Dış Basın | 29 Aralık 2017

|

29 Aralık'ta Dünya Bunları Konuşuyor!



Dünyada 29 Aralık 2017 tarihinde öne çıkan haberler...

 

Fransa'da Terör Saldırısı Hazırlığındaki 2 Kişi Yakalandı

Fransa'nın başkenti Paris ve Lyon kentlerinde geçen hafta terör saldırısı hazırlığındaki 2 kişinin yakalandığı belirtildi. Le Figaro gazetesinde yer alan haberde, istihbarat ekiplerince geçen hafta Paris ve Lyon kentlerinde, ülkede terör hazırlığında bulunan biri kadın 2 kişinin yakalandığı, şüphelilerin sosyal medyadan terör propagandası yaptıkları ve IŞİD elebaşılarıyla irtibatta oldukları ifade edildi.

Bin 186 Kişi IŞID'e Katıldı, 302 Kişi Geri Döndü

Fransa'da OHAL dönemi 2 yıl sonra sona erdi. Bu arada, BFM televizyon kanalının haberinde, Fransa'dan 500'ü çocuk olmak üzere bin 186 kişinin Irak ve Suriye'de IŞİD'e katıldığı, 2014'ten bu yana ise 68'i kadın ve 58'i çocuk olmak üzere toplam 302 kişinin Fransa'ya döndüğü bildirildi.

Ülkede 13 Kasım 2015'te 130 kişinin ölümüne yol açan terör saldırılarından sonra ilan edilen Olağanüstü Hal (OHAL) uygulaması 1 Kasım'da kaldırılmıştı.

OHAL'in sona ermesiyle terörle mücadele kanununda yapılan bazı değişikliklerle OHAL'in kapsadığı bazı düzenlemeler kalıcı hale getirilmişti. Yeni kanuna göre, adli makamların birçok yetkisi valiliklere devredildi.

(Sputnik Türkçe, 29 Aralık 2017)

 

Almanya 2018'e Hükümetsiz Giriyor

Seçimlerin üzerinden üç ay geçmesine karşın hala bir hükümetin kurulamamış olması modern Almanya tarihinde görülmemiş bir durum. Peki, Başbakan Merkel, nasıl oluyor da hala bir koalisyon ortağı bulamıyor?

19 Kasım gece yarısından hemen önce Almanya Başbakanı Angela Merkel'in ''Jamaika hayalleri'' suya düştü. Adını koalisyon ortağı adayı Hristiyan Birlik partileri (CDU/CSU), Hür Demokrat Parti (FDP) ve Yeşiller'in renklerinden alan Jamaika Koalisyonu'nu kurma çabaları sonuçsuz kaldı.

Liberal Parti lideri Christian Lindner, partisi için, ''bu kadarının yettiğini ve FDP'nin inanmadığı politikaları destekleyemeyeceğini'' söyleyerek müzakere masasını terk etti. Ardından basına da birkaç cümlelik bir açıklama yapan Lindner, ''Jamaika''yı ardında bırakarak gecenin karanlığına karıştı.

Dehşet ve hayal kırıklığı içindeki Başbakan Merkel de kendi partisi Hristiyan Demokrat Birlik (CDU), kardeş parti Hristiyan Sosyal Birlik (CSU) ve Yeşiller partisi müzakerecileri ile görüşmelerin gerçekleştirildiği binadan ayrıldı. Dördüncü zaferine imza atan Başbakan, Jamaika Koalisyonu'na inanmış ve söz konusu koalisyonun kurulmasıyla yeniden aynı koltuğa oturacağını düşünmüştü. Ancak bu hayaller suya düştü. Haftalar süren görüşmeler, taraflar arasındaki uçurumun Merkel gibi tecrübeli bir stratejistin dahi aşamayacağı kadar derin olduğunu ortaya koydu.

Almanya Değişiyor

Böylece 2017'de Merkel daha önce tam üç kez başardığı bir konuda hezimete uğramış oldu: Seçimlerden birkaç hafta sonra yeni kabinenin kurulması. Federal Meclis'teki yeni güç dağılımı da ona fazla manevra alanı bırakmadı. Sağ popülist Almanya için Alternatif (AfD) partisi oyların 12,6'sını alarak ilk kez meclise girdi.

Diğer yandan oldukça fazla kan kaybeden Merkel'in partisi CDU'ya yalnızca Sosyal Demokrat Parti (SPD) ile bir işbirliğine gitme seçeneği kaldı. CDU'nun oy kaybetmesinin sebeplerinden biri kardeş parti CSU ile görüş ayrılıklarına neden olan ve Alman toplumunda da derin ayrışmalara yol açan mülteci politikasıydı. Öyle ki, Merkel daha önce hiçbir seçim kampanyasında ''Kaybol!'' ya da ''Merkel gitmeli'' nidalarıyla karşılanmamıştı. Seçimlerden sonra ise Jamaika Koalisyonu denemesiyle bir kumar daha oynamış oldu.

Merkel Tek Başına

Almanlar politika söz konusu olunca da istikrar ve dayanıklılıklarıyla ünlüdür. Geçen yıl hayatını kaybeden Helmut Kohl, tam 16 sene başbakanlık yapmıştı. 2005'ten bu yana başbakanlık koltuğunda olan Merkel de onun yolundan gitmek istiyor ve bunun için yeterli donanıma sahip olduğuna da inanıyor. Ne var ki, sorun artık onu destekleyecek partnerler bulamaması. Merkel'i eleştirenler başbakanla birlikte ya da onun altındaki idari pozisyonlarda olanların bir süre sonra önemsizleştirildiği ve tabana itildiğini öne sürüyor.

Son üç genel seçim de bu iddiayı doğrular nitelikteydi. 2009'da SPD ile CDU/CSU arasındaki ilk büyük koalisyondan sonra Sosyal Demokratlar muazzam bir oy kaybına uğradı. 2013'te de Merkel ile dört yıllık bir hükümet döneminden sonra FDP Federal Meclis'e girmesi için gereken yüzde 5'lik oy oranına dahi ulaşamadı. Hür Demokrat Parti'nin bu hezimetten sonra toparlanması epey zaman aldı. SPD ile kurulan bir diğer büyük koalisyon ise Sosyal Demokratları yine hüsrana uğrattı. 24 Eylül genel seçimlerinde parti, yüzde 20,5'lik oy oranı ile tarihinin en ağır yenilgisini aldı.

Oysa 2017, SPD için oldukça umut verici başlamıştı. Ocak ayının sonunda Sosyal Demokratların Merkel'e karşı durabilen bir çetin ceviz olarak gördüğü Başbakan Yardımcısı Sigmar Gabriel, SPD genel başkanlığından çekildi. Yerine geçmesi için desteklediği isim ise uzun bir süre Avrupa Parlamentosu başkanlığı görevini yürütmüş olan Martin Schulz'du.

SPD'liler bu kararı uzun zamandır bekledikleri bir adımmışçasına sevinçle karşıladılar. Schulz, oyların yüzde 100'ünü alarak rekor bir oy oranıyla genel başkanlığa seçildi. Partililer Würselen'li eski kitapçı Schulz'u kurtarıcıları olarak benimsediler ve ''Schulz etkisi'' SPD'ye binlerce yeni üye kazandırdı.

Anketlerde de SPD'nin oy oranları oldukça umut vaat ediciydi. Hatta yer yer yarışı CDU'nun önünde götürdükleri görülüyordu. Değişim rüzgârları SPD'nin lehine esmeye başlamıştı.

Ne var ki, ''Schulz etkisi'' aniden parlayıp sönen bir kıvılcımdan öteye gidemedi. SPD, birbiri ardına eyalet seçimlerini kaybetmeye başladı: Saarland, Schleswig-Holstein ve partinin kalesi sayılan Kuzey Ren-Vestfalya (NRW)… Almanya'da bilinen bir gerçek vardır: NRW'de kaybedersen, federal seçimlerde de kazanamazsın.

Nitekim öyle de oldu: Angela Merkel, Schulz fırtınası karşısında soğukkanlılığını korudu, anketlerde istikrarlı sonuçlar gelmeye başladı ve yazın başında da yarışta yine öne geçmeyi başardı. Schulz, Almanya iç siyasetinde yeni bir yüz olmasını avantaja çeviremedi. Seçim kampanyasında da enerjisini yanlış yere yönlendiren Schulz, Merkel'e izlediği politikalar üzerinden yeterince baskı yapamadı.

Ancak, seçim gecesi SPD'nin ağır bir yenilgiye uğradığı anlaşılınca Schulz doğru bir hamle yaptı. Berlin'de parti genel merkezi Willy-Brandt-Haus'da SPD'lilere seslenen Schulz, seçim sonucunun büyük koalisyona "hayır" anlamına geldiğini ve parti yönetimine "muhalefete geçmeyi önerdiğini" söyledi. Schulz'un bu açıklaması büyük bir coşkuyla karşılandı.

Schulz, partisinin ancak muhalefet yapması halinde köklü bir yeniden konumlandırmaya gidebileceğini ve CDU ile arasına keskin bir çizgi çekebileceğini; bir koalisyon hükümetinin parçası olarak ise buna olanak bulamayacağını söyledi.

