yıldönümü vesilesiyle, Çin'in ilgili taraflarla birlikte; Doğu Asya ülkeleri arasındaki ekonomik kaynaşmayı hızlandırmaya, ticaret ve yatırımı genişletmeye ve her alanı kapsayan işbirliğini arttırmaya hazır olduğunu söyledi.

(CRI Türk, 23 Kasım 2017)

 

 

http://www.turksam.org/tr/dis-basin-detay/1599-24-kasim-da-dunya-bunlari-konusuyor
Bu sitede yer alan bilgiler TÜRKSAM adresi kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Tüm hakları Telif Hakları Yasası'nca korunmaktadır.
Kâr amacı güdülmez. Yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.

Sayfa 683 kez görüntülendi.


Copyright © 2004 - 2014 TÜRKSAM - Tüm Hakları Saklıdır. Aktif 1135 ziyaretçi bulunmaktadır. Tasarım ve Programlama TÜRKSAM - Bilişim Teknolojileri Merkezi (BTM)