Steinmeier'dan Net Mesaj: Erken Seçim Çözüm Değil

Ne var ki, Jamaika uzakta kalan bir hayal haline gelince yine Schulz'un telefonu çaldı. Almanya Cumhurbaşkanı Frank-Walter Steinmeier, SPD liderinden kendisini CDU ve CSU parti liderleriyle birlikte Berlin'deki Bellevue Sarayı'nda ziyaret etmesini istedi. Bu andan itibaren SPD, muhalefette yenilenme hayallerine veda edebilirdi. Zira devletin başındaki ismin mesajı oldukça açıktı: Parlamentodaki ikinci büyük parti olarak SPD, Almanya'da yeniden istikrarlı bir hükümetin kurulması için sorumluluğu paylaşmalıydı. Koalisyon çalışmalarının başarısız olması ve erken seçimler ise kabul edilebilir bir çözüm değildi.

Böylece gözler bir kez daha Merkel'in seçimlerden sonra "hükümet kurmak için yeterince güçlü değiller" dediği SPD'ye çevrildi. Ne var ki, Merkel'in koalisyon denemeleri sonuçsuz kaldığından ve yönünü yeniden 3. büyük koalisyona çevirdiğinden bu yana bu sözler yeniden gündeme gelmedi. Jamaika koalisyonu denemeleri başarısız olduğunda Merkel'in partisi CDU, liderlerinin arkasında durdu. Hatta kardeş parti CSU ile olan anlaşmazlıklar da giderildi. Şimdi ise tek eksik bir koalisyon ortağı.

''Ucu Açık'' Görüşmeler

Böylece Schulz bir adım atmaya zorlanmış oldu. Sonunda da CDU ile "yapıcı, ancak ucu açık" ön görüşmelere hazır olduğunu duyurdu. SPD parti toplantısında Schulz'a görüşmeler için yetki verilse de birçok SPD'li üçüncü kez Merkel'in liderliğinde bir büyük koalisyona girmesi konusunda başkanı uyardı. Sosyal Demokratlar böyle bir durumda sağlık sigortası ve mültecilerin aile birleşimi gibi konularda parti programının ana ilkelerini hayata geçiremeyeceği endişesini taşıyor.

CDU ile aynı ortaklığa yeniden girişme fikrinin partide yarattığı huzursuzluk, SPD'yi ''işbirliği koalisyonu'' gibi alternatif modeller geliştirmeye itiyor. Bu tür bir işbirliği modelinde parti hala belirli ortak hedeflere bağlı kalmak zorunda olsa da, kimi tartışmalı konuların ucu açık olacak.

Ne var ki, Merkel bu tür alternatiflere sıcak bakmıyor. Zira, büyük koalisyon 399 sandalye sayısıyla 709 milletvekilli parlamentoda mutlak çoğunluğu sağlıyor. Ancak bir koalisyon anlaşması sağlanamazsa Merkel'in üzerinde durduğu zemin bu derece sağlam olmayacak. Erken seçime gidilmesi halinde CDU'nun yine Merkel'in arkasında durup durmayacağını kestirmek de oldukça güç.

Yeni Yılda Yeni Müzakereler

Şu an için soruna çözüme yakın görünmüyor. Seçmenlerin çoğu da bu durumdan rahatsız. İş dünyasının önde gelen isimleri durumun bir çözüme ulaştırılması için baskı yaparken; Almanya'nın Avrupa'daki müttefikleri de olan biteni endişeyle izliyor. Kısa süre önce Merkel'i ziyaret eden Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Başbakan'a iyi şanslar diledi. Zira Macron'un yeni Alman hükümeti kurulmadan AB'de reform planlarında ilerleme kaydetmesi imkânsız.

Ön görüşmelerin Ocak'ta başlaması öngörülüyor. Schulz, partisini söz konusu sürecin her aşamasına dâhil edeceğine dair söz verdi. Bu nedenle de ön görüşmelerin resmi koalisyon görüşmelerine doğru evrilmesinden önce parti delegelerinin onayını almak için bir kongre düzenlemek istiyor.

Ancak, asıl güçlük bu noktadan sonra başlayacak. SPD'nin 440 bin üyesi partinin bir diğer büyük koalisyona girip girmemesi konusunda oy kullanabilecek. Genel kanı, Paskalya'dan önce yeni bir hükümet kurulmasının oldukça düşük bir ihtimal olduğu yönünde. Böylece sıra dışı seçim yılı 2017 bir ihtimal yeni büyük koalisyon kurulana kadar ''eski büyük koalisyonla'' işlerin yürütüldüğü belirsizlik dolu bir tablo ile son buluyor.

(Deutsche Welle Türkçe, 29 Aralık 2017)

 

İtalya'da Erken Seçimin Tarihi Belli Oldu

Cumhurbaşkanı Mattarella, parlamentoyu feshederek önümüzdeki yıl yapılması planlanan erken genel seçimlerin önünü açtı. Halk, 4 Mart'ta sandığa gidecek. İtalya Cumhurbaşkanı Sergio Mattarella perşembe günü parlamentoyu fesheden kararnameyi imzalayarak seçim yarışının resmi olarak startını verdi.

Erken genel seçimler 4 Mart'ta yapılacak. Bu tarihe kadar ise sosyal demokrat Başbakan Paolo Gentiloni göreve devam edecek. Öte yandan İtalya'yı koalisyon görüşmelerinde sancılı bir süreç beliyor. Zira anketlere göre hiçbir parti hükümeti kurmak için salt çoğunluğu elde edebilecek konumda bulunmuyor.

Anketlere göre eski Başbakan Silvio Berlusconi'nin Forza İtalya'sı ile sağ popülist Kuzey Birliği'nden oluşan merkez sağ birinci sırada bulunuyor. En güçlü tek parti konumundaki yerleşik düzen ve AB karşıtı 5 Yıldız Hareketi ikinci sırada yer alıyor. Ancak vergi kaçakçılığından hüküm giymesi nedeniyle Berlusconi'nin kendisi seçimlere katılamayacak.

Eski Başbakan Matteo Renzi ise lideri olduğu Demokratik Parti ile üçüncü sırada buluyor. İtalya, Renzi'nin anayasa değişikliği için yapılan referandumundan aldığı ağır yenilginin ardından istifa etmesinden bu yana genel seçimlerin ne zaman yapılacağını tartışıyordu.

Beş Yılda Üç Hükümet

İtalyanlar beş yıllık yasama dönemi boyunca üç ayrı hükümet gördü. 2013'te sosyal demokrat Enrico Letta başbakan oldu. Onun yerini Matteo Renzi, Renzi'den boşalan koltuğu ise Paolo Gentiloni aldı. Gentiloni genel seçimlerden açık bir sonuç çıkmaması durumunda kaos yaşanması ihtimaliyle ilgili olarak ise "İstikrarsızlık konusunu dramatize etmemeliyiz" şeklinde konuştu. Sık hükümet değişiminin yeni bir fenomen olmadığını belirten Gentiloni, "Bu durum ülkemizin büyüyüp gelişmesini engelleyemedi" dedi. Gentiloni, İtalya'nın bu konuda "aşılı" olduğunu da söyledi.

(Milliyet, 29 Aralık 2017)

 

İsveç'te Sürücüsüz Minibüs Devri Başlıyor

İSVEÇ'in başkenti Stockholm'de iki sürücüsüz minibüs, gelecek aydan itibaren tarifeli seferlere başlayacak. İsveç'te başlayacak bu uygulama devrim niteliğinde.

İSVEÇ'in başkenti Stockholm'de iki sürücüsüz minibüs, gelecek aydan itibaren tarifeli seferlere başlayacak. İsveç'te başlayacak bu uygulama devrim niteliğinde.

İsveç Ulaştırma İdaresinden yapılan yazılı açıklamada, İskandinavya'da ilk defa sürücüsüz minibüslerin yılbaşından sonra seferlere başlayacağı belirtildi.İlk etapta iki minibüsün Stockholm'ün kuzeyindeki Kista bölgesinde bulunan Hanstavegen ile Arne Torg caddeleri arasındaki 1,5 kilometrelik mesafede sefer yapacağı bilgisi paylaşılan açıklamada, 12 kişilik minibüslerin saatte 20 kilometre hızla gideceği ifade edildi.Açıklamada, 7 tane daha sürücüsüz aracın kısa sürede Stockholm'ün birçok bölgesinde uygulamaya konulacağını kaydedilerek, minibüslerin şimdilik ücretsiz hizmet vereceği belirtildi.

Sensör Devri; Özel kamera ve sensörlerin bulunduğu elektrikli minibüsler kendileri için ayrılan yolda ilerleyecek. Minibüsler, donanımlarıyla çevresindeki insan, araç ve diğer objeleri algılayabilecek. Direksiyonu olmayan minibüslerde İsveç yasaları uyarınca acil durumlarda kontrolü ele alabilecek operatörler bulunacak.

(İnternet Haber, 29 Aralık 2017)

 

Avusturya'nın Yeni Kabinesini Boykot Çağrısı

Dünyanın farklı yerlerinden siyasetçiler ve aktivistler, Avrupalı hükümetleri Avusturya'da kurulan koalisyon hükümetinde yer alan sağ popülist Avusturya Özgürlükçü Partisi'nin (FPÖ) altı bakanını boykot etmeye çağırdı.

Fransız Le Monde gazetesinde  cuma günü yayınlanan ve dünyanın farklı yerlerinden eski siyasetçilerin, aktivistlerin imzaladığı açık mektupta Avrupa hükümetlerinin Avusturya'nın yeni kurulan koalisyon hükümetinde yer alan sağ popülist Avusturya Özgürlükçü Partisi (FPÖ) üyesi bakanları kabul etmeme çağrısı yapıldı.

Çağrıda aynı zamanda Avrupalı hükümetlerin Avusturya'nın temmuz 2018'den başlayarak sene sonuna kadar yürüteceği Avrupa Birliği dönem başkanlığını boykot etmeleri de istendi.

Fransa'nın eski Dışişleri Bakanı Bernard Kouchner ve Avrupa Irkçılıkla Mücadele Hareketi'nden (EGAM) Benjamin Abtan tarafından başlatılan açık mektup kampanyasında Avusturya'da "Nazizmin varislerinin" iktidara geldiği belirtildi.

Ekim ayında yapılan seçimlerin akabinde aralık ortasında muhafazakâr Avusturya Halk Partisi (ÖVP) ile sağ popülist FPÖ arasında koalisyon kurulmuş, başbakan koltuğuna da Avrupa'nın en genç lideri olma sıfatına erişen 31 yaşındaki ÖVP Genel Başkanı Sebastian Kurz gelmişti.

Başbakan Kurz'un liderliğindeki ÖVP yedi bakan ve bir müsteşar ile koalisyon hükümetinde yer alırken, Başbakan Yardımcısı Heinz-Christian Strache liderliğindeki FPÖ ise altı bakan ve bir müsteşar ile hükümette temsil ediliyor.

Açık mektubu imzalayanlar arasında Nobel Barış Ödüllü Doğu Timur eski Cumhurbaşkanı Jose Ramos-Horta, Kanada eski Başbakanı Kim Campbell, İspanya'nın eski Dışişleri Bakanı Miguel-Angel Moratinos ve "Nazi avcıları" olarak bilinen aktivist Beate-Serge Klarsfeld çifti de yer alıyor.

"Taksirli Sessizlik Ve Kayıtsızlık"

İmzacılar, Kurz'un Strache ile birlikte 18 Aralık'ta kurduğu koalisyon hükümetine karşı Avrupa'nın içinde bulunduğu "taksirli sessizlik ve kayıtsızlığı" kınadıklarını belirttiler.

Mektupta, "Bakışlarımızı başka yöne çevirmeyeceğiz: Avusturya hükümetinde iktidara gelenler Nazizmin varisleridir" denildi.

2005 yılından bu yana FPÖ'nün genel başkanlığını yürüten Başbakan Yardımcısı Strache, İslam ve Avrupa Birliği karşıtı söylemleriyle dikkat çekiyor. Koalisyon hükümetinde iç ve dışişleri bakanlıkları da FPÖ'nün oldu. İçişleri Bakanı Herbert Kickl olurken, Dışişleri Bakanlığına Karin Kneissl getirildi. Ortadoğu uzmanı Kneissl, Almanya Başbakanı Angela Merkel'in mülteci siyasetini ve Avrupa Birliği ile Türkiye arasında imzalanan mutabakatını sert bir şekilde eleştirmesiyle biliniyor.

Yeni kabinede Savunma Bakanı ise 41 yaşındaki Mario Kunasek oldu. İnsan hakları örgütlerinin verdiği bilgilere göre, Kunasek sığınma başvurusunda bulunanların gece sokağa çıkmasının yasaklanması, sağlık sistemine erişimlerinin sınırlandırılması gibi önerilerle dikkat çekmişti.

(Deutsche Welle Türkçe, 29 Aralık 2017)

 

Yunanistan'da AİHM Kararlarının Uygulanması Tartışmaları

İTB Başkanı Ahmetoğlu:- 'AİHM'nin derneğimizle ilgili kararının uygulanmasını ve bu doğrultuda İTB'nin resmi statüsünün iade edilmesini istiyoruz'

" Batı Trakya'daki İskeçe Türk Birliği (İTB) Başkanı Ozan Ahmetoğlu, Yunanistan'da, "Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarına Yunan mahkemelerinin adapte olması"na yönelik yasal düzenlemenin ardından derneğin resmi statüsünün iade edilmesi için Trakya İstinaf Mahkemesi nezdinde yeniden dava açıldığını söyledi.

Konuyla ilgili AA muhabirine açıklamalarda bulunan Ahmetoğlu, Yunanistan parlamentosunda onaylanan yeni düzenlemenin ardından 1983 yılında kapatılan ve hakkında "resmi statüsünün iadesi" yönünde AİHM kararı bulunan İTB'nin yeniden açılması için resmi başvuru yaptıklarını belirtti.

Ahmetoğlu, İTB'nin resmi statüsünün iadesi yönündeki AİHM kararının, Yunanistan tarafından bugüne kadar uygulanmadığına dikkati çekerek, "AİHM'nin yaklaşık 10 yıl önce derneğimizle ilgili vermiş olduğu kararının uygulanmasını ve bu doğrultuda İTB'nin resmi statüsünün iade edilmesini istiyoruz." ifadesini kullandı.

Derneğin avukatı aracılığıyla yapılan başvurunun, 28 Şubat 2018'de Gümülcine'deki Trakya İstinaf Mahkemesinde görüşülmesinin kararlaştırıldığını belirten Ahmetoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Bu dava, Batı Trakya'daki Türk azınlığın hak arama mücadelesinde önemli bir dava. Aynı zamanda Yunanistan demokrasisi için de önemli bir aşama. Yıllarca uygulanmayan AİHM kararlarının artık ülkemizde de uygulanmasını istiyoruz. Yunanistan'ın uluslararası kurumların kararlarına ve kurallara uymasını bekliyoruz. Uluslararası mahkemenin bizlere tanıdığı yasal hakların tescil edileceğini umuyoruz. Bu konuda umutluyuz."

Batı Trakya'da, isminde "Türk" kelimesi olduğu gerekçesiyle 1983'te mahkeme kararıyla kapatılan İTB, iç hukuk yollarının sonuçsuz kalmasıyla 2005 yılında konuyu AİHM'ye taşımıştı. 2008'de karara bağlanan davada AİHM, Türk azınlığa ait derneklerin kapatılmasıyla "Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin örgütlenme hakkıyla ilgili 11'inci maddesinin ihlal edildiği" görüşüne vararak Yunanistan'ı mahkum etmişti.

Öte yandan, Yunan mahkemelerinin AİHM kararlarına adapte olmasına yönelik yasal düzenleme, muhalefet partilerinin itirazı üzerine, "Milli güvenlik söz konusu olduğunda karar uygulanmayabilir." ifadesi eklenerek ekim ayında Yunan Parlamentosunda onaylanmıştı.

(Time Türk, 28 Aralık 2017)

 

KKTC, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'ne Çok Sert Çıktı: Bu Adımların Hiçbiri Kabul Edilemez!

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) Dışişleri Bakanlığı, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nin Doğu Akdeniz'deki tek taraflı doğalgaz arama faaliyetlerine ilişkin, Rum tarafının, Türk tarafını yok sayarak attığı  adımların hiçbirinin kabul edilemeyeceğini bildirdi.

Bakanlıktan yapılan yazılı açıklamada, Rum tarafının, Kıbrıs Türklerinin doğal kaynaklar üzerindeki haklarını göz ardı ederek, bugüne kadar yapılan tüm uyarılara rağmen Doğu Akdeniz’deki hidrokarbon faaliyetlerine devam ettiği belirtildi.

Rum tarafının, yeni sondaj faaliyetlerine başlamış olmasının geçmişte yapılan hataları tekerrür ettiğini gözler önüne serdiğinin ifade edildiği açıklamada, "Ada’nın ortak sahibi olan Kıbrıs Türk halkının, adanın deniz yetki alanlarında bulunan doğal kaynaklarında eşit ve meşru hakları bulunduğunu bir kez daha hatırlatmakta fayda görmekteyiz." ifadesine yer verildi.

Kıbrıs Türk tarafının, hidrokarbon kaynaklarının araştırılması,  çıkarılması ve işletilmesine ilişkin tüm kararların alınmasında eşit söz sahibi olması gerektiğinin vurgulandığı açıklamada, "Rum tarafının, Türk tarafını yok sayarak attığı adımların hiçbiri kabul edilemez." ifadesi vurgulandı.

Açıklamada, şunlar kaydedildi: "Kıbrıs’ta adil ve kalıcı bir kapsamlı çözümün tesisine dek, Ada etrafındaki doğal kaynaklara ilişkin faaliyetlerin dondurulması veya taraflar arasında belirlenecek iş birliği çerçevesinde yürütülmesi bu aşamada izlenecek en doğru yoldur ancak bu yaklaşıma riayet edilmediği takdirde Kıbrıs Türk tarafının ana vatan ve garantör ülke Türkiye ile istişare halinde, kendi hak ve menfaatlerinin korunması için gerekli tüm tedbirleri alacağını bir kez daha duyurmak isteriz.

Rumların, Kıbrıs Türk tarafını Ada'nın ortak sahibi ve siyasi açıdan eşit ortağı olarak kabul etmeyen yaklaşımını sürdürmesinin Ada'da kalıcı ve kapsamlı bir çözümün tesisine yönelik çabaların önündeki en önemli engeli teşkil ettiği bu vesileyle bir kez daha kanıtlanmıştır. Bu çerçevede, esasen Kıbrıslı Rumların bu değişemeyen zihniyetinin, Ada’da siyasi ortaklık temelinde bir çözümün gelecekte de mümkün olamayacağını bize bir kez daha gösterdiğini, bu itibarla iki devletli bir çözümün müzakeresinin de bir tercih olarak gündeme gelebileceğini vurgulamak isteriz.”

(Milliyet, 29 Aralık 2017)

 

Kıbrıs Şehitlerine 43 Yıl Sonra Cenaze Töreni 

Kıbrıs’ta, Rumlar tarafından 1974 yılında katledilen kayıp 4 şehit için cenaze töreni düzenlendi. Rumlar tarafından katledilen kayıp şehitler Derviş Sadık, Havva Safık  Özkuyucu, Fatma Mehmet Tavukcu ve Halil Hüseyin Karabardak’a ait naaşlar, Kayıp Şahıslar Komitesinin yaptığı araştırmalar sonucu ailelerinden alınan DNA  örnekleri sayesinde belirlendi.       

Çok Sayıda Kişi Katıldı

Şehitlerin naaşı, Muratağa Camisi’nde kılınan cenaze namazının  ardından düzenlenen askeri törenle defnedildi. Törene Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı, Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri Komutanı Tümgeneral Yılmaz Yıldırım, Güvenlik Kuvvetleri Komutanı Tuğgeneral Tevfik Algan ve vatandaşlar katıldı.       

Duygulu Anlar Yaşandı

Tören sırasında bazı şehit yakınları duygulu anlar yaşayarak gözyaşlarına hakim olamadı. Törende konuşan Muratağa, Sandallar ve Atlılar Şehitlerini Yaşatma Derneği Başkanı Ahmet Aşır, Kıbrıs Barış Harekatı’nın başlatıldığı 20 Temmuz 1974  sabahında Rum ordusunun söz konusu üç köyün erkeklerini toplayıp esir kamplarına götürdüğünü, köyün savunmasız, kadın ve çocukların da her tür tacize maruz kaldığını anlattı.         

Rum ve Yunanların 14 Ağustos sabahı çocuk ve kadınları hunharca  katlederek toplu olarak gömdüğünü dile getiren Aşır, Rum ve Yunan askerlerinin  katliam yaparak savaş suçu işlediğini ifade etti. 

700 Kişinin Naaşı Bulundu

Kıbrıs’taki Kayıp Şahıslar Komitesi, 1963 ve 1974 yılları arasında  kayıp olarak listelenen şahısların naaşlarının gömülü yerlerden çıkarılması, kimliklerinin belirlenmesi ve yakınlarına iade edilmesi için çalışmalar yürütüyor.         

Komitenin Kıbrıs’ta devam eden çalışmalarında bugüne kadar 2001 kayıptan yaklaşık 700’ünün naaşı bulundu.

(Posta, 28 Aralık 2017)

 

ABD ile Vize Krizi Çözüldü, Türkiye 'Yanlış Bilgilendirmeye' Tepki Gösterdi

ABD ve Türkiye karşılıklı tüm vize kısıtlamalarını kaldırdı. ABD'nin Ankara Büyükelçiliği, Türk hükümetinin "üst düzeyde sağladığı güvenceye bağlı kaldığını" belirtti. Washington'daki Türkiye Büyükelçiliği'nin yanıtı, "ABD'nin Türkiye'den güvence aldığını ileri sürerek Türk ve Amerikan kamuoylarını yanlış bilgilendirmesini doğru bulmuyoruz" oldu.

İlk olarak ABD'nin Ankara Büyükelçiliği, Türkiye'de uygulanan tüm vize kısıtlamalarının kaldırıldığını açıkladı.

Açıklamada, "Türk hükümeti, Büyükelçilik ve Konsolosluklarımızdaki yerel çalışanlarımızın, Türk yetkililerle iletişim dahil olmak üzere resmi görevlerini yerine getirdikleri için gözaltına alınmayacağı veya tutuklanmayacağına dair üst düzeyde sağladığı güvenceye bağlı kalmıştır" ifadesi yer aldı.

Büyükelçilik önceki açıklamalarında Türk vatandaşlarının vize işlemi randevuları için en erken tarihin 2019 yılının Ocak ayı olduğunu belirtmişti. ABD Dışişleri Bakanlığı da bir açıklama yaparak, Türkiye'ye yönelik vize uygulamasında normale dönüleceğini belirtti.

'Yanlış Bilgilendirmeyi Doğru Bulmuyoruz'

Bu açıklamalar sonrası, Türkiye'nin Washington Büyükelçiliği de, mütekabiliyet ilkesi çerçevesinde, ABD vatandaşlarına yönelik vize rejimindeki kısıtlamaların eş zamanlı olarak kaldırıldığını duyurdu.

Ancak açıklamada şu ifadeler de yer aldı: "ABD'nin açıklamasında sözü edilen güvenceler bağlamında, Türkiye'nin bir hukuk devleti olduğunu, yargı süreci devam eden dosyalarla ilgili olarak Hükümetimizin herhangi bir güvence vermediğini, ülkemizdeki hiçbir temsilcilik görevlisinin kendi resmi görevinin icrası sebebiyle adli soruşturmaya tabi tutulmadığını vurgulamak isteriz. Daha önce de dikkat çekmiş olmamıza rağmen, ABD'nin Türkiye'den güvence aldığını ileri sürerek Türk ve Amerikan kamuoylarını yanlış bilgilendirmesini doğru bulmuyoruz."

Açıklamada ayrıca, Türkiye'nin ABD'de Türk vatandaşlarıyla ilgili süren davalara ilişkin çok ciddi endişelerinin sürdüğü, Türk yetkililerin bu davaların tatmin edici bir şekilde çözüme ulaştırılması için Amerikalı muhataplarıyla görüşmeyi sürdürecekleri belirtildi.

ABD, Türkiye'deki konsolosluk çalışanı Metin Topuz'un tutuklanmasının ardından 8 Ekim'de Türkiye'den yapılan vize başvurularını süresiz olarak askıya almıştı.

Türkiye de ABD'nin adımına yine vize başvurularını askıya alarak yanıt vermişti.

Dışişleri Bakanlığı, Metin Topuz'un "ABD Konsolosluğu'nun kayıtlı personeli olarak diplomatik listede yer almadığını" açıklamıştı. Türkiye'deki ABD Diplomatik Misyonu Topuz'un "hukuka dayalı bir mahkeme yerine medyada yargılanmasının amaçlanmasından" rahatsızlığını dile getirmişti.Vize krizi ise iki ülke arasındaki en kapsamlı diplomatik yaptırımlar olarak görülüyordu.

(BBC Türkçe, 28 Aralık 2017)

 

Trump’tan Çin’e ‘Kuzey Kore’ Tepkisi

Başkan Donald Trump, Çin’i, BM yaptırımlarını ihlal etmediğinde ısrarcı olsa da, Kuzey Kore’ye petrol sevkiyatına olanak tanımakla suçladı.

Trump Twitter üzerinden paylaştığı mesajda, “SUÇ ÜSTÜ yakalandı – Çin’in Kuzey Kore’ye petrolün gitmesine izin vermesinden çok büyük hayal kırıklığına uğradım. Bu, böyle devam ederse Kuzey Kore sorununa asla dostça bir çözüm bulunamaz” diye yazdı.

Güney Kore’de bir gazete bugün yayımladığı haberde, Çin’e ait bir geminin, Kuzey Kore’ye ulaştırılmak üzere bir Kuzey Kore gemisine denizde yasadışı olarak petrol naklettiğini yazmıştı. Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi, Kuzey Kore’nin son dönemdeki uzun menzilli füze denemelerine yanıt olarak, bu ülkenin petrole erişimini sınırlandırmaya dönük yeni yaptırımlar uygulamaya başlamıştı.

Çin Savunma Bakanlığı Sözcüsü Ren Guoqiang, gazetecilere brifinginde Güney Kore medyasındaki haberin sorulması üzerine, Çin ve ordusunun BM’nin Kuzey Kore kararlarını sıkı biçimde uyguladığını yineleyerek, haberi yalanladı. Ren, “Bahsettiğiniz durum kesinlikle yok” dedi.

(Amerika’nın Sesi, 28 Aralık 2017)

 

Türkiye, ABD'li Şirketten Füze Alacak

ABD'li Raytheon şirketi, aralarında Türkiye'nin de bulunduğu 10 ülkeye havadan havaya füze satışı yapacak. Reuters'in haberine göre, dün gece ABD Savunma Bakanlığı'ndan (Pentagon) yapılan açıklamada, ABD'li silah üreticisi Raytheon'un aralarında Türkiye'nin de bulunduğu 10 ülkeye AMRAAM havadan havaya füze satışı için 634 milyon dolarlık sözleşme imzaladığı belirtildi.

Pentagon'dan yapılan açıklamaya göre, füzeler Türkiye, Japonya, Güney Kore, Fas, Polonya, Endonezya, Romanya, İspanya, Bahreyn ve Katar'a satılacak.

(Sputnik Türkçe, 29 Aralık 2017)

 

New York'ta Son 25 Yılın En Ölümcül Yangını: 12 Kişi Yaşamını Yitirdi

Bronx mahallesindeki hayvanat bahçesi yakınlarından bulunan 5 katlı bir apartmanda çıkan yangında 12 kişi hayatını kaybetti, 4 kişi ise ağır yaralandı. Ölenler arasında 1 yaşındaki bir çocuğun da bulunduğu belirtildi.New York İtfaiyesi olay yerine 25 birimden 160 itfaiyecinin gönderildiğini ve yangının başlamasından yaklaşık 4 saat sonra söndürüldüğünü duyurdu.Dondurucu havanın ve şiddetli rüzgarın yangının söndürülmesini zorlaştırdığı da belirtildi.New York Belediye Başkanı Bill De Blasio yaptığı basın toplantısında 'kentte son 25 yılda gördüğümüz en kötü yangın trajedisi' ifadelerini kullandı.Apartmanın birinci katında başladığı belirtilen yangının çıkış nedeni ise henüz bilinmiyor.

(Sputnik Türkçe, 29 Aralık 2017)

 

Trump Yönetiminin İlk Yılında "Üst Düzey Ayrılık" Rekoru

ABD'de Trump hükümeti kurduktan sonra ilk senesinde üst düzey görevlerde bulunanların yüzde 34'ü ayrıldı. Trump, kendisinden önce bu konuda en fazla değişikliğe giden Reagan'ı ikiye katlayarak ABD tarihine geçti.

ABD'de Donald Trump başkanlığındaki yönetim bir rekora imza atarak ilk senesinde en fazla üst düzey ismin görevinden ayrıldığı hükümet oldu.

ABD basınında yer alan haberlere göre, Trump hükümeti kurduktan sonra üst düzey isimlerin yüzde 34'ü görevlerinden ayrıldı. Trump'ın danışmanları, özel kalem müdürü ve Beyaz Saray'daki bazı birimlerin direktörlerinin çok sık değişmesi dikkati çekti.

Wall Street Journal'ın konuyla ilgili haberinde, 1981 yılında dönemin ABD Başkanı Ronald Reagan'ın ilk senesinde üst düzey kurmayları arasında yüzde 17'lik değişiklik olduğu, Trump'ın ise yüzde 34 ile bunu ikiye katladığı belirtildi.

"Tecrübeli Değilller"

Washington merkezli düşünce kuruluşu Brookings Enstitüsü uzmanlarından Kathryn Dunn-Tenpas da konuya ilişkin açıklamasında, yüzde 34'lük oranın yüksek olmasının yanı sıra Trump'ın çevresinden çok üst düzey isimlerin ayrıldığını veya ayrılmak zorunda kaldığını ifade etti.

Dunn-Tenpas, "Benim için çok beklenmedik bir durum. Aslında ilk seneler genel olarak taşların yerine oturma sürecidir ve bu süreç içerisinde değişiklikler olabilir fakat Trump yönetiminde durum farklı. Başkan'ın da çevresindeki isimlerin de herhangi bir tecrübesi yok." görüşlerini paylaştı.

Brookings Enstitüsünün raporunda ise söz konusu değişimin eski başkanlardan Barack Obama'nın ilk yılında yüzde 9, Bill Clinton döneminde ise yüzde 11 olduğu kaydedildi.

En Fazla Ayrılık İletişim Direktörlüğünde

Başkan Trump'ın hükümetinde Ulusal Güvenlik Danışmanı olan Michael Flynn, görevinde sadece 25 gün kalmıştı. Aynı şekilde, Trump kampanyasında aktif olan isimler Reince Preibus ve Steve Bannon da Trump'ın hükümetinde üst düzey görevlerde bulunmuş fakat daha sonra ayrılmışlardı.

Trump'ın iletişim direktörlüğü ise bir yıl içinde en fazla ismin değiştiği makam oldu. Şu anda Trump hükümetinde iletişim direktörü olarak görev yapan Hope Hicks, bir yıl içinde bu göreve getirilen 4. isim oldu.

(NTV, 29 Aralık 2017)

 

ABD’de İnsan Kaçakçılığı Şebekesinin Üyelerine Hapis Cezası

Amerika’da bir federal mahkeme gençlere eğitim ve iş vadederek insan kaçakçılığı yapan bir şebekeden dördüncü şüpheliyi de suçlu buldu. ABD Sınır Devriye görevlileri, suçlu bulunan Pablo Duran Ramierez'i Cumartesi günü Amerika-Meksika sınırını geçmeye çalışırken tutuklamıştı.

Daha önce mahkemeye çıkarılan diğer 3 kişi, şebekede yer aldıkları gerekçesiyle 4 ila 15 yıl hapis cezasına çarptırılmışlardı. Ramierez, Guatemala'da gençleri Ohio eyaletinin Marion kentinde okula gitme ve yumurta çiftliği Trillium Farms'ta para kazanma vaadiyle toplayan şebekeyle işbirliği yapmakla suçlanıyor.

ABD'ye kaçak sokulan gençler kısa zaman içinde kendilerini kötü koşullar altında yaşarken ve günde 12 saate kadar zor görevlerde çalışırken buldular. Tavuk kümeslerini temizlemek, ağır kasalar taşımak ve canlı kuşların gagalarını kesmek zorunda kaldılar.

İşverenler gençlere para ödemeyi reddetti ve onları çalışmaya zorlamak için dövmekle tehdit etti. FBI ve İç Güvenlik Bakanlığı da konuya ilişkin soruşturma yürütüyor.

(Amerika’nın Sesi, 28 Aralık 2017)

 

Putin: St. Petersburg'daki Patlama Terör Saldırısı

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, çarşamba akşamı St. Petersburg'da bir alışveriş merkezinde gerçekleşen patlamayı "terör saldırısı" olarak nitelendirdi. Putin başka bir saldırının da önlendiğini söyledi.

 Suriye'den yurtlarına geri dönen askerler için perşembe günü düzenlenen törende konuşan Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, ülkenin en büyük ikinci şehri olan St. Petersburg'da çarşamba akşamı meydana gelen  ve en az 13 kişinin yaralandığı patlamanın "terör saldırısı" olduğunu belirtti.

Putin ayrıca St. Petersburg'da başka bir terör saldırısının da önlendiğini söyledi.

Saldırı, çarşamba akşamı St. Petersburg'daki bir alışveriş merkezinde müşterilerin eşyalarını koymaları için yapılan dolapların içinde meydana geldi.

Savcılıktan yapılan açıklamada patlamanın el yapımı olduğu, içinde 200 gram ağırlığında dinamit bulunan bir patlayıcı ile gerçekleştirildiği ve etrafa daha fazla tahribat vermesi amacıyla şarapnel parçalarıyla doldurulduğu kaydedildi.

Saldırıyı şu ana kadar kimse üstlenmezken, Devlet Başkanı Putin konuşmasında saldırı ile ilgili başka bir bilgi paylaşmadı.

Kremlin sözcüsü Dimitri Peskov da patlamanın bir terör saldırısı olarak değerlendirilmesine sebep olan özelliğinin ne olduğu konusunda basın mensuplarıyla bir bilgi paylaşmazken, bombanın şarapnel parçalarıyla dolu olmasının "bir terör saldırısı olduğunun kanıtı" olduğunu ifade etti.

Geçtiğimiz haftalarda Putin, ABD Başkanı Donald Trump'ı arayarak Amerikan istihbarat teşkilatı CIA'in Rusya güvenlik birimlerine verdiği istihbarat için teşekkür etmişti. Kremlin ve Beyaz Saray'dan yapılan açıklamalarda, bu istihbarat sayesinde Rusya'nın St. Petersburg kentindeki bir katedrale düzenlenmesi planlanan bombalı saldırının önlendiği aktarılmıştı.

(Deutsche Welle Türkçe, 29 Aralık 2017)

 

YPG'den "Rusya Söz Verdi" Açıklaması

PKK'nın Suriye kolu YPG'den Suriye Ulusal Diyalog Kongresi'ne ilişkin açıklama geldi. YPG komutanı Sipan Hemo Rusya'nın kendilerine gelecek ay Soçi'de yapılacak Kongre'ye katılma sözü verdiğini iddia etti.

Uluslararası Reuters haber ajansının geçtiği habere göre YPG komutanı Sipan Hemo, Moskova'nın "özerk bölge"den 155 temsilcinin katılacağını söylediğini aktardı.  Açıklama, Suriyeli Kürtlerin sosyal medya hesaplarında yer aldı. Ana unsurunu YPG'nin oluşturduğu Suriye Demokratik Güçleri, Suriye topraklarının dörtte birini kontrol ediyor.

Türkiye'nin PKK'nın uzantısı olduğu için barış masasına oturmasına karşı çıktığı YPG bugüne kadar Suriye barış görüşmelerinin herhangi bir turuna katılmadı.  Ulusal Diyalog Kogresi 29-30 Ocak'ta Rusya'nın Soçi kentinde toplanacak. Kongre'nin tarihi geçen hafta sekizincisi yapılan Astana görüşmelerinde karara bağlandı.

Ancak Kongre'ye katılacak grupların kimler olacağı açıklanmadı. Ankara'nın "terör örgütünün masada yeri yok" açıklamasına Rusya'dan da destek gelmişti.

(NTV, 29 Aralık 2017)

 

Rusya Açıkladı: Yanlış Yerden Fırlatınca Uyduları Kaybettik

Rusya geçen ay fırlattıkları uyduyu "utanç verici bir programlama hatasından" ötürü kaybettiklerini açıkladı. Rusya Başbakan yardımcısı Dmitry Rogozin yaptığı açıklamada, geçen ay başlatılan 2.6 milyar ruble (45 milyon ABD Doları) değerindeki Rus uydusunu bir programlama hatası yüzünden ve yanlış yerden fırlattıkları için kaybettiklerini açıkladı. Rus uzay ajansı Roscosmos, Vostochny uzay üssünden geçen ay fırlatılan Meteor M adındaki meteoroloji uydusu ile irtibatı kaybettiklerini duyurdu.

Rogozin, başarısızlığın insan hatasından kaynaklandığını belirterek, uyduları taşıyan roketin yanlış koordinatlarla programlandığını ifade etti. Moskova'nın Kazakistan'daki uzay üssü Baikonur'dan fırlatılmak üzere programlanan roket, Vostochny uzay üssünden fırlatılınca yörüngeye oturamadı. Rogozin bu hatayı "utanç verici" olarak nitelendirildi.

Yanlış uzay üssünden fırlatılan 45 milyon dolarlık meteoroloji uydusu ile bağlantı tamamen kesildi. Roket, Rusya, Norveç, İsveç, ABD, Japonya, Kanada ve Almanya'daki bilimsel, araştırma ve ticaret şirketlerine ait 18 küçük uyduyu taşıyordu.

(Haber Turk, 28 Aralık 2017)

 

Xi, Çinli Elçileri Kabul Etti

Çin Cumhurbaşkanı Xi Jinping dün, çalışma toplantısına katılmak üzere ülkeye dönen diplomatik elçileri kabul etti. İlk olarak elçiler ile diplomatik görevlerde bulunan bütün çalışanlara teşekkür eden Xi Jinping, diplomatik çalışmalarda son beş sene içinde, ÇKP önderliğinde ve bütün vatandaşların desteğiyle büyük başarılar kaydedildiğine işaret etti.

Xi, Çin'e özgü sosyalizmin yeni döneme girdiğini ve diplomatik çalışmaların yeni dönemde kapsamlı şekilde yapılması gerektiğini söyledi. Xi, bir dizi yeni piyasanın yükselişe geçtiği, gelişmekte olan ülkelerin ise gelişme süreçlerini hızlandırdığı ve uluslararası yapının gittikçe daha dengeli bir duruma dönüştüğü bugünlerde, ÇKP liderliğinde bütün Çin vatandaşlarının Çin'e özgü sosyalizm yolunu kararlılıkla izlediğini ve dikkat çeken başarılar elde ettiğini ifade etti.

Çin büyümesinin hem fırsatlarla, hem de tehditlerle karşı karşıya bulunduğuna dikkat çeken Xi, bütün diplomatlardan ÇKP 19. Ulusal Kongresi ruhunu ve yeni dönemde Çin'e özgü sosyalizm düşüncesini kavrayarak, ÇKP ile devletin davasına katkıda bulunmasını talep etti.

Xi ayrıca, bütün diplomatlardan partiye yönelik sadakatlerini, devlete yönelik fedakarlıklarını ve mesleğe yönelik sorumluluklarını sürdürerek, öğrenme sürecini hiç durdurmadan kendilerini geliştirmelerini ve partinin disiplinle yönetiminde ısrar etmelerini istediğini sözlerine ekledi.

(CRI Türk, 29 Aralık 2017)

 

Çin İle Afganistan Arasında Askeri Diyalog

Çin Komünist Partisi Merkez Komitesi Askeri Komsiyon Başkan Yardımcısı Xu Qiliang, dün ülkeye ziyarette bulunan Afganistan Savunma Başkanı Tariq Shah Bahrami'yle görüştü. Xu Qiliang görüşmede, Çin ve Afgansitan'ın iki yakın dost ve komşu olduğunu belirterek, iki ülkenin geleneksel dostluğunun bir hayli derin olduğunu ifade etti.

İki ülkenin her alanda gerçekçi teması ve işbirliğini verimli bir şekilde sürdürdüğünü kaydeden Xu, Çin'in Afganistan ile ilişkilere büyük önem verdiğini dile getirdi. Xu, Afganistan'ın egemenliği, bağımsızlığı ve toprak bütünlüğü ile barışçıl yeniden yapılanma konusundaki çabalarını kararlıkla desteklediklerini söyledi.

Xu ayrıca, Çin ordusunun, Afganistan ordusuyla her alanı kapsayan gerçekçi işbirliğini güçlendirerek, ikili ilişkileri hız kesmeden geliştirmeyi umduğuna işaret etti. Ülkesinin Tek Çin politikasını kararlıkla desteklediğinin altını çizen Tariq Shah Bahrami ise, Çin'le terörle mücadele ve güvenlik işbirliğini derinleştirmeye hazır olduklarına dikkat çekti.

Bahrami son olarak, iki ülke hükümetleri ve orduları arasındaki temasların süreceğine vurgu yaptı.

(CRI Türk,28 Aralık 2017)

 

Xi'den, Japonya İle Partiler Arası Temas Vurgusu

Çin Cumhurbaşkanı Xi Jinping, Japonya ile partiler arası temas ve işbiriliği çağrısı yaptı. Xi Jinping dün başkent Beijing'de, Japonya Liberal Demokrat Partisi Genel Sekreteri Toshihiro Nikai ile Komeito Partisi Genel Sekreteri Yoshihisa Inoue ve beraberlerindeki heyetle bir görüşme gerçekleştirdi.

Xi Jinping görüşmede, iki ülkenin iktidar partileri arasındaki temas mekanizmasının, ikili ilişkilerin gelişiminde oynadığı rolü takdirle değerlendirdi. Xi, Nikai ve Inoue'nin, iktidar partileri arasında uzun vadeli diyalog mekanizması ve işbirliği kurulması için büyük çaba harcadığını belirtti.

Xi, iki tarafın partiler arasındaki temasları güçlendirerek işbirliğini derinleştirmesini ve Çin-Japonya ilişkilerinin iyileşmesinde öncü rol oynamasını istediğini ifade etti. Nikai Toshihiro ve Yoshihisa Inoue ise, Japonya siyasi partilerinin Çin Komünist Partisi'yle (ÇKP) işbirliğini sürdürmeye ve iki ülkenin ilişkilerine daha çok katkı sağlamaya hazır olduklarını belirtti.

Japon heyet, Çin ziyaretleri kapsamında ilk önce, 25-26 Aralık tarihlerinde Çin'in Fujian eyaletinde düzenlenen "Çin-Japonya İktidar Partileri Temas Mekanizması"na katıldı. Toplantı, ÇKP, Japonya Liberal Demokrat Partisi ve Komeito Partisi tarafından ortaklaşa düzenlendi.

(CRI Türk, 29 Aralık 2017)

 

Mısır'da Askeri Araca Saldırı: 7 Ölü

Ariş kentinde askeri araca düzenlenen saldırıda aralarında bir albay ile bir yarbayın da bulunduğu 7 asker öldü.

Mısır'ın Kuzey Sina vilayetinin merkezi El Ariş kentinde orduya ait bir aracın hedef alındığı saldırıda 2'si rütbeli 7 askerin öldüğü, bazı askerlerin yaralandığı bildirildi.

Emniyet kaynaklarından alınan bilgiye göre, silahlı bir grup, Ariş ile Bir el Abd kentlerini birbirine bağlayan otoyolda güvenliği sağlayan askerlerin aracını önce RPG ile hedef aldı sonrasında ise ateş açtı.

Saldırıda Albay Ahmed el Kefravi ve Yarbay Muhammed el Beşir ile 5 asker hayatını kaybederken, bazı askerler de yaralandı. Yaralı askerlerden bazılarının durumunun ağır olduğu kaydedildi.

Mısır ordusu ve emniyet teşkilatı, Eylül 2013'ten bu yana Sina'daki pek çok ilde güvenlik güçlerini hedef alan saldırılar düzenledikleri gerekçesiyle "terörist ve tekfirci" olarak nitelediği unsurlara yönelik operasyonlar düzenliyor.

Ülkenin kuzeyindeki Sina'da Kasım 2014'te IŞİD'e biat ettiğini duyuran ve adını Sina Vilayeti olarak değiştiren Ensar Beyt el-Makdis örgütü gibi bir takım silahlı grupların etkin olduğu belirtiliyor.

(Sputnik Türkçe, 28 Aralık 2017)

 

Kazakistan'dan, Azerbaycan Dışişleri Bakanı'na Devlet Nişanı

Azerbaycan Dışişleri Bakanı ElmarMemmedyarov, Kazakistan'ın Azerbaycan Büyükelçisi BeybitIssabayev ile 27 Aralık'ta bir görüşme gerçekleştirdi. Görüşmede, Azerbaycan ve Kazakistan ilişkileri ele alınırken, iki ülkenin ortak tarihi, etnik ve kültürel köklere sahip olduğunun altı çizildi. Samimi dostluk havası ile iki ülke liderleri arasında devam eden üst düzey diyalogun, kapsamlı bir ortaklığın gelişimi için önemli bir kapı araladığı belirtildi.

Bu çerçevede, Kazakistan Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev'in Azerbaycan ziyareti ve bu ziyaret esnasında imzalanan anlaşmalara dikkat çekildi. Ayrıca görüşmede, Doğu-Batı Ulaşım Koridoru'nun önemi vurgulanırken, Kazakistan ve Azerbaycan arasındaki mevcut iş birliği düzeyinden övgüyle söz edildi. Taraflar, iki ülkenin uluslararası örgütlerde birlikte ve uyumlu çalışma olanaklarını da masaya yatırdılar.

Görüşmenin ardından Kazakistan'ın Azerbaycan Büyükelçisi Issabayev, iş birliğine olan katkıları ve Azerbaycan ile Kazakistan arasında diplomatik ilişkilerin kuruluşunun 25. yıl dönümü nedeniyle, bizzat Kazakistan Cumhurbaşkanı Nazarbayev tarafından imzalanan kararnameyle verilen "Kazakistan'ın Bağımsızlığının 25. Yıl Dönümü" nişanını, Memmedyarov'a takdim etti.

(Kırım Haber Ajansı, 29 Aralık 2017)

 

Kırgızistan ve Türkiye Hukuki İşlemler İşbirliği Ankara’da Görüşüldü

Kırgızistan’ın Ankara Büyükelçisi İbragimCunusov ile Türkiye Yargıtay Başkanı İsmail Rüştü Cirit dün 27 Aralık’ta bir araya geldi.

Kırgızistan Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada, tarafların Kırgızistan ile Türkiye arasında hukuki işlemler alanında ikili işbirliği konuları görüştükleri, iki ülkenin mahkeme yetkililerin tecrübe alışverişinde bulunma konusuna değindikteri aktarıldı.

Buna ek, toplantıda Türk tarafının Mart 2018’de Türkiye Yargıtay'ın 150. kuruluş yıl dönümüne ithafen etkinliğin düzenleneceği ve o etkinliğe Kırgızistan’ın mahkeme yetkililerin davet edileceği hakkında bilgi verdiği bildirildi.

Cunusov ve Cirit’in ikili işbirliğini daha da yoğunlaştırmak için yakın temasları sürdürmeye hazır olduklarını dile getirdikleri belirtildi.

(Kabar, 28 Aralık 2017)

 

Kırgızistan Dışişleri Bakanlığı’nın AEB İşbirliği Çerçevesinde Faaliyetleri

27 Aralık 2017’de Kırgızistan Dışişleri Bakanlığı’nda Bakan ErlanAbdıldayev’in yerel ve yurt dışı medya temsilcileri ile görüşmesi düzenlendi.

Toplantıda Abdıldayev, bakanlığın Avrasya Ekonomik Birliği (AEB) işbirliği çerçevesinde faaliyetleri hakında rapor verdi.

Bakana göre, bu yılında temel vurgunun Kırgızistan'ın AEB çerçevesindeki etkileşimi ve işbirliğine yapıldı. Özellikle, giden yıldaki Kırgızistan'ın Avrasya Ekonomik Birliği’ne başkanlık ettiğine dikkat çeken Abdıldayev, “Kırgız tarafından başlatılanlar da dahil olmak üzere, gündemde olan pek çok konu kaldırılıyor. Elbette hala çözülmemiş ılan konular da var, ancak Birliğin katılımcıları, daha çok yakında Birliğe katılan Kırgızistan ve Ermenistan’ın bu Birliğe katılımdan maksimum fayda görmesinin önemli olduğunu anlamalı." dedi.

Dışişleri Bakanı, tüzel kişilerin ve yurtdışındaki kişilerin, AEB'de, özellikle de Rusya ve Kazakistan'da çalışanların hak ve çıkarlarını korumak için çok fazla dikkat gösterildiğine dikkat çekti.

Bakan, “Hem cumhurbaşkanımızın konumu hem de Rusya tarafının uygun konumu ve anlayışı sayesinde vatandaşlarımızın Rusya'da sürüş izinlerini kullanma konusundaki sorunu kaldırıldı.” ifadesini sözlerine ekledi.

Kırgızistan’ın bu yıl içerisinde Ermenistan’da, Rusya’nın Tomsk, Ufa ve Güney Sahalinsk’te Fahri Konsolosluğu açtığını belirtirken, Rusya’DA ÇOK SAYIDA Kırgızistanlı olduğunu, onların her türlü sorunlarla karşılaştığını ve bu durumlarda onlara yardım sağlanması önemine vurgu yaptı.

Bakan, konsoloslukların bulunduğu bölgelerde o kurumların çalıştığını, olmadığı halde ise iyi avukatların çalıştırıldığını bildirerek konuşmasını tamamladı.

(Kabar, 29 Aralık 2017)

 

Kırgızistan'da 2018 Yılı Bütçe Kanunu Onaylandı

Kırgızistan Cumhurbaşkanı SooronbayCeenbekov'un, 2018 yılı bütçe kanununu onaylandığı bildirildi.

Cumhurbaşkanlığı Basın Merkezi'den yapılan açıklamada, Ceenbekov, koalisyon hükümetinin Başbakanı Sapar İsakov'un kabinesi tarafından hazırlanan ve meclisin ilgili komisyonlarından geçerek genel kurulda kabul edilen 2018 yılı bütçe kanununu onayladığı belirtildi.

Onaylanan bütçeye göre, 2018 yılı bütçesinde gelirler 140 milyar 882 milyon 200 bin som (2 milyar 41 milyon 771 bin dolar), giderler ise 161 milyar 149 milyon 300 bin som (2 milyar 335 milyon 497 bin dolar) olacak.

Kırgızistan'ın önümüzdeki yıl gelirlerinin gayri safi yurt içi hasılanın (GSYH) yüzde 26,2'sine, giderlerin ise GSYH'nın yüzde 30'una denk gelmesi öngörülüyor.

Bütçe açığı ise 20 milyar 267 milyon 100 bin som (293 milyon 726 bin dolar) olması bekleniyor.

(Anadolu Ajansı, 29 Aralık 2017)

 

Kırgızistan’ın Taşkent Büyükelçiliği’nde Kırgız-Özbek İşbirliği Brifingi Düzenlendi

Kırgızistan’ın Taşkent Büyükelçisi Daniyar Sıdıkov, yurtdışı ve Özbek medya temsilcileri için “2017’de Kırgız-Özbek İşbirliği ve 2018 için İşbirliğin Geliştirilme Geleceği” konulu brifing düzenledi.

Büyükelçi Sıdıkov’un 2017 yılının Kırgız ve Özbek ilişkilerin gerçekten önemli ve tarihi olduğunu, Cumhurbaşkanları Şevkat Mirziyoyev ile Almazbek Atambayev’in iade-i ziyaretleri, ayrıca Devlet Başkanı Sooronbay Ceenbekov’un Özbekistan’a gerçekleştirdiği resmi ziyaretin yılın önemli sonuçları olduğuna dikkati çektiği bildirildi.

“Devlet Başkanları sadece bir yıl içerisinde altı kez bir araya geldiler. Bu ziyaretler taraflara ikili işbirliğin güncel konularını görüşmeye ve Kırgız-Özbek Devlet Sınırı sürecini geliştirmeye katkıda ulundu.” ifadesine yer verildi.

Büyükelçinin devlet ziyaretler çerçevesinde imzalanan belgelerin özünü ve değerini ayrıntılı olarak açtığı ifade edildi. Örneğin, Devlet Sınırı Anlaşması ve Stratejik Ortaklık Bildiri, dostluğun güçlendirilmesi, iyi komşuluk ve güven, sınırda güven artırıcı önlemler ve askeri işbirliği anlaşmaları. Sıdıkov, “Devlet Sınırı Anlaşması'nın imzalanması, Kambar-Ata HES-1 ve "Çin-Kırgızistan-Özbekistan" demiryolu inşasında tam karşılıklı anlayışa ulaşılması, devlet başkanlarının siyasi iradesi nedeniyle mümkün oldu” diye devam ettiği belirtildi.

Brifing sırasında Kırgızistan ile Özbekistan arasındaki ticaret ve ekonomik işbirliği alanında yapılan işbirliğine özel önem verildiği, iki ülke arasındaki iş çevrelerinin temsilcileri arasındaki 2017 toplam sözleşmeleri, anlaşmaları ve muhtıraları toplamı 600 milyon doları aştığı aktarıldı.

Büyükelçi Sıdıkov’un medya temsilcilerine turizm alanlarına, sınır bölgelerine, bölümler arası örgütlere, kültürel, insancıl ve halkın diplomasisine ilişkin belirli alanlarda işbirliğinin geliştirilmesi konusunda bilgi verdiği açıklandı.

(Kabar, 28 Aralık 2017)

 

Özbekistan ve Rusya Arasında Nükleer Enerji Anlaşması İmzalandı

Bugün Taşkent'te gerçekleşen temaslar kapsamında imzalanan anlaşmaya Özbekistan Başbakan Yardımcısı Nodir Otacanov ve Rosatom Başkanı Aleksey Lihaçev imza attılar. Rosatom tarafından yapılan açıklamaya göre, anlaşma çerçevesinde Özbekistan'ın nükleer enerji altyapısının oluşturulması, ülkede nükleer enerji santralleri ve araştırma reaktörleri yapımı ve nükleer enerji alanında uzmanlar yetiştirme gibi alanlarda işbirliği yapılacak. Ayrıca Özbekistan'da uranyum yataklarının bulunması ve işlenmesi, radyoaktif izotoplar üretimi ve bunların tıp, sanayi ve tarım alanlarında kullanıma sunulması gibi alanlarda da ortak çalışmalar gerçekleştirilecek.

(İHA, 29 Aralık 2017)

 

10 Alıp 1 Satıyoruz

Onda Birinden Fazla

Merkez Bankası’nın Temmuz-Ağustos-Eylül ayları bültenine göre ihracatta Temmuz ve Ağustos aylarında yüzde 19’luk bir artış söz konusu. KKTC’nin 2017 yılı Temmuz ve Ağustos aylarında ihracatı 15,2 milyon, ithalat ise 127,4 milyon dolar

En Büyük Pay Türkiye’nin

KKTC’nin gerçekleştirdiği toplam ithalat içinde en büyük paya sahip olan Türkiye’nin payı 2017 yılı Temmuz sonu itibarıyla yüzde 60,3. Toplam ithalatımız içindeki payı 2016 yılında 2,8 puan artan AB ülkelerinden yapılan ithalatın payı, 2017 Temmuz itibarıyla yüzde 0,9 oranında azalarak yüzde 20’ye geriledi

Dışa Bağımlılık Artıyor

İhracatın ithalatı karşılama oranının düşük olması, KKTC’nin dış ticaretinin artmasıve ülke ekonomisinin dışa bağımlılığına işaret ediyor.Temmuz 2016-Temmuz 2017 döneminde ticaret hacmi 131,5 milyon ABD dolarından 135,8 milyon ABD dolarına yükseldi

Ticaret Dairesi tarafından açıklanan ihracat ve ithalat verilerine göre KKTC’nin 2017 yılı Temmuz ve Ağustos aylarında ihracat 15,2 milyon, Temmuz ayındaki ithalat ise 127,4 milyon dolar olarak açıklandı.

Bir önceki yılın aynı dönemlerine göre 2017 yılı Temmuz ve Ağustos aylarında ihracat yüzde 19,53, Temmuz ayında ithalat ise yüzde 1,05 oranında arttı.

Ülkedeki üretim ve ihracaatın artmasının olumlu bir artış olarak görülürken, ithalatın ihracata göre daha az artış olması da ciddi bir gelişme olarak nitelendi.

Zirve Ve Dip Arasındaki Fark Azalıyor

İhracaatın yıllık hareket ortalaması 2015 yılı Mayıs ayı sonrası dönemde ise düşüşe geçti. Ayrıca ihracat hacminin volatilitesi ile ihracatın zirve ve dip yaptığı dönemler arasındaki fark yavaş da olsa azalıyor.

İthalatta Artış Gözlemleniyor

İthalatta ise, 2009 yılının Şubat ayından itibaren gerçekleşen en düşük seviye, 2016 yılının Ocak ayında 88 milyon ABD doları ile kaydedildi. İthalat yıllık hareketli ortalamasına bakıldığında, Ocak 2015 sonrası dönemde yön değiştirerek düşme eğilimine girdiği, fakat Eylül 2016 sonrası dönemde tekrar yükselişe geçtiği görülüyor.

İhracatın İthalatı Karşılama Oranının Düşük

İhracatın ithalatı karşılama oranının düşük olması nedeniyle KKTC’nin dış ticaretinin artması, dış ticaret açığının artması anlamına gelmekte ve ülke ekonomisinin dışa bağımlılığına işaret ediyor.

Temmuz 2016 – Temmuz 2017 döneminde ticaret hacmi 131,5 milyon ABD dolarından 135,8 milyon ABD dolarına yükselmiş, dış ticaret açığı ise sırasıyla 120,6 milyon ve 118,9 milyon ABD doları olarak gerçekleşti.

2006 – 2010 yılları arasında ihracatın ithalatı karşılama oranı ortalama olarak yüzde 5 oranında gerçekleşirken, 2011 – 2014 döneminde yüzde 7,3 seviyesine ulaşmıştır. 2015 ve 2016 yıllarında bu oran sırasıyla yüzde 8,4 ve yüzde 6,95’dir. 2017 yılı Ocak-Temmuz döneminde ise 7,52 olarak gerçekleşti.

Türkiye’ye İhracat Artmaya Devam Ediyor

2017 yılının ilk sekiz ayında Türkiye’nin, Diğer Avrupa Ülkeleri’nin ve Diğer Ülkeler gruplarının toplam ihracat içindeki payında bir önceki yıla kıyasla artış kaydedilirken, AB ülkeleri ve Orta Doğu ve Arap Ülkeleri gruplarının paylarında ise düşüş görülüyor.

(Haber Kıbrıs, 29 Aralık 2017)

 

Akdeniz'de 'Doğalgaz' Gerilimi: KKTC Çok Sert Çıktı

Bakanlıktan yapılan yazılı açıklamada, Rum tarafının, Kıbrıs Türklerinin doğal kaynaklar üzerindeki haklarını gözardı ederek, bugüne kadar yapılan tüm uyarılara rağmen Doğu Akdeniz’deki hidrokarbon faaliyetlerine devam ettiği belirtildi.

Rum tarafının, yeni sondaj faaliyetlerine başlamış olmasının geçmişte yapılan hataları tekerrür ettiğini gözler önüne serdiğinin ifade edildiği açıklamada, "Ada’nın ortak sahibi olan Kıbrıs Türk halkının, adanın deniz yetki alanlarında bulunan doğal kaynaklarında eşit ve meşru hakları bulunduğunu bir kez daha hatırlatmakta fayda görmekteyiz." ifadesine yer verildi.

"Rum Tarafının, Attığı Adımların Hiçbiri Kabul Edilemez"

Kıbrıs Türk tarafının, hidrokarbon kaynaklarının araştırılması, çıkarılması ve işletilmesine ilişkin tüm kararların alınmasında eşit söz sahibi olması gerektiğinin vurgulandığı açıklamada, "Rum tarafının, Türk tarafını yok sayarak attığı adımların hiçbiri kabul edilemez." ifadesi vurgulandı.

Açıklamada, şunlar kaydedildi:

"Kıbrıs’ta adil ve kalıcı bir kapsamlı çözümün tesisine dek, Ada etrafındaki doğal kaynaklara ilişkin faaliyetlerin dondurulması veya taraflar arasında belirlenecek işbirliği çerçevesinde yürütülmesi bu aşamada izlenecek en doğru yoldur ancak bu yaklaşıma riayet edilmediği takdirde Kıbrıs Türk tarafının ana vatan ve garantör ülke Türkiye ile istişare halinde, kendi hak ve menfaatlerinin korunması için gerekli tüm tedbirleri alacağını bir kez daha duyurmak isteriz.

"Değişmeyen Zihniyet"

Rumların, Kıbrıs Türk tarafını Ada'nın ortak sahibi ve siyasi açıdan eşit ortağı olarak kabul etmeyen yaklaşımını sürdürmesinin Ada'da kalıcı ve kapsamlı bir çözümün tesisine yönelik çabaların önündeki en önemli engeli teşkil ettiği bu vesileyle bir kez daha kanıtlanmıştır. Bu çerçevede, esasen Kıbrıslı Rumların bu değişemeyen zihniyetinin, Ada’da siyasi ortaklık temelinde bir çözümün gelecekte de mümkün olamayacağını bize bir kez daha gösterdiğini, bu itibarla iki devletli bir çözümün müzakeresinin de bir tercih olarak gündeme gelebileceğini vurgulamak isteriz.”

(Anadolu Ajansı, 28 Aralık 2017)

 

 

http://www.turksam.org/tr/dis-basin-detay/1654-29-aralik-ta-dunya-bunlari-konusuyor
Bu sitede yer alan bilgiler TÜRKSAM adresi kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Tüm hakları Telif Hakları Yasası'nca korunmaktadır.
Kâr amacı güdülmez. Yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.

Sayfa 2160 kez görüntülendi.


Copyright © 2004 - 2014 TÜRKSAM - Tüm Hakları Saklıdır. Aktif 1135 ziyaretçi bulunmaktadır. Tasarım ve Programlama TÜRKSAM - Bilişim Teknolojileri Merkezi (BTM